toplam 51 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
fikret mualla hakkında

~ ahkam var.
onun hastalgına yakalandım
aslında fikret m. çok normal bir insan ama nasıl anlatabilirdi; anlatılabilir miydi...?? anlatılamıyor......:)
izmit sabancı kültür sitesinin fikret mualla atelyesinde gsf ye hazırlandığım dönemde kendisini araştırma hissiyatine kapılıp sevdim kendilerini delidir melidir ama çok iyi işleri var
ortaokuldayken semahat acuner adında bir resim öğretmenim vardı. aslen seramikçiymiş. cocukları güzel olanı ögretmeye hevesli, idealist bir kadındı. sürekli fikret mualla'dan bahsederdi. cocuklar bakın, ne güzel derdi. fikret mualla'yı cok severim.
Bir zamanlar kadıköy moda da yasamıstır.
Edward Munch ve Vassili Kandisky'den etkilenerek yer yer disavurumcu calismalar vermis ve bol bol Paris'i resmetmis unlu ressamimiz. Bohem tarzi yasamiyla efsanelesmistir.
fırçan nasıl da derinlikli dokunuyor dokusuna yaşamın...
ılk kadın opera sanatcımız semiha berksoy'a karşılıksız duydugu aşkı ve semiha hanımın o aralar nazım hıkmete aşkı nedenıyle husrana ugradıgı bilinen ressamımız...
fikret muallayı sandala atın...
murat köseoğlu, Fikret Mualla adına harika bi' parça yapmıştır.. "Yağmurlar Yağıyor Duygularıma" ve "Pera'daki Yaşlı Dilenci" albümlerinde parçanın iki versiyonunu da dinlemek mümkün...
Bir ressam tasarlayın ki, aklına estiği zaman resim yapmaktan başka hiç bir şeyden sorumlu değil. Haftada üç gün aç susuz dolaşmayı göze almış: Kırlarda böğürtlen toplarcasına sokaktan izmarit toplayıp içiyor.
fikret mualla semiha berksoy'a semiha berksoy da nazım hikmet'e hayrandır.
"Paris'te sefil bir sonbahar akşamı.Mor Kahveler,dumanlı bistrolar revaçta.. Seine nehri yakınlarında ise;yalnız bir adam. Elinde bir paket Gauloise(sigara),ve kırmızı şarabıyla birlikte.."
Murat Köseoğlu
doğal,özgür ve sıcacık
Yaşamın gerçeklerini büyük bir içtenlikle renge ve biçime aktarmış, içinde yaşadığı bohem çevrenin insanını resmine konu olarak almıştır. Daha çok guvaş tekniğine yakınlık duymuş ve bu teknikle çok hızlı çalışabilmiştir. Ancak yağlıboyayı da suluboya ve guvaşı ustalıkla kullanmıştır. Resmin kuramsal sorunları onu pek ilgilendirmemiş, dış etkilere yabancı kalmış ve çağdaş akımlara katılmamıştır. İçinden geldiği gibi, öznel, coşkun bir lirizm ile dolu resimler yapmıştır.

karun kadar zengin bir ailenin fukara,berduş içli, derbeder, bedbaht, serkeş ve sanatkar üyesi...ömrü boyunca dokunamadığı tek bir kadını sevdi; paris sokaklarındaki yüzlerce kadını ise sadece resmetti...
ismini duydum ama hiçbir eserini okumadım.
abidin dino'ya büyük saygım olmasına rağmen fikret mualla'nın kalben bir toplumcu olduğu görüşüne katıl(a)mıyorum. fikret mualla bence herhangi bir örgütlenmenin içine-bu toplumcu, burjuva karşıtı olsa bile-giremeyecek kadar anarşist ruhlu (özgürlükçü diye okuyunuz) biriydi. bunun köklerini de yaşam öyküsünde aramak gerektiğini düşünüyorum. ilk olarak büyük bir hevesle kız çocuk bekleyen bir anne ve babaya sahip olması, bu ebeveynlerin kendisine inatla "mualla" adını vermesi ve çocukluk dönemi boyunca ona kız giysileri giydirip, saçlarını uzatmaları kim bilir onu ne kadar yaralamış olmalı. mahalle arkadaşlarından ne gibi tepkiler görebileceğini tahmin edebiliyorum, bunun sonucu da tabii erkekliğini, fiziksel gücünü vurgulamak üzere hırçınlığını öne çıkarma, kendisini arkadaşlarına ispat etmeye çalışma olacaktı. nitekim 1915' te futbol oynarken bacağını kırmıştır kendisi. bir diğer travma ise 1918 yılında annesinin kendisinden kaptığı ispanyol giribi ile ölmesiyle yaşanır. böylece mualla kendisini başlangıçta istemeyen, cinsiyetini kabullenmeyen annesini, üstelik de cinselliğinin uyanmaya başladığı çağda, simgesel olarak öldürmüş sayılabilir. (n)aciz tahminim bu olayın sonucunda kendisinin bir suçluluk duygusuna kapıldığı, fark edilmeyen bir depresyon yaşadığı yönünde. mualla'nın annesiyle ilişkisi bence tüm yaşamını etkilemiştir, nitekim kadınlarla ilişkisi bir yakınlık ve uzaklık arasında gidip gelme şeklinde değişir, bu nedenle zihninin derinliklerinde belki de anne ye yakınlığı sonucu bulaştırdığı ispanyol gribinin anısı yaşamaktaydı diyebilirim. 