boynun duruşuyla hisleri en açık bir biçimde ifade edebilen üstad. görsel ikna açısından mother and child ve the kiss görülmelidir. özellikle the kiss seyrine doyum olmayan birşeydir. şehvet ve şefkat arası bir hal.
Şimdi yalnızım… Gecenin kucağına korkusuzca bırakabilirim kendimi. Gözlerim kapalı Gustav Klmint’in kızıl saçlı kadınlarını düşlüyorum. Kızıl bir şafak vaktinde İsa gibi çarmıha gerildiklerini… Öfke, nefret dolu bakışlar arasında kızıl bir lale gibi… Ve Tanrı istedi gerilmelerini... Tapınak süsü olsunlar diye…Tanrım ne parıltılar yüzlerinde…. Oysa onlar bir yel değirmeni gibi tanrının esintisiyle kucaklıyorlar doğayı...
elfen lied adlı anime diziyi de etkilemiştir animenin giriş bölümünde ve sonunda Gustav Klimt resimlerinden esinlenilen görüntüler yer almaktadır.
gibi..
Judith 1 / Salome
aşkı en çarpıcı ve tutkulu biçimde tuvale yansıtan ressamların başında gelir benim için
ayrıca renkleride o kadar şaşalı kullanırki her tablosu bir şölenmiş gibi ayrıntılarına takılırsınız
odamda asılı duran büyük ebatlardaki 'kıss' tablosuna her baktığımda içimden sıcacık bir şeyler akıyor..o tutku fena halde başımı döndürüyor..her kadını kıskandıracak, imrendirecek bir öpücük..neyse ki hayat bazen insana istediklerini de sunuyor..günün birinde viyana gidip tablonun orjinalini görmek için can atıyorum..
kiss isimli eserini yamalı yorgana benzettiğim için linç edilme tehlikesi atlattığım avusturyalı ressam.
ilk orjinal eskizini gördüğüm zaman göz yaşlarına (!) boğulduğum, muhteşem ötesi çizgileriyle ve de kırmızı saçlı kadınları ile gönlümüzde taht kuran Avusturyalı eşsiz ressam...
kadın vücuduna odaklanışı ve bunu resme aktarma biçimi ve kullandığı renkler çok hoşuma gidiyor. Ankara'daki evimizin duvarında da kadın ve çocuğunun olduğu bir resmi var.
aynı renkleri başkası bir arada kullansın kesinlikle ortaya kitch birşey çıkar. Amcanın en büyük başarısı da bu.
"the kiss" adlı eserine saatlerce bıkmadan bakabildiğim ressam.
kadını yuvarlaklarla erkeği dörtgenlerle betimlemesi bile yeter sanatındaki sade üstünlüğü hissetmek için ama the kiss'de tutkuyu insanın damarlarından içeri sokabilmesi onun sanatındaki tanrısallığın kanıtı.
erkeğin tüm gücüyle hükmetme isteği ve kadının sıkıntılı teslimiyeti bunu bir öpücükten çıkarıp sexten de ötede sahip olma teslim alınma hissini yaratırken aslında erkeğin kadını dudaklarından bile öpmüyor olması ne kadar hastalıklı
john malkovich te yeniden hayat buldu.
The kiss
okurken alttaki eseri de dahil bir kaç eserinin daha röproduksyonlarını (uygulamalı araştırma gibin bir şey) yaptığım, çalışmalarında kadın temasını çok kullanan ve en iyi anlatanlardan olarak kabul görmüş ve bir çok ressam gibi, son dönemlerinde beynine yenik düşmüş bir sanatçı..
çok severim. die junge frau ve the kiss favorilerim..hatta sevgilimin bana ilk hediyesi klimt kitabı oldu:))
the kiss...