toplam 9 kişi bulundu. 9 adedi gösteriliyor.
| tuttum | salu |
| tuttum | kimseyok |
| tuttum | ladyisyan |
| tuttum | thecrowfun |
| tuttum | ozzunOlavin |
| tuttum | the deer hunter II |
| tuttum | rock boogie |
| tuttum | Ercestbeau |
| tuttum | delilercumhuriyeti |
~62 ahkam var. 1 2 3 4 önceki sayfa »
bu cumhuriyetin cumhur başkanı kayıtsız ve şartsız benim.sonra vay ben duymadım vay ben işitmedim demeyesiniz:)anlaşılmayan bi durum varmı
Bahar gelmiş. Parmak uçlarımdan anlıyorum. Rengini bilmediğim çiçeklere tomurcuklanmış.
Hayata kalmaya dair, ölüme teğet çığlıklarla şarkılar söylüyor Latin bir kadın. Anneme inat şarkılar söylüyorum. Ölseydim diye geçiriyorum aklımdan, mezarıma diktikleri fidan da tomurcuklanır mıydı? Müziğin sesini daha da açıyorum. Babama inat eteklerimi savurup dans ediyorum.
Kelebekler konuyor yitik saçlarıma. Renk renk oluyorum. Umulmadık bir şeklide ıhlamur sarısına dönüyorum... Mimoza sarısına… Beklemiyorum bunu kendimden ama bahar gelmiş damarlarıma. Kaç salgından şerbetli damarlarıma… Kendimi tutamıyorum gökkuşağına dönüyorum ya, sarıyı ne kadar sevdiğimi unutmaktan sanık oluveriyorum. Sonra kimse için bir şey yapmadan öylece duruyorum. Rüzgârların esmesini, çiğlerin ıslatmasını, sislerin gizlemesini umarak duruyorum. Durduğum yerin hep bir “gitme” hali olduğunu bağırarak. Kim tutsa ellerimi onula gideceğim sanki. Kimse tutmuyor ellerimi. Şaşırıyorum.
Kendimi ütü tutmaz, işaretli yerlerimden katlayıp kâğıttan bir gemi yapıyorum.
Tek bir yolcu... Son bir yolcu bekliyorum. Vakit geç oluyor onu da almadan gidiyorum.
"B.Muratlı"
açmayın böle etiketler. içinde cumhuriyet geçiyo, fetullahçılar gelip yıkar maazallah.
Boynunuzda külçe tanrılar
Cam pervazlarınıza asılmış bütün dualar
Sevginiz ikindi rüzgârlarını yakıyor, tenimi yakıyor
Bilginiz hepten hepe, hiç nedir bilmezsiniz
Büyük salıncakları var gözünüzün birinden diğerine
Bütün bedeninizde büyüdüm,
Dişlerim bir gül gibi patladı
Kemirdim önüme koyduğunuz domuz kemiklerinizi
Ve her uzvunuzda patladı
Köpekleştiğiniz kadar köpekleşmiş bir adam olarak
Şimdi üzeri kazınmış bir çalgının ilk aşk sahalarında
İşte yenik bir ordu gibiyim
Dizlerimin tam üstünden kanamaya başlıyor bütün hayatım
İlk adımlarımda koştururdu oysa herkes
Şimdi bir saman yaldızı parlıyor kabuk tutmaz dizlerimde
.
Düşlerimin tam üstünden açılmaya başlıyor hayat
Ve okul sıralarında hala esmer bir çocuğum
Yüzüm kendiliğinden açılmış bir defter
Bütün çizgilere parmağımı sokuyorum ilkin
Beyaz bir toz kaplıyor ortalığı
Çiçeğin tahtada beyaz yüzümde siyah olduğu
Okul çağlarında
En çok da adımı yazarken
Büyüdüm
Şimdi dijital iki rakam aralığında açılıyor hayat
İsmimi yazdığım her yerde
Kan kaybediyorum.
Serhat Mirdasi
Ölüm yalnızlığın kutsanmasından başka bir şey değildir. Hayat dediğimiz eziyet dolu yalnızlığı yenme çabasının sonudur ölüm. Final yine yalnızlıktır. Kaçınılmaz son.
