1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

hümeyra ile ilgiliyim diyenler

toplam 19 kişi bulundu. 18 adedi gösteriliyor.


hümeyra hakkında hümeyra

~14 ahkam var.

    Yalnızca Kent Ozanları albümünde yer alan, can yakan "Ölüm"' ü Hümeyra' nın doyumsuz sesinden ve eşsiz benzersiz o biricik yorumundan dinlemeden ölünmemelidir. Zira ölüm hiç bu kadar güzel yazılmamış, hiç böylesi söylenmemiş, anlatılmamıştı...
    Hümeyra; Mon amour...

    Burtonesk   27 Temmuz 2007 22:56   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    oyunculuk bu kadar mı güzel olur.. benim diyene taş çıkartır o mimiklerle. son derece başarılı muhteşem kadın.

    mell   01 Temmuz 2007 12:08   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Fikret Hakan tarafından vakti zamanında dövülmüşlüğü vardır. O derece samimiymişler...

    mutfakrobotu   22 Haziran 2007 12:30   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    şimdi dizlerim çözülüyor akşamüstleri
    bu saatler büküyor belimi
    gündüzü görmüşüm sende sevgilim
    bana bıraktığın geceyi neyleyim..
    efsane insanlardan hümeyra..kalite budur,insan budur,ses budur oyunculuk budur dedirten delirten kişilik :)

    curie   03 Haziran 2007 15:30   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    kadın gibi kadınnnn be kardesim....

    ikarill   03 Haziran 2007 15:24   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    atanın avrupa yakasından gitmesine sebep oldugu ve favori dizimi igrenc bi hale getirdigi icin artık hic hoslanmadıgım kadın

    izLeM   17 Mayıs 2007 20:43   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bayılıyorum kendisine. hele de 2-3 gun evvel gunduz avrupa yakası tekrarlarından bi tanesini izlerken son 10 dakkada annemle beni yardırmı$ olan insan. i$in garibi bu sezonun ba$ı ve ben izlememi$im.

    pinqyy   17 Mayıs 2007 20:37   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    kendisini yıllar önce şehir tiyatrolarında seyrettiğim başarılı, çok başarılı oyuncu...

    fuki34   21 Nisan 2007 00:37   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bir akşamüstü bana gelse. yi söylese.ben dinlesem.

    şah desen kul desen
    beyhudedir beyhude
    bu dünyanin işleri
    beyhudedir beyhude
    zengin olsan fakir olsan
    aşkın yeri bellidir
    sen sen ol seven ol
    başka alem yok
    dünya yalan dunyadır
    üstü altı rüyadır
    özü aslı hayatın
    aşka olan yolundur
    pul desen altın desen
    beyhudedir beyhude
    yok desen tamam desen
    beyhudedir beyhude

    benbilmembeyimbilir   17 Mart 2007 14:37   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    112. Avrupa Yakası bölümünde izledikçe "Sen ne kadar başarılı bir oyuncusun" dediğim, kendisini bütün insanlarin bilmesini istediğim sanatçı.

    tirovino   03 Şubat 2007 01:01   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    2001'e itafen

    ben senin çizdiğin gemileri sevdim
    yeşil erik yiyişini
    yağmurda ıslanmaktan keyif aldım
    güneş batımında sana güvenmeyi

    ben senin anlattıklarını sevdim
    dans eder gibi yürümeni
    şımarmayı sevinmeyi öğrendim
    sabahları güleryüzle uyanmayı

    şimdi dizlerim çözülüyor akşamüstleri
    o saatler büküyor belimi
    gündüzü görmüşüm sende sevgilim
    bana bıraktığın geceyi neyleyim

    2006'ya kalben

    sslap   19 Aralık 2006 01:59   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    meraba hümeyra'yı sevenler

    sersem cadi   06 Aralık 2006 00:20   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    HÜMEYRA AKBAY

