toplam 13 kişi bulundu. 13 adedi gösteriliyor.
| tuttum | umbilik |
| tuttum | Alya Deniz |
| tuttum | Synth Man |
| tuttum | sinamekici |
| tuttum | mazo gelin |
| tuttum | ulvsblakk |
| tuttum | tunovski |
| tuttum | okocha |
| tuttum | assosunfilozofu |
| tuttum | ephrosinia luccari |
| tuttum | xfactor |
| tuttum | buyukbeyaz |
| tuttum | immanuel tolstoyevski |
~11 ahkam var.
Her olayın ondan önce ortaya çıkan bazı ön koşullarının sonucu olarak oluşması.
ingiliz emprisistlerini okumadan,özellikle Hume,JS Mill ve Holbach, kavranılamayacak insanlık yanılması ve psiko-deteriminizmin çıplak yüzü kavramı.
sonlu automataları incelediğimizde en basit haliyle determinizm şöyle karşımıza çıkar: automatanın tasarlandığı dile ait her harf her state de kullanılmalıdır yani kullanıcı bu harflerden her birini girdiğinde belirli bir yere gitmelidir ve tek yere gitmelidir.Bir state de bir harf iki state e gidiyorsa bu deterministik olmaması için yeterli bir sebeptir.ayrıca her deterministik automatanın tek başlangıç state i olması gerekse de birden fazla bitiş state i olabilir.determinizm etiketini görünce ilk aklıma gelen şeyler bunlardır.
alntı: ekşisözlük: determinizm, yazar:someka
iğrenç bir yüzeysellikle günümüze uyarlaması "bütün evren atomlardan oluşuyorsa ve bu atomlar da belli bir kurala göre davranıyorlarsa, o kural değişmediği sürece atomların yapacağı herşey belirlidir" olan düşünce. şimdi efendim gençler için, ev hanımları için ve kitap okumayı sevmeyen hazır lopcular için konuyu anlaşılır ve eğlenceli kılmaya çalışalım. amacımız da sadece hayatımıza yeni bir görüş katıp "vay ne güzelmiş, neyse hadi sinemaya gidelim" demek olsun.
teknoloji geliştikçe, araştırmalar derinleştikçe insanoğlunun doğası gereği yaşadıklarına mistizm katma hevesi yavaş yavaş kursağında kalıyor. artık biliyoruz ki bütün evrenimiz atomlardan ya da atom altı partiküllerden falan filan oluşuyor. fiziksel detayı çok önemli değil . önemli olan şu ki: gittikçe pekçok şeyi açıklayabilir duruma geliyoruz. artık etrafımızda gördüğümüz, yaşadığımız, hissettiğimiz hemen hemen herşeyin nedenlerini o dediğim parçacıklara inene kadar açıklayabiliyoruz.
süper yavaş ve örneklerle gidelim ki konuya ilgi duymayanlar da ne dediğimizi anlasın. mesela bundan 3000 yıl önce deniz kabuğunun içinden deniz sesinin gelmesinin nedenini tanrılara bağlıyorlardı. 2000 yıl önce ise tanrılara değil de denizin yakınında çok kalmasına ve sesleri depolamasına bağladılar. 1000 yıl önce ise artık ne tanrı ne de depolama gücü olmadığını anladılar. belli ki hava akımı bişiler oluyodu ses yapıyodu. tabi bu arada insanlar binlerce farklı koldan bilgiyle donatılıyorlar ve birtakım şeyleri gittikçe çözüyorlardı. günümüze yakın bir zamanda ise iyice ilerlemiş olan bilim bu sesin nedenini çok daha kökenine kadar açıklayabiliyor duruma geldi. dedi ki: "içindeki spiral biçiminde boşluk var ve hava ile dolu. ağzının yakınında oluşan sesler içeride birikmiş havayı titreştiriyor (tabi bunu diyebilmesi için sesin de atomların titreşimi yoluyla oluştuğunu bulmuş olması lazım) bu titreşimler kabuğun iç çeperinden yansıyor ve kesintili dalgalar doğuruyor, frekans yaratıyor. o oluyor bu oluyor ve biz de denizin uzaktan gelen uğultusuna benzer bir ses duyuyoruz. (tabi bizim duyma sistemimizi titreşimlerin iletilmesi gibi kökenlerle açıklıyor ki daha mis olsun soru kalmasın)"
ee hadi tamam bunu açıkladık atomlarla, fizik kuralıyla falan. bu, herşeyin fizik kurallarıyla açıklanabileceğini mi gösterir ? mesela duygularımıza ne diyeceksin ?
