1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

fernando pessoa beni tanımlar diyenler

toplam 33 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

fernando pessoa hakkında fernando pessoa

~20 ahkam var.

    Zararsız bir ateşle gelen şu hafif sarhoşluk, ağrıyan uzuvlarımızın içine soğuk ve yumuşacık, gözlerimizin, çarpan şakaklarımızın içine ise sıcacık işleyen şu rahatsızlık - sevgili zorbasına vurgun bir köle gibi candan bağlığım o rahatsızlığa.. Beni şu sızlanan, titreyen, pasif şeye dönüştürüyor ki, bu sayade görülmeyenleri görüyor, düşüncelerin etrafından dolaşıyor, duyguları araya katabiliyorum - ve sonunda paramparça buluyorum kendimi..

    Düşünmek, hissetmek,istemek karmakarışık,tek bir şeye dönüşüyor. İnançlar,duyumlar,düşlenenler ve gerçekler dört dörtlük bir düzensizlikte buluşuyor; ters çevrilmiş bir çekmecenin içinden etrafa saçılan eşyalar gibi..

    Huzursuzluğun kitabı..

    blackvitruvius   29 Ağustos 2009 22:11   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    "İmgelem tanrısıyım ben, yitik, çünkü yaratmıyorum. Ben sesi esriklik, ruhu yanılgı olan, yaratmadan yaratan 'TİN'im."

    blackvitruvius   08 Temmuz 2009 21:49   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    "aşk, kişinin kendini peşkeş çekme arzusudur" diyordu hoyrat kırılganlığıyla. 'huzursuzluk kitabı' nda fernando pesoa, " Önemli olan aşkın kendisi değil, varoşlarıdır" der. ona kalırsa dünyada tek soylu şey görmek ve işitmektir. "bir şeyin aslından değil, kışkırttığı fikirler ve rüyalardan haz almayı öğren. Çünkü hiçbir şey olduğu gibi değildir. rüyalar hep rüyadır. bu yüzden dokunmayacaksın hiçbir şeye. rüyana dokunduğunda ölür gider, dokunduğun nesne bütün benliğini doldurur sonra."

    yıldırım türker, aşk örgütlenmektir yazısından alıntıdır

    imkanatutuldum   21 Haziran 2009 18:26   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    adı : kesin konuşmak olan delilik,adı : inanmak olan hastalık,adına : mutlu olmak denen alçaklık-hepsi dünya kokuyor,hepsinde adına dünya denen şeyin hüzünlü tadı var.

    aldırma.batan güneşi ve gündoğumunu sev,çünkü bunları sevmenin sana bile bir faydası yoktur.beyaz bulutlarda mayıs ayı,uzak bahçelerde bakirelerin tebessümleri hüküm sürerken,güllerden bir sabah tahttan indirilen bir kral gibi,gurup vaktine özgü altın varlığını giyin.arzuların mersinlerin arasında ölsün,sıkıntın demirhindilerde son bulsun,suyun sesi kıyıda biten bir gün gibi sana eşlik etsin ve akmaktan başka anlamı olmayan ölümsüz ırmak,uzak dalgalara doğru kaçsın.kalanı,bizi terkeden hayat,bakışlarımızda sönen alev,daha sırtımıza geçiremeden epriyen erguvani kral kaftanı,yalnızlığımızın bekçisi ay,nihayet yanılgılardan kurtulduğumuz saate sessizliklerini yayan yıldızlardır.hep tetikte bekleyen dost ve kısır hüzün,bizi sevgiyle yüreğine bastırır.