Tabutlar niye tek kişiliktir?
Bir sonu olduğunu bilerek yaşamak ne zor. Ama en zoru o sonun tam tarihini bilmek galiba. Ya da hayır ben bilmek isterdim ne zaman öleceğimi. Ne değişirdi hayatımda , bence hiçbir şey.
Yalnızlık belki de ölüme alıştırma. Ama şöyle bir sorun var ve sanırım insanlar bunu öbür dünya inanışıyla aşmaya çalışıyorlar. Ölümün arkada bıraktıkları sorunu. Aslında ölüm hem kendimize hem arkada kalanlara büyük bir ispat yalnızlığımızın sonunun olmadığına dair.
Nasıl yaşarsak öyle ölürmüşüz. Aslında doğru olabilir bu. Çünkü hayatta yalnız olduğumuzu ancak ölürken anlarız ve ne acı ki yine yalnızızdır . Yo acı değil, gerçek.
Cenaze törenlerine herkes gitmiştir. Oradaki o terk edilmişlik, o yalnızlık hissini nerede bulabilirsiniz. Bu törenlerde herkes, buna ölünün yakınları da dahil bir an önce hayata yani işlerine dönmek isterler. Çünkü ölümü yani yalnızlığın mutluluğa dönüştüğü tek anı sevmezler, nedense?
Yalnızlık ve ölüm birbirinin kaderi gibidirler. Hiç durmadan kurban verirler birbirlerine biz fanilerden.
Kendimizi en zayıf, en mutsuz yani ölü gibi hissettiğimiz an, yalnız olduğumuzu hissettiğimiz an değil midir?
Bu yüzdendir ki yalnızlıktan neden korkulursa ölümden de o yüzden korkulur. Ölüm korkusunu yenmenin en iyi yolu yalnızlığa alışmak, yalnızlığı sevmek, yalnızlığı kabullenmektir.
"Necat Dilaver "
Puslu bir İzmir sabahıydı
Ve sen geçiyordun habersizce
Kaldırımlar bile ağlıyordu
Kordon boyu kaldırımlar
Issız ve kısır bir kaderin yolcusuydu
Aslında kaldırım değildi ama neydi onların adı
Hani o denizin hemen yanında, sevgililerin üstüne oturduğu, kırık dökük betondan yükseltiler...
Kaldırım değildi, ama neydi
Kordon boyu umutlar biriktirdik
Martılara yem ettik yalnızlığımızı
Renksiz bir kalp emdik annemizin memesinden
Aşkı sorgusuz sualsiz içemedik
Oysa;
Simetrik ölümler çağında
Yaşadığımız aşk değil olsa olsa intihardır
Ne güzel de dizilmişti simetrik aralıklarla aşıklar
Zaten Kordon’u Kordon yapan aşktı
Daha güzeldi eski Kordon
Çok daha güzel
İyi de dalgaların dövdüğü kaldırım değildi ama neydi?
Gerçi üstünde oturan sendin, hava puslu, Kordon, eski Kordon…
Necat Dilaver
Ne güzel bir duygudur bazen..
Bırakmak kendini karşındakine.
Bir sonraki adımı merak etmeksizin, bırakmak..
Ne olursa olsun diyebilmek.
Bırakmak.
Sadece bırakmak…
Senin güçsüzlüğün müdür?
Yoksa “güç”le açıklanamayacak başka bir duygu mu bu?
Bilmem.
Bilmemek belki de teslim olmanın diğer adı.
Oluruna bırakmak işte.
Dediğim bu.
Hani deriz ya aramızda; “rahat ol”
Ondan işte.
Kasıyoruz da n’oluyor?
Veya daha güçlüyüz de…
Yenmek yerine baştan teslim olmak..
Hmm, fantezi gibi bir şey…
Bu akşam geldi başıma.
Hoşuma gitmedi desem yalan.
Sorgulamadım desem, o da.
Hoştu.
“O”ydu belki de hoş olan.
Hissettiklerimden çok…
“Kafayı yemek” mi bunun diğer adı?
Öyle olsun!
“Ne mutlu” dediğimi hatırlıyorum sadece.