aslında bu soruyu sormak biraz ayıp. yani matematikte dört işlemin ne kadar önemli ve temel olduğunu öğrendikten sonra ancak türev çözümlü bir optimizasyon sorusunu öğretmene "ee hadi bunu da yap bakalım madem dört işlem çok süperse" diye kakalamaya benziyor. şu anda evrende bildiğimiz en karmaşık yapılardan biri olan insanların daha da karmaşık ötesi duygu denilen olgusunu açıklamak hiç de kolay olmamasına rağmen insanlar her tarafta insan gördüğünden ve her an o duygularla yaşadıklarından bunun çok sıradan bir soru olduğunu zannediyorlar.
ancak bugünkü teknolojimiz ve araştırmalarımız çok ilerlemiş durumda ve tamamen olmasa da insan duygularını fiziksel kurallar ve partikül hareketleri, parçacık spinleri, elektromanyetik kuvvetler kimyasal tepkimeler vs. vs. çerçevesinde açıklayabiliyorlar. sinir iletimimlerinin na cl atomlarının yer değiştirmeleri sonucu olması, bizim elimizin acıdığını böyle hissetmemiz gibi olgular artık muamma değil. (çoğu sözlük okuyucusu bu konular hakkında bilgi sahibi farkındayım ancak hiç bu konular üzerinde bilgi sahibi olmayan birisi hemen "hadi canım oradan" tepkisini verebilir. o yüzden ağırdan alıyorum ve hadi canım oradan diyenlere sesleniyorum "bindiğiniz uçağın uçtuğuna inanıyorsanız bunlara da inanmanız gerekiyor. sizin o hayatınızı emanet ettiğiniz doktorlar da sizi bu yollarla iyileştiriyorlar. yani öyle garip güçler, mistik olaylar, güneş tanrısının müdahalesi, ruhun gücü falan gibi şeyler yok. nasıl çalıştığını bilmiyor olmanız televizyonu izlemediğiniz anlamına gelmez. neyse azıcık da olsa açık görüşlülerle yolumuza devam ediyoruz.)
asıl konumuzla ilgili olan kısma yavaş yavaş geliyoruz. peki geri kalan arkadaşlara sesleniyorum. neymiş ? garip güçler, egzantrik cinler, kalp acısı falan yokmuş. hatta soyut hiçbirşey yokmuş. ne varmış ? atom varmış bi de o nedeni bilinmeyen fizik kuralları varmış. o mutluluk, korku, heyecan gibi soyut sandığımız şeyler de bizim beynimizdeki fiziksel-kimyasal etkileşimlerin bir sonucuymuş. (evet evet biliyorum çok iğrenç ama ne yapalım, göz göre göre de yadsıyamayız ki)
peki o zaman kısacası şuna geldik: evrende şu anda 4 tane fizik kuralı ile açıklayamiyacağımız hiç bir olay yoktur. bu kurallar: parçacıklar arasındaki çekim kuvveti, elektomanyetik kuvvet, zayıf çekirdek kuvveti ve güçlü çekirdek kuvveti. (konumuz bu değil ama bilim adamlarının yegane hedefi bütün bu kuvvetleri tek başına açıklayacak olan o "tek kuvveti" bulmak. şahsen benim de önsezilerim evreni açıklayan dört tane kuvvet yerine tek bir kuvvet olmasının çooooook daha mantıklı olduğunu söylüyor)
bakın şu anda kritik noktadayız. bu kuvvetler evren kurulduğundan beri değişmediğine göre ve mistik birşey olmadığına göre o zaman aynı atomları aynı şekilde aynı zamandan bi daha başlatsak tekrar tıpatıp aynı şeyler olacağı aşikar değil midir ? buna evet derseniz şunu da kabul etmiş oluyorsunuz o zaman: bu kuvvetler aynı kalmaya devam edeceğinden bundan sonraki atom hareketleri, parçacık etkileşimleri falan da zaten belirli ! yani evrende bundan sonra olacaklar da belirli durumda. benim bu yazıyı bu tarihte bu şekilde yazacağım big bang sırasında atomların ve partiküllerin bulunduğu yerlerden belliydi. yani aslında her şey başlangıç noktasında belirlenmişti. maç başladığında sonucu belliydi.
