toplam 27 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | ffactotum |
| tuttum | sazan yerebakan |
| tuttum | randiman |
| tuttum | galonsu |
| tuttum | r16 |
| tuttum | dag han |
| tuttum | distantpoint |
| tuttum | nckhrnby |
| tuttum | fuat28 |
| tuttum | matejakezman |
| tuttum | ser-hus |
| tuttum | guidoanselmi |
| tuttum | space cowboy |
| tuttum | epsil10 |
| tuttum | romanistabukowski |
| tuttum | rensenbrink |
| tuttum | etilen |
| tuttum | diyojenimsi |
| tuttum | tesadufen |
| tuttum | devrimci61 |
~35 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
tüm haftalığını verir maça gidersin yağmurdan donuna kadar ıslanırsın ve yenildiğin maçın sonrasında durakta otobüs beklerken tuttuğun takımın kaptanı önünden porsche'siyle geçer suları sıçrata sıçrata...işte o an profesyonel futboldan soğuduğum andı.yaşasın amatör ruh.
beşiktaşşşşşaaaaağğğaa da cincincona da koyduk anca onlar bizi seyretsin takımlarının kümeye oynamasını izleyecek değiller ya
bunu diyenleri quaresma türkiyeye geldiğinde görmek isterim.hava alanında bi 50000 beşiktaşlı olur sanırım.
bkz: tükürdüğünü yalamak
FUTBOL ATEŞİ
“ANLATILAN SENİN HAYATIN”
“ … Futbol Ateşi, taraftar olmak üzerine yazılmış bir kitaptır… Çoğunluğa sahip olanlar için ve böyle biri olmanın nasıl bir şey olduğunu merak edenler için de… Holigan denecek kişiler tarafından yazılmış başka kitaplar da okudum. Oysa her yıl statları dolduran milyonlarca taraftardan en az %95’i hayatında tek bir kavgaya karışmamıştır. Burada sözü edilen şeyler tümüyle bana özel olsa da, çalışırken, film izlerken, arkadaşlarıyla sohbet ederken birden gözlerinin önüne on, on beş veya yirmi beş yıl önce doksandan sağ köşeye sol voleyle atılmış bir gol gelen insanların bu satırlarda kendilerinden bir şeyler bulacağını umuyorum.
… Saplantılı insanlar kendi tutkularıyla aralarına mesafe koyamazlar. Bu, bir anlamda saplantılı olmanın ne olduğunu gösterir ( ve saplantılı olanların neden yalnızca çok az bir kısmının kendi saplantılarının farkında olabildiğini açıklar. Geçen sezon Wimbledon’ın yedekleriyle Luton yedeklerinin dondurucu bir ocak ayında akşamüstü yaptığı maça –kendini kanıtlamak, ya da kendiyle dalga geçmek veya sıkı taraftarlık olsun diye değil, cidden maçla ilgilendiği için- tek başına giden bir arkadaş, bu davranışının tuhaflığını ısrarla inkar ediyor örneğin)
Bu kitap kendi saplantımla arama belli bir mesafe koyma çabasıdır. Liseli bir oğlanın aşkı olarak başlayan bir ilişki, nasıl olur da hayatımda kendi irademle girdiğim diğer tüm ilişkilerden daha uzun, tam yirmi beş yıl sürer? ... Peki bütün o, zaman zaman üzerime çöken umursamazlık, keder ve hakiki nefret duygularına rağmen bu ilişki bozulmadan sürmeyi nasıl başardı? ...Sonraları kadınlara nasıl aşık olduysam, futbola da öyle aşık oldum: Ansızın, açıklanamaz bir şekilde, üzerine kafa yormadan, getireceği acı ve kafa karışıklığını bir nebze bile düşünmeden…”
Sıkı bir taraftar olduğu anlaşılan yazar-anlatıcı Nick Hornby yanıtları üç bölümde vermiş: 1968-1975 / 1976-1986 / 1986-1992. Birinci bölüm siftahla başlıyor: Arsenal-Stoke City / 14.9.68 Anlatıcı kahramanımız babasının teklifine rağmen gitmediği 1968 İngiltere Federasyon Kupası finalini televizyondan izler, sonra Manchester United-Benfica maçını da. Manchester’ın Dünya Kulüpler Şampiyonası’nı nasıl kazandığını dinlemek için erkenden kalkar, Bobby Charlton ile George Best’i şaşırtıcı bir tutkuyla sever. Bunlar babasıyla birlikte Hıghbury’e gidene kadar sürer. 1968 kahramanımız için zor bir yıldır, anne ve babası ayrılır, küçük bir eve taşınırlar, hatta bir dönem evsiz kalıp durumu komşularında idare ederler, ciddi bir sarılık geçirir, ardından yaşadığı semtin lisesine yazılır.