    çökmek benim kaderim.

    mülküm bir vakitler derin vadilere yayılırdı.kan görmemiş sular,düşlerimin kulağına akardı.hayatı unutmuş olan ağaç dalı,uzun unutuşlarım sırasında hep yemyeşildi.ay,taşların üzerinde koşan su kadar oynaktı.aşk bu vadiye asla ulaşamadı,işte bu yüzden mutluluk vardı orada.ne düş,ne aşk,ne de tapınakların kuytularında tanrılar vardı;meltemle yekpare zamanın arasından geçerdim,üstelik en sarhoş,en boş inançlardan en ufak bir pişmanlık duymaksızın.

    one eyed jack   03 Mayıs 2009 00:03   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    denize övgü

    rıhtımda kimsesiz, yapayalnız, bu yaz sabahı
    bakıyorum kumsalın kıyısından, bakıyorum belirsizliğe,
    bakıyorum ve küçük, siyah parlak bir vapurun
    yaklaştığını görmekten mutluluk duyuyorum.
    uzakta, öyle açık seçik ve bildik ki kendince
    ardında kendi dumanından bir bayrak bırakıyor havaya.
    limana giriyor ve sabahı da birlikte getiriyor ve nehirde
    denizcilere özgü bir canlanma başlıyor,
    yelkenler açılıyor, çatanalar yaklaşıyor,
    rıhtıma bağlı gemilerin gerisinde motorlar gidip geliyor
    hafif bir rüzgar çıkıyor.
    ama ruhumun gördüklerimle,
    limana giren vapurla ilgisi yok.
    çünkü o uzaklıkla, sabahla,
    bu an'ın denizle kaynaşan özüyle,
    içimde bir bulantı gibi kabaran tatlı hüzünle,
    düşsel bir deniz tutmasının başlamasıyla birlikte.

    ruhumun olanca özgürlüğüyle bakıyorum uzaktaki o vapura
    ve yavaşça bir dümen dönmeye başlıyor içimde.
    sabahları gözümün önünde kumsala doğru
    yaklaşan gemiler varışların ve kalkışların
    acı ve tatlı gizini birlikte getiriyor lar.
    uzak rıhtımların ve başka zamanların, başka limanlardaki
    benzer insanların anılarını getiriyorlar.
    gemilerin bu gelişleri, bütün bu demir alışlar
    ve bunu kendi kanımın akışında hissediyorum
    bilinçdışı simgeler, korkunç doğaötesi imalar
    bir zamanlar ben olan o insanı diriltmeye çalışıyorlar bende...
    ah, bütün rıhtım taştan bir özlem kesiliyor
    ve gemi rıhtımdan ayrılıp
    gemiyle rıhtım arasında bir boşluk olduğu
    birden ortaya çıkınca,
    bilmem neden, yeni bir ürperti beliriyor içimde.
    doğan günün çarptığı ilk cam gibi
    kaygılarımın güneşinde ışıyan
    karanlık duygularla yoğun bir sis,
    ve bir başkasının anlaşılmaz bir biçimde
    benim olan anıları içinde buluyorum kendimi.

    ah, kim bilir, kim
    bir zamanlar, daha ben ben olmadan önce, benim de
    böyle bir limandan yola çıkıp çıkmadığımı, gün doğarken
    güneşin eğik ışınları altında bir gemiyle
    bir başka limandan ayrılıp ayrılmadığımı?
    kim bilebilir, şimdi gördüğüm gibi
    benim için vaktinden önce aydınlanmış,
    tıpkı böyle, zaman'ın ve uzam'ın ötesinde,
    yarı uyuyan koca bir kentin,
    mantar gibi büyüyen felçli bir ticaret limanının
    üç beş kişi toplanmış rıhtımını geride bırakıp bırakmadığımı?

    evet, bir rıhtım, somutlaşmış bir rıhtım
    gerçek, rıhtım gibi görünen, gerçekten bir rıhtım,
    bilmeden örnek aldığımız o saltık rıhtım,
    farkında olmadan düşleyip
    gerçek bir su kıyısında gerçek taştan yaptığımız
    kendi rıhtımlarımız
    ve yapıldıktan sonra hemen
    gerçek şeyler, ruhtan şeyler, taştan ve ruhtan varlıklar
    diye anılırlar kökten duygularımızın belli anılarında,
    dış dünyada sanki bir kapı açılır da,
    hiç br şey değişmeden
    her şeyin bambaşka olduğu zaman.

