toplam 28 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
~214 ahkam var. 1 2 3 ... 11 önceki sayfa »
Yalnızlığın yorulduğu yerdeyim
sahipsiz sevdalara düştüm..
iklimsiz yağmurlara
sınırın geri dönülmez kıyısında
bir gül çizdim düşümde sana
gözlerinin limanında bekliyorum ...
yaz geldi hava günlük güneşlik
açtık biray bi güzel içtik
karşıdan gelen kızla
hiç durmadan seviştik
Kaya dibi gatmeri,
Alırım goynuma seni,
Senden güzelini bulursam,
Garyoladan atarım seni :)
Anonimo..
ÜÇLEME
Bir eş buldum sözü ayna
aynada ben
Bileğine yapışmıştı zaman
sandım ki bana ayarlı
Şimdi yalnızlık vaktidir dedim
sadece kendine güvenen
Bir Allah
Bir Peygamber
Bir kul eden
İki gözüm iki elim gibidir
bir kelimeye tutunurda hissedemezsin
Yaşken eğilmiş gözlerim kadar yaşlı olamazsın
Kötü düşlerle çocuk bir korku ağlatıp
öldüm diye bayılarak hayatı kandıramazsın
Üç çocuğum kaldı ortada
biri Merhamet ; şu marazlı
Aşk ' tır adı şu hem güzel hem kör olanın
Bir Sevgi ' yi kurtardım eliyüzü düzgün
o ateşli hastalıktan
Ben Allahım diyor şimdi
sanırım onunda aklı hesaplı
.
.
.
Emirzade Cüneyd
duracağım burada gidişini seyredeceğim!
kavgasız olacak, fırtınasız olacak saçma sapan olacak
ORGANLARIM BİRBİRİNE VURACAK.
kıpırtısız, sakin gibi görüneceğim.
arkandan sessiz bakacağım.
BEN YİNE SALAGI OYNAYACAGIM!!
TRAPEZDE MELANKOLİ
Kelimeler dağınık. İki cümle tutturamıyor kimse
Virüs girmiş kalbine. Kimin mi? Bilsek.
Dağ çilekleri tadılmamış halde bekliyor kısmetini
Ormanlarsa bu mevsim yine çıra çığlık
Yıkılmak kolay. Hikâyesi de epey adam toplar başına
Hizaya girelim desem herkes general
Meğer nazardanmış tökezleyip düşmemiz
Mavi boncuk, kara böcek, sarı yılan
Tıslayıp deliklere sızarak yeni yuvalar,
yeni bir dünya, yeni kelimeler
uydursak. Kendimize hiç mi hiç benzemeyen
Aşk bir hicap. Yarım yamalak söylenmiş,
gömülmüş eski bir şarkı
Boşverilmiş antika. Sonradan kadri bilinmiş büyüteç.
Büyütelim. Kırkı çıkmış kalp yarası
ne kadar hatıraysa
Yüzleşmek? Yüze yüze vardığımız kıyılarda
Kuma batarak. Kum saatiyle dökülen anlara
Anılara bata çıka.
En yukarıda, ta Allah’ın eşiğine yakın
Bir elimiz boşlukta, ötekinde beyhude masallar
Neye tutunmaya kalksak mıknatıs başka yerde
Cihan Oğuz
İstanbul, 12 Eylül 2008
Sahi ben neye geç kaldım
Herkes bir şeylerden dönerken ?
gözümün yeşili Zeynep Kurada
Tavuklar çiçek açmış
Ellerinde poğaça
Madem yüzme bilmiyon
Niye çıktın ağaca
*anonim*
MERHABA CANIM
ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve alladı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri çok severiz
hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freudun alkolsüz sayıklamalarıdır
siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgarın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
bir yerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamayacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüverecek ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seveceksiniz
(zeki müreni seviniz)
Arkadas Z. Özger
Teker teker çaldım kapıları dün gece
Hiç parmak izide bırakmadım üstelik ardımda
Uzun bir yolculuğa çıktım sonra
Benden sana doğru ekspres uzun bir yolculuk
Her dün gece aşındırır bu yolları dizelerim
İşte bak yine başladılar,
Korkunç maskeleri,hançerli elleriyle
Vücuda bürünüyor kelimeler
Bir harp hazırlığındalar sanki
Toplanıp Üstüme yürüyecekler
made in Hazz
Dinle sevdiğim bu ayrılık saatidir
Dünya var olalı beri çirkin ve soğuk
Ergeç içeceğimiz bir ilaç gibi
Tadı dudaklarımızda acımsı, buruk
Bu saatte gözyaşları, yeminler
Boş bir tesellidir inandığımız
Perde kapanıyor, film bitiyor işte
O hiç bitmeyecek sandığımız
Görüyorsun konuşacak bir şeyimiz kalmadı
Sadece bakışlarımızda hüzün
İşte ayrılık bu; hiç beklemediğimiz
O ikiz kardeşi ölümün
Anlıyorum bir daha görüşemeyeceğiz
Bu son buluşmamızdır seninle
Yeni bir hayata başlıyacaksın artık
Onunla, o yeni sevgilinle.
Anlıyorum artık o öpecek ellerini
Kulağına aşkı o fısıldayacak
İçinde bir pişmanlıktan başka
Benden eser kalmayacak.
Sigaranı söndür, kalkabiliriz
On adım sonra yollarımız ayrılmalı
Sakın ağlama ve bir şey söyleme bana
İnsan ayrılırken bile büyük olmalı
Kim o, deme boşuna...
Benim, ben.
Öyle bir ben ki gelen kapına;
Başdan başa sen
Çürüksüz ve cam gibi berrak bir kış günü
sımsıkı etini dişlemek sıhhatli, beyaz bir elmanın.
Ey benim sevgilim, karlı bir çam ormanında nefes almanın
bahtiyarlığına benzer seni sevmek...
ey dilbera gerden zeri
way nazika dém Qemeri
wéran ezém malam xerab
GÜLÜŞÜN EKLENİR KİMLİĞİNE
Gün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarim kalan bir şiir belki de
Aykırı anlamlar arayıp durma
güz bitip sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur zaman her gece
Her gece yeni bir savaş baslar
acı ses olur, ses deli yağmur
Sığındığımm her yer adınla anılır
ben girerim sokağı devriyeler basar
Bir de gülüsün eklenir kimliğime.
Ahmet Telli, Kalbim Unut Bu Şiiri
geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş
güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı, uçtu sudan.
N .H. R.
bir rol vermişti yaşam bana!!!
önce sende mutluluğu oynamak.
bir rol daha verdi yaşam bana;
sen gittiğinde,
sensizliğin acısını oynamak.
kabul etmedim
çünkü oynayamaz sandım kendimi
sen gittiğinde.
o kadar iyi oynadım ki bir daha başka rol almadım........
Olur ya bir çatışmada ölürsem,
Arkamdan yas tutmayın.
Bırakın toprağımda rahat içinde yatayım.
Bedenimden komandomu çıkarmayın,
Onlar benim kefenim olacak.
Başımdan mavi beremi çıkarmayın,
O benim şanım, şerefim, olacak.
Ayağımdan botlarımı çıkarmayın,
Onlar nice yollar aşacak.
Şehit olursam sırat köprüsünden geçecek.
Elimden tüfeğimi almayın,
O benim mezarıma sembol olacak.
Yaramın kanını silmeyin,
Ahiret'te hesabı sorulacak.
Göğsümden kör kurşunu çıkarmayın,
O benim madalyam olacak...
"Bekle beni, döneceğim ben. Çok çok, bıkmadan bekle! Sarı yağmurların Hüznü basınca, Kar kasıp kavururken, Kızgın sıcaklarda... bekle. Başkaları dünden unutulmuşken, Beklenmedikleri zaman bekle. Uzak yerlerden mektuplar kesilince Bekle beni. Birlikte bekleyenlerin beklemekten Usandığına bakma, bekle. Bekle beni, döneceğim. Unutmak zamanı geldiğini Ezbere bilenleri Hayırla anma! Varsın oğlum, annem Hayatta olmadığıma inansın, Dostlarım beklemekten usansın, Ocak başında toplanıp Acı şarapla Yadetsinler beni. Sen bekle, onlarla birlikte İçmekte acele etme. Kimseler beklemezken bekle beni Bir tek sen olsan bile bekleyen beni, döneceğim bekle beni. Bekle beni; döneceğim, Bütün ölümleri çatlatmak için Döneceğim! ‘Şansın varmış...’ desinler. Beklemedikleri için, Beni bekleyerek Düşman ateşinden Nasıl koruduğunu anlayamazlar. Sağ kalışımın sırrını yalnız Senle ben bileceğiz... Bütün sır.. senin Başkalarının bilmediği gibi beklemeyi Bilmende." İkinci Dünya Savaşında Nazilerin ateşi altındaki bir Rus askerin sevdiği kadına cepheden yazdığı mektup.