“ Hayal gücünden tümüyle yoksun olsaydım, bütün bu karışıklığın beni avucunun içine alacak olan Arsenal hummasıyla hiçbir ilişkisi olmadığına inanırdım… Tamam, futbol iyi bir spor olmasına iyi bir spor. Ne ararsanız var. Ama bir sezondaki maçların yarısına giden, büyük maçları izleyip uyduruk olanlardan uzak duran, mutlu bir şekilde bununla yetinen makul taraftarla, kendini hepsine gitmek zorunda hissedenler arasındaki fark nereden kaynaklanıyor? Sonucu daha başından belli olan bir maçı izlemek için, altın değerindeki tatil günlerini boşa harcayarak Çarşamba günü kalkıp Londra’dan Plymouth’a gitmek niye? ...”
Babasıyla olan Pazar buluşmaları sıkıcı geçmektedir. Ta ki babasının eylül ayındaki maça gitme teklifine evet diyene kadar. Kuzey Londra’daki maç günleri birlikte olabilecekleri farklı bir ortam sağlamıştır, günlerin artık bir belkemiği, rutini vardır, sessizliklerle baş etmek kolaydır, üzerine konuşulacak bir konu vardır, tribünler evleri olur adeta, gerçekten değişime ihtiyaç duydukları bir dönemde futbol hayatlarını değiştirir.
“… O ilk maç gününden futbolla ilgili hemen hiçbir şey hatırlamıyorum.Hafızanın bildiğimiz oyunlarından biri, maçın golünü net bir biçimde hatırlamamı sağlıyor; hakem penaltı veriyor ( ceza sahasına doğru koşuyor, parmağıyla teatral biçimde penaltı noktasını işaret ediyor, seyircilerden bir uğultu yükseliyor); Terry Neill topun başına geçince ortalığı bir sessizlik kaplıyor ve Gordon Banks atlayıp topu çıkarınca bir inilti kopuyor; top Neill’in tam ayağına düşüyor ve Neill bu kez golü atıyor…”
Etrafın insanı bunaltan erkeksiliğini fark eder. O yıllarda kasabalarda kızlar hala maça gidememekte, o yüzden kız kardeşi annesi ve oyuncaklarıyla evde oturmak zorundadır. Sigara, yetişkinlerden ilk kez o kadar yüksek sesle duyduğu küfürler, kalabalık, stadyumda neredeyse yaşadıkları kasabanın toplamı kadar insan olduğunu duyunca çok şaşırır, muhtemelen bir yirmi bin kafa.
“… Beni en çok etkileyen şey kalabalık ve yetişkinlerin .bne kelimesini başkalarının ayıplamasından korkmadan, canları istediği kadar yüksek sesle bağırma hakkına sahip olması değildi. Beni en çok etkileyen, etrafımdaki erkeklerin ne kadar büyük bir kısmının orada olmaktan nefret, kelimenin tam anlamıyla nefret ediyor olduğuydu… Maçın neticesi ne olursa olsun, futbolda yaşanan doğal hal, küskün bir düş kırıklığıdır…”
Arsenal’in Highbury’deki tarihi pek anlı şanlı değildir ona göre, sıkıcı bir takımdır Arsenal, ama ta ki küçük bir başarıya kadar. Kulübün beş kere üst üste şampiyon olup, iki Federasyon Kupası aldığı yıllar otuzlarda kalmıştır. Stadyumdaki yüzler tiyatro, sinema salonu ya da müzik korolarındakilerden farklıdır. Öfke, moral bozukluğu, umutsuzluk yansır onlardan. Bu acı çekerek eğlenmektir. Arsenal kale arkasındaki hayata kırgın ve kızgın insanlar ona nasıl öfkelenileceğini öğretirler.
