toplam 2 kişi bulundu. 2 adedi gösteriliyor.
~1 ahkam var.
Devletin bütün kolluk güçleri THKC’lilerin pesine takildi.
22 Mayis 1971, Cumartesi saat 13.00
Birinci Ordu ve Istanbul Sikiyönetim Komutani Faik Türün imzasi ile Istanbul halkina hitaben yayinlanan 22 No’lu bildiri radyodan okundu: Cumartesi günü gece yarisi saat 24.00’ten baslamak ve 23 Mayis 1971 Pazar günü saat 15’te bitmek üzere sokaga çikma yasagi konularak, Istanbul’da bütün mekanlarin tek tek aranacagi bildirildi. Radyolardan Faik Türün’ün 22 No’lu bildirisi okundugu gün Nisantasi, Rumeli Caddesindeki Hamarat Apartmani 8 No’lu dairede rehin tutulan Israil konsolosu Efraim Elrom cezalandirilarak ev terkedildi...
"Firtina Operasyonu" adiyla bütün Istanbul didik didik ediliyor, mezarlar bile içlerine süngüler sokularak araniyordu. Adali’larin afisleri duvarlari süslüyordu...
Faik Türün adi öne çikmaya basliyordu tam bu siralar. Fasist general, gazetelerin sorumlu müdürleri ile yaptigi toplantida "ideolojik ve bölücü akimlar Türkiye’yi tehlikeli bir dönemece getirmistir... Biz bunlara karsi bir savas açtik, bu savas kazanilacaktir" diyor, kontrgerillanin ideolojik, psikolojik savasinin çerçevesini çiziyordu.
Mahir, Ulas ve Cevahir’in arkasindaki av köpeklerinin basinda Faik Türün vardi.
Bir yandan mücadeleyi sürdürmeli, bir yandan olabildigince uzun disarida kalmaliydilar. Elrom'u cezalandirdiklari günün gecesini sinema sanatçisi Yilmaz Güney’in Levent’teki evinde geçirdiler. Güney’in evinde çatiya açilan bir kapak vardi. Geceyi çatida geçirmelerinin uygun olacagini düsündüler. Gece aramasinda Hamarat Apartmaninda Elrom’un cesedi bulundu. Ertesi gece ise binlerce evle birlikte Güney’in evi de arandi, hiçbir sey bulunamadi.
Sonraki yillarda "hayatimin rolünü yaptim" dedigi bu aramayi Güney söyle anlatiyordu; "Kapiyi çaldilar, açtim, her yere baktilar, sonra saka yollu ‘buradalar mi, siz mi sakladiniz?’ diye sordular. ‘Evet’ diye karsilik verip sakince çatiyi gösterdim ‘yukardalar’ dedim. Iyi geceler, rahatsiz ettigimiz için özür dileriz diyerek gittiler."
Ancak burada kalmalari da riskliydi. Daha güvenli yerler gerekliydi.... Gidebilecekleri her yer adim adim araniyor, tanidiklari birer ikiser gözaltina aliniyordu. THKC’liler polis telsizlerini dinleyerek basilan evleri ögreniyorlardi. Son dinlemelerinde yerlerini bilen bazi arkadaslarinin evlerinin basildigini ögrendikleri için saklandiklari yeri terkedip baska bir eve geçtiler.
28 Mayis 1971’de Ulas Bardakçi Erenköy’de yakalanirken Mahir ve Cevahir, fasizmin pusularindan kurtulmayi basardilar. Küçükyali’da bir iliskinin evinde kalmaya basladilar. Ancak kaldiklari ev merakli komsularin dikkatini çekti ve durumu karakola bildirdiler. Bir polis, bir astsubay, iki bekçi ve mahallenin muhtari dairenin kapisina geldiler. Uzun uzun kapiyi çaldilar, kapiyi kimse açmadi. Kapiyi yokladilar, içerden kilitli oldugunu gördüler. Ek kuvvet getirmek için subay ve polis gittiler. Muhtar bir tanidigini görüp, konusmak için bir süreligine uzaklasti, bekçi Ibrahim Keskin kapida nöbetçi olarak kaldi. Kapidaki gürültüler kesilince Mahir gidip gitmediklerini anlamak için kapiyi araladi ve bekçiyle karsilasti.
Mahir- Ne var ne istiyorsunuz?
Bekçi- Kapiyi neden açmadiniz, bir dakika karakola gelir misiniz?
Mahir- Karakola gidecek bir durum yok, niye gidecegiz?
Bekçi- Bana öyle söylediler, karakola gelmeniz lazim.