ve aslında laplace'in değinmek istediği nokta da biraz buydu. laplace bu kavramı düşündü ve dedi ki: " şu an evrendeki bütün atomların içinde bulunduğu durumu bilebilirsek bundan sonra ne yapacaklarını da bilebiliriz. eğer böyle bir bilgisayarımız olsa bilgileri yüklesek ve 2030'da ne olacağını bul haydi koçum diye düğmeye bassak bize ne olacağını gösterebilirdi".
ilk başta kulağa hoş geliyor. ancak biraz daha düşününce bu hipotezde birçok şeyin ters gittiğini hissediyoruz. bütün bu düşünce sürecini ben, zaman içinde hiçbir yerden okumadan kendi kendime yaşadığım için (evet çok akıllıyım) neyin yanlış gittiğini de kendim sezmiştim. kendi kendime düşünürken şunu farkettim; zamanı durdurup atoma yakından baktığımda haydi yerini tam belirledim diyelim ancak bu bana gidiyo mu duruyo mu ya da nereye hangi ivmeyle gidiyor olduğu hakkında bir fikir vermez. e hareket ettirdiğim zaman da bu sefer yerini tam olarak bilemem. haydaa ne güzel de geleceği görecektik ulan. işte heisenberg belirsizlik prensibinde bu konuya değinmiş ve fazla heyecanlanmayın demiştir. demek ki taaaaa en başlangıç noktasını bilsek ve oradaki her bilgiye sahip olabilseydik gelecekte neler olacağını söyleyebilirdik belkim.
kaldı ki bilgiyi depolayacağımız bilgisayar da yine sistemin bir parçası olacağından ne yaparsak yapalım bağımsız bir işlem gerçekleştiremeyiz.
biz yine determinizme dönelim ve konu ile ilgili sevimli alt başlıklara da hemen değinelim yazımızın sonunda.
- kuantum fiziği canavar mı ? determinizmi dövdü diyolar king kong'u da döver mi ?
- kuantum fiziği canavardır, evet. hem de en hasından ! king kong'u da yener. peki determinizm'i yendi mi ? aslında hemen yeri gelmişken şu konuya transit geçiş yapalım. bırakın determinizmi falan bir kenara hatta bütün bildiklerinizi bir kenara koyun. çünkü huzurlarınızda görelilik kuramı !
albert einstein bize zamanın göreceli olduğunu göstermiştir. zaman göreceli ! yani zaman öyle durmadan geçen bir şey değil. o da maddeye göre değişiyor. ve onun da başlangıcı var. evet zamanın da başlangıcı var. ne kadar mantıksız bir şey öyle değil mi göhül dostları ? nasıl olur da zamanın başlangıcı olur. eee hadi başladı diyelim ondan önce zaman geçmiyor muydu yani ne kadar saçma ama adam ispatlamış işte hay allah. aslında burada şuna dikkatinizi çekmek istiyorum: " biz gözlemlediklerimize bakıp gerçekliğe ulaştığımızı zannederek büyük ahmaklık ediyoruz." küçükken uzayın sonuna gitsek baksak arkasında ne var, ne olacak yine uzay var demek ki uzay sonsuzdur diye düşünürdük. çok mantıklı geliyor ama bugün biliyoruz ki uzay sonlu. ve bunun bizim algılarımızın içinde olmasına da gerek yok, neden olmak zorunda olsun ki ? dördüncü boyutu da algılayamıyoruz ama var. iki boyutlu yüzeysel adamlar da üçüncü boyutu algılayamıyorlar. (hala var aramızda onlardan)
peki işler bu raddede karışıkken birisi gelse bana "birşeyin gerçekleşmesi için bir nedeni olması gerekmez, sana öyle geliyor sadece" dese ve ispatını gösterse matematiksel olarak ne diyeceğim ? ama determinizm şey mey kem küm. o yüzden ben yine şüpheciyim kardeş. kabul ediyorum ve zannediyorum ki bu evrenin işleyiş düzeni algı sınırlarımız dışında. öyle çıkıp da "holey evrenin işleyiş düzenini buldum lay lay lom" diyemeyiz ayıp olur. bakın bildiğimiz sevdiğimiz ışık bile döneğin tekiymiş meğersem, parçacık mı dalga mı belli değil eşşoğlunun. bir de durgun halde kütlesi sıfırmıymış neymiş. bunların topu light !
son konu:
özgür irademiz var mı ? yahu bir kere özgür ne demek onu söylesin biri bana. eğer istediğini yapabilmeye özgürlük diyebilecek kadar yüzeyselseniz tabii ki sapına kadar özgürsünüz. o istediğiniz şeyi neyin istettiğini boşverin, yaşayın güzel güzel. yok eğer "özgürlük demek hareketlerimin bir şeye bağımlı olmaması demek" gibi kendiniz bile ne dediğinizi bilmiyorsanız zaten boşverin siz hiç yorulmayın. kusura bakmayın ama bu konu bana göre öyle aşikar ki romantiklerin ağzından karşı sav bile üretemiyorum ki çürüteyim.