“… İşte bütün her şey tek bir maçla başladı-flört aşamasının olmadığı bir aşktı- ve şimdi geriye baktığımda, yaşadığım şey beni öylesine etkisi altına almıştı ki, Whine Hart Lane veya Stamford Bridge gibi başka bir stadyuma gitmiş olsaydım da fark etmezdi. Babam umutsuz ve ısrarcı bir davranışla kaçınılmaz olarak engellemek istercesine beni Sunderland’ı 5-1 yenen Tothenham’ ve dört gol atan Jimmy Greaves’i izlemeye götürdü;ama iş işten geçmişti, atılan altı golle ve büyük oyunculara rağmen yüreğimde hiçbir kıpırtı olmadı: Ben penaltıda kaleciden seken topu gole çevirerek Stoke’u 1-0 yenen takıma çoktan abayı yakmıştım…”
11 yaşında bir çocuğun ayrı yaşadığı babasıyla iletişim kurmak için gittiği futbol maçlarının nelere kadir olabildiğini, bir yazarın futbol üzerinden hayatını nasıl yeniden ürettiğini, anlatılanın sanki biraz da senin hikayen olup olmadığını merak ediyorsan romanın
künyesi aşağıdaki gibidir:
Futbol Ateşi, Nick Hornby, Sel Yayıncılık.
Çarşı'nın Yıldırım Demirören'e karşı olup olmadığını
ve neden sustuğunu bilmeden yorum yapmayın lütfen.
herkes tribün deyince nedense çarşıdan bahsetmiş çarşı nedense herşeye karşıda birtek yıllardan beri bjk ye ligin daha 5 . haftası gelmeden havlu attıran bjk nin bütün etik değerlerini yıkan yıldırım demirören e karşı değil
"gerici nitelikteli aktörleri çok güçlü bi fenomen futbol" yakışmadı amca. bize anlatıldığı kadarıyla ideolojik hegemonya vardı. alana kim girerse aşağıdan yukarıya oradaki hayatı o belirlerdi. bunun için bazı tribünlerde tam kadro bozkurt işareti yapılırken, bazı tribünlerde yapmaya yeltenenin eli kırılırdı. dolayısıyla alanın kimyasal olarak gerici olmasını geçelim. alan gericilere teslim olabilir. her alan gibi onu da kurtarmak gerekir. asli alan mı, tabi ki hayır.
peki ben neden bunca alanın içinde futbolu da atlamayalım diyorum? şunun için;
küçüklüğüm top peşinde geçti hacı cavcav.
Alan tribün alan da sürekli mağlup olduğun alan
hayatla ordan mı bağlantı kuracaz yani,
alandan bol ne var ki, sen niye futbolu seçiyosun.
futbol fena halde hayata benzer falan filan
geçmek lazım bunları. gerici nitelikteki aktörleri çok güçlü bir fenomen futbol, başkan, menajer onun yalakası tribün lideri sponsoru bilmemnesi
hacım, sen ufakken mahallede top oynamadığın için futbola karşı olmanın teorisini üretiyosun. söylencek çok şey var konuyla ilgili de, sana en yakın olandan hareket edelim. tribünü alandan saymayanın gözü kör olsun.
solcuların futbol denen sikko oyuna ilişkin anlam veremediğim ilgisini görüyor ve " boş işleri bırakın" diye haykırmak isityorum. he mi marcosum?
tribün kültürü ne dair bir örnek: izmirspor... tezahurat yapan 100 kişi kapalıda. sadece maçı izlemeye gelmiş, yaklaşık 500 kişi çekirdekleriyle birlikte açık tribündeler ve bir pankart taraftarlığın en güzel yüzü: "ipte geçirsen boyunlarımızdan ya da bir kurşun alınlarımızdan, asla vazgeçmeyiz izmirspor dan". ayrıca çav bella yı tribün marşı haline getiren ilk grubun izmirspor taraftarları olduğu rivayet edilir. senelerdir alt kümelerde mücadele eden bir takımın bu kadar sadık izleyicilerinin olması tribün kültürü adına umut verici. ki başarı merkezli bir taraftarlık kültürünün geliştiği bir ülkede...
tribün kültürü bambaşka bişedir...her ne kadar kıstılama getirsede insanın hayatına...her erkek için yeri apayrıdır...
bunun grubu da kurulmuştu. aha da max max;
http://tribun-kulturu.sosyomat.com/
hangi tribün kültürü çarşi işi mi yoksa ingiliz işi mi ya çarşi işi tribün kültürü güzel ama bir liverpool maçi da güzel işler yaptilar ondan sonra sürekli bişeylere karşi olmasiyla anilmaya başladilar.
ingiliz işi dersek bu kültür ancak endüstriyel futbolun karşisinda durabilir adamlar championship te bile tribünleri dolduyorlar.
ya türkiye de endüstriyel olsun futbol adam gibi maç izleyelim.
oynanan oyuna dikkati çekmek lazım, oyunun bir keyfi olduğunun, ve bunun kazanıp kaybetmekten daha önemli olduğunun insanlara anlatılması lazım. tabi ki taraflar arası atışma olacak bir miktar, ama bunun o keyfin önüne geçmesini engellersek bir yerden başlamış oluruz.