1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

feminizm beni tanımlar diyenler

toplam 53 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

feminizm hakkında feminizm

~62 ahkam var. 1 2 3 4 önceki sayfa »

    Feminizm erkek düşmanlığı değildir, ağızlara yerleşmiş bu cümle erkeğin hüküm sürdüğü düzenin ürününden başka birşey de değildir. Çünkü feminizm erkek egemenliği için bi tehdittir ve değişimi savunan her ideoloji gibi egemen güç tarafından karalanmaya çalışılmaktadır.
    Feminizm, varolan erkek - kadın ilişkisini bitirmeye çalışmaz tabii ki, 'kadın için erkeksiz bi dünya' yaratmak istemez. Bu geleneksel ilişkileri eleştirir, yanlışlarını ortaya koyar ve bi alternatif sunar; tüm dünya kadınları için -burjuva, proleter, türk, kürt yada lezbiyen farketmez - farklı bi dünya tasarlar. Ezilmenin, sömürünün, şiddetin, aşağılanmanın son bulmasını talep eder. 'Kadınlar haklarını korumalıdır.' Elbette. Ama kadının hakları, sınırları, ölçütleri nelerdir? İşte tüm bunlar yeniden tanımlanmadığı sürece, tüm bunlar erkek değil KADIN tarafından, kadının gerçek istek ve ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlanıp hayata geçirilmediği sürece, kadının maruz kaldığı ekonomik, sosyal, cinsel, psikolojik ve fiziksel şiddet asla son bulmayacaktır. Bu değişim belki çok uzun, belki çok zor, ama Şart.

    maLuenda   02 Ocak 2009 00:10   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Taa, zamanında anlatmışlar;
    http://www.imeem.com/portiacobweb/photo/qiYutMHaW3/

    huan   17 Aralık 2008 15:03   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    erkek kadın ilişkisi varolan bir gerçektir , kadınlar haklarını korumalıdır ama erkekleri düşman olarak algılamamalıdırlar , insanlar düşünebilirler ama doğanın ve psikolojının kanunlarına ters düşünceler ve davranışlar sonunda hatalı olduklarını ortaya çıkartır.

    fnietzsche   09 Eylül 2008 17:23   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Sex and the City’yi seven feminist -AZER BİNNET: Feminist
    Beni bir ‘Sex and the City’ fanatiği, gözleri kapitalizmin yaldızlı rüyalarıyla kör edilmiş bir genç kadın olarak görebilirsiniz, pembe babetlerim bunun için size yeterince ipucu verebilirBenim en sevdiğim ayakkabılarım yumuşak pembe babetlerimdir.

    Onlarla dağ taş neresi varsa yürümüş ve son iki senedir yalnız yaşadığım İstanbul’u baştan başa gezmişliğim vardır.

    Onları giydiğim zaman rahat rahat yürüyebildiğim ve gitmek istediğim herhangi bir yere gidebileceğimi bildiğim için, bir anlamda o pembe babetler benim için özgürlük demektir. Fakat o pembe babetler, genç kadınlar için giymesi tam olarak da benim gibi kendini feminist olarak tanımlayan genç kadınlar tarafından pek de uygun bulunmayan ayakkabılardır. Birçok kere o babetleri giydiğim için “feminist değil, balerin” olmakla “itham” edilmiş ve kendine saygı duyan bir genç kadının pembe babetler giymeyeceğine dair bir iki laf yemişliğim de vardır. Anlayacağınız, herkesin özgürlüğü kendine benzeyene kadardır.

    Ama benim inandığım feminizm, erkek veya kadın fark etmez, yüzeyde görünenin daha derinine bakmayı gerektirir. Feminizmde savunulan “kadın”ın tek bir kadın değil; birçok farklı şeyi savunan, birbirine benzemeyen, kendi hayatının farklı koşulları içinde kendine farklı çözümler üreten “farklı” kadınlar olduğunu kabul ederek, onların tercihi ve deneyimi farklı olsa da, ona saygı göstermeyi getirir. Biri hakkında başkalarının yorumuyla değil; o kişiyi birinci elden tanıdıktan sonra insanın kendi fikrine varmasının en adaletli davranış olduğunu savunur.

    Zira feministi feminist yapan da (ya da kişisel deneyimimden yola çıkarsam, beni feminist yapan) insanların kadınlara yüzeyselliğe dayalı önyargılarla yaklaşması ve onları adaletsiz şekilde yargılaması ve sınırlandırmasıdır. Kendisinin amacının bu olmadığını bilsem de, Nihan Akyelen’in “Şehir ve Küçük Kadınlar” başlıklı yazısı benim aklıma hemen pembe babetlerimi getirdi. Sex and the City dizisini senelerce ve her bölümünü birden çok kere izlemiş bir seyirci ve kendisine gururla “feminist” demek isteyen bir genç kadın olarak, kendi bakış açımı savunmadan sessiz kalmayı istemedim.