Uyumadan önce…
Bu anı yaşadığımı fark edebildiğime.
Ne mutlu…
“Fikir Atölyesi “
ben sana eski bir şey söylemiştim
evler içe doğru açılıyordu daha
kelimeler içe doğru açılıyordu daha
içe doğru açlıyordu daha
iki kişi bir insanda
insan iki kişiydi
insan iki kişidir
daha kalabalık değildir
biri olmaktan
yokluğun bıraktığı iki kişiden
biri derinliğine insan
biri boğulur ondan
iki kişidir insana
tuzaktan düşen orman
hanidir kuşlardan konuşmadık
en az iki kişidir
bir insanda aşk olmak
onları da birbirine bağışla
iki kişinin düellosunda
karşısında ondan kutsal
kimi bulacak insan
iki kişiysen yalnızsın
deli çocuk deli kadın
topladığın deli çiçek
iki kişilik biletin
insanı çoktan geçti
birazdan dolar yalnızlık
iki kişi daha var
biri yola çıktı yine
içimde biri açacak
ben sana eski bir şey söylemiştim
biri fazla
insan iki kişidir
insan şimdi kaç kişidir
kaç kişiden kalır bir insan
kaç kişi bıraktıysan
bir insandan kendine
beni iki kişi bırak
biri ateş olsun sarsın
biri bunu yangın sansın
beni iki kişi bırak
biri ele versin beni
biri suçumu üstlensin
beni iki kişi bırak
beni iki kişi bırak
Eskiden Terzi (1991 - 1994)
Haydar Ergülen
bir sir-cocuksun, yalnizca ask acik sende,
ne sen kaliyorsun ne o, asktan baska
biri yok, gel, ask istedigi icin varsin,
Ne onu kurtariyorsun ne kendini, asktan baska
biri yok, git, ask istedigi icin yoksun
ayriliktan degil, tasidigi safliktan konusursun;
Ayrilik sana donmektir, yeniden bana
Ruhumuz opusur ya, baskasindayken agzimiz,
Govde gozaltindadir, oysa ruhumuz sereserpe
Seni senden beni benden bagislar birbirimize
Bir sir cocuksun, askla aciyorsun kullandigin her seyi
Burda degilsin, coktan cekilmissin ve seninle
gitmis senin olan, her zamankinden coksun bu evde,
cunku ask hepimizden caliskandir, ben duruyorum
Vefa ask lisesindeki ceza nobetine
Bu karanlikta daha iyi goruyorum seni
Ayni tunelden geciyorsun geliste ve gidiste
Kavusmaya, ayriliga ayni yolu kullaniyorsun,
beni buyuten asktan soz ediyorum, yolculuga ovgu,
bir sir cocuksun, bastan cikarir gibi aciga cikardin beni,
ayrilik mi; beni aska terkettigin icin seviyorum seni!
...Beni Aska Terkettigin Icin Seviyorum Seni
Haydar Ergülen
Neo: Neden gözlerim acıyor?
Morpheus: Çünkü daha önce onları hiç kullanmadın.
Suskun
Sus, kimseler duymasın.
Duymasın ölürüm ha.
Aydım yarı gecede
Yeşil bir yağmur sonra...
Yağıyor yeşil.
En uzak, o adsız ve kimselersiz,
O yitik yıldızda duyuyor musun?
Bir stradivarius inler kendi kendine,
Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
Önce bendim diyor ve sonra benim...
Ölümsüz, güzel ve çetin.
Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
Kendi rüzgarıyla vurgun...
Sarıyor yeşil.
Rüya, bütün çektiğimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram...
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret,
İki parça can.
Çatladı yüreği çakmaktaşının,
Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde
Çağlardır boğulmuş bir su...
Ağıyor yeşil.
Yivlerinde yeşil güller fışkırmış,
Susmuş bütün namlular...
Susmuş dağ,
Susmuş deniz.
Dünya mışıl-mışıl,
Uykular derin,
Yılan su getirir yavru serçeye,
Kısır kadın, maviş bir kız doğurmuş,
Memeleri bereketli ve serin...
Sağıyor yeşil.
Aydım yarı gecede,
Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,
Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda.
