toplam 190 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | enfiye |
| tuttum | nasty witch |
| tuttum | izafiyet |
| tuttum | xezalle |
| tuttum | Magneticpuppet |
| tuttum | oranis |
| tuttum | nanosafsata |
| tuttum | ikinoktaosge |
| tuttum | Moira |
| tuttum | sedatif |
| tuttum | emrolo |
| tuttum | thyke1 |
| tuttum | panist |
| tuttum | cizgili kedi |
| tuttum | melindasuelita |
| tuttum | jaajaa |
| tuttum | Taurnil |
| tuttum | pamfan |
| tuttum | Death and Terror |
| tuttum | antiakrephatunu |
~184 ahkam var. 1 2 3 ... 10 önceki sayfa »
Farkındalık Frankenstein'ıdır insanın. Frankenstein kitabında der ki Shelley: "Bilgisini artıran kişi, kederini de artırır." Etrafınıza bakın halinden memnun insanların çoğu ya cahil ya da yarı cahildir, farkındalıktan uzaktadırlar. Farkındalık ve bilgi arttıkça üzüntü de artar, ama hiç bir şeyin farkında olmadan (a)salak gibi yaşamaktansa, bilerek ve farkında olarak ama mutsuz olmayı da göze alarak yaşamak bir anlamda hayattan da daha fazla zevk almak demektir.
"İlim, ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsin bu nice okumaktır" demiş ya Yunus, o hesap.
tansiyon gibi
düşük farkındalık da
yüksek farkındalık da
sakat abi.
demedi demeyin bakın
katmanları ve kademeleri vardır en yuksek seviye bu yasam şartlarını yasamak isteyenler için hayal urunu gıbı birşeydir,omer hayyam, mevlana,hallacı masur gibi en yuksek mertebeye ulaşmıs insanlar vardır ve her asamada allahın varlıgını daha cok hissedersin ..bu kadar yeter sanırım ..a birde son olarak ilk koşulsuz şartı kibirini yenebilmektir...kibirinizle konunun yanına yaklasmayı denemeyin bile.....
(umarım cok ukalaca yazmıyorumdur oyle hissedilirse bilinki sadece beynımden gecenleri direk yazdıgım için uslubuma dıkkat edemiyorum..affınızla)
cahillik mutluluktur ya da murathan munganın öyledigi gibi bilmek lanetlenmektir...farkındalık bir daha geri donemeyecegin yola girmektir,neo nun içtigi hapdan sonra dönüşü yoktur ,matrix i öğrenmiştir,o,saniyeden sonra artık eski siz olmazsınız ve bilmenin lanetlenmek oldugunu öğrenirsiniz ilk önce keyifli gelir bakış acılarınız değişir daha cok mutlu olduğunuzu hisedersiniz ama zamanla çevrenizin size ayak uyduramadığını gördükçe, yalnızlık kimseyi değiştiremediginiz gördükçede mutsuzluk başlar ..buna cesareti olan varsa konuya dalsın ama emin olun her gün lanetliyeceksiniz kendinizi allahım neden bana bu zekayı verdin diye.......................
farkindaim sosyoda kimse yok,
buraya takilanlarida biliyorum
hepside gayet asosyal.
ozaman nerde bunlar
Şimdi şöyle bir durum var. Sürekli farkındalık boyutundan, bu boyutun yüksek olduğu insanlarda mutsuzluk halinin görüldüğünden bahsediliyor..yalan kardeşim valla yalan billa yalan..ve tam da burada işte bu noktada "boyutu değil işlevi önemli" demek istiyorum..fesatlıktan öte gidin..
ne demek farkındalığın boyutunun değil işlevinin önemi..şudur: herşeyi farkedeceğimize kaliteli farkındalıklar yaşayalım..misal otobüste üstümüze abanan insanları faketmeyelim, ya da 14 şubatınız yapayalnızsa onları görmeyelim falan fişman :)
farkındalığın boyutu değil niteliği önemli..başka şeyler görün.
Gerek Nasreddin hoca bilgeliğinde, gerekse uzak doğu Zen öğretilerinde en önemli yaklaşım hayata ve olaylara seyirci kalmaktan çok katılmaktır. Yaşanan fakat sözle anlatılamayan varlığı anlamak mümkün müdür? Çünkü anlamak için kavramlara gereksinim vardır ve kavramlar da sözlerle aktarılır. Gerçek anlamda anlamak katılımla olur. Gözlem yaparak da anlarız fakat o analitik (ayırımcı) anlama şeklidir. Yani, dialektik (ikilemli) mantık kullanılarak anlama metodudur. Bu tür anlama insanı yüceltmez. Onun benliğinde değişiklik yapmaz.