    10 Ekim 1947 de Ankara da doğar. Muafakat, Malike, Ulviye, Mehire isimlerinin havalarda uçuştuğu ailede, Hümeyra adını alması tuhaf değildir: Arapçada bir renk ismidir Hümeyra, güneş batmadan önce gökte beliren kızıllığı anlatır.
    İstanbullu, oldukça medeni bir ailedir onunki; babası Muafakat Akbay, Ankara Hukuk Fakültesinde, daha o yıllarda insan hakları üzerine çalışan bir profesör, annesi Malike Hanım ise paşa babasının görevi nedeniyle Mısırda yabancı okullarda eğitim görmüş, dört dil ve iyi görgü bilen bir ev kadınıdır...
    Küçük yaşında baleye gönderilir; ama büyüyünce iyi bir balerin olsun diye değil, genç kız dediğin derli toplu oturmalı, zarif olmalı diye düşünüldüğünden. Böyle düşünen annesi ve anneannesi, o yüzden beli ince olsun diye saman yataklarda yatırırlar onu, adaba, terbiyeye çok önem verirler, ayak bilekleri nasıl ince olura kafa yorarak, taammüden; zarif bir kadın yaratmaya başlarlar. Doğrusu, kendileri de öyle olduğundan, bu zaten kalıtsal olarak geçmiştir Hümeyra ya. (Ama elbette hayatın çok değişeceğini, onun yaş aldıkça annemin bana öğrettiği bütün doğru şeyler yanlışmış, şimdi bunların hiçbiri yok diye düşüneceğini, giderek daha fazla hissettiğini söyleyen, yani daha samimi, daha tatlı olacağını hesap edemezler.)
    İlkokula Ankara Kolejinde başlayan evin tek çocuğu Hümeyra, on yaşına kadar, Gestapo kurallarına meraklı Avusturyalı mürebbiyeyle geçirdiği bir yıl dışında mutlu bir çocuktur. On yaşında babasını kaybedince apar topar İstanbula taşınırlar. İlkokulu Nilüfer Hatun İlkokulunda bitirir, sonra Tarhan Kolejine girer.
    İstanbula ilk geldikleri yıllarda baleye ağırlık verir. Daha zarif olmak için değil; sahiden balerin olmak için. İngilterede önemli bir bursu kaçırana kadar sürecektir bale aşkı. Şöyle: Bale dünyasında bir efsane olarak kabul edilen ve Ankarada Opera ve Balenin kurulmasında önemli katkıları olan İngilteredeki Sadler Wells Bale Okulunun (Bugün Birmingham Kraliyet Balesi) kurucusu Ninette de Valois, yeni yetenekler aramaktadır ve onu beğenir, okuluna davet eder. Harika Çocuk kontenjanından gidecektir ama 1960 İhtilali her şeyi dondurduğundan bu gidişi de engeller. Hümeyra Madem Sadlerde dans edemiyorum, etmeyeceğim ukalalığıyla baleden soğur.Sanki daha önce hayatında Sadler varmış gibi! (Yıllar sonra, tiyatro sahnesinde, Asiye Nasıl Kurtulurda dans edecektir.)
    Yine de yolu İngiltereye düşer: Liseyi Londrada müsteşar dayısının yanında okur, aynı zamanda grafik dizayn dersleri alır, gitarla orada tanışır. Çiçek Çocuklar dönemi, Trafalgar Meydanında gitar çalıp, üstelik İngilizce sözlerle yaptığı ilk bestesini söyleyip, para topladığı yıllardır. Ama şarkıcı olmak aklının ucundan bile geçmez. Döndüğünde akademiye mi girsem diye düşünürken (çünkü resim de yapar) hayat şartları ağır basar, çalışmaya başlar. Gorbon Seramik, reklam ajansı derken, plak kapağı çizmek üzere Melodi Plaka girer. Oysa kader orada başka bir şey için sotaya yatmıştır...
    Bir gün çizdiği renkler birbirine karışmasın diye beklerken, gitarını eline alır ve Aşık Veyselden söylemeye başlar:Güzelliğin on pare etmez/ Bu bendeki aşk olmasa...’ Patron içerden merakla seslenir: Hangi plağı dinliyorsun? Plak çalmadığını, kendisinin söylediğini seslenir o da. Patron koşarak gelir: Hemen yarın plak yapıyoruz seninle!
    Gençtir, ne olduğunu anlayamadan apar topar stüdyoya sokulur. Bir ara o kadar dizleri titrer ki, bir sigara alıp geliyorum deyip kaçar. Yolda grafik şefi Ergin Bener tarafından yakalanacak, nasıl anladığını sorduğunda Çıkarken ki yüz ifadesinden cevabı alacaktır. Daha sonra onunla Yonca Plak ı kurarak yoluna devam eder ve yetmişlerde yaptığı hemen tüm 45lik plaklar hit, o da ünlü bir şarkıcı olur.