Ama hançer taşı sanki
Koca Kartaca!
Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne
Bak nasıl alıyor, yiğit,
Binlerce yıl da sonra
Alıyor yeşil.
Vurur dağın doruğundan
Atmacamın çalkara,
Yalın gölgesi.
Kuş vurmaz, tavşan almaz,
Ama aç, azgın
Köpek balıklarıydı parçaladığı
Bak, Tiber saygılı, suskun.
Bak nilüfer dizisi zinciri.
Bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,
Cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,
Ve ilk gerillası Spartaküs'ün.
Susuyor yeşil.
Sus, kimseler duymasın,
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra.
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğurur bizi?
Ruhum...
Mısra çekiyorum, haberin olsun.
Çarşıların en küçük meyhanesi bu,
Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
Derimizin altında o ölüm namussuzu...
Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor.
İlktir dost elinin hançersizliği...
Ağlıyor yeşil.
Ahmet Arif
Yalnız Değiliz
Bir ufka vardık ki artık
Yalnız değiliz sevgilim.
Gerçi gece uzun,
Gece karanlık
Ama bütün korkulardan uzak.
Bir sevdadır böylesine yaşamak,
Tek başına
Ölüme bir soluk kala,
Tek başına
Zindanda yatarken bile,
Asla yalnız kalmamak.
Şafakları ben balığa çıkarım
Akan akmayan sularda
Benim, bütün tezgahlarda paydosa giden
Bir bahar akşamı dünyada.
Ben dört duvar arasında değilim
Pirinçte, pamukta ve tütündeyim,
Karacadağ, Çukurova ve Cibalide.
Zehirli kör yılanları
Ve sıtmasıyla
Gün yirmidört saat insan avında
Karacadağda çeltikler.
Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi
- Ayak bileklerinde bir dizi boncuk,
Sol omzunda nazarlık,
Dağ başında unutulmuş üşümüş,
Minicik bir aşiret kızının -
Damla-damla, berrak olur pirinci.
Kamyonlarla, katır kervanlarıyla
Beyler sofrasına gider...
Çukurovam,
Kundağımız, kefen bezimiz
Kanı esmer, yüzü ak.
Sıcağında sabır taşları çatlar,
Çatlamaz ırgadın yüreği.
Dilerse buluttan ak,
Köpükten yumuşak verir pamuğu.
Külhan, kavgacıdır delikanlısı,
Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun
En çok Çukurovalılar mahpustur,
Dostuna yarasını gösterir gibi,
Bir salkım söğüde su verir gibi,
Öyle içten
Öyle derin,
Türkü söylemek, küfretmek,
Çukurova yiğidine mahsustur...
Tütünü bilir misin?
"Kız saçı" demiş zeybekler,
Su içmez her damardan,
Yerini kolay beğenmez,
Üşür
Naz eder,
Darılır
İki parmak arasında kıyılmış,
Bir parçası var kalbimin
İncecik, ak kağıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini.
Dostun susan dudağına...
Sokaklardan,
Kıyılardan,
Gök mavisinden,
Ekmeğinden,
Canevinden ayrı düşmeye
Yani bütün hasretlerin kahrına
Ve zehrine çaresiz kalmaların,
İlk nefesi Hızır gibi yetişir
Cibalide sarılan cıgaranın...
Tütün isçileri yoksul,
Tütün işçileri yorgun,
Ama yiğit
Pırıl - pırıl namuslu.
Namı gitmiş deryaların ardına
Vatanımın bir umudu...
Ahmed Arif
Duydum ki artık başka birisinin kollarındasın. Bir zaman seninle yaşadığım ömrü sana feda edecek olan ben, şimdi duydum ki bir başkasına seni seviyorum diyormuşsun. Bana baktığın gibi, bana tutunduğun gibi, beni özlediğin gibi özlüyormuşsun. Ah gözlerim, ah kulaklarım görmese, duymasaydı bu kadim hüznü ve hatırlamasaydım seni bir ömür boyu. Seninle yan yana yürüdüğümüz yollar bizi beklerken, şimdi bir başkasıyla gezinirken görüyormuş senin güzelliğini. Geceleri allı benli mehtabı bir başkasıyla paylaşırken, ben seni anardım o çok sevdiğimiz şarkı eşliğinde, gözlerim hafif hasret dolu bakarken etrafıma.
