gel yine gel, bir sabah yeniden
yüreğimde ağlayan şarkıları hiç, söylemeden
gel yine gel, şu yağmur dinmeden
çekingen gölgeler aklımda
gel duvarlar sevişmeden
eriyorum senden habersiz burda
görüyorum her şeyi zamanla
gel yine gel, yazdıklarınla
yarım kalmış olsa da, öpüşmeye değer.
göçebe bir rüya hep sana doğru gelen
ben orda olmasam da bir bilezik geçen.
gel yine gel, gözlerinde gölgeler
zaman her şeyi değiştirse, bir gün doğruyu söyler
sen ve ben...
bilmem ne desem
öyle gidiyoruz işte, gün saat demeden...
mehmet güreli - sen ve ben
farklı çağrışımlar var ruhumun şekilsizliğinde. eksildikçe (ki hiç çoğalmıyor) daha da şekilsizleşiyor, insani yönlerini biraz daha kaybediyor. amacından sapan, hiyerarşisi bozulan birşey bizimkisi. anlamak için önce anlamlandırmak gerekir "o"na anlamlar yüklemek. "sense kendini herhangi biri sanıyordun hayatımdaki, oysa sana yüklediğim anlamları bir bilsen!" sana yüklediğim anlamları birde "aramızdaki şey"e yükleyebilsem. bıraktım ucunu, bucağını, elini, kolunu; bizi biz yapan şeyleri. kaçıyorum sanırım yine ama bu sefer kabul ediyorum kaçtığımı.
köhne evlerin, kahkaha atarken ağlayan camlarının çnünden geçerken sudaki yansımamı görüyorum. yansıma mı yanılsama mı karar veremiyorum. sonra da yansımamın yanılsamalardan ibaret olduğunu anlıyorum, içim burkuluyor. sokaklara vurdum kendimi, sadece saçlarımla, kendi sokaklarıma. her yerde ben varım. banklarda, çimlerde, evivn içinde,bakkalda. ben kendimi bu kadar 2. kişi tarafından görmeyi kaldıramayacağıma inanırdım hep, inanıyorum da. koşamıyorum... koşunca kendimi es geçiyorum. o kadar bağımsız yaşamışım ki kendimden, bir kez daha kendime ara vermek, ertelemek daha büyük yalnızlıklara neden olacak biliyorum.
sen varken bile sensizliği bu kadar derinden hissetmek, bu kadar yalnız olmak ama en kötüsü de bunu kabullenmek uzaklaştırıyor beni mutluluktan. hep mutsuzluğun yazısını yazdım ben, hep ayrılığın melodisi döküldü dudaklarımdan. melankolinin kekremsi, biraz acı ama en çok şaraba benzeyen tadı kavurdu dilimi, damağımı, parmaklarımı. aslında ben bir yıldızım, sen varken parlayan. benim ışığım, senin o gizemli karanlığındır. ne zaman gelsen bilinmezliğinle, beni fark etmen için parlarım, yanar sönerim, yanar sönerim. ama hep sonunda sen gidersin ve görmemi, duymamı, hissetmemi engelleyen ve beni yine ve tekrar sensiz bırakacak lanetli aydınlık gelir. işte o zaman ben yok olurum, nefes alışım, kalbimin atışı yavaşlar, neredeyse kaybolur. korkarım farkedilmekten, utanırım yalnılığımın anlaşılmasından. işte yine geceme düneş doğdu. kapalı olması gerekn gözlerim, kendini o kadar zorladı ki ağlamamak için fakat kahretsin ki yine kaybetti mücadelesini. gel...