    Kadın olarak hak etmek
    Sex and the City’yi sevip de feminist olduğunu savunmak bir çelişki gibi görünür. Benim gibilerinin yaptığı feminizmi “bu benim hayatım ve benim vücudum, istediğimi yapmakta özgürüm” şeklinde anlayanlar olduğu kadar, benim özgürlüğü “erkekleri kendi yarışlarında yenmek” olarak algıladığımı düşünenler de olur. Ama ben derim ki, bana ve Sex and the City’ye daha yakından bakın. Ki eğer bakarsanız, Carrie’nin daha birinci sezonun ilk bölümünde güçlü olmak için illa ki “erkek gibi kadın” olmak gerekmediğine karar kıldığını görürsünüz. Kendini bir kadın olarak tanımlamak, herkesin yerden yere vurduğu o dört kadın için altı sezon boyunca en önemli amaç olmuştur. Zira birçok ilişkiyi de “erkek gibi kadın” olmaya özendikleri için değil; bir kadın olarak hakettikleri saygıyı ve eşitliği görmedikleri için bırakmışlardır. Carrie, kariyerinden ve kendi hayatından uzaklaşmış bir akseuar haline geldiğini düşünerek Rus sevgilisinden, Samantha otel sahibi sevgilisinin kendisine dürüst davranmadığına karar vererek, Charlotte ise kocasının duygusal ihtiyaçlarına cevap vermediğini düşünerek ondan ayrılmıştır. Benim bu diziden anladığım, kendini “özgürlük adına” oradan oraya savurmak değil; aksine bana hakettiğim gibi davranılmasını talep etmekten vazgeçmemektir. Unutulmaması gereken bir konu da, bu dört kadın da üretici kadınlardır. Hepsinin işi ve düşünülenin aksine “alışveriş” ve “erkekler üzerine muhabbet” haricinde işleri konusunda verdikleri mücadeleleri sezonlar boyunca görmek, diziyi izleyen için, zor değildir. Miranda’nın bebeği olduktan sonra uzun saatler çalışması dizinin dördüncü ve beşinci sezonlarında sürekli konu edilmiş, Carrie Vogue ile yazdığı kelime başına aldığı parada pazarlık etmiş ve bir ilişkide erkek yerine kadının fazla kazanmasının haksız yere kadına saklanacak bir konu edilmesine inatla karşı çıkmışlardır. Sex and the City kadınlarının itham edildiğinin aksine, “evlenme” söz konusu olduğunda biri bebeği olduktan birkaç sene sonra beraber olduğu insanı gerçekten sevdiğine karar vererek onunla evlenmiş, Carrie gelinlik giydiğinde panik atak geçirmiş, Samantha evlenmeye kendi kararıyla karşı durmuş ve aralarında en tutucu Charlotte bile kendisine saygı duymayan zengin ailenin içinden valizini alıp çıkmıştır. İşin komik tarafı, “Sex and the City kadınları”ndan hiçbiri de onlara sevgililerinden ya da kocalarından kalan parayla yaşamamaktadır.

    Carrie 500 dolarlık ayakkabıları olmasına karşın hâlâ kendine ait bir evi olmadığı için kredi almış ve Charlotte’un yardımıyla bir kısmını ödemesi konu edilmiştir. Sanki televizyonda yalnız başına yaşayan, evinin tapusunda kendi ismi yazan, kız arkadaşlarına sevgililerinden daha çok önem veren ve kendine iyi davranmadığı için sevdiği erkekleri bırakmayı göze alan birçok feminist karakter varmış gibi, Sex and the City’yi yerden yere vurmak biraz da eskinin cadı avlarına benzemiyor mu dersiniz?

    Vuitton, Gucci...

    Beni bir Sex and the City fanatiği, gözleri kapitalizmin yaldızlı rüyalarıyla kör edilmiş bir genç kadın olarak görebilirsiniz. Pembe babetlerim bunun için size yeterince ipucu verebilir. Ama ben Sex and the City’ye bakınca, konunun benim asla sahip olamayacağım (ve param olsa bile almayı düşünmeyeceğim) 500 dolarlık Manolo Blahnikler, Louis Vuitton çantalar ya da Gucci elbiseler olduğunu ilk günden beri düşünmedim.

    Carrie ve diğerlerinin kalbi kırılsa da, kendi özgürlüğüne tecavüz etmeyecek ve bir kadının başarısından tehdit algılamayacak birini aramasıydı beni ilgilendiren. Hiçbir gün de “Bak Carrie’ye, her gün başka biriyle beraber, vücut benim değil mi, istersem ben de yaparım” gibi bir düşüncem de olmadı. Çünkü size bankacı genç kadınların anlattıklarının aksine, şehirde özgür kadın olmak Cosmopolitan içip sürekli alışveriş yaparak ve sırf erkelerden bahsederek yaşanılan bir şey değil. Diziyi açık yüreklilikle izlerseniz, bütün güzel ayakkabılar ve kıyafetler altında söylemek istediklerinin tam tersi olduğunu anlamanız da zannediyorum ki, zor olmayacaktır.

