bulutlara dokunmamış hiçbir bünyenin oynak aşk şiiri ayarında şarabımı içer istanbulumu izlerim afralarıyla, özgürlük ahkamına meze etmemesi gereken mekandır :)
jonathan livingston'un evidir irdelenecekse de. kitabın yazarı (pilot) richard bach'ın da değindiği gibi "içimizde yaşayan gerçek martı jonathanlara" atfedilen kitapların denizidir. öyle yerde özgürlük kıstaslarını her kelimenin ikincil hallerini kullanarak metin salatası yapanların idrakına imkan vermeyecek kadar da derindir, yüksektir, ulvidir.
hele ki yakın arkadaşların kişisel hırslarıyla gaza gelinip konuya cengaver fon müziği eşliğinde dalınmamalı, gösteriş başka salya mekanlarında icraa edilmelidir. eşitlikten, aynı olmaktan, böbürlenilmemesi gerektiğinden, ego'dan bahseden insanların bir zümrenin fikrini küçümserken bunu eşitiz temasıyla süslemesi de ayrı komiktir. (cidden komiktir ama)
öperim :)
küçükken pencereden dışarı bakarken gökyüzüne de bakardım çok severdim bakınmayı hala da öyle:)
çok arabesk.. "serseri gönül" diye şarkı mı olur yaf..
kucaklamak istediğim tek şey..
Bırakın kuşlar takılsın kendi mekanlarında özgürce. Ziyadesiyle kirletilmiş yeryüzünden gökyüzüne kaçmayı özgürleşme sanıyorsak (: Astronotları ne alemde göreceğiz ki? Vardır her köşe başında üstte bir fikir. Felsefesi neyse zikri odur insanın. Kölelik... Asfaltın üzerinde yürümek dururken koşmakmıdır? Yoksa göremediğimiz ayrıntıların ve detayların üzerine basıp geçmekmidir? İnsan bu nihayetinde nankör. Nereye gitse sığmaz. Nereye gitse duramaz. Kişisel doyumsuzluklar. Ben herkesten farklı olayımlar. Ben köle değilim diyenin köleliği tartışılmaz aslında. Köledir :) Çünkü gerçek özgür insan algısıyla ufkuyla kölelikten bihaber yaşar. Kölelikten korkmaz. Kölelerden değil... Mümkünse kirletmeyiniz gökyüzünü :) Kuşlarımızdan daha değerli değilsiniz. Rahatsız etmeyiniz kişisel egolarınız ve tatminlerinizle uçmayınız yürüyünüz :) Şöyle bir gerçeklik vardır. İnsan özde insandır. Ne büyük ne küçük. Kendini farklı sandıkça basitleşmenin yolu açılır. Kimisi vardır. Kendi dünyasını değiştirememekten korkarak yürür. Ve değişikliklerin farklılaşmanın kölesidir. Kimisi vardır. Değişim ve değişenler umrunda değildir. Çünkü değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Madem değişim değişmez. O halde niye böbürlenir insanoğlu değişimle. Gökyüzü değişimin simgesidir. Mavidir, huzurdur. Buradan bakınca ama. Mesela ben kendim uçmamayı tercih ediyorum. Ait olmadığı bir yerde değişimin parçası olmaz insan. En fazla edilgendir. Etken değildir. Gökyüzü... Gittiğim ve geri döndüğüm anılarını taşıdığım anadoludur. Şehirler, kasabalardır. Torosların zirvesidir mesela. Karagölden bakınca gökyüzü gökyüzüdür.
yerçekimine köle olup, yerdekinin değerini anlamayamamış bünye, uçmayı nereden bilsin ki uçmamayı seçtiğini ilan etsin. komik...
çukurlardaki insanları bilirim, kimsenin olamadığı maviyi düşleyen. dipteyken bile, görebildiği kadar kocaman.
gökyüzünde uçup insanlara yukardan bakmaktansa yeryüzünde onlarla eşit olmayı tercih ederim.
güneşli bir gün düşün hava sıcak sahildesin müzik var dans ediyorsun, gökyüzü masmavi.
"deniz gibidir gökyüzü"
baktıkça küçülüyorum
özgurluk
baktıkça bakası gelir insanın...hele yıldızlar varsa..
gökyüzünde parti var..
neden mavi oldugunu biliyorum.
sonu olmayan ulaşılmazlık
bulutlarım.. yıldızlarım..
uçmak?
görmek istersen denizi
yukarıya çevir yüzü
deniz gibidir gökyüzü
derin sonsuzluk.
sevgiliye bakıldığında akla gelen, dipsiz huzur...