Sen benim özlemimsin. Özlemimdin. Bir çukurda hasretim. Seni bekledim her geçen saniyenin hakkını sevgimle, aşkımla ödeyerek. Şimdi duydum ki bir başkası yazılar yazıyormuş sana. Islak aşklarına anlatarak sevdiriyormuş kendini. Dumanlı başım şimdi sarhoş etse yüreğimi bir duvara çöksem ağlasam söve söve, bu aşka karşı tükürsem... Tükürsem senin adını, bu adını yazdığım duvarlara. Tamamlanmamış boşluklarım şimdi eşlik eder bana nereye gittiğimi bilmediğim yollar üzerinde. Duydum ki gözlerin, gözlerine eşlik edermiş bu aşkın perdesi.
Sana vaat edilen özgürlük şimdi ölümün karşında soğudu. Bir hasrettim, bir aşktım, bir masaldım. Kendimi sana vaat eden ben, şimdi kendimi ölüme mahkum ederim. Gözlerim artık terk eder bu satırları... Artık terk eder kalemim bu şevkle seni anlattığım bir ömrü. Madem bir başkasısın, artık önemi yok sen ile başlayan paragrafların...
"e.bulut"
ne paşası çiğerim , :0) kayboldum derinliklerde , bir şişe viski buldu beni ....
Selam olsun bu satırlar gözlerine karşılık düşen, bu aşk mı bana yazdıran yoksa özlemlerimi mi avuturum bir tutam kelime çıkar kalemimden kirli, lekeli. Küçümsenmiş aşkım elimde kalan, bir sen vardın gitme diyen, bir sen görürdün sana yarattığım aşka karşı diz çöken bu utangaçlığımı. Sen değildin kendini özleten, yaratılan bir masalı anlamaktı bize düşen. Sen kaçmazken ben ağlardım neden bu gözlerim acıyor diye.
Ben varolmazdım sevgilim. Sadece kederdim sana karşı. Verebildiğim bir demet göz yaşı. Yobazlığım tutar geceleri, kıyılarda anlatırdım seni kendime. Bir mehtap dinlerdi sözlerimi birde uzaklardan gelen dalgalar. Selam söylerdim rüzgarlara, kulağına fısıldasın seni sevdiğimi. Saçlarını benim için okşasın. Dudaklarından benim için öpsün. Oysa gökyüzünden düşen her yıldız bizimdi. Bizim dileğimizdi. Gözlerine sürdüğün parlaklığı ben silerdim sevgilim. Üzgünüm. Bir af değil bu intihar belki bu satırlar. Ben sensiz var oldum ama sensiz devam etmedim. Bir manzaradan seni seyretmekti bu aşk. Bir açıklama idin hayatıma karşılık düşen ve bir izdin tıpkı kor gibi.
Sonbaharları ben anlattım sevgilim. Sensiz dökülen her yaprağa küfür ettim. Sensiz yağan yağmurun bir anlamı yoktu, omuzlarıma düşen damlaların ağırlığı canımı acıtırdı ve sen o damlaları izledin.
Bir gül idi seni anladığım ve bir tutam rüzgar idi seni bana veren. Hapis ettim kendimi. Aklımın odaları kilitli. Kapılar ardında kalan sen, göremem ki bu kiri ve şimdi sevgili. Hiç bir iz kalmamalımıydı onca masal içinden birbirimize anlatıp içinde yaşadığımız. Kendimizi mi kandırmışız? Ben seni aşk ile anlamıştım oysa.
Ben, gecelerin melodisinde dans eden şairim. Ne deliyim ne de akıl ile yürürüm. Zaman zaman sorarım rüzgarlara seni. Şimdi selam söyle benden kendine sevgili… Selam söyle.
"e . bulut "
O çok derin bir konu ama burada iki tane deli var bir içindeki deli iki dışındaki deli :-)
cızırtı duyan deliyi yazmayı denese.. elinde yeterince malzeme olduğunu da düşünüyorum...