pek sayın günlük. fark ettim de sana yazacağıma açarım bir blog yazarım; düşüncesi geldi birden aklıma. ama ne gerek var ki? böyle iyi. bugün sana bilgisayar tamirinin ne kadar zor bir iş olduğundan bahsetmek istiyorum. bilgisayarla ilgili bir bölüm bitirmememe rağmen çok deli bilgisayar tamir ederim. bunun temellerinde ""alaylı" olmam yatıyor. müşteri içeri girer girmez hemen problemin kokusunu alabiliyorum. tabi her zaman işe yaramıyor. Neyse müşteri geliyor. Açıyorum bilgisayarı, sorunu oradan anlarım genelde. ama hayat zor günlük para kazanmam lazım. o yüzden müşteriye olmadık bir şey söylüyorum. "abi bunun şöyle bir işi var. maliyeti x ytl tutar" diyorum. tamam diyor müşteri. sen iki saat sonra gel hazır olur. adam çıkar çıkmaz sadece bir iki tuşla işi hallediyorum. kasayı kenara koyuyorum ve keyfime bakıyorum. maalesef bilmeyen insanları kandırarak para kazanmak zorundayım. zaten bilen insan neden gelsin? bu saçma oldu. neyse; ben para kazanırken yalan atıyorum. ama kimsenin kalbini kırmıyorum. hem şu günah bu değil gibi salaklıklara da inanmıyorum. o yüzden sorun yok. neyse günlük uzatmadan bilgisayar işindi iyi para var. hele ki; ülkemdeki okuma oranı bu kadar kötüyken ben çok deli para kazanırım.
bugün hareketli bir gündü günlük. istanbul da ulaşım ne zor iştir. insanın vasıta kullanması gelmiyor. zordu zor. ayrıca şu ince belli çayımız ne kadar pahalılanmış. tam bir buçuk ytl ki yavaş yavaş tadına vararak içmek zorunda kaldım. ah yurdum insanı. karşıda starfucks da görünce özeniyor. elin frenc bilmem neyinden ne eksiği var deyip yapıştırıyor ""etiket"i. ayrıca koskoca istanbulda amerikan kültür bilmem ne dil okulları diye bir yeri aramam içimde bir tezat oluşturdu günlük. tabi ingilizceyi en iyi kimden öğreneceğim. amerikalısından ingilizinden. bana komik gelir türk öğretmenin ingilizce öğretme çabası. bir de oradan çıkanlara ana dili gibi biliyor manasına gelen sertifika verirler. ya git işine!! benim bir tanıdığım var. kendisi dört senedir fransa 'da hala fransızcayı öğrenemedi. dört yıl be. hatta belçikadan da bir tanıdık gelmişti o da aynı dertten müzdaripti. öğrenilmez. bana güvenin. gidin yurt dışına bir kursa anca öyle. bir de playstation salonuna gittik. adam basmış parayı açmış. güzel de yer hani. herkes şu puf puflu adı batasıca yer koltuğunun örmelisini alır abim derisinden almış. plazmalar da o biçim tabi. aslında en önemli mevzuları sana anlatmıyorum. kafanı ağrıtmak istemiyorum günlük. neyse bana hareketli günler dile.
uzun zaman oldu günlük. ne zamandır yazmadım sana. aslında yazma ihtiyacı duymadım. daha da ileri gidersek ,ben zaten yazmayı sevmem. bakmak daha ilginç gelir bana. herneyse, hayat güzel gidiyor. çok teferruata girmek istemiyorum. sadece iyi gittiğini bil yeter.
2008'e girdiğimiz ilk saatlerde 2007'de istediğim bir bira ancak yeni elime ulaştı sayın günlük. Zaten sesimi de öyle zor duruyurmuştumki garsona sonunda geldi ve "barda oturup senin abuk sabuk dans figürlerine kopuyorz allahını severen otur müşteri kaçırma ulan" lafından sonra evet sonra tam 2 saat sonunda yüzümün kızarıklığı geçmişti ve ben elimi bir öğrenci edasıyla kaldırıp " bir bira lüfen" diyebilmiştim... O yegane bira mı da yan masadaki saygıdeğer angut arkadaş üstüme dökünce ne yapıyım evime dönmek kaldı bana da.. Tabi hepsi bu kadar da değil. 2008'in nasıl geçeceği şimdiden belli olduğundan içimi bir hüzün ve aynı zamanda öfke doldurmuş vaziyette otobüs durağında beklemeye başladım. 5 köpek bana doğru havlamaya başladı. Korkudan altıma sıçacaktım ki otobüs geldi... Rahat nefes aldım. Kapıyı çaldım annem kapıyı açtı ve ağlamaya başladım. O da "30 yaşında adam ağlar mı be" diyerek uyumaya gitti. Bir tek sen kaldın ulan günlük, sktirip gidersen kendimi intahar edicem bilmiş ol.
içerik bu mudur? yoksa içeriğin bana hissettirdikleri...
"onun içindeki içindedir, içinde içindekiler vardır!"
Sevgili bugünlük, merhaba. Biliyorsun her şey günlük, gülüstanlık olsun isterdik seninle biz. Olmuyor gördüğün gibi. Kapıcıdan fırça yedim sabah kapıyı geç açıyormuşum, üstümde şortla evde geziyormuşum diye. Gittim giyindim öyle çıktım karşısına. Bazen insanlar çok kaba olabiliyor, sevgili bugünlük :( Ağlıyorum kısık kısık, gözyaşlarım silmesin isterim satırlarını...
Of be günlük izmir çok sıcak ,o kadar sıcak ki kendimle bile yatamaz oldum,tekmeleyerek yataktan atasım geliyor her santimetrekareyi ısıtan bedenimi,bir de bunun temmuzu ağustosu falan da var ne yapcağım bilemiyorum, geçen yaz vantilatör yardımı ile ruhumu serinleteyim dedim boynum tutuldu,gün boyu üzerime midikloryan midikloryan su püstkürttüm hatta bunun için ev arkadaşımı bile görevlendirdim nafile...ben de çözümü birada buldum evet buz gibi,mayhoş,ucuz ve az evvel arkadaşıma kredi kartımı verdim ki git bize bira ve sigara al cebimizdeki parayla da akşam dışarı çıkarız,tabi durum benim istediğim gibi gelişmedi kredi kartında limit kalmamış o_O
,nakit tükenmek üzere aynı zamanda bilirim ki vakit nakittir, benim de çok vaktim var o halde bir nevi nakit de bünyemde barınmakta,neyse canım havanın karamasına henüz var..
Sevgili günlük
Ne zamandır yazıcam diyorum bir türlü yazamadım.Ezikliğimden herhal sen mağzur gör.
Neyse sadede geliyim.Baharın gelmesiyle doğa tekrar hayat buldu be günlük.Ama ben ya ben bulamadım :( geçenlerde Seyrü sefer halindeyken ben camlar arkasında seyretmekte.Mis gibi bir hava inekler yemyeşil çimlerde otlamakta.O kadar özendim ki ineklere günlük bilemezsin.Sanki ayaklarının altında ezilen sarı çiçekler bendim.Nasıl mutluydular nasıl mutluydular.Aman yarabbim!Onları gördükçe ezildim.Bi de leylek gördüm ben.Bir an flamingo sandımdı.Sonra dedim kendi kendime ''yok lan leylek o,ne flamingosu,hem onun burda ne işi var''Hepisi görmemişlikten günlük.
Çok eziğim günlük.Ben inekler gibi mutlu olmak kırlarda koşmak istiyorum yaaaaa....
Bu akşamlık bu kadar
Hadi eyvallah
Zaten benim kahrımı bir tek sen çekersin...
Bahar iyice geldi kapıya dayandı vallahi,havalar güllük gülistanlık buralarda günlükçük, bakma sen benim böyle asker mektubu yazar gibi başladığıma, rakı masasındaki dost sohbeti kıvamında sonlandıracağım bu günü ,bir yerden gireyim dedim sonu nasıl olsa gelir,gelmezse de önemli değil canım ,sen bilirsin sonunu da ezmezsin nacizane kelimelerimin oluşturduğu söz öbeklerini...
Neyse nerede kalmıştık...hah! "bahar geldi buralara" demiştim evet,bahar geldi gelmesine de ben kışı ölzedim yahu,dışarda mevsim baharmış gezip dolaşanlar varmış günler su gibi akarmış pek umrumda değil açıkçası,hani nerede o kasvetli bulutların gök yüzünde oluşturduğu fotoğraf karesi niteliğindeki şekiller akabinde hayal gücümde bıraktıkları derin izler,hani nerede içinde üç-beş damla kanyak olan kahve kokusu ile desteklenmiş sigara dumanım...anlayamadım bir türlü ikarusun ölümüne sebep olan yavan güneşin çekiciliğini,güneş bulutların arkasında güzeldir,küçük bir çocuğun ışık oyunları karşısında duyduğu hayranlık gibi hayran hayran izlerdim bulutların arkasından süzülen ışıkları...kuşlara,böceklere,sevişen çiftlere,beyni kavurup göz alan yavan güneşe şiir yazasım bile gelmiyor hoş biliyorum bir james joyce ya da bir shakespeare değilim ama yaşadığın duyguları itina ile seçilmiş bazen de ansızın çıkan kelimeler ile bir kağıda döküp söyleyemediklerini paylaşmanın hisettirdiği duygu ayrı bir şiir konusudur be günlük,mevsimlik şairim ben besbelli.
çok severim.
Bize gülerek bakma bebeğim, bize gülerek bakma
Bize yüzünün resmini gülüm
Gülerken bırakma
Hep biraz eksik olacak artık her şey
Hep biraz eksik
Hiç göremediğin tavşanların kulakları,
Hiç sevemediğin pisiler,
Hiç yürümediğin şehirlerin sokakları,
Hiç çağırmadığın isimler,
Gülerken sevinç, yüzerken deniz,
Senin hiç yaşamadığın mevsimleri yaşarken biz
Hep biraz eksik olacak artık her şey
Hep biraz eksik
Ayşoş'um, minik kuşum, sen uçtun ben vuruldum.
Ayşoş'um, minik kuşum, ben uçtum sen vuruldun
03/03/2007
birdaha yürümeyecekmişim gibi yürüdüm üstelik yağan yağmura rağmen birdaha ıslanamayacağımı düşünerek, abla para diyen çocuğa aldırmadan sanki tekrar oynamayacak olan iki oyunu seyretmek için. oysa ikiside yeni oyundu ama ben kendimi birşeylerden kurtulmuş hissediyordum hazır böyleyken bunları yapmalıydım. evden mp3 çalarımda death dinleyerek çıktığım sıradan günün gecesinde tekrar eve dönerken nefes aldığımı hatırladım ve anladım ki bu tek başımalığımdan sıkılmışım.
Sigaramın Dumanına Sarsam, Saklasam Seni..
Yahu gümlük neler oluyor su kısacık hayatta öyle bir yerdeyim ki bildigim bir çok sey alt ve üst oldu ,lise yıllarımdan hatırlarım nitekim sonrasında da görmedim bu hatırladıgım seyleri açıkçası üstünde de durmadım pek fazla,diyorum ki fen derslerinde mitoz ve mayoz diye bir seyler vardı pek eksik bilgimle bunların bölünme çesitleri oldugunu hatırlarım,bu bölünme mitoz da olsa mayoz da olsa bölünerek çogalırlardı ama yasadıgım ceverye bakıyorum bölünerek eksiliyoruz,benim için anlaması zor kabullenmesi de çok zor,pozitif bilimlere oldum olası inanmadım zaten al iste haklı çıktım bir sürü insan gümledi,gümletildi pek muhterem günlük,bir sen kaldın geriye,ben düsüncelerimi anlıyorum senin üzerine ki bu an da geçmisin gelecegiydi bir zamanlar ve gelecegin geçmisi olacak gönder butonuna bastıgım anda..neyse benim anlarım bende kalsın simdilik dönelim bölünmeye..
Nereye kadar devam edecek bu eksilme ? ne zaman dank edecek beynimize de akacak kostik sıvıda birikmis pekmezi öz kütlemin,yargıda bulunmak zor degil ama gereksiz..bekleyip görecegiz diyeyim,bu konularda konusmayı pek sevmem aslında hassastır bu konular ,ne zaman kimi incitecegini bilemezsin ve samimiyetle söylüyorum ki kimseyi incitmek istemem , sen de bilirsin ki gümlük kimse gümlesin istemem ama iste.. insan oglu gariptir her lafı kaldırmaz,essek dersin darılır sırtına çıkarsın aldırmaz.
Yasadıklarımdan bilirim ki kimse kimseden üstün degildir, kimse sütten çıkmış ak kaşık degildir,herkes birbirine biyolojik bir olay olan ve sindirim sistemi sonucu orataya çıkan dıskıdan atmakta,kimisi diyor senin ırkının kafası kocaman,kimisi diyor senin dininin kitabı kaç sayfa,kimisi geçmiste atalarının yaptıkları savaşlar ile böbürleniyor hatta bu bölücülüklerine sanatı da alet ediyorlar eurovision diye de bir soytarılıkları var neymis efendim "hangi ülkenin müzigi daha iyiymis" e yuh artık,sanatın milliyeti mi olur gümlük hem daha ne kadar bölecekler merak ediyorum einstein bölmüs iste bizi biz yapan atomu bile bir de geçmisler karsı...neyse diyeceklerim bu kadardır simdilik sana son sözü pink floyd söylemis insanlıga..
""hey you, don't tell me there's no hope at all
together we stand, divided we fall.""
Büyü de Gel
Aşkımı ver bana geri
Aman ha ona laf gelmesin
Kalbimi ver bana geri
Aman ha ona el değmesin
Al yanına kendini kaderini
Dikenlerden esirgesin korusun Tanrı seni
Büyü de gel çocuk büyü de gel
Hadi o yolları yürü de gel
Derdimi sen bana bırak
Sakin ha biri hissetmesin
Sevgimi al içine at
Sakın ha biri kirletmesin
dipnot: hepimize ithafen neşrettim bu nadide parçayı, sertab erener'den...
hey yo günnük, put ya gun down!
aksiyon dolu bir başlığın ardından dünyanın en sıkıcı yaşam formunun anılarına geçiyorum. hastayım günlük. burnuma sünger soktum, ancak tampon görevi görüyor. ağrı sağ gözümden sol omuzma oradan orta göbeğime sıçrıyor, björk klibi gibi oldum.
bir de boğazım kaşım kaşım, sanki içeride gıdıklama timi kurulmuş, ekip gönder silahlarını indirsinler günnükçüm.
hadi ben gidip still ill dinleyeceğim, sen de git dear diary dinle travis'ten.
Bir arkadaş çay ısmarladı. Garsona "arkadaşa toz şeker ver çünkü o eziktir" dedi. :)
günler sonra tekrar merhaba günlük..
29 ekim 2006 pazar günü şirketimizi yeni yerine taşımıştık, sana söylemeyi unuttum ama demek ki kısmet bugüneymiş.
işyerinin olduğu semtte büyük patrona ait 3-4 tane bina var; birisi ana bina olarak tanımlanıyor biz çalışanlar tarafından. 29 ekim'e kadar yavru binadaydık ve orada kendimize ait yemekhanemiz vardı, servis bizi binanın önünden alırdı falan, hey gidi günler.. 2007'nin ilk gününe kadar şirketçe günde yaklaşık 5 kere servise biniyorduk; sabah işe gelirken, öğlen ana binaya yemeğe giderken, öğlen ana binadan yemekten dönerken, akşamüzeri asıl servislere binmek için ana binaya giderken ve bir de ana binadan asıl servislere binince işte ediyor sana 5!! bi' ara kendi aramızda "yakında halk otobüslerine falan binersek para vermeyeceğiz herhalde, o psikolojiye girdik" falan diye geyik yapmaya başladık sinirden. yemeğe gitmek için servis kovala, akşam eve gitmek için servis kovala baktık olacak iş değil biz de ilk kazan kaldırmamızı yapıp öğlenleri sodexho eşliğinde beslenmeye başladık. [şükür]
öğlen kısmını hallettik, bu sefer de akşamları bizi asıl servislere götüren servisleri yakalamak için saat tam 18:00'da ofisten çıkmamız ve 6 kat inip koşturmamız gerekiyor stresi bastı herbir yanımızı. kızlar erkeklere "run forest run", erkekler de kızlara "run lola run" diye bağırıyor her gün ama her gün!! iki bina arasında aslında çok mesafe de yok ama hani bunun yağmuru var çamuru var çekilir mi bu işkence diyerek ve son birkaç gündür de havanın güzel olmasını fırsat bilerek yürüyüş olsun gazı ile 3 arkadaş yürümeye başladık.
bu akşam iş çıkışı karşıdan karşıya geçerken muhteşem istanbul trafiğinin sıkışıklığına "gözüm görmesin" veya tabiri caizse "rahat ver" diyen bir sürücü tarafından eziliyorduk. sinirden güldük dakikalarca; hem halimize acıyarak hem de şirkete söverek. sonra birden ampul yandı; "ya hu pazartesi de hava güzel olursa yine yürüyelim, karşıdan karşıya geçerken de ezilelim be!" dedik. sebep çok basit; tazminat alma hayalleri. ardımızda kalanlar, soranlara "şirket yüzünden ezildiler" derdi. ooh mis!
"ezildikten sonra tazminatı ne yapacaksın" diye sorabilirsin bana. bunca zaman "sosyomat bana maaş ver lan allahsız" dedim, sesimi duyan olmadı. alacağım tazminatı sosyomat'ın hızlanması namına bağışlayacağım; sırf sen eziğin günlüğüne benim gibi ezikler daha hızlı ulaşabilsin diye.
her şey senin için günlük..
[allah affetsin beni]