Mahir- Peki, üstümü degistirip geleyim.
Içeri girdi, silahlarini kusandi, kapiyi açti, yaninda Hüseyin Cevahir vardi.
"Kimildama" dediler bekçiye, bekçi kaçmaya kalkisti, Mahir silahini atesledi.
Bekçi "yandim anam" diyerek kaldirima yigilirken Cevahir ve Mahir ellerinde silah mermi dolusu valizle caddeye çiktilar.
Hersey gögüs gögüseydi artik. Ellerinde silahlari birbirlerini koruyarak çekildiler. Kovalayanlar gittikçe artarken onlar hem ates açarak çekilmekte, hem de "Tam Bagimsiz Türkiye" diye slogan atmaktadirlar. Çember daraldi. Cevahir ve Çayan, Maltepe Orhan Gazi Caddesi Küçükbag sokak 8 No’lu apartmana girdiler. Bahçe duvarindan atlayip birinci katin kapisini açtilar.
Evde bir yasli kadin, kizlari ve torunlari vardi. Korkuyla baktilar elleri silahli iki gence. Mahir korkmamalarini, kendilerine zarar vermeyeceklerini, çocuklari alip gitmesini söyledi kadina. Onlari disari çikarttiktan sonra, çatisma basladi.
Alt kati güvenli bulmadiklari için üst kata çiktilar. Ev binbasi Dinçer Erkan’a aittir. Binbasinin esi ve oglunu birakip kizi Sibel’i alikoydular. Giris kapisinin önüne esyalari çekerek barikat kurdular. Disaridakilere Sibel Erkan’a zarar vermeyeceklerini söylediler.
Devrimcilik ilkeli yasamakti. Halka zarar vermemek de bunlardan biriydi.
Ilkeleri için yasardi bir yerde devrimci. Bunu basardiginda ilkeler, geleneklesirdi. Cepheliler, daha savasin basindan itibaren onlarca gelenek yarattilar.
Bina kusatilmisken, MIT’i, polisi, askeri hepsi onlari katletmek için yigilmisken, onlar Sibel’in güvenligini düsünüyorlardi. Yillar sonra baska Sibel’ler, bu gelenegin izleyicisi olacaklardi.
Bugün Cephelileri herkesten farkli yapan, tüm demagojilerin karsisinda adeta asilmaz bir duvar olusturan pek çok gelenegin izleri, bizi Maltepe’ye kadar götürür.
Iste oradayiz yine. Sikiyönetim ve Birinci Ordu Komutani Faik Türün, Istanbul Valisi Vefa Poyraz, Emniyet Müdürü Muzaffer Baglar, Ikinci Zirhli Tugay Komutani Tuggeneral Celal Bulutlar da oradaydi. Katilleri onlar yönetiyordu. Tuggeneral Bulutlar megafonla çagrida bulundu.
"Size ihtar ediyorum. Halen bulundugunuz ev bir binbasinin evidir... Teslim oldugunuz takdirde fena muamele görmeyeceksiniz, aksi halde sizi halka teslim edecegim"
Çayan ve Cevahir bu sözlere söyle karsilik verdiler:
"Asla teslim olmayacagiz. Bizim buradan ölümüz çikar. Çocuga dokunmayacagiz. Çocuk ancak sizin atesinizle ölebilir. Silahimizi da asla teslim etmeyecegiz. Erkek adam silahini teslim etmez. Bizi teslim almaya gelirseniz silahlarimiz size dönecektir."
Duyuyor musun?..
Bu ses yakinlardan geliyor. Bak Sabo konusuyor. Bu ses, Sabo’nun sesi, bu ses Niyazi’nin sesi... Bak Bagcilar’da Güner’ler, Okmeydani’nda Sibel konusuyor. Duyuyor musun Balkica’dan Erhan ve Mehmet konusuyor. Bak görüyor musun, Maltepe’de gelenegin ve gelecegin tohumlari atiliyor simdi. Bu ses, yüzlerle çogalarak büyüyecek daha...
Adali’lar türkülerine basladilar.
Adalilarin türküsüyle sustu bütün namlular.
"Maltepe’de etrafi karanligin cüceleriyle çevrilmis
mars söyleyen iki adali.
Iki adalinin mars söyleyisinde silahlar susar.
Maltepe’nin göbegini derin bir sessizlik kaplar,
Dalga dalga yayilir adalilarin erkek sesi etrafa.
O anda iki adalinin gözünde hersey silinir
Karanligin militanlari küçülür, küçülür.