    ah, ulusgemilerle ayrıldığımız o büyük rıhtım!
    o büyük ilk rıhtım, ölümsüz ve kutsal'
    hangi limandan? hangi sularda? ve neden bunları düşünüyorum ben?
    öbür rıhtımlar gibi, ama bir ve tek o büyük rıhtım.
    onlar gibi şafağın sessizliğinin sabahları,
    vinçlerin gıcırtısı, yük trenlernin
    fabrika bacalarından tüten
    ve karanlık suların üzerinden geçen bir bulut gölgesi gibi
    parlayan kömür tozlarının kararttığı tabanı gizleyen
    kara bulut altında varışlarıyla patlayan.
    ah, sessizlik ve kaygıların renklendirdiği saatlerde
    nasıl bir giz ve anlamın özü gerili durur
    kutsal açıklanışını bulan esrikliğinde
    herhangi bir rıhtımdan o rıhtıma köprü kurmayan!

    uyuyan sularda kara kara yansıyan rıhtım,
    gemilerdeki koşuşma,
    ah, gemiye binen yolcuların huzursuz ruhları,
    gelip geçen ve onlarla hiçbir şeyin sürmediği simgesel kalabalık,
    çünkü gemi limana girdiğinde,
    gemide her zaman değişen bir şey vardır.

    ey sürekli kaçışlar, ayrılışlar ve esriklği değişikliğin!
    denizcilerin ve seferlerin ölümsüz ruhu!
    sularda yavaşça yansıyan tekneler
    gemi limandan ayrılırken!
    hayatın ruhu gibi yüzmek, ses gibi ayrılmak,
    o anı titreyerek yaşamak üzerinde ölümsüz suların
    daha dolaysız günlere uyanmak avrupa'daki günlerden,
    gizemli limanlar görmek denizlerin yalnızlığında,
    uzak burunları dönüp birden sınırsız manzaralardan
    sayısız şaşkın tepelere ulaşmak...

    ah, o uzak kıyılar, uzaktan görünen rıhtımlar,
    sonra yaklaşan kıyılar, yakından görünen rıhtımlar.
    her ayrılışın ve her varışın gizi,
    denizcinin yaşadığı her saatte biraz daha çok duyduğu
    o hüzünlü kararsızlığı ve anlaşılmazlığı
    bu olanaksız evrenin!
    uzak adaların nice engin denizlerinden geçerken
    geride bıraktığımız o uzak adaların kıyılarında,
    gemi yaklaştıkça evleri ve insanları büyüyüp
    belirginleşen o limanlarda
    boğazımıza takılan o saçma hıçkırık.

    ah, o sabah serinlği limana varıldığında
    ve o sabah solgunluğu yola çıkarken
    barsaklarımızı buran
    ve korkuya benzer belirsiz bir duygu
    uzaklaşmanın ve ayrılmanın atadan kalma korkusu,
    yeni bir şeylerle karşılaşmanın o atadan kalma anlaşılmaz korkusu

    hani tüylerimizi ürpertir ve bize acı çektirir
    ve bütün tedirgin gövdemiz
    ruhumuzmuş gibi,
    bütün bunları, başka bir şeymiş gibi, hissetmek için anlaşılmaz bir istek duyar:
    herhangi bir şeye bir özlem
    şaşkın bir yakınlık, kim bilr hangi belirsiz yurda?
    hangi kıyıya? hangi gemiye? hangi rıhtıma?
    o kadar ki, bu düşünce midemizi bulandırır
    ve yalnız büyük bir boşluk bırakır içimizde,
    denizde geçen zamanın boş doygunluğu,
    bıkkınlık ya da acı gibi belirsiz bir tedirginlik
    insan bir bilebilse bunun ne olduğunu...

