gabriel knight the beast within diyince aklıma ilk marienplatz gelir, bi aşağı bi yukarı dolaşırdı gabriel orda. almanya, bavyera, wagner..vs. güzel oyundu, olsa da yine oynasak üzerinden seneler geçmiş. yalnız bu serinin üçüncüsünde 3D'ye geçmelerini sevmemiştim, gabriel knight'ı canlandıran amca karizmatik biriydi onunla devam etselerdi keşke.
Gabriel Knight III: Blood of the Sacred, Blood of the Damned.
İsmi "aha sırada vampirler" var dedirtmiş olsa da, bu oyunun konusu hafifçe Da vinci şifresine de ilham vermiş olan The Holy Blood and the Holy Grail kitabına dayanıyor.
Yani İsa'nın akrabalarının peşindesiniz.
bu sefer oyun 3D, ama enteresan bir interface'i var. 2D'de nasıl fareyi istediğiniz yerde dolaştırıp bir şeyle ilişkiye geçebiliyorsanız, bunda da gabriel'den bağımsız olarak, öbür odadaki nesneye gidip bakabiliyorsunuz.
Gabriel Knight II: The Beast Within. bu sefer konumuz kurtadamlar. Bu oyun o zamanlar moda olduğu üzere video'lu bir oyun. Bu videolu oyun furyası sırasında bizi çileden çıkaran kötü hikaye, kötü oyunculuk hastalığından muzdarip değil. sinir olmadan oynayabildiğimiz, çok çok sevdiğimiz bir oyun idi. sabaha karşı bir sahnesinde kurtadam olduğuna emin olduğumuz bir karaktere, sen kurtadam mısın sorusunu sormaya çok korktuğumuzu hatırlıyorum.
Gabriel Knight: Sins of the Fathers, Jane Jensen tarafından yazılmış, bu yüzyılın en güzel adventure oyunu.
Kahramanımız, New Orleans'da küçük bir sahaf işleten bir yandan da cinayet kitapları yazan yakışıklı bir heriftir. New Orleans'da bir takım voodoo cinayetlerini çözmeye niyetlenir. Bir yandan da Almanyadaki amcasından garip bir telefon alır, meğer bu ailenin erkekleri schattenjaeger'lik (gölge avcısı) diye bir kurumun üyeleri imiş. Avrupada kurtadam olsun vampir olsun bunlardan sorulurmuş.
En sıkı murder mystery'lerin kuralı gereği, aile geçmişi ile şu anda incelemekte olduğu cinayetler yavaş yavaş ilişkilenir. arada almanya'ya gidilir vs. vs. grafikler kötü dememek, oynamak lazım.