Sanki biraz önce atilanlar tomson kursunlari degil
Parmak cücelerin minicik oklari
o an ne binlerce güvenlik kuvveti, ne polis,
ne zirhli tugay
ne tomson, ne mitralyöz
Hersey önemsiz, küçük ve etkisizdir iki adali için.
Adalilarin korosu karanlik cücelerinde
bir panik yaratir.
Yüzlerinde ezikligin, saskinligin, biraz da utancin izleri okunur."
Komandolar çatidan girmeye çalisiyorlardi simdi. Mahir ve Cevahir’in ateslerinden korkup çekildiler geriye.
Saatler geçti, hava karardi. Evin etrafini projektörlerle aydinlattilar. Bazen karsilikli silahlar sikildi, ara ara Mahir’ler disarida toplananlara seslendiler, marslar söylediler, sloganlar attilar. Sakin ve tereddütsüzdüler. Kiza zarar vermeyeceklerini, kolluk güçlerinin kusatmayi kaldirmasini, teslim olmayacaklarini, teslim olmasi gerekenlerin halki, vatani emperyalizme satanlar oldugunu anlattilar israrla.
Gecenin ilerleyen saatlerinde radyoyu açtiklarinda Sinan Cemgil ve iki arkadasinin Nurhak daglarinda sehit düstügünü ögrendiler. Sükunet bozuldu;
balkona firlayan Mahir halka söyle seslendi;
"Biz sizler için, yoksul halkimiz için dövüsüyoruz. Sizin için, sizler için, çocuklariniz ve bagimsiz bir Türkiye için topraga düsüyor bedenlerimiz".
O gece sabaha kadar bagimsizlik marslarini, türkülerini söylediler.
Dostluk nedir? Siper yoldasligi sonra...
Bak dostlugun, siper yoldasliginin ne oldugunu yaziyor Adalilar. Ama yaldizli laflarla degil. Atesin sicaginda sinayarak, ölümüne vurusarak siniyorlar dostlugu da düsmanligi da...
Yok ON’larin kitabinda yaldizli laflar. Her sey çok sade ve net.
O gece Adali’lar Sinan’larin ardindan "Kahrolsun Emperyalizm, Yasasin Tam Bagimsiz Türkiye" sloganlarini attilar. Nurhak’larda sehit düsenleri destanlasacak bir direnisle ugurluyorlardi iste. Çarpisa çarpisa sehit düsenlere, çarpisarak veda ettiler.
Fasizmin omuzlari çok yildizli cellatlari çaresizdi. Teslim almak da, geri adim attirmak da mümkün degildi bu insanlara. Bu nasil yürek, bu nasil tutku, bu nasil bir inançti, akil sir erdiremediler. Ama onlar da insandi iste. Her insanin zayif bir tarafi mutlaka vardi. Çok bilmis CIA uzmanlari onlara "Her insanin zayif tarafini yakalamalari" gerektigini ögretmisti kurslarda... Tas degillerdi ya, etkilenirlerdi mutlaka bir seylerden. "Ailelerini getirin" dedi generallerden biri. Balkonun altina önce Hüseyin Cevahir’in amcasini getirdiler.
Amca Cevahir, Hüseyin Cevahir’e "Oglum teslim ol, sana eziyet etmeyecekler" dedi.
Hüseyin Cevahir: "Amca sen karisma, git burdan"
Amca Cevahir: "Oglum sen iyi çocuksun, kizi birak, yanindakini öldürüp teslim edersen o zaman seni affedecekler..."
Amca bu teklifleri Mahir anlamasin diye Kürtçe konusuyordu. Bu teklife öfkelenen Cevahir bagirdi, çagirdi, küfretti. Kendisini anlamamakta israr ettigini görünce amcasini kovdu oradan. Arkadasini düsmana teslim etmenin serefsizlik oldugunu, böyle bir serefsizlik yapmayacagini, törelerinde böylesi bir serefsizlige yer olmadigini söyledi.
Mahir tam Cevahir’in arkasinda ayakta dikiliyordu. Konusmayi anlamasa da konuyu anladi, gülümsedi.
"Adam ormanliktir, dostluk, yoldaslik, mertlik ormani, bütün adami kaplar. Erdemin günesi yirmidört saat aydinlatir adami. Biz ada sakinleri bilmeyiz karanligi"
Bu kez Mahir’n annesini getirdiler balkonun altina. Sözde en zayif yerlerinden yakalamaya çalisiyordu düsman THKP-C önderlerini. En zayif sandiklari yerlerine savurdular mermilerini ve yanildiklarini gördüler.
-Mahir yavrum, teslim ol.
-Sen bu ise karisma anne.
-Teslim ol, buradan kurtulamazsin yalvaririm sana. Sana annelik hakkimi helal etmem sonra.
-Siz hepinize devrimcilik neymis gösterecegiz. Kusatma nasil yarilir gösterecegiz. Yasasin Tam Bagimsiz Türkiye, Ya Ölüm Ya Zafer...
Anneyi, amcayi, tanidiklari herkesi çeker düsman. Oyun geri tepmis, öfkeyi daha da kabartmisti.
Düzenle baglarini çoktan koparmisti Mahir’ler. Daha yillar önce devrim yolu tartismalari yaparken revizyonistlerle "Genciz biz, bu düzenle hiçbir iliskimiz yok" sözlerindeki netlikle tamamlamislardi hesaplasmalarini.
Gözleri gelecekteki güzel günlerde, Gözleri Tam Bagimsiz Türkiye’deydi. Gelecekleri de buydu, hayatlari da, mutluluklari da...
Daha cuntadan aylar önce Türkiye’de Cuntaya dogru gidildigini tartisirken "Biz hepimiz bu ugurda can verebiliriz, ama öyle bir direnis gelenegi birakiriz ki gelecek kusaklara, biz olmasak da mücadelemiz büyür" diyerek THKC’nin yaptigi tercihi dile getirmisti Mahir...
Gelenek büyüyordu, bu yangin sarip sarmalayacakti uzun yillari. Bu gelenek adi ve andi olacakti Halk Kurtulus Savasçilarinin.
1 Haziran Sali sabahi evin etrafi tamamen bosaltildi. Karanligin cellatlari kan görmek istiyordu artik. Mutfak penceresine gizlice yangin merdiveni dayadilar. Fasist binbasi Necdet Asker ve binbasi Cihangir Erdeniz binanin bitisigindeki eve mutfagi görecek biçimde mevzilendiler.
Ögleye dogru Cevahir, Sibel’i birakacaklarini, çarpismaya devam edeceklerini açikladi. Cevahir tam bu açiklamayi yaparken çenesinden vuruldu. Silahlar karsilikli sikilmaya basladi.
"Sanki ilahi bir kuvvet onlarin ellerini, kollarini baglamistir.
Ta ki iki adalinin marsi bitene kadar
Adalilar sol yumruklari havada pencerenin önünde
boy hedefi olduklari halde ates edemezler
...
Koro susar, büyü bozulur, görevini hatirlar cüceler,
Eller tetikte tarrrr....
Ve Cevahiri kalbime gömüp dönerim hain hücreme"
Evin dört yanindan askerler, polisler içeri dolusur. Cevahir sehit düser, Mahir agir yaralanir. Sonradan Cevahir’in vücuduna 25 kursun sikildigini yazdi gazeteler. Polisler Cevahir’in basucunda onunla ugrasirken yoldasini son yolculugunda yalniz birakmak istemedi Mahir, davrandi silahina. Ama amacina ulasamadi, yarali olarak tutsak düstü.
Tam 51 saat sürdü çatisma. 51 saate bütün duygularini, hayatlarini sigdirdilar. 51 saat koskoca bir orduya meydan okudular. 51 saat kusatmada, katiksiz bir sevgi ve güvenle yaslandilar birbirlerine. Adalilar korkusuz, cüretkar, gözükaraydilar.
Tereddüt etmediler, namlulara, tehditlere, gözdaglarina, akrabalarinin yalvarislarina kulaklarini tikayip gelecek güzel günlerin inancina sarildilar. Ve gelecek güzel günlerin mert tok sesiyle seslendiler Türkiye Halklarina...
"Yasasin Tam Bagimsiz Türkiye!"
Kan düsüyordu devrime. Cephe’nin açtigi bayrak, dökülen kanla kizillasti. Kizil yalnizca bir renk degil artik. Istanbul Maltepe’de kahpece vurulmustu Cevahir, öfkeyle dalgalandi bayrak. Köpürerek akti Kizildere... Bulusma vakti yaklasiyordu. Bulusma vakti an kadar yakin. Sessiz bir ugultuyla uzatiyor kollarini. Kizildere, hasretine dogru akiyor kivrilarak...
Karadeniz’de Parti-Cepheliler kararli. Yilginliktan eser yok saflarinda. Yalniz, yalniz önderleri için kaygililar. Biliyorlar ki burasi en örgütlü olduklari bölgelerin basinda gelmektedir. Biliyorlar ki onlara çok is düsecektir.