    Zira ben de aynı diziyi izliyor ve kendini ekonomik güvenlik altına almak ilişkilerin için kendi işinden vazgeçmemek, sana saygı duyacak birini bulmak ve kız arkadaşlarının başına ne gelirse gelsin onların yanında olmak gerektiğini görüyorum. Ama eğer benim pembe babet giyiyor olmam bütün bu inandıklarım ve yaptıklarıma karşın beni feminist değil de “Sex and the City kadını” yapıyorsa, o da sizin takdiriniz.

    Ama “Erkek onlar hem! Döverler de, severler de!” diyerek Cosmopolitanlarını yudumlayanlarla beni bir tutmanız bence cinsiyetçilerin bana bakıp iki bacak iki de göğüs görmesinden pek de farklı bir şey değil. Anlaşılan, şehirde “küçük kadın” olmak için sadece erkekler değil kadınların da ayrımına tabi tutulmak gerekiyor.

    AZER BİNNET: Feminist

    http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=909

    beyazrenklerorg   28 Ağustos 2008 16:53   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    feminist kadınlar lezbiyen midir??bence bu knuyu biraz dha arastırmalısın mucx

    mawisiyah   10 Haziran 2008 19:11   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    @RaeRae

    yanılıyorsun. hepsi değildir ;)

    VaLentinE96   21 Nisan 2008 15:06   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    iq seviyesi, vücut ısısından daha yüksek olan her insan, feminist olmalıdır.

    erkekler, aslında düşman değillerdi; onlar da tıpkı kadınlar gibi, etrafta öldürecek ayı kalmadığı için kendilerini yetersiz ve gereksiz hissettiren ve artık hükmü kalmamış, maço bir dogmadan muzdarip kurbanlar haline büründüler.
    (betty friedan)

    perseus1978   19 Nisan 2008 13:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    semitizm

    M a y h e M   17 Mart 2008 21:24   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    erkeğin kadından ya da kadının erkekten totalde üstünlüğü yoktur. ezilen her zaman korunmalıdır. erkek ya da kadın cinsi fark etmez. kadınlar da erkeklerin mesleğinde olacak aynı maaşı alacak şudur budur. palavra. 1968te fransada çıkan ayaklanmalardaki femisnist hareket gerçek femisint harekettir. ve kadınların en büyük kozudur. bugün bahsedilen feminizm o zamanki revolüsyonun yanında 0 sıfıra soldan yaklaşır. tüm mesele cinselliktir. un enfant? si je veux, quand je veux olayıdır yani.

    enchantee   17 Mart 2008 21:02   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ilk türk feministinin medrese kökenli ahmet cevdet paşa nın kızı olduğunu bilince, günümüz kadınlarının bir çoğunun kendini nasıl bu kadar aşağı gördüklerini anlamak çok zor. kendi haklarını kullanmayan, üstelik bunlarının kullanılmasına bile karşı çıkan kadınların olduğu bir ülkede feminizm oldukça boş bir hareket oluyor.

    sevimlikahramantravis   28 Aralık 2007 00:21   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Feminizm, cinsiyetçiligi,cinsiyetçi sömürü ve baskıyı sona erdirmeye çalışan bir harekettir.

    mooor   28 Aralık 2007 00:04   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    pek tartşılası bi konu yada adına ne deniyosa o değil aslında,en kaba haliyle 'siktiriboktan' bi akım'dır abi aslında,mevzu bahis o ki sözkonusu kavramın ne tarihsel bi geçmişi,ne barışcıl uzalşmacı bi duruşu ne de akıllara yarar bi vaziyeti vardır,kadınsal heveslerim had safhaya cıktığı bazı ataerkil toplumlarda ki bi kac kadınsal manevradan oluşan bi atılımın ortaya cıkıp dünyaya yayılması türk kadınında bundan payl alması,akabindede duygu asnenalrın,yok efem 'ka-der' gibi sacmalıkların ortaya cıkması,vs vs vs,külliyesi yalan abi,şu şartlarad kadın bi meta olarak kullanılıyor ise bu toplumsal bi suç değil,ataerkil bi toplum anlayışından ileri gelmez,kadın kendi ayakları üzerinde duramıyor ise bunu topluma yermek yanlış kocaman bi hatadır ki sözkonusu hatalradn 'feminizm' gibi siktiriboktan kavramlar yaratılmak'ta,bi kac entel zibidi hemcinsim ve karşıcinsim tarafından desteklenmektedir,bide bu feminizm hadisesini sosylaizm ideolojisiyle birleştirip sanki ikisi arasında bi bağ varmış gibi kullanıp sözkonusu hadisenin reklamı veya bilmemneyi yapılır,ne alakaysa? kısaca abi kadın eğer eziliyor ise cuvaldızı önce kendine batırsın,ne kadınlar var yoktan var eden.