"yahu bu adam şeyden bahsediyo yaa, kadercilik yaw kader işte bu. iyi o zaman yan gelip yatalım madem herşey belli ise !" dedi biri, duydum ben. cevap veriyorum: "sen yat kardeşim, senin yatacağın belliymiş işte"
Aynı zamanda insanın ölçme kabiliyetiyle de ilgilidir.. Çünkü varsayım "tüm özelliklerin" bilinmesine dayanır.. Oysa bu mümkün değildir..
Şöyleki, bir cismin (ki burda cisimden kasıt atom altı parçacıklardır) nerede olduğunu belirleyebilmek için o cisme başka bir cisimle etki etmemiz ve etki eden cismin hareketini ölçmemiz gerekir..
Oysa etki sonrasında etki edilen cismin yeri değişmiştir ve bu hareket tümüyle "belirsizdir".. Dolayısıyla bu tip bir ölçümde cismin yalnızca ilk konumu belirlenebilir çünkü denildiği gibi etki sonrası cismin hareketini açıklayan bir kuram henüz mevut değildir..
O nedenle öne sürülen fikir en azından şimdilik geçersizdir.. (Tüm özellikleri biliyorsak geçmiş ve geleceğide bilebiliriz)
Öte yandan, bu sistemin dışında yer aldığımızı ve bu ölçümü kusurusuz yapabildiğimizi düşünelim (sistemin içindeyken bu ölçümü neden yapamayacağımızı anlattık).. Bu durumda sizin için belirsizlik yoktur ve yukardaki önerme doğrudur..
İşte, bu sistemin dışında yer alma durumuna tanrı olma hali diyebilir ve konuyu "tanrı için deterministik olan evrenin geleceğini ve geçmişini bilmek mümkündür"e bağlayabiliriz..
Öyleyse kafaları bulandıran "tanrı benim ne yapacağımı önceden biliyorsa özgür iradeden söz etmek mümkün mü?" sorusunu cevaplandırabiliriz artık:
Tanrı, kendisi için deterministik olan evrenin geçmişini ve geleceğini "hesaplayabilir", ancak bu bizim kendi seçimlerimizi yapmamızın önünde engel değildir..
Dolayısıyla kader (tanrının yapacaklarımızı önceden bilebilme durumu) ve özgür irade birbiriyle çelişmez..
Hatta tanrının seçimlerimize müdehale etmediğini bile söyleyebiliriz..
evrenin herhangi bir uzay zamanda tüm özelliklerinin bilinmesi durumunda geçmişinin ve geleceğinin tamamen bilinebileceğinin öne sürülmesidir.
Determinizim bir yaratıcı olabileceğini reddetmez, ama özgür iradeyi tamamen reddeder. kim her ne kadar verdiyse bunun aslında o güne kadar olan olayların zorunlu bir sonucu olduğunu söyler. bu bakıma varoluşçulukla oldukça terstir.
determinizim einstein'ın genel ve özel görelilik yasalarıyla çatışma yaşamaz, ancak quantum fiziği ve 20. yüzyılık başında yapılan çalışmalar determinizim'in bittiği yer olarak nitelendirilir.
modern fizikte ve kuantum fiziğinde, pek çok uygulamada mini partiküllerin davranışlarının rastgeleliğinden ötürü bu sonuç çıkartılmıştır. ışığın kırılması buna verilebilecek en kolay anlaşılır örnektir.
ışığın bir kısmının kırıldığı, ama bir kısmının da geri geldiği bir yüzeyde, hangi ışık ışınının kırılacağı, hangisinin geri geleceği aslında tamamen rastlantısaldır, çünkü gönderilen bütün ışık ışınları identical'dır.
ancak yine de günümüzde hala bazı insanlar maddelerin davranış biçimleri bizim daha farkında olmadığımız kurallara da bağlıdır diyerek için işinden çıkıp determinizim'i yaşatmaya çalışmaktadır.
nedenin bensem, senin nedenin nedir? diye sorulduğunda verilen yanıtlar bütününün tamamıdır.
bilinen değerlere yada olaylara dayalı düşünme ve karara bağlama biçimi