Oysa ki, “katılımcı-anlama” metodunda kavramlar kesin çizgilerle ayrılmış değillerdir. Her kavram bütünün bir parçasıdır ve karşıtı ile iç-içe geçmiş durumdadır. Katılımcı anlamanın metodu sentetiktir (bütüncüldür), mantığı da hem-hem mantığıdır. Sentetik anlama metodu tamamen öznel olup her şahsın kendi kapasitesi ve yeteneği oranında olur (Bakınız Farkında olmak başlıklı yazım). Herkesin katılabilme ve olayları yorumlama kapasitesi farklıdır. Bu bakımdan herkesin anlama düzeyi de farklı olmaktadır. Tam olarak anlayabilmek için 3 farklı düzeyde gelişmiş olmak gerekir.
1. Birinci düzey bilgi düzeyidir. Anlayabilmek için öncelikle bilgi sahibi olmak gerekir. Bilgi dıştan elde edilir ve gözleme dayanır. Okulda öğrendiklerimiz, ailemizin bize öğrettikleri ve genel olarak hayatta okuyup veya dinleyip öğrendiklerimiz gözlemleyerek elde ettiğimiz bilgi sınıfına girer. Bilginin getirdiği anlayış akıl ve dialektik mantık yardımıyla olur.
2. İkinci düzey sezgi düzeyidir. Bu düzeyde anlayış içten gelir ve katılımcı olmayı gerektirir. Sezgisel anlayışta hisler ve duygular büyük rol oynar. Bu tür anlayış için akıl ve mantık gerekli değildir. Hatta hiç mantığa gerek yoktur. İnsan sezgisel olarak bir anlayışa varır ama bu sezgileri sözle ifade etmek mümkündür.
3. Üçüncü anlayış düzeyi farkındalık sayesinde oluşur. Bu tür anlayış ani ve kapsayıcı olur. Yani dıştan gelmez. Sezgi gibi içten gelir fakat sözle ifade edilemez. Sözler bu anlayışı aktarmakta yetersiz kalır. Çünkü bu anlayışta nesne değil özne önem kazanmaktadır. Öznenin ise düşünmeye gereksinimi yoktur. Fakat düşüncesiz bir farkındalık da sadece etki-tepki mekanizmasını çalıştırmaktan ileri gidemez.
Birinci tür anlayış sahibi insanlara sürekli her yerde rastlıyoruz. Örneğin, tıp doktoru bize bir tedavi metodu önerdiği vakit bilgisine dayanır ve daha önce benzer haller gözlemlediği için bize de uygun bir tedavi olacağını düşünür. Onun anlayışı bilgi düzeyindedir.
İkinci tür anlayış sahibi insanlara örnek olarak fal bakan insanları verebiliriz. Onlar sezgisel olarak size birtakım olayları veya durumları aktarırlar. Geçmişten ve çoğunlukla gelecekten söz ederler. Çünkü gelecek henüz gelmemiştir. Bu bakımdan sezgilerinin doğru olup olmadığını da anında tesbit etmek mümkün değildir. Sadece sezgi ile gelen anlayış da yeterli olamaz.
Asıl ileri düzeyde anlayış üçüncü tür olup ilk iki anlayışı içerdiği gibi fazladan farkındalığı da kapsar. Bu durumda hem bilgi hem de sezgi vardır. Fazladan da olayı anında kavrayıp gerekli çareyi veya tedbiri almak da vardır. O anda katılımcı olarak gerekli davranış tarzını uygulayan kimse hem etki-tepki mekanizmasını çalıştırmış olur hem de anında etki-tepki mekanizmasının dışına çıkmayı bilir. Olaya çok hızlı tepki verişi etki-tepki mekanizması içinde olduğu intibaını verir. Oysa ki anında o oyunu terk etmesini de çok iyi bilir. İşte ileri düzeyde farkındalık budur. Yani, olayın akışına kendini kaptırmamak ve olayın gerisinde yatan nedeni anında görüp, oyunu terk etmek. Buna “bağlantısız olmak” da diyebiliriz.
Bilge kişilerin en önemli özellikleri bağlantısız olmaları ve olaylara üstten, tarafsız olarak bakabilmeleridir. Tarafsız olmak, tümüyle liberal olmak demek değildir. Tarafsız kişinin görüşü “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” değildir. Tarafsız kişi “taraftar” değildir. Yani, bir konuya veya bir görüşe fanatik olarak bağlı değildir ve hiçbir ideolojinin savunucusu da değildir. O sadece bütünün hayrını düşünür ve bütünün hayrına olanların aynı zamanda kendi hayrına da olacaklarını bilir.
ya ezbere yaşarsın hayatı ya da farkındalıkla. Biraz cesaret, biraz özgüven, biraz kabullenme sonra tadını çıkar.