geçen hafta uykusuz dergisinin kendisine gerzek bir şekilde bindirdigi adamdir engin ardic.. gerzek diyorum cünkü engin ardici son bir iki yildaki tutumu ile degerlendirmek, neden oyle oldugunu bilmeden "sag saksakciligi yapiyorsun dingil!" demek bence gerzekliktir..
engin ardic zamanında fişek gibi bir solcu olmus, das kapital'i hatmetmis, sohbetlerde hafiz rutbesi ile ezberinden das kapital okumus biridir.. buraya kadar eyvallah gecmiste canavardi, panterdi, koalaydi. ama içinde bulunduğu hadisenin sikko oldugunu, sol'un mevcut uygulamalarinin, sol'un çıkışı ve süregelmesi ile alakasiz oldugunu, ve sol diye insanlarin sarildiklari nesnenin deniz baykal gibi "ermenistan'a gidilmesin, bakü'ye gidilsin" soylemlerinde bulunabilecek dış politikadan bir haber bir adam olmasi neticesinde adam "soldan ümidi kestim" triplerine girmiştir..
şimdi her 5 yazisindan 3 ünde sola giydirmesinin nedeni budur. zira sol denilen düşünce akımının türkiye'deki uygulanmasi günümüzde apayri bir salaklik silsilesidir..
allaskina sol'un en güçlü adaminin deniz baykal oldugu bir memlekette, insanlarin tv kanallarinda cikip "sari saclim mavi gözlüm nerdeeee nerdeee??" diye günde 5 kere sarki soyletip, solculuk adina atatürk'ü anmalari nasil da aptalca bulunmaz ki?
hülasa engin ardic sola falan düsman degildir.hatta engin ardic gayet solcu bir adamdir kanaatimce.. ama türkiye'de sol öyle dandik bir yerdedir ki biraz "aman canım bunlar da ne sacma işler" diyen birisidir engin bey.türk solundan tamamen umudunu kesmis, ama yine de "ulan sacmalamayin bi kendinize gelin" lafini her 5 yazisindan 3 ünde dile getiren bir adamdir..
işte bu yüzdendir ki aptal solcular bu adami "liboş","akp yanlisi","deli bozuk" diye nitelendirmektedirler.. zira adamin dedikleri ipe sapa gelir şeyler degildir, ve bir sekilde türk sol'unun temellerini, ve türkiye cumhuriyeti tarihinde soylenemeyecek şeyleri bildiginden, türk soluna verip veriştirmeleri, sol cenahin en erojen bolgelerine degmektedir.. böyle olunca da, saskin solcularin bu adami itin gotune sokmalarinin nedeni de basittir aslinda.
olur da bir gün türk solu "atam sen kalk ben yatam, cebine findik fistik katam" mentalitesinden öteye giderse, (ki aslen ataturk'un komünizm hakkindaki dücünceleri "basi goruldugu yerde ezilmelidir" seklinde nettir) engin ardic da saga yanasmis gibi gorunen halini birakiverir..
Bir seferinde Türk basınında ilk yazısının 1970'de çıktığını söylemişti. Ben o kadar geriye gidemeyeceğim ama zat-ı muhteremin en son olarak çalıştığı Akşam Gazetesi'nde çıkan ilk yazısını paylaşmak istiyorum. Tarih 14 Kasım 2004.
Ahşiyeeem, yine Ahşiyeeem, yine Ahşiyeem!
Düşünüyorum da, eskiden gazeteler ne kadar derme çatma çıkarlardı yahu...
Lafa buradan girip eski Akşam Gazetesi'ne getireceğim, sonra döndürüp dolaştırıp yeni Akşam'dan çıkacağım. Hepiniz anladınız.
Hem Pazar günü, hem Bayram günü (mübarek olsun), hem burada ilk yazım. Zor iş. Herkes de atmaca gibi bekliyor, herif eşek yüküyle para almış, bakalım ne yazacak? Kuş mu konduracak?
Ortada eşek yüküyle para mara yok ama herif eşek gibi yazmakla yükümlüdür.
Bu durumda akıllı davranır, 'akşam' kelimesi üzerine zırtapoz çeşitlemeler yaparsın, en kolay yoldur elbette; Ahmet Haşim'e dönüp 'göllerde bu dem bir kamış olsam' dersin, sonra iyice ucuzlatıp 'ahşiyeem simidiiiyeee' diye sürdürürsün... Nasıl olsa ilk gün hiçkimse senden hükümetin tarım politikasını irdelemeni beklemeyecektir.
Ama eski okur azıcık 'nostalji' de isteyecektir, onun için biz gene eski Akşam Gazetesi'ne gidelim.
Eskiden gazeteler çok derme çatma çıkarlardı. Baskıları berbattı. Linotip mi entertip mi ne olduğunu bir türlü öğrenemediğim (hiç de umurumda olmayan) bir teknikle.
O sararmış pıyrım pıyrım Tanin, İkdam falan değil; altmışlı yıllarda da gazeteler çok berbat çıkarlardı. İlkelliğin solculuk olduğunu sanırdık.
Ancak, Akşam'ın özel bir yeri vardı. Tamam, Cumhuriyet solcu olmasına solcuydu (ya da biz öyle sanıyorduk) ama Akşam daha bir solcuydu. Patronu Malik Yolaç mıydı, Kayhan Yolaç mı, Erkan Yolaç mı, düşündüm, hatırlayamayınca vazgeçtim. Yahoo'ya Google'a falan da bakmadım. (Aslında şu anda hatırladım canım, numara yapıyorum.)
Çünkü orada Çetin Altan vardı. İlhami Soysal da vardı. Bu ikincisinin unutulmuş olması Türkiye'nin ayıbıdır.
Çetin Altan'ın Akşam'dan ayda üç bin lira aldığı söylenirdi, tam üç bin lira! Mebus maaşı. Viski içerdi, ona da kızarlardı.
Biz deliler gibi bir onu bir ötekini okurduk. İlhan Selçuk bunların 'ağababası' sayılıyor, dördüncü sırada Refik Erduran geliyordu.
Hiçbir zaman evine bakır bakraç, kilim, yün çorap ve makrame asan hıyarlardan olmadım ama bal gibi 'köy romanları' okuyor, 'köy oyunları' seyrediyor, bu memlekette Sosyalizm olabileceğini, bunun da köylüye dayanacağını sanıyorduk. Ham hışırdık. Dedim ya, altmışlı yıllardı.
Sonra 'o zamanın babalarının' herbiri başka bir yöne yelken açtılar. Biz de köylümüzle tanıştık.
Ve de döndük dolaştık Akşam'a geldik. Eskiden Çetin Altan yazarmış orada, şimdi de Engin Ardıç denilen tuhaf adam yazıyor, ne olmuş? Düşlerimde bile göremezdim bunu. Tıfılın tekiydim.
Eski dostlar da dün hoşgeldin demişler bize, sağolsunlar.
Bu Akşam o Akşam değil. Bu renkli ama boyalı değil. Bu daha iyi bir gazete.
Çünkü Türkiye de daha ileri bir ülke ve bendeniz de çok şükür Akşam'ı açıp da 'emekçi kardeşlerimiz sürüm sürüm sürünürlerken toplumcu bir yazar üç bin lira alır mıymış' diyen ahmaklardan olmadım hiç. Hadi itiraf edeyim, ahır ömründe Milliyet'te yazan Refii Cevat merhumu daha çok seviyordum o zamanlar (Ulunay) ve benimle alay ediyorlardı.
Eskiden Türk basını çok derme çatmaydı.
Kafalar da öyle değil miydi?