sosyomat'a üye olsa çok mutlu olurdu bence bu adam... Sürekli ahkam kesip sonra da blog'unda ev kadınlarının temizlik -titizliklerinin aslında totaliter alışknalıklarından kaynaklandığından falan bahsederdi...
bide şey vardı yine cehenneme övgüde.. babam beni yatılı okula bıraktığında, anladım yalnızlıktan ölünebileceğini.... ağladım bu söz üzerine.. kader birmiş meğerse adamla.....
nasıldı giriş cümlesi.... papanın cennetine inanmayan bruno adına.... waoww
geceye övgüsü günlerce düşünmeme neden olan adam...
cehenneme övgü de sözünü ettiği kahramanların bile aslında totalitarizm bi parçası olduğunu okumak ilginçti.
ve psikolojiden çağımızın "kolluk kuvveti" diye bahsetmesi.
her pazar "uçmakdere" sini radikalde merakla bekliyorum...
En son tarihi yargıladı bu yargılamanın sonucu bakalım nereye varacak?Kitap bitince görücez.
Onca bilgi birikimini çerez kıvamında kitaplarla değil de adam akıllı külliyatlarla değerlendirmesini bekliyoruz, malum yaşı da çoktan kemale ermiş durumda.
KENDİME ÖĞÜT
Uslanma hiç hep deli kal
Büyüme sakın çocuk kal
Es deli deli böyle kal
Son harmanında sevdanın
Tüken toz toz savrula kal
Suçüstü bulmalı ölüm
Ölürken de sevdalı kal ...
Aziz NESİN
Türkiye'de demokrasi kültürü olgunlaştı. Türkiye artık askeri darbelerini
bayram diye kutlamıyor.
Oysa 27 Mayıs askeri darbesi, başka bir askeri darbeye, 12 Eylül'e kadar, sade resmi tatil olarak kutlanmakla kalmadı, ülkede sol kültürün, aydınların, sol gösterip sağ vuran bildik iktidar partilerinin baş tacı idi. Solcu olmak hem de 27 Mayıs'ı eleştirmek mümkün değildi.
12 Mart askeri darbesi öncesi de devrimci gençler kimi gazetelerin öncülüğünde 'Gençlik-Asker El Ele' sloganlarıyla darbe çağrıları yapıyordu. 12 Eylül'le solun aklı başına geldi ama sol da kalmadı. Hapishanelerde, işkencede, vatandaşlıktan atmalarla sindirildi, bitti. Günümüzün tek kanatlı demokrasisi, sade askerin, askerin arkasındaki ABD'nin değil bu NATO ülkesini istikrarsız kılmak isteyen Sovyetler Birliği'nin uzantılarının da Türkiye'ye mirası.
Ne varki, Kenan Evren'in 12 Eylül'de darbe yapmaları için "Koşulların olgunlaşmasını bekledik" sözleri, tek güç olmaya özenen iktidarın işine gelen yürürlükteki darbe anayasası, Türkiye'de silahlı kuvvetlerin geçmişteki eylemlerinde çözümü demokrasiden beklemediğinin somut bir ifadesi. 27 Mayıs darbesi de seçime giden bir hükümete karşı yapılmıştı.
Bugün Türkiye'de solun yerini siyasal İslam'ın aldığı söyleniyor.
Sade Türkiye'de değil başta ABD olmak üzere birçok ülkede dini akımlar iktidarı belirliyor. Bu akımlar son iki yüz yılın bilimsel gelişmelerinin kazanımlarını, eğitimde, sağlıkta gelişmeleri, evrensel insan hakları ilkelerini korumak isteyenleri ürkütüyor. Tanrı'nın dünyayı altı günde yarattığına inananların nüfusun yüzde 60'ı olduğu, dünyada araştırma ve geliştirme projelerine öncülük eden, en çok Nobel ödülünü alan ABD'de, Darwin yerin dibine batırılıyor, hastalıkların tedavisinde devrime yol açacak kök hücre araştırmaları Beyaz Saray kararıyla engellenmek isteniyor, kürtaj hakkının kısıtlanmasıyla kadınların sağlığı
tehdit ediliyor, toplumda istenmeyen çocukların doğumlarına neden oluyor, ülkenin savaşkâr politikasını köktenciler kamçılıyor.
Nijerya, Suudi Arabistan, Pakistan, Malezya, İran gibi şeriat ve İslam ağırlıklı yasaların geçerli olduğu ülkelerde de din adına yürütülen vahşet haber olmayacak kadar sıradanlaştı. Dünyanın herhangi bir yerinde
din adına evrensel ilkeleri, insan haklarını ihlal eden uygulamalar yaygınlaşıyor.
Günümüzde dünyaya egemen düzen zengin ve fakirin arasını şimdiye kadar görülmemiş biçimde açıyor. Dünya nüfusunun belki üçte ikisi sistemin içinde var olabilirken, üçte biri açlığa, yoksullağa terk ediliyor. Ahlaksızlık, geleneksel aile değerlerinin yitirilmesi, yitik gençlik, her toplumun sorunu. Düzenin benden sonra tufan anlayışının körüklediği küresel ısınma dünyamız için mahşer gününün habercisi.
Bu koşullarda dinlerin benimsenmesi kaçınılmaz olduğu gibi bir boşluğu da doldurduğu ortada. Zamanında sol, Sovyetler Birliği'nde, Çin'de ve başka bir çok ülkede sosyalizm adına uygulanan vahşeti eleştirmekten kaçınmış, bu iki ülkede 100 milyona yakın insanın kıyılmasında otosansür uygulamış, halk nezdinde inandırıcı olamamıştı. Günümüzde de din adına çiğnenen evrensel ilkeler, insan hakları, her zamankinden çok, dünyanın, hepimizin gündeminde. Solun aymazlığını siyasal dini akımlar tekrarlıyor.
Bugün 27 Mayıs'ın yıldönümü. Türkiye'yi ikiye bölen bu darbenin ardından yıllar geçti.. Bu darbeye sahip çıkanlar bile artık pişman.
Atatürk Kültür Merkezi'nin karşısındaki boş alanda 27 Mayıs'ı simgeleyen süngü maketi, yıllar önce bir gece sessizce kaldırıldı.
Türkiye artık askeri darbelerini kutlamıyor.
komik bir anısı vardı bende :) cehennemin dibi'ni alabilmek için yırtmıştım bi taraflarımı, en sonunda elime geçirince bi oturuşta bitirmiş "anaaa" demiştim sonra tekrar tekrar okumuştum
bikaç sene önce annesini anlattığı annem belkısı okumustum okuduum tek kitabı zaten ama
ahkamlardan cehenneme övgüyü merak ettim
okuyalım bakalım
severiz kendisini...çok olmuş okuyalı!
alt metninde; özgürlüğün, sınırlarımızı bilmekten ibaret olduğunu ima eden yazardır. totaliter sistemlerin ve kalıpların eleştirisi niteliğindeki iki kitabını da okuyan ve çabuk yargıya varmaya temayül eden insanlar vassaf'ı, sistemi, sistem dışına çıkamayarak sistemin iştirakçilerinden biri olup da eleştirmesini yavan bularak eleştirirler. 12 eylül sonrası tavrının tekrar gözden geçirilmesini tavsiye ederim.
Pazar günleri Radikal gazetesinin sondan bir önceki sayfasında "Uçmakdere" adındaki köşesinde yazılarına güncellik kaygısı gütmeden, diğerleri gibi yazarlık düsturunu Türkiye panoraması sınırında tutmadan, alabildiğine geniş bir dünya perspektifinde daldan dala konarak, o güzelim beyin imbiğinden süzerek devam eder.
Her yazısında varoluşçuluktan filizlenmiş bir farkındalık, farkındalığa çağrı ve hümanist bir sorgulamayla dünya gidişatı üzerine insanlık hallerimizi masaya yatırır.
Cehenneme Övgü'yü yazarak insanların sahip olduğunu zannettiği tek özgürlüğün sadece sunulanlar arasından seçim yapabilme özgürlüğü olduğunu söyleyen ve Cennetin Dibi'nde aslında bunu bile seçmekte o kadar özgür olmadığının tesbitini yapan yazar.
kendini mutemadiyen yeniden doguran kitaplarin yazari..aralari dolacak bir suru satirlar gizli kitaplarinda..keşke sadece bi gun yazmasa..ve o kadar kucuk olmasa o sutun radikalde
kalemiyle dikkat çeken muhteşem zat...
bir dönem okuyordum ama artık.. kitapları yine de okunabilir..varlığı ortalamayı yükselten biri..
yakın zamanda da radikal'deki köşe yazılarının bir derlemesinden oluşan kitabı raflarda yerlerini alacak. 40 yıl önce 40 yıl sonra gibi, iletişim yayınları'ndan çıkma...
en zeki 'türk' olsa gerek..
cehenneme övgü kitabında delilerle ilgili bir makalesi zekanın ötesindedir.
delilerin toplumda kendilerine biçilen kimliği taşımak üzerine 1 saniye bile düşünmek ya da umursamak zorunda olmadıklarından, şanslı oldukarını. hernekadar deli olmayı seçmemişlersede (ki bu bir akıllı varsayımı) aklına mukayet bir kişiden daha kötü durumda olduklarını kim söyleyebilir?... kim söyleyebilir tabiki bi akıllı, peki akıllıya bu lisansı kim verebilir, genel akıllı baskıcı çoğunluk. peki bir parantez içerisinde genellenen deliler bunu umursarmı? tabi ki hayır. Delilik statülerin en klasıdır.
cehennemme övgüyü okursanız daha çok seversiniz gibime geliyo, 40 yıl önce 40 yıl sonra gibi anı kitabı değildir, değerleri sorgular