Kocamandı babamın elleri ve hep ekmek kokardı. Beş çocuk kokardı babamın elleri, geçim derdi, ev sıkıntısı ve kiracılık kokardı. Biz kiracı olarak doğduk bebeğim ve dünya, kocaman kiralık bir ev olarak sunuldu bize. Duvarları boyasız, sade ve odaları kalabalık bir ev.
Kalabalık yaşamayı, hep birlikte düşünmeyi ve bir ağızdan konuşmayı öğrendik. Aynı anda konuştuk ve hiç dinlemedik birbirimizi. Vaktimiz yoktu hiç ve koskocaman bir gürültüydük hep. Önce sesimiz girerdi kapılardan içeri ve sesimize bakarak bizi bekleyenler hiçbir şey göremezlerdi cümlelerimizin ardında. Bütün cümleler babamın elleri gibi kokardı çünkü ve hayat, elleri olmayan bir adam gibi dururdu önümüzde.
Beyaz kafanın elleri yoktu ve o yüzden camlarındaki kiri, komodinlerindeki tozu, yataklarındaki çamuru biz temizlerdik. Zengin evlerine temizliğe giderdi kadınlarımız. Bizim kadınlarımızın elleri vardı çünkü ve onlar da ekmek kokardı. Ve elleri olmayanlardan nefret ettik hep. Elleri olmayanlara zerrece güvenmedik. Bir tetiğe dokunamadıkları için ve boşaltamadıkları için üstümüze şarjörlerini şüphelendik onlardan. Onlar yüreksiz ve iğdiş edilmiş bir takım canlılardı bizim sözlüğümüzde. Ve kiraladılar ellerimizi ve bize protez muamelesi yapıp durdular hep. Biz protez değiliz bebeğim, takma kolları değiliz hayatın. Bizim ellerimiz var ve ellerimiz el gibi kokar, adam gibi kokar.
Adam gibi kokan ellerimizi avuçlarına alarak birileri, "işte bir emekçinin nasırlı parmakları" diye bağırdı bir gün. Kiralık parmaklarımıza ve zenginlerin pisliğini kaldıran avuçlarımıza yeni bir isim koydular: "Emekçi". Oysa bu bir emek değildi ve haysiyetli bir cümlenin arkasına gizleyerek gerçeği kandırdılar bizi. Kaldırdığımız çöplere ve gömdüğümüz leşlere teorik makyajlar yaptılar. Bizim burnumuzun direği kırılıyordu ortalığı saran kokudan. "Kurtuluş" adını verdikleri şey, mezarcılar grev yaptığı için ortada kalmış ve iyice çürümüş bir leşten ibaretti. Bizi o leşi kaldırmak için ikna etmeye çalıştılar ve "iktidar halka" türünden palavralar savurdular körpe dünyalara. İnandık ve ellerimizi bu kez de onlara kiraladık. Kahrolsun ki inandık onlara. Avuçlarımıza şiirler yazan ucuz şairlerine inandık. "Toplumcu gerçekçi" faşizmlerine inandık. Masamıza bıraktıkları romanlara, alfabelere, pankartlara inandık. Bunlar daha kötüydü ve kullandıktan sonra kırdılar kollarımızı.
Kırık kollarımızı reddiyeler düzdüğümüz, "feodal" diye suratlarına tükürdüğümüz amcaoğullarının evlerinde tedavi ettik. Analarımız, usul usul ve ağlayarak ve lanetler savurarak bin yıllık merhemler sürdü kırık hayatlarımıza, kırık aşklarımıza. Onardık sevdiğimiz şeyleri ve dedelerimizden kalan bulanık intikamlara, karmaşık ama bir o kadar da net bilgilere döndük tekrar. Ellerimiz acıyordu ve inadına ekmek kokuyordu kırılan her yerimiz. Uğruna öldüğümüz herşey ekmek kokuyordu. Biz ekmek aşkına, zeytin aşkına, duvardaki Kabe resmi aşkına kırdık hayatı ve kırdığımız herşey merhem oldu üstümüze iki kat çöken gecelere. Geceler babamın elleri gibi kokardı ve usulca üstümüzü örterdi hayallerimiz. Hayallerimizde dev bir fırından ekmek akardı semtlerimize. Ve biz ekmeğe aşıktık bebeğim, ekmeğe aşıktık.
idris özyol
ekmek ağacı:
Anavatanı henüz kesin olarak bilinmeyen bir meyve olup, ağacı 10-12 m. kadar büyür ve çevresi bazen 3 m. ye kadar çıkabilir. Dalları yatay ve kabukları kurşuni renktedir. Gövdesinde açılan yaralardan latekse benzer bir sıvı akar ve bundan da kuş tutmak üzere ökse yapılır. Yaprakları yıldız şeklinde, 25-50 cm. boyunda ve en genç dalların ucundadır. Meyvesi bir kavun iriliğinde, dış rengi sarı-yeşil, ağırlığı ortalama 1-3 kg. kadar ve üzerinde düzensiz serpili pullar vardır. Yetişmesi için tropik bir iklime ihtiyacı olan ekmek ağacı özellikle kuvvetli toprakları sever. İyi bakılırsa 700 m. yüksekliğe kadar iyi meyve verebilir. Üretilmesi köklerinden yayılan filizler aracılığı ile yapılır ve altı yaşına geldiği zaman 6 m. yüksekliğini bularak, bütün sene ürün verir. Meyvenin eti açık sarı olup içeriğinde % 25 kadar nişastalı maddeler içerdiğinden çeşitli şekillerde pişirildiği gibi nişastanın fermentasyonu ile biraya benzer içkiler de yapılır.
yapılan araştırmalara göre kişi başına düşen ekmek tüketiminin en fazla olduğu ülke türkiye imiş..
ama ben bunu değil şunu yazacaktım:
parası olan.. sırf bu yüzden kötü olan.. doymak bilmeyen midelerin uğruna insanlıklarını sattıkları şey.. ya da iddea öyle, gerçekte ekmek değil pasta için satıyorlar ruhlarını..
bi de kadayıfı var.. konuyla bağlantısı yok..
yeni çıkan beyaz ekmeğin kokusu ne güzeldir. Tadı da ayrıca. Her türlüsünü severim. Zeytinlisi, kepeklisi... Bir de anlam yüklüdür ekmeğe diğer besinlerden farklı olarak. Semboliktir ekmek. Ekmek parası, ekmeğini eline almak gibi. Güzeldir ekmek.