    PeR   23 Aralık 2007 23:58   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Bazen öyle bir cıvkını çıkartıyorlar ki erkeklik hormonları tavana vuruyor insanın. Geçen yıllardan birinde beni 13 Mart Dünya (!) Emekçi Kadınlar günü mitingine almadılar.Daire oluşturmuşlar giremezsin diyorlar.Ya etmeyin eylemeyin ne anlamı var şimdi bunun? Bırakın girelim içeri. Bi de çemkiriyorlar suratımıza .Alındım, delirdim, fitil oldum. Pankartlarında ''Dünya Kadınlar günü'' diye yazmışlar.Burjuva kapitalist farketmez kadın kadındır.Mantığa bakar mısınız? Tüm kadınlar mutlu olsun.Mutlu zaten burjuva sümsük kokonaları. Olay tamamen bireyseldir.Belirteyim onu da. O gün erkekler ile birlikte kutlanır. Kutkanmaz mı? O zaman tek başlarına değiştirsinler dünyayı da.

    Rosenberg   14 Aralık 2007 11:32   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    (bkz: güzel ve dahi programının yayından kaldırılmasını istiyorum)

    hadi bakalım..

    lyla   12 Temmuz 2007 16:31   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    feministseniz (kadinin ezildigine inaniyorsaniz) donna haraway okuyun. cok cok onemli bir donum noktasi...

    geciyordumugradim   17 Haziran 2007 01:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Bence bazı zamanlarda çok gerekli olan bişey....

    allemonde   05 Haziran 2007 00:49   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    İlk feminist Mary Wolstonecraft diye biliyorum, kızı Frankestein'ın yazarıdır hatta. Hedefini ise kendi şöyle dile getirmiş, 'kadınlara onurlarını yeniden vermek için, kadın ve erkek arasında hiç bir fark kalmayıncaya kadar mücadele'

    Bakıyorum da nereden nereye, 1700lerde söylenmiş bu sözle, günümüzün feminizmi arasında çok fark var, biraz geriye mi gittik nedir? Gerçekten mücadele farkları kaldırmak için midir yoksa kadının daha çok sömürülmesine mi yaradı anlamış değilim. Şu bize dayatılan güçlü kadın imajına bakıyorum da, bunun muadili bir güçlü erkek imajı göremiyorum. Cinsel özgürlüğünü öne çıkaran, kendini kadınlığıyla ifade eden bu kadın modeli, kadının daha çok sömürülmesini sağlıyor farkında mısınız?

    Kadının cinsel yönünü, özgürlüğünü bu kadar ortaya çıkaran bir feminizm anlayışı olmamalı bence çünkü böyle bir kadına ne seçimlerde oy veririz, ne şirketimizin yönetim kuruluna alırız... Kadının eline iş çantası vermek onu erkekleştirmek değildir, çünkü elinde iş çantası olan bir erkek kendini cinsel kimliği ile tanımlamış değildir, bu bakımdan hiç de erkeksi bir durum değil aslında... Pekala kadına da yakışıyor.

    Artık cinsel özgürlükler için yeterince savaşıldı diye düşünüyorum, 'hiçbir fark kalmayıncaya kadar mücadele!' diye yola çıkıldı ise, şu gayrimenkullerin %90'ından fazlasının (tam rakamı hatırlamıyorm, okuduğum bir istatistikten bu) erkekler üzerinde olduğu, meclisinde 1 avuç kadın milletvekilinin olduğu güzide ülkemizde, eşit haklar için çalışıp, bu dengesizliğe bir son vermemiz gerekiyor. Bu arada size 'çirkin olduğunuz için feminist olduğunuzu' söyleyenler çıkacaktır, itibar etmeyin...

    retro4424   04 Haziran 2007 16:14   aferim     (4 puan)  |   Yk 

    Bağır Herkes Duysun !!
    Erkek Şiddeti Son Bulsun!!

    20 Mayıs Pazar Maçka Parkın da Buluşuyoruz..

    Kadın Festivali Saat 12:00 - 18:00

    Tüm Kadınları Bekliyoruz..

    dayağa karşı kadın dayanışması 20. yılında

    mamutos   15 Mayıs 2007 15:30   aferim     (3 puan)  |   Yk 

    • suratini siler

    geciyordumugradim   08 Mayıs 2007 15:51   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    geçiyorken uğrayan zata posta

    her şekilde tükürürüm:)

    kindar surpriz   06 Mayıs 2007 03:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :esmerseker

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.