1918' de artan hırçınlığı ve babasının ikinci evliliğini kabullenememesi sonucu yatılı okulala yollanan mualla, ardından yurt dışında sanat öğrenimi görür. hem türkiye'de hem de yurt dışında mutsuz ve genellikle karşılıksız aşklar yaşar. türkiye'ye dönüşte ilk önce galatasary lisesinin daha sonra da diğer bir lisenin resim öğretmenliğinden istifa eder. 1930 larda atatürk portreleri hakkında yaptığı bir yorumdan dolayı bir süre bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yatar, oda arkadaşı da neyzen tevfiktir (bana sorarsanız kesinlikle kötü bir seçim, bilahare belirteceğim). bakırköyden çıktıktan sonra hem hırçınlığını yenebilmek hem de kadınlar ve insanlarla daha rahat ilişki kurabilmek için alkol kullanmaya başlar. 1940ların sonunda da ömrünün sonuna kadar yaşayacağı fransa ya gidecek ama yalnızlığından kaçamayacaktır, çünkü yalnızlığı içindedir, dışında değil. bu süreçte onu sürekli kafe ve bistrolarda görürüz. tablolarına konu olarak da fransız burjuvalarını, caz müzisyenlerini, çocukları, balonları, köpekleri, hayvanları ve dahi meyceleri ama ille de ve yine de kadınları almaktadır. bu tablolar mualla daki yalnızlığın derinliği hakkında bilgi vermektedir aslında, hemen hepsinde zaman durmuş gibidir, insanlar birbirinden ayrı oturmakta, hatta farklı yönlere bakmaktadır, çılgınca bir renk dansı biçimlerin hatlarını keskinleştirmekte, formu, dengeyi vurgulamaktadır. fotoğraf benzeri bu tablolarda büyük ressamın gözlem gücü çok ufak ayrıntılarda tekrar tekrar karşımıza çıkar: bir bakış, bir gülüş, bir dudak bükme.... tablolardaki bit özellik de asla bir sakatın veya sakatlığın resmedilmemesidir, çünkü tabloları mualla'nın düş gücünün bir aynasıdır ve muallanın düş gücü sakatlığın, ölümün olmadığı bir cennet bahçesidir, orada ilk günah henüz işlenmemiş, anne öldürülmemiştir, çocukluğun yaratıcı düş gücü ve masumiyeti hala hükmünü sürmektedir...neşeyi, çocukluğu, oyunculuğu simgeleyen balonlar ve köpekler ise resimlerde sık sık karşımıza çıkar.. geçen zamanla giderek artan alkol kullanımı yüzünden 1950 ler de bir kez daha akıl hastanesine yatırılan mualla, 1962 de (muhtemelen "panik atak" olan ) bir "sinir krizi" yaşar...1965 'de de ölüm korkusu gelişir..9168'de ise büyük ressam yaşamını kaybedecektir. ruh bilimsel açıdan, bir kişiyi eserlerine bakarak retrospektif olarak değerlendirmenin objektif olduğunu zannetmemekle beraber, freud'un ünlü leonardo dan vinci biyografisini de göz önünde bulundurarak sanatın ve sanatçının anlaşılmasında önemli rol oynadığını söyleyebilirim. eserleri ve yaşam öyküsü göz önüne alındığında mualla'nın muhtemelen çocukluk çağından itibaren başlayan bir temel güven duygusu eksikliği yaşadığı, bunun 15 yaşında bir yas reaksiyonu (ve muhtemelen depresyon)na yol açtığını söyleyebiliriz. çöküntü ve bunaltıya karşı bir savunma mekanizması olarak eyleme vurma (acting-out) yolunu seçen mualla, bir süre sonra bunun toplumca pek de hoş karşılanmadığı gibi kendisini daha da yalnızlaştırdığının fark etmiş olmalı. dolayısıyla çöküntü ve bunlatısını alkol gibi yatıştırıcılarla tedavi etmeye uğraşmış, bir yandan da bir başa çıkma mekanizması olarak süblimasyonu kullanarak çatışmalarını resim ve sanatla çözmeye çalışmıştır. resim ve sanatla uğraşma aynı zamanda ona ihtiyacı olan regresyonu sağlıyor, böylece erişkin yaşamdaki sorunlardan kaçamasa bile etkisini azaltıyordu. fikret mualla'nın belki de asıl büyüklüğü bütün bu sorunlara rağmen yaşamının sonuna kadar üretken bir hayat sürmesi, yenilgiyi kabul etmemesidir diyebilir, tüm okurlara bir vakitler istanbul modern de ki fikret mualla'nın retrospektif sergisinin hemen girişinde yer alan oldukça maskülen pozlu fikret mualla fotoğrafını bir de bu çözümlemenin ışığında görmelerini önerebilirim....
en önemli en çok iz bırakan ressamlarımızdan biri..hayatın gerçeklerini ve kendi hislerini anlatır eserlerinde.ne güzel renkleri vardır eserlerinin
 |
bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz. |
|
|