manderlay
nefret ettim bu kasabanın erkeklerinden, iğrendim
özellikle tom'dan
"özgürlükte buluşmamız gerekirdi."
iki insan birbirini sadece birbirlerinin sevgisinden endişe duyarlarsa incitebilirler.
iste dantellik fln.
yani..anniyorm tabi trier de kendisini gerceklestirmek istiyen bir gencimiz ama yani..pf gel gorki..
abi kapi yoktu film de ya pf ne bilim tiyatro sanesi fln
abidikten
entellik yapiyorm die..
guzel annatim bise dedimiz yokta ..iste yani..
merve allah cezani vermesin hep senin yuzunden izledim omrumden bolum bolum 3 er saatlerim kayboldu be bole seylere seyetcem die
fisfis
filmin sonunda inanılmaz bir rahatlama yasamıstım.benim icin; ölen insanlar bir bedeni temsil etmiyordu.aslında bir düşünceyi temsil ediyordu.grace sonsuz merhametiyle koyuldugu yolda gücü iyilik için kullanmayı bunun için de dogville kasabasını yoketmeyi tercih etmistir.insanlara gösterdigi iyilik karsılığında cok zor şartlarda çalıştırılan,tecavüz edilen,kandırılan,hırsızlıkla suçlanan...grase.
insanın uğradıgı haksızlıkların isyana dönüşmesi hali resmediliyor tiyatro sahnesi görünümündeki ekranda..
çok çok iyiydi.
özellikle kurban onayı verir görünerek, gayet bilinçli nefret büyütmek için neden biriktiren grace-in hastası oldum. o nasıl bir, "her köşe başı karakteri"-dir aslında. ama bilmezsiniz.. sevdiğim erkeklerden james caan-ın ( grace babası) arabada yaptığı konuşma, cidden duvara asılasıdır. yok yok oraya değil, biraz daha sağaaaa... evet tam orası... al pacino nun the devil-s advocate da ki konuşmasının yanına.. güssellll...
süper bir film. katarsisin doruğuna vardım sonunda..
"11 eylül ve son ırak çıkarması sonrası trier dogmatik el kamerasını bir kılıç gibi sallıyor amerikaya"
"Dogville" ve "Dönüşüm" arasındaki köprü
ankaranın güdül ilçesi yakınlarındaki yayla köyü,evlerinin damı çinko olup,en önemli geçim kaynağı büyükbaş hayvancılıktır.
beni içine çeken filmlerden biridir.
en sonunda kendimi ayakta öldür diye bağırırken buldum.
günahı işleyen ve günahla suçlanan sonunda ayrılır birbirinden
Hayatına yön veren insan zaaflarına anlayış ve sabrın aslında 'kibir' olduğunu ''Baba''sının 'tokat'ı ile fark eden Grace'in,önce iç hesaplaşması ardından sonsuz öfkeye kapılması ve nihayet 'yeryüzünde ortadan kaldırılması gereken kasaba'yı 'ateş' e vermesi..
tüm kasaba alevler içerisindeyken 'Moses''in havlamasına ''kemiğini almıştım o yüzden havlıyor onu öldürmeyin'' dediğinde anlaşılan o ki değişen ya da değişecek olan hiçbir şey yok.
o kadar alışılmadık detaydan sonra nasıl olurda kocaman (2 saat 35 dakika) bir film sizi mutlu edemez...
...filmdeki efektler aslında efekt değil ama efekt...
...konusu aşırı sancılı lakin son bulabiliyo...
...çekimler oldukça normal ama eski türk filmlerinden iyidir :D...
...mekana birşey söyleyemeyeceğim ellerine sağlık...
...duvar paradoxu :D...
...gereğinden fazla simgeselleştirmek...
film pek çok tema etrafında yeniden yeniden okunmaya elverişli çekilmiştir. ben yaptığım ilk okumada başarısız peygamber İsa anlatısı, Protestan Tanrısı ve Katolik Tanrısı arasındaki fark, Spinozanın insan doğası tasviri ve Stoa okulu sinizmi ile okumuştum.
ancak sonrasında bir alternatif okumanın daha yapılabileceğini fark ettim. şöyle ki bu filmin anlattığı şey aslında "demokratikleşme,insan hakları söylemi,ulus devletler küreselleşme süreci ve de Amerikan müdaheleciliği ekseninde tekrar okunabilir.
şöyle ki nichole kidman aslında insan hakları ve demokratikleşme sürecini temsil eder. bir ithalattır. dışarlıklı olandır. bu haliyle batının en yumuşak başlıklı en dayanıksız ihraç ürünüdür. bu ürün yerleşik düzence iğdiş edilir işlemez hale getirilir ve kendi amaçlarına uydurulur. ama sonrasında ganster baba ve adamları bu iğdiş edilmenin acısını o köyü "yeryüzünden silerek" çıkartırlar. bu haliyle İnsan Hakları söylemi bir nichole kidman, başarısız peygamber İsa gibidir.
Alakasız bir dipnot: Ortada sıkça ihmal edilen bir şey vardır buna da yeri gelmişken değinmeli. Hıristiyanlar İslam ile bir karşılaştırma yaparken derler ki: "İsa bir devlet başkanı ve komutan olmadığı için Hıristiyanlıkta din ve devlet işleri hep ayrı tutulmuş İslamda ikisi çok içiçe geçmiş ve iktidar din alanları asla ayrışmamıştır. doğru olabilir. Makyavelli de "ancak silahlı peygamberler başarılı olabilir" demiştir. burada nichole kidman'ın sondaki ilahi yokedişini (divine termination) başarı mı saymak lazım orası da ayrı bir yerde durur. Ama bir de şu açıdan bakmalı: Roma'nın vali olarak atadığı bir asker Paulus'un yolda İsa'yı rüyasında gördüğü ve Azizliğini kabul ettirdiği sonra Roma'ya dönüp ortalığı kasıp kavurduğu görmezden gelinir. Ne kadar tuhaf değil mi? Tüm katolik alemi bir rüyaya dayanarak kendini meşrulaştırmıştı. Alamut kalesindeki tarihin ilk intihar komandoları ve suikastçileri olarak anılan haşhaşilerin kandığı o hakikate, cennet bahçeleri masalına irrasyonel mistik doğu derler de İsa'yı rüyasında gördüğünü söyleyen bir romalı valinin rüyası üzerine bir din yeniden kurulur ve Vatikan oluşturulur. Doğuyu irrasyonel olarak gören Batının en temeldeki irrasyonalitesi ne kadar ilginç bir çelişkidir.Ve bir de din ve devletin kendilerinde ayrı alanlarda olduğunu iddia edişi. O din de ancak bir devlet adamı, bir vali benimseyip herkesi gördüğü rüyaya inandırdığında kabul oldu.
cok zeki bir adam trier... yaşamın kurallarını iyi analiz etmiş... biri bana kazık attığında izleyesim geliyor...
"iyi YA DA kötü" yoktur
"iyi VE kötü" vardır
trier bir dahi ama uyuz oluyorum bi yandan.