    Ancak ne kadar ünlü olursa olsun, sahne korkusu hiç geçmez. Yıllarca o gün stüdyodan kaçtığı gibi, sahnelerden de kaçar. Fazla konser vermez ya her sahneye çıkacağında, konser ya da tiyatro fark etmez, bir gece öncesinden yüzü uçuklarla dolar, tıpkı lisede sınavlarda olduğu gibi... Daha geçenlerde Amerikalı bir şarkıcının hayatını okurken öğrenir ki sahne korkusu Latince adı da olan ciddi bir durumdur ve tedavisi bayağı meşakkatlidir. Ama bu korkudur ki, geçen yaz geçmiş günlerden şarkıların söylendiği konserde bir tek şarkı için sahneye -yine uçuklarla ve yaprak gibi titreyerek- çıkarken, sesini duyan altı bin kişinin alkışını bomba sanmasına, dolayısıyla her zamanki zarifliğiyle değil, sarsak bir şekilde yürüyerek izleyiciyle buluşmasına neden olacak kadar uzak tutmuştur onu sahnelerden. (Bu sahneyi ondan dinlemekse muhteşem İfo Teyze performansından çok daha fazlasıdır.) O stüdyoda söylemeyi ve o anda hissettiklerini çok uzaktakilere ulaştırabilmeyi sever. Hikayemize dönelim: İlk plağını doldurduğu günün akşamı, aynı zamanda çok iyi dost olduğu annesine,ben bugün plak doldurdum der. Malike Hanım o kadar inanmaz ki, Haa evet ben de Sophia Loren le film çevireceğim cevabı verir. 15 gün sonra plağı eline verdiğinde de hiç anlayamaz:Aa neden senin resmini koymuşlar? E anne ben söylüyorum, tabii ki benim resmimi koyacaklar! Annesini ilk kez orada ağlarken görür.
    Yıllar sonra, yaptığı müziğin arabeske yenildiği ve işsiz-parasız kaldığı günlerde, Haldun Dormen den ilk oyunculuk teklifini alır. O dönem TRT ye eski sanatçıların hayatlarını anlatan bir dizi yapan Dormen, onda tiyatro ışığını gören ilk kişidir ve Şevkiye May ı oynamasını ister. May ın arkadaşı olan annesinin keskin testereye benzer eleştirileri burada da devreye girer:Bu ne eçhel cesaretidir! Sen kim, o büyük sanatçıyı oynamak kim Dolayısıyla, teklifi kabul eder ama film ekranlara geldiği akşam, bir arkadaşına kaçar. Malike Hanım ne yapıp edip onu bulacak ve Seyrettim, iftihar ediyorum diyecektir. Yaptığı işi 1500 kişi beğensin, annesi beğenmesin, o iş olmamıştır, onun için.
    Bu ilk deneyim, Şehir Tiyatroları nda 16 yıla; özel tiyatrolarda, müzikallerde ve Atıf Yılmaz ın ilk teklifiyle sinemada oyunculuğa götürür onu. Oyunculuğu sahne üstünde ustalardan öğrenir; eve koşup kitaplar ve özel derslerle destekler. Tiyatronun disiplinini ve fikrini sever.
    Ama tiyatrodan da öyle çok paralar kazanılmaz. Bu yüzden bir ara işletmeciliği dener. Dikkat! Bu meslek ona annesinden kalmadır; babası öldüğünde annesi önce Bebekte bir salın üzerinde, sonra Çengelköyde bir yalıda Malike Restaurantları işletmiş, kadınların İstanbulda barda oturup içki içebilmesini sağlamış kişidir. Her krizde yetiş Hümeyra dediği için, onun da bir deneyimi vardır. Nişantaşında Figeyra ve Fındıklıda Sardunya, İstanbulun gece hayatına damga vuran mekanlar olur. Ama o her eli rahatladığında tiyatroya kaçar.
    Tiyatroda, komedi dahil, her türlü rolü oynar, zaten komedinin de dramdan çıktığını düşünür ama onu şarkılarından ve biraz da hayatının görünen kısmından bilenlerin aklında Hüzün Kraliçesi olarak kalmıştır. Şimdiki kuşakları ise gülmekten kırıp geçirir. Bu tuhaf gibi görünen şeyin açıklaması şudur: Oldukça kırılgandır ve her acı olayda dalga geçecek, tebessüm edecek bir yan bulmak, onun hayatta kendini koruma yöntemidir. Annesi yıllar öncekendini en düşük hissettiğin anda burnunu Kaf Dağına koy, çenen havada yürü demiştir. İç disiplini, kendimi bırakmasına izin vermez; ama hezeyanlı günlerinde insan içine de çıkmaz.
    Lady gibi yetiştirilmek istendiği kolejde dizleri çürük içinde bir oğlan çocuğu gibidir. Ama onu ağlarken gören bir hocası, bir lady daima yalnız ağlar deyince çok alınır. Sonra da hem lady değilsin, hem bu lafa niye bozuluyorsun? diye kızar kendine. İşte içinde böyle iki Hümeyra vardır.

    Hayranları içinse birkaç Hümeyra... Nasılı şu hikayede gizli: Bir alışveriş merkezinde önce 14-15 yaşında bir genç kız gelir,Sizi çok seviyorum der. Sonra kızın annesi gelir, Ben sizin her piyesinizi gördüm ama kızım bunları bilmiyor diye lafa girer. Bitmez, bir de anneanne vardır: Kördüğüm şarkısını benim kızım bile bilmez der o da. Bu yüzden geçen yazki Açıkhava konserinde, oğlu Sadık Bigatın arkasındaki iki kuşak daha da ileri gidip kavgaya tutuşurlar! Sesi duyulduğunda 35 yaşlarında olan biri İnanmıyorum bu Hümeyra der. Yanındaki kız onu görünce, Yoo bu Avrupa Yakasındaki kadın, o şarkı mı söylüyor diye sorar. Ve sen nasıl bilmezsinle, tartışma başlar.
    O şimdi hem bu durumdan, hem Avrupa Yakasından çok memnun. Benim gibi onun her dönemini, üstelik günlük hayattaki performansını bilenler ise en şanslı kişiler...
    Emel Armutçu

    TÜRK SİNEMASININ EN İYİ YARDIMCI KADINI:HÜMEYRA
    Bir kaç sanat dalını bir arada yürüten sanatçılarımız hakkında yazılanlar genelde "on parmağında on marifet var" diye başlar. Bu tür bir nitelendirmeyi hakeden en önemli sanatçılarımızdan biride Hümeyra'dır. Müzikte ne kadar başarılı olduğunu 70'li yıllarda kanıtlayan Hümeyra, 80'li yıllarda başlayan sinema kariyeriyle de ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlamıştır. Şimdi müziği ve tiyatroyu bir yana bırakalım ve Türk sinemasının ödüllerle tescillenmiş en iyi yardımcı kadınının filmografisine şöyle bir bakalım.

    Pek çok meslektaşının aksine 'şöhreti nasıl da yakalayıp esas oğlana hava attım' filmlerinde rol almamıştır Hümeyra. Hatta son derece özenli yapımların bulunduğu filmografisinde şarkılarını seslendirdiği tek bir film bile yoktur. Sadece Sabahattin Ali'nin öykülerinden yola çıkılarak çekilmiş "Devlerin Ölümü"nde salaş bir meyhanenin yaşı geçkin şarkıcısını canlandırmıştır. Onda da rolünün gereği bambaşka bir sanat müziği şarkıcısını canlandırmaktadır. Farklı rollerin altından başarıyla kalkmasını da büyük ölçüde Atıf Yılmaz, Ömer Kavur, Tomris Giritlioğlu gibi profesyonel yönetmenlerle çalışmış olmasına bağlayabiliriz.

    Beyazperdeyle ilk defa 1980 yılında "Talihli Amele" ile tanışmıştır. Atıf Yılmaz tarafından çekilen filmin konusu Başar Sabuncu'nun "İşgal" adlı bir oyunundan alınmıştır. Kaba güldürü öğeleri taşıyor gibi gözüksede sosyolojik sorunlara yaklaşımıyla dikkat çeken "Talihli Amele"nin konusunu daha iyi bir yaşam umuduyla köyden kente gelen Memet Ali'nin traji-komik hikayesi oluşturmaktadır. Bir reklam kampanyası sayesinde yıldızlaştıktan sonra akıl sağlığını kaybeden Memet Ali tiplemesi İlyas Salman tarafından başarıyla canlandırılırken onun en büyük destekçisi, gözüpek muhabir Jale'yi de Hümeyra canlandırmıştır. Fakat Jale de filmin sonunda yapabileceği hiçbirşeyin olmadığını, yozlaşmış sistemin içerisinde bir maşa gibi kullanıldığını anlar.

    İlk etapta sansür kurulu tarafından tümüyle reddedilen film Danıştay kararı ile gösterime girer. Atıf Yılmaz'ın ise bu filmin gösterimi sırasında yaptığı kimi açıklamalar son derece ilginçtir. Seks filmlerine ve şarkıcı-türkücü filmlerine artan rağbetten şikayetçi olan Atıf Yılmaz, onurlu film yapmak amacında olan sinemacıların giderek azaldığından yakınır. Sinemamızın bir çıkmaza doğru sürüklenmeye başladığı bu dönemde Hümeyra'nın son derece kaliteli yapımlarda yer almış olması ince bir seçiciliğin örneğidir.

    Senaryosunu Selim İleri'nin yazdığı, Kadir İnanır ve Hümeyra'nın başrolü paylaştıkları "Kırık Bir Aşk Hikayesi", 1981 yılında Ömer Kavur tarafından çekilir. "Kırık Bir Aşk Hikayesi", Türk sinemasında süregelen kimi kalıpların dışına çıkmaya çalışan, değişik nitelikte bir aşk filmi olarak lanse edilir. Bir kasabaya atanan edebiyat öğretmeni Aysel (Hümeyra) ile kasaba eşrafından köklü ve eski bir ailenin ''içki ve kumardan nasibini bol bol almış'' oğlu Fuat'ın (Kadir İnanır) toplum baskısına ve ahlâk kurallarına yenik düşen sevda öyküsü filmin konusunu oluşturmaktadır. Özellikle senaryosuyla dikkat çeken film Antalya Film Festivali'nde pek çok ödül toplamasına rağmen oyuncuların vasat performansı nedeniyle sınıfta kalır. Eleştirmenler tarafından rahat ve doğal oyunuyla başarılı bulunan tek oyuncu Hümeyra'dır. İşin ilginç yanı, kalabalık oyuncu kadrosunda Özlem Onursal, Halil Ergün, Kamuren Usluer, Orhan Çağman, Neriman Köksal gibi sinemamızın emektar oyuncuları da yer almaktadır.

    Aradan bir yıl geçer ve Hümeyra, Atıf Yılmaz'ın en başarılı filmlerinden biri sayılan "Mine" ile birlikte usta yönetmenle ikinci kez çalışma imkanı bulur. Sinemamızın sultanı Türkan Şoray ve 80'lerin entellektüel jönü Cihan Ünal'ın başrolü paylaştıkları film ahlaki değerleri sorgulayan yapısıyla izleyici tarafından beğenilir. Nasıl bir tesadüftür bilinmez ama Hümeyra bu filmde de küçük bir kasabaya atanmış olan aydın bir öğretmen hanımı canlandırmaktadır. Kasaba halkının baskısı altında ezilen Mine'nin (Türkan Şoray) en iyi arkadaşı olarak onu yüreklendirmeye çalışır. ''Bunlara direnmezsen, en küçük özgürlüklerini, en masum isteklerini bile alırlar elinden. Soluk bile aldırmazlar insana.'' diyerek filmin ana fikrini ortaya koyan Hümeyra, pek çok sahnede yönetmenin anlatmak istediğini seyirciye birinci ağızdan ileten bir ulaktır aslında.

    80'lerin sonuna doğru yaklaştığımızda Türk sinemasının içinde bulunduğu karmaşa iyice aşılmaz bir hal alır. Erotik kategorisine girmese bile içinde yoğun miktarda cinsellik ve çıplaklık barındıran basit filmler birbiri ardına çekilirken nitelikli yapımların sayısında bir düşüş gözlemlenir. Bu sebepten dolayı olsa gerek Hümeyra hiç bir zaman senede bir kaç film kotaran oyuncular kervanına katılmamıştır. Onu hep bir kaç yıl arayla nitelikli filmlerde ve kendine yakışan rollerde görürüz. Sinema oyunculuğu adına da ilk ödülünü bu karmaşık ortam içerisinde alır Hümeyra. Bir başka Atıf Yılmaz çalışması olan "Asiye Nasıl Kurtulur" (1986) ile 24. Antalya Film Şenliği'nde ''en iyi yardımcı kadın oyuncu'' ödülünü alır. Üstelikte "Hayallerim Aşkım ve Sen", "Muhsin Bey" ve "Anayurt Oteli"nin ortalığı kasıp kavurduğu bir film şenliğinde pek çok rakibini alt ederek kapar bu ödülü Hümeyra.

    "Asiye Nasıl Kurtulur" tabu sayılan kimi konulara gerçekçi yaklaşımı nedeniyle uzun yıllar boyunca tartışmalara neden olur. Hümeyra'nın da eşsiz betimlemesiyle akıllara kazındığı bu iddalı filmden tam dört yıl sonra -1990 yılında- kendi halinde, sessiz sakin bir İrfan Tözüm filminde rol alır Hümeyra. "Devlerin Ölümü", son derece iddiasız gibi görünmekle birlikte hem konu hem de Hümeyra'nın canlandırdığı farklı tipler nedeniyle görülmesi gereken bir filmdir. Sabahattin Ali'nin öykülerinden yola çıkarak kadın-erkek ilişkileri üzerine farklı bir film yapmak isteyen bir yönetmenin verdiği savaşı anlatan filmde Hümeyra, başrolü Tarık Akan'la birlikte paylaşmaktadır. Özellikle son öykü olan ''Çilli''nin işlendiği bölümde Hümeyra'nın çıldırmaya doğru giden çengi tiplemesi oldukça ilginçtir.

    Türk sinemasına hizmet vererek isim yapmış pek çok yönetmenle çalışan Hümeyra, bu kez deneyimsiz ve genç bir yönetmen olan Ersin Pertan'ın ilk uzun metrajlı denemesinde rol alacaktır. "Kurt Kanunu" (1992), yakın tarihimizi inceleyen konusuyla yönetmenin kendisi tarafından bile ''uzun, durgun ve teatral'' olarak nitelendirilen vasat bir Kemal Tahir uyarlamasıdır. Berhan Şimşek, Yılmaz Zafer ve Hümeyra'nın iyi oyunculukları filmin