    gene de biraz serin bu yaz sabahı.
    gecenin uyuşukluğu hala sürüyor çıkan meltemde.
    yavaş yavaş hızlanıyor içimdeki volan.
    ve gemi, ben uzaktan yaklaştığını gördüğüm için değil,
    girmesi gerektiği içn giriyor limana.

    imgelemimde şimdiden yakın ve görünebiliyor
    boydan boya, lombarlarının bütün çizgileriyle.
    ve her yanım titremeye başlıyor, bütün gövdem ve derim,
    hiçbir gemiden çıkmayan ve içimdeki bir sesin
    bugün rıhtımda kendisini beklememi söylediği o yaratık yüzünden.
    kıyıya yaklaşan gemiler,
    limandan ayrılan gemiler,
    uzaktan geçen gemiler,
    (sanki kimsesiz bir kıyıdan seyrediyorum onları)
    bütün bu nerdeyse soyut gemiler seyir halindeyken,
    gidip gelen gemiler değil de,
    başka şeylermiş gibi duygulandırıyor beni.
    ve bu gemiler, yakından baktığınızda, o yüksek demir duvarlar,
    içerden, kamaralara, salonlara, özel odalara bakarken,
    uçları göğe doğru yükselen direkleri seyredip
    halatların arasında sıçrarken, daracık merdivenlerden inerken
    denizle karışık o yağlı madeni kokuyu solumak
    yakından baktığınızda, hem başka, hem de aynıdır gemiler,
    aynı özlemi, aynı susuzluğu duyururlar size, ama başka bir biçimde.

    bütün bu denizcilik hayatı, denizcilikle lgili her şey!
    kanıma girer denizin bütün bu ince ayartıcılığı
    ve düşünü kurarım o anlatılmaz yolculukların.
    ah o uzak kıyılar ufukta alçalan!
    ah o burunlar, adalar, o kumsal kıyılar!
    denize özgü o yalnızlıklar, hani bazen pasifik'e nasılsa okuldan kalma bir bilgiyle
    bunun en büyük okyanus olduğu düşüncesi sinirlerimizi bozar.

    ve dünya da, her şeyin tadı da kupkuru bir çöle döner içimizde!
    atlas okyanusu'nun daha insanca, daha yumuşak uzanışı!
    denizlerin en gizemlisi,hind okyanusu`!
    ey tatlı akdeniz, kıyı bahçelerindeki beyaz heykellerin
    geniş caddelerine vuran dalgaları seyrettiği gizemsiz, bildik deniz!
    bütün denizler, boğazlar, koylar, körfezler,
    bağrıma basmak isterdim hepinizi, kollarıma almak ve ölmek!

    ve siz, denizle ilgili her şey, düşlerimin eski oyuncakları!
    bir düzen verin iç hayatıma benden habersiz!
    omurgalar, serenler ve yelkenler, dümenler ve halatlar,
    bacalar, pervaneler, flamalar ve gabya yelkenleri,
    dümen yelkesi ipleri, lombar ağızları, supaplar, yağ karterleri,
    yığın yığın, dağ gibi dökülüyor içimden, kapağı açılan
    bir dolabın içindeki nasıl dağılırsa yere!
    azgın arsızlığımın yağması olun siz,
    imgelem ağacımın meyveleri olun,
    şarkılarımın konusu, aklımın damarlarının kanı.
    sizin güzelliğinizin bağlarıyla bağlanayım dışımdaki dünyaya
    metforlar, imgeler, edebiyatla donatın beni
    çünkü, gerçekte, tam anlamıyla
    omurgası rüzgarda bir gemi benim duyarlığım,
    imgelemim yarı batık bir demir,
    tedirginliğim kırık bir kürek
    ve kıyıda kuruyan bir ağ sinirlerimin dokusu!

    rastgele br siren sesi duyuluyor nehirden, tek bir siren,
    birden temelinden sarsılıyor ruhum
    ve giderek hızlanıyor içimdeki volan.

    ah, gemiler, yolculuklar bilinmeyen ülkesine,
    falanca gemicinin, o eski dostun!
    az şey mi burada bizimle dolaşmış birinin
    pasifikte bir adanın açıklarında boğularak öldüğünü bilmek!
    onunla dostluk eden bizler, haklı bir gururla
    ve belirsiz bir inançla, anlatacağız herkese
    daha derin bir anlamı olduğunu bütün bunların
    bulunduğu geminin kaybolmasından
    ve ciğerleri su aldığı için boğulmasından!

    ah vapurlar, şilepler ve yelkenli gemiler!
    yazık ki sayıları denizlerde giderek azalan yelkenliler!
    ben ki, çağdaş uygarlığa tutkunum ve bütün ruhumla bağlıyım makinalara,
    ben mühendis, ben uygar ben ki yabancı ülkelerde okudum,
    yelkenli ve ahşap gemilerden başka gemi görmek istemiyorum bir daha
    ve tanımak istemiyorum eski denzcilerin hayatından başka bir hayat!
    çünkü salt uzaklıktır eski denizler
    güncelliğin yükünden kurtulmuş salt uzaklık!
    ve ah, nasıl o daha güzel hayatı hatırlatıyor bana burada her şey,
    daha yavaş yol alındığı için daha engin olan bu denizler.
    daha az bilgimiz olduğu için daha da gizemliler.

    uzaktaki her vapur bir yelkenlidir yakından
    şimdi uzakta görünen her gemi, yakından görünen bir gemidir geçmişte.
    ufuktaki geminin tüm görünmeyen denizcileri
    görünen denizcileridir geçmişteki yelkenlilerin
    geçmişte yavaş giden yelkenlilerin tehlikeli yolculuklarının,
    yelkenli ve ahşap gemilerin aylarca süren

    Nymphea   26 Mart 2008 20:27   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ''İçimde çeşitli kişilikler yarattım. Rüyalarımın her birinde rüya görmeye başladığım an, hemen başka bir kişi halinde ete kemiğe bürünüyor. Sonra rüyayı gören o oluyor, ben değil.

    Yaratmak için yok ettim kendimi. Çeşitli oyuncuların çeşitli oyunlarını sergiledikleri boş sahneyim ben.”

    Nymphea   26 Mart 2008 20:26   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    ''Masallardaki Yakışıklı Prens'i, Mükemmel Erkeği, Yorulmak bilmez âşığı hiç düşünmediniz mi? Sizi kimsenin okşamadığı gibi okşayacak birini, sanki siz onun içindeymişsiniz gibi sizin olan birini, aslında bir olan üçlü bir coşkuda hem babanız, hem kocanız, hem de oğlunuz olan birini, hiç yanınızda, düşünüzde hissetmediniz mi?
    ... Bendim o, her zaman ben, ben Yılan -bana verilegelen rol bu- dünyanın başlangıcından beri...
    ... Ben İmgelem Tanrısı'yım, yitik, çünkü yaratmıyorum.
    ... Ben sesi esriklik, ruhu yanılgı olan, yaratmadan yaratan Tin'im.''

    Nymphea   22 Mart 2008 12:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    DALGIN VE ÖTESİZ

    Dalgın ve ötesiz berisiz
    Ve de tanımaksızın
    Yüzüyorum ölü denizinde
    Kendi varlığımın.

    Suyu hissettiğimden
    Hissediyorum sıkıntıyı...
    Görüyorum seni, ey çalkantı,
    Hayat-huzursuzluk...
    Bana has yelkenler ki...
    Çark etmiş dümeni...
    İnsan sureti gibi soğuk
    Yıldızlı bir gökyüzü.

    Gökyüzüyüm ben, rüzgârım...
    Gemiyim ve denizim...
    Hissediyorum ki ben değilim...
    Yadsımak isterim onu.

    (Fragmanlar)

    Fernando PESSOA

    Nymphea   22 Mart 2008 12:36   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    BÜTÜN AŞK MEKTUPLARI

    Bütün aşk mektupları
    Gülünçtür.
    Aşk mektubu olmazdı onlar eğer olmasalardı
    Gülünç.

    Ben de zamanında yazdım aşk mektupları,
    Başkaları gibi,
    Gülünç.

    Aşk mektupları, eğer aşk varsa,
    İster istemez
    Gülünç.

    Ama, her şey bir yana,
    Asla aşk mektubu
    Yazmamış olanlardır sadece
    Gülünç.

    Ah, yazdığım zamanlara geri dönsem
    Farkında olmadan
    Gülünç
    Aşk mektupları...

    Aslında bugün
    Benim anılarımdır
    Bu aşk mektuplarına dair
    Gülünç
    Olan.

    (Vurgulanan bütün kelimeler,
    Vurgulanan duygular gibi
    Doğal olarak
    Gülünç.)

    Alvaro de Campos

    Fernando PESSOA

    Nymphea   22 Mart 2008 12:36   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    huzursuzluğun kitabı saadet özen'in özenli çevirisiyle çıktı. dönüp dönüp okunmalı. döndükçe döndüğümüz yerde durmadan.

    tütüncü dükkanı'ndan:

    şaşkınım bugün, düşünmüş, bulmuş, sonra yine unutmuş biri gibi,
    karşıdaki tütüncü dükkanına, dışımdaki gerçek şey olarak,
    ve her şeyin düş olduğu duygusuna, içimdeki gerçek şey olarak,
    borçlu olduğum dürüstlük arasında bölündüm bugün.

    nolens volens   07 Eylül 2007 00:17   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    portekizlidir.
    heteronim (heteronym) kavramını linguistikten alıp edebiyata sokmuştur. takma ad değil, heteronim denir öteki kişiliklerine. bazıları yarı-heteronimdir.

    bazıları orijinali ingilizceymiş gibi şiirleri ingilizce yazmışlar. belli ki ingilizce, başarısı olarak duruyor. yazık olmuş.

    kombat ahmad   14 Haziran 2007 03:33   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Kafka gibi ölümünden sonra meşhur edilmiş. 1935 Lizbon ölümlü.

    nobodys nothing   04 Mayıs 2007 10:49   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    I am the escaped one,
    After I was born
    They locked me up inside me
    But I left.
    My soul seeks me,
    Through hills and valley,
    I hope my soul
    Never finds me.

    delusione   03 Mayıs 2007 14:12   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Kimse yorulmaz düşten, çünkü düş unutmaktır ve unutmak üstümüzde ağırlık yapmaz; uyanık uyuduğumuz, rüyasız bir uykudur unutmak...

    gizemli salome   21 Mart 2007 22:45   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yalnızım pessoa.Başı sonu belli olmayan bir yalnızlık benimkisi.Fado,sen ve kendimden bile kaçan benden başka bir şey yok.Dur bir dakika, pek de yalnız değilim etrafımı saran sisi sayarsak.

    lunaparkkizi   03 Mart 2007 15:19   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    " no light but rather darkness is visible.. "

    constructed   16 Ocak 2007 06:24   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Dalgın ve ötesiz berisiz
    Ve de tanımaksızın
    Yüzüyorum ölü denizinde
    Kendi varlığımın.

    KrApP   27 Aralık 2006 14:24   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    "huzursuzluğun kitabı"nı yazmıştır(lar) (can yayınları, 2006). "yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir." buyurmuştur(lar). ben en çok alvaro de campos ve ricardo reis olanları severim.

    mrflaneur   26 Kasım 2006 18:48   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    pessoa buyurmus:ben kendi varligina yetisemeyen
    hislerim, hissetmediklerim
    onlardan dogup da birbiriyle
    celisenler. farkina varmiyorum
    hicbir seyin - yalnizca yasiyorum ben,
    olmak istedigime kimsenin bir sozu yok.

    arabeth   24 Ağustos 2006 01:11   aferim     (3 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :arabeth

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage