1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

edgar allen poe beni tanımlar diyenler

toplam 64 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

edgar allen poe hakkında edgar allen poe

~18 ahkam var.


    .
    Morgue Sokağı Cinayetleri

    silwerheart   20 Ocak 2012 11:14   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    LİMAN KIRINTILARI
    Bahamalı martılar beni çağırdı
    bir ikinci bahar gecesi.

    siir perest   17 Şubat 2011 16:25   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    saçma

    mauuuw   28 Haziran 2010 18:19   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Edgar Poe 3 : Resurrection

    Dark Moon   31 Ağustos 2009 22:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    alyen değil len elyın.

    anguldurva   31 Ağustos 2009 21:40   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    allen nedir ya...

    edgar ALLAN poe.... :S

    the raven   31 Ağustos 2009 21:33   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    allan o önce öğrenin

    Iris Sett   07 Ağustos 2009 20:44   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    kremtluin   07 Ağustos 2009 20:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    evil eye derken
    i am evil demek istiormuş
    the tell-tale heart da.

    humo   26 Aralık 2008 12:37   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bazı kitapları sinemaya uyarlandı ve bence çoğuda güzel oldu.ama kitaplarını ve dilini bir türlü sevemediğim biri.

    uuuucar   29 Haziran 2008 01:20   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    anlamak zor onu..

    sequitur   29 Haziran 2008 01:18   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    alone şiiri dir fovorim bkz..

    etilsim   22 Haziran 2008 13:55   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bu adamın mimari ve dekorasyon takıntısı dehasının göstergesidir zannındayım

    ymnlr   12 Haziran 2008 20:19   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Yanlış yerde arıyor beni, bir insan sanıyor bu solgun sisler içinde
    bekleyeni.
    Çok genç sayılmasa da tanıyamamış daha insanoğlunu;
    Umut diye onlara sesleniyor hala, hiç anlayamamış yaşamı bu zavallı
    budala.
    KAhrediyorum dilsizliğime, seslenmek isterdim bu talihsiz şaire;
    Boşuna dikme gözlerini gecenin sisine, o genç kızın hayalini artık
    bekleme,
    O çoktan karıştı toprağın tenine, çoktan alıştı sessizliğin sesine.

    Tam kuzgun gelmişken aklıma derinden vurdu bu satırlar yine beni.
    Ah şahrud... her yerimiz nasılda şaşırıp kalmaya istekli ...

    pismaniye   12 Haziran 2008 20:18   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Kuzgun / Edgar Allan Poe

    KUZGUN

    Yem olmamak için azgın fırtınaya, sığınmıştım bir ardıcın kovuğuna;
    Sabırsızlıkla beklerken sabahı, ilişti gözlerime sıcak bir odanın
    aydınlığı.
    Gözlerimi diktim camlara, baktım içeride genç bir adam tek başına
    oturmakta;
    Ölümün gölgesi düşmüş gözlerine, başı önde derin derin düşünmekte
    Kendi çilem yetmezmiş gibi bana, uçtum yüzü kederle güzelleşen bu
    adama
    Mezer taşını andıran bir koltukta oturan o yıkılmış adama.

    Kasvetli bir gece yarısı, düşünürken zayıf, tasalı
    Yabansı, tuhaf sesi üzerine eski, unutulmuş bilgilerin,
    Uykunun eşiğinde düşerken başım öne, aniden bir tıkırtı geldi içeriye
    Sanki biri usulca vurdu, vurdu kapısına odamın
    "Bir ziyaretçi olmalı," diye mırıldandım, "bir ziyaretçi çalıyor kapısını
    odamın
    Yalnızca bu, başka bir şey değil."

    Korkunca kanatlarımın sesinden, ürküttüm onu istemeden,
    Başladı kendi kendine konuşmaya, belki de ihtiyacı vardı bir arkadaşa
    Nasıl bir acıydı onu böyle içine döndüren, gözleri açıkken kabuslar
    gördüren,
    Keşke konuşacak kadar gelişmiş olsaydı dilim, bu düşküne hemen yardım
    ederdim
    O ise unuttu bile beni, unuttu odasının önündeki gölgemi.
    Anlamsızca mırıldanıyor dudakları, yitik bir bakışı gizliyor
    gözkapakları.

    Ah, çok iyi anımsıyorun, solgun bir aralıktı
    Ölen her kor bırakıyordu hayaletini döşemeye ayrı ayrı
    Nasıl diledim nasıl, bir sabah olsa; -ödünç almak için aradım kitaplarımda
    Acının ara verdiği anı boşuna -yitirdiğim Lenore'un verdiği acı-
    O eşsiz, ay yüzlü masum kız, meleklerce konmuştu Lenore adı,
    Sonsuzluğa karışan o yitik adı

    Fısıldayınca böyle sevgilisinin adını, yaşayacak sanıyor yeniden o
    tutkulu anları
    Buruk bir sanrı salınıyor tüllerle, salınıyor tüllere bürünmüş bir
    genç kız görünümünde
    Salınıyor ışığın aydınlatmaya yetmediği bu alacakaranlık adamın
    yüreğinde,
    Bitmek tükenmek bilmeyen o uğursuz kış gecesinde,
    Titrek bacaklarının üzerinde doğrularak, dinlemeye çalışıyor o tuhaf
    hayali
    En renkli düşlerin bile özlemini dindiremeyeceği o narin hayali

    İpeksi mor perdelerin üzgün, kararsız sesi
    Ürküttü beni, o güne kadar hissetmediğim bir dehşetti kaplayan içimi
    Hızla çarparken yüreğim, sürekli yineledim
    "Bir ziyaretçi," dedim, "içeri girmeyi diliyor kapısında odamın
    Geç kalmış bir ziyaretçi, girmeyi diliyor kapısında odamın
    Hepsi bu, başka bir şey değil"

    Dikkatsiz bir kıpırdanış, fark ettirdi beni, fark ettirdi kara
    gölgemi.
    Yine de anlamış değil, benim yalnızca bir kuş olduğumu;
    Ona yardım etmek için güvenli yuvamı bırakıp penceresine konduğumu.
    O kendi cinnetini büyüterek içinde, savuruyor belleğini karanlık
    rüzgarların önüne;
    Gizli bir zevk de alıyor bundan, damarlarında dolaşan o katıksız
    acıdan.
    İşitiyorum korkusunu duvarların ardından, görüyorum sararmış yüzünü
    pencerenin kenarından.

    Ruhuma güç geldi aniden, artık ikircime düşmeden
    "Bayım," dedim, "ya da bayan, diliyorum sizden affımı
    Ancak şudur olan, uyukluyordum, çalındı kapım,
    Çalındı belli belirsiz, kapımı tıkırdatan sizdiniz;
    Öyle ki emin olamadım duyduğuma bir tıkırtı" - İşte açtım ardına dek kapımı;
    - Yalnızca karanlık, başka bir şey değil

    Yanlış yerde arıyor beni, bir insan sanıyor bu solgun sisler içinde
    bekleyeni.
    Çok genç sayılmasa da tanıyamamış daha insanoğlunu;
    Umut diye onlara sesleniyor hala, hiç anlayamamış yaşamı bu zavallı
    budala.
    KAhrediyorum dilsizliğime, seslenmek isterdim bu talihsiz şaire;
    Boşuna dikme gözlerini gecenin sisine, o genç kızın hayalini artık
    bekleme,
    O çoktan karıştı toprağın tenine, çoktan alıştı sessizliğin sesine.

    Karanlığın derinliklerini gözledim, uzun süre orada korkuyla merakla bekledim
    Şüpheyle düşledim hiçbir ölümlünün düşünmeye cesaret edemeyeceği düşler;
    Ama sürekliydi sessizlik ve hiçbir yanıt vermedi
    Söylenen tek sözcük, fısıldanan bu addı, "Lenore?"
    Fısıldadım, yankı bana fısıldadı yeniden, "Lenore!"
    Yalnızca bu, başka bir şey değil.

    Odama döndüğümde, bütün ruhum yanıyordu bedenimde.
    Yeniden duydum daha güçlü bir tıkırtı,
    "Eminim," dedim, "eminim, bu bir şey penceremin kafesindeki;
    Bakmalı ne ise oradaki, çözmeli bu sırrı;
    Yalnızca rüzgar, başka bir şey değil!

    Kepengi açınca, gördüm kanat çırpan telaşla,
    Geçmişin kutsal günlerinden gelen heybetli bir kuzgun,
    Aldırmadan hiç bana, durup dinlemeden bir dakika,
    Bir lord ya da lady edasıyla, tündei odamın kapısına,
    Tünedi Pallas büstüne, duran kapımın hemen üstünde;
    Tünedi ve oturdu, hepsi bu.

    Bu abanoz siyahı kuş takındığı sert, kara ifadeyle,
    Döndürdü karamsarlığımı bir gülümsemeye.
    Dedim: "Kesinlikle korkak değilsin, kırık olmasına rağmen sorgucun,
    Gecenin kıyısından gelen, ölüye benzeyen antik kuzgun,
    Söyle nedir gecenin ölüler kıyısındaki adın!"
    Dedi: "Hiçbir zaman!"

    Şaşırdım bu tuhaf kuşun konuşmasına, böyle açıkça,
    Çok kısa ve ilgisiz olmasına rağmen yanıtı;
    Katılmadan edemeyiz bu fikre kutsanmamıştır hiç kimse
    oda kapısının üstünde bir kuş görmekle;
    Kuş ya da canavar tüneyen kapısının üstündeki büste,
    anılan "Hiçbir zaman" gibi bir isimle.

    Ama kuzgun tek başına oturarak sakin büstün üzerine;
    Yalnızca bir sözcük söyledi, o sözcük taşıyordu sanki ruhundan;
    Ne tek bir tüyünü kıpırdattı, ne de başka bir şey çıktı ağzından.
    Ta ki ben zoraki mırıldanana kadar, "Daha önce diğer arkadaşları uçup gitti;
    Yarın o da terk edecek beni, tıpkı uçup giden umutlarım gibi,
    Ama kuş dedi: "Hiçbir zaman!"

    Ürktüm sessizliği bozan bu yerinde yanıttan,
    "Kuşkusuz," dedim, "bildiği bu birkaç sözcüğü,
    Öğrenmiş, insafsız belaların kovaldığı mutsuz bir sahipten;
    Şarkıları tek nakarat oluncaya kadar kovalanan o mutsuz kişiden.
    Öğrenmiş, umudun ağıdı olan şu kederli nakaratı:
    "Hiç-hiçbir zaman!"

    Ama kuzgun hala döndürüyordu hayalimi gülümsemeye;
    Oturdum kuşun, büstün, kapının önündeki koltuğun üstüne;
    Gömüldükçe kadife yastığın içine, gömüldüm hayalden hayale,
    Düşündüm geçmişten gelen bu uğursuz kuşu;
    Geçmişten gelen bu zalim, tuhaf, korkunç, sıkıcı, uğursuz kuşu.
    O tekrarladı ilençli sesiyle, "Hiçbir zaman!"

    Oturup, tahmine koyuldum tek hece söylemeden kuşa,
    Ateşli gözleri kalbimi dağlayan kuşa;
    Tahminimi sürdürdüm yaslayarak başımı;
    Lambadan süzülen ışığın aydınlattığı yastığın kadife kumaşına,
    Lambanın aydınlattığı menekşe moru kadife şekilleniyordu ışıkla;
    O hiç yaslanamayacak, ah! Hiçbir zaman, bir daha!

    Sanki hava ağırlaştı gizli bir buhurun kokusuyla; sallandı yer,
    Ayaksız meleklerin adımlarıyla, ayak sesleri dönüştü tüy kaplı zeminde
    çıngırak seslerine.
    "Zavallı," diye bağırdım kendime, "Tanrın gönderdi bu iksiri sana
    melekleriyle,
    Unutasın diye bir an Lenore'un anılarını.
    İç, kana kana iç bu ilacı, unut artık şu yitik Lenore'un aşkını!"
    Kuzgun dedi: "Hiçbir zaman!"

    "Peygamber!" dedim, "ilençli varlık! -kuş ya da şeytan, yine peygamber!-
    Bir kışkırtıcı mıydı seni gönderen, ya da fırtına mı bu kıyıya getiren,
    Yine de çok cesursun bu ıssız, büyülenmiş yerde-
    Korkunun terk etmediği bu evde -yalvarırım bana doğruyu söyle-
    Var mı? Var mı umar Tur-i Sina'da? -söyle- yalvarırım söyle!"
    Kuzgun dedi: "Hiçbir zaman!"

    "Peygamber!" dedim, "ilençli varlık! -kuş ya da şeytan, yine peygamber!-
    Üzerimizde uzanan cennet adına, ikimizin inandığı tanrı adına;
    Söyle bu hüzün yüklü ruha, o uzak cennette,
    Sarılabilecek miyim, meleklerin Lenore diye adlandırdığı o kutsal kıza?
    Sarılabilecek miyim meleklerin Lenore diye andığı o eşsiz, ay yüzlü kıza?
    Kuzgun dedi: "Hiç - hiçbir zaman!"

    "Bu sözcük ayrılığımıza işaret olsun kuş ya da iblis!" diye bağırdım.
    "Geri dön fırtınana, dön gecenin ölüler kıyısındaki diyarına!
    Tek bir kara tüyünü bile bırakma, işareti olarak ruhunun söylediği o yalanın!
    Yalnızlığımı bozma! Kapımın üstündeki büstü terk et!
    Gaganı çıkar yüreğimden, bedenini kapıdan al git!"
    Kuzgun dedi: "Hiçbir zaman!"

    Kuzgun bir an olsun ayrılmadı, oturdukça oturdu,
    Oturdukça oturdu oda kapımın hemen üstündeki Pallas büstünde;
    Benziyordu gözleri hayal kuran bir şeytanın görüntüsüne,
    Vuruyordu kara gölgesini yere lambadan yansıyan ışık;
    Kapalı kaldu ruhum bu kara gölgenin içinde,
    Kurtulamayacak - Hiçbir zaman!

    NNecrophilia   12 Haziran 2008 20:06   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    çok severim

    vercingetorix   08 Nisan 2008 11:01   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bugün onun doğum günü (19 Ocak)..

    wiseacre   19 Ocak 2008 10:37   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    (1976-2002) Şarkı sözü yazarı, prodüktör, file çorap desinatörü.

    edgar allan poe, bronx'ta orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1996 yılında icq'dan tanıştığı britney spears'a aşık oldu. kızın en büyük hayali kilise korolarında bakire bir şarkıcı olmaktı. iç dünyası çok "hisli" olan genç edgar, britney için şarkı sözleri yazmaya başladı.

    gün geçtikçe aşkı depreşiyor, britneyin vermeyecek olması rüyalarına giriyordu. yazdığı şarkılar zamanla kiliseyi de rahatsız etmeye başladı ve britney kilise korosundan kovuldu. bu yeni dönem şarkıları sayesinde britneyin etek boyları kısalmakta, edgarın ise şarkı sözleri doğru orantılı olarak edepsizleşmeye başlamıştı.

    britney kiliseden ayrıldıktan sonra, edgarın prodüktörlüğünü yaptığı "oh baby, baby" albümünü çıkardı ve dünya çapında bir üne kavuştu. bu olay edgara da şöhretin kapılarını açmıştı. "bir tanrıça yarattım, bir daha niye olmasın?" diyerek icq'nun başına oturdu ve yeni yetenekler aramaya başladı.

    hırsları büyüyordu. ikinci prodüksiyonu christina aguileranın "if you dont let me die, i will make you lie" albümüydü; ki bu albüm tüm dünyada 80milyon adet sattı.

    edgarın başarıları pariteki moda devlerinin dikkatinden kaçmadı. aynı zamanda plus (artı +) adlı tv kanalının da sahibi olan jean-pierre chanel tarafından keşfedilerek, chanel markası için iç çamaşırı tasarlamaya başladı. ancak kendini daha çok fileli çorap ve jartiyer konularında geliştiren poe, avrupanın önde gelen defilelerinde prodüktörlük ve tasarımcılık yaptı.

    kendilerini ve müzik sektörünü bırakıp avrupa birliğinin boş vaadlerine kanan edgardan intikam almak isteyen britney ve christina bir olup, justin timberlake (nam-ı diğer jackal) adlı kiralık katili parise, edgarın peşine gönderdiler. 2002 yılında hollywood'dan bir film projesi için bir teklif almış olan ve heyecandan yerinde duramayan edgar allen poe, yeni projesini hayata geçiremeden bastille meydanında kafası giyotine vurulmak suretiyle öldürüldü.

    cesedi bulunduğunda elinde film teklifinin faksı bulunuyordu. projenin adı "the raven" idi...

    johnsmith   27 Mart 2007 15:37   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :xjuneaux

bu etiketi açan kişi(?) : xjuneaux

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage