efrim'den açık mektup:
merhaba,
evet,
bir hata yaptık,
yalancının tekiyle söyleşi yaptık,
ve şimdi işin gerçeği birilerinin yüzünde patlayabilir, kedinin torbadan çıkmayı başarması gibi: godspeed çıkar amacıyla politik maymunluk yapan bir grup değil; şöyle diyelim, biz sadece kendine müslüman ideologlarız, gizli faşistiz, laf ebesiyiz, piç kurusuyuz..
sorun şu ki,
asla olmadığımız bir şey olduğumuzu iddia etmedik,
kimseye kendimizi bir şeylerin cevabı olarak tanıtmadık,
elimizden gelenin en iyisini; değişik fikirlere açık olmak ve uzlaşmak bir yana, herşeyi sahiplenen-yutan-yok eden bu tamamen gerizekalı endüstrinin içinde kendi kaybolmuşluğumuzu ve karmaşamızı savunarak yaptık..
tabii ki somut bir diyalog ya da tartışma içinde konuşmaktansa, bizi 'başka'laştırmak daha kolay.. ne yazık, konuşmaktan hoşlanıyoruz, konuşmayı çok seviyoruz; ama maalesef pek çok ropörtaj neredeyse hiç 'konuşma' içermiyor, daha çok o saçmasapan tipik test soruları, 'boşlukları doldur' falan filan tarzı şeyleri andırıyorlar.
siyasetimiz hakkında söyleyeceği olan varsa beri gelsin; muhtemelen, politik bir grup olarak zorunlu tüketicilerin, kapitalizm fetişinin kurbanlarının paralarını almamız çelişkisi hakkında fikir beyan etmemiş olmamızdan dem vuracaktır- doğrusu şu ki, haklısınız! bu çelişkiden henüz bahsetmediğimiz doğru, gerçeği ve az çok sebebini biliyoruz. eğer bu konuda bizimle konuşmak isterseniz, hiç durmayın, bir telefon açın. bu çok hoşumuza gider. ancak, sonuna kadar sürdürebilecekseniz, zalim dünyamızda kendi hatalarınızdan, çelişkilerinizden, karmaşanızdan da söz edebilecekseniz..
aslında genel olarak, bu küçük saçmasapan ropörtaja gelen tepkiler, ropörtajın kendisinden daha korkunç ve üzücüydü.. bütün o kıçıkırık fikirler ve tepkiler, politikanın müziğin önüne geçtiği, politik tavrı olan her grubun, ne kadar iyi olursa olsun ya tamamen basit ve desteksiz, ya da içi tamamen boşaltılmış olmaktan kurtulamadığı yolunda altı çizilen bütün o eski bildik yorumlar..
biz kendimizi basit ve düz bir biçimde, dürüstçe tanımlayarak yapacağımızın en iyisini yaptık, hiç kimseye inandığımız şeylere inanması gerektiğini söylemedik; bunun yerine düşündüklerimizi savunduk, savunduk ve savunmaya devam ettik, bu albümleri pek çok umutsuz haykırış gibi okyanusa savurduk; birilerinin bir gün, yaşadığımız dünyanın ne kadar yoldan çıkmış ve vahşileşmiş, ilişkilerimizin (dışarıyla ve kendi aramızda) ne kadar korkunç bir hal almış olduğunu, artık beraberce kendimizi, toplumlarımızı, dünyamızı nasıl düzelteceğimizi düşünmeye başlamamız gerektiğini farkedeceği umudunu besledik.. bunlar bayağı ağır konular, değil mi? ama hâlâ pek çok müzik yazarıyla aynen bu doğrultuda konuşmamıza rağmen, adamlar nasıl cevap vereceklerini bilemiyorlar. ve çoğu grubun, plak şirketinin, konser salonunun, müzik dergisinin işleyişi hakkında konuşmaya başladığın anda yalnız bayağı değil, aynı zamanda saldırgan, ikiyüzlü ve haksız oluyorsun.
gelelim radiohead'e;
biz radiohead'i bilmeyiz,
onlarla karşılaşmışlığımız ya da konuşmuşluğumuz yoktur,
müziklerini godspeed'in bir kısmı sever, bir kısmı sevmez..
ama sonuçta radiohead her parçasıyla çokuluslu dev bir kurum tarafından sahiplenilmiştir, küresel şirketleşme hakkında söyledikleri de bu salt gerçeğin gölgesinde kalmaktadır.
yine söylüyorum,
biz 'tartışma'dan yanayız,
karşılıklı konuşmadan yanayız,
ama karşımızda değerlerimizin artı ve eksilerini enikonu konuşabileceğimiz birinin yerine, sahte huysuzluk ve saldırganlık abidesi adamları buluyoruz. sonra da ne hikmetse "radiohead'i eleştirmek" gibi şeyler bizim kendi saldırganlığımızın tezahürü gibi görünüyor..
tüm bunlar gayet gülünç işler, insanı yoran, uykusunu filan getiren cinsten..
artık sesimizi daha da az çıkarırız, ha?
konuşmayı konuşanlara bırakır,
başımızı öne eğer, dudaklarımızı mühürleriz, olmaz mı?
olur.
şimdi aslında*,
oor'dan gelen bu adamla söyleşiyi yaparken,
gayet naziktik genel olarak..
mikrofonu peçeteliğin içine saklamaya filan zorlamadık.. (???)
ben "biz bir topluluğuz ve bir topluluk olarak konuşuruz ve bu türden sorulara cevap vermeyiz" derken insanların bizim hakkımızdaki görüşleriyle dalga geçiyordum..
bunu o da rahatça anlamıştı, ama ciddi bir beyan olarak sunmayı seçti nedense..
'kesinlikle vejetaryen olmayan' bir yemek söylemedik..
biz 'kanadalı işgalci post-rock topluluğu' değiliz..
ve ben 'hiç kuşkusuz, grubun lideri' değilim..
ve, söyleşiyi yapana:
söyleşi yapılırken o kadar heyecanlıydın ki ellerin küçük bir çocuğunkiler gibi titriyordu ve gözümüzün içine bakamıyordun.. o titreyen ellerinle bana bir kutu çikolata verdin ve "umarım bunların fazlaca 'şirket ürünü' olduğunu düşünmezsin" gibi bir şeyler söyledin.. sonraki üç gün boyunca senin bu heyecanına binaen garip bir suçluluk duydum, elini ayağına dolaştırdığımız için kötü hissettim, ve senin işine yarayacak bir şeyler konuşma fırsatı bulamadığımız için üzüldüm.. bende 'kaybolmuş, zayıf, yalnız bir adam' izlenimi bıraktın ve seni -yanlışlıkla- biraz kendime benzettim.. şimdiyse tüm bunları hissetmiş/düşünmüş olduğuma pişmanım, ve sana kesintisiz sefalet, yalnızlık ve umutsuzluk diliyorum..
son olarak,
bu mesaj yalnızca bana aittir,
godspeed'in diğer 8 üyesi adına konuşmam, hiçbir zaman da konuşmayacağım..
sevgiler,
efrim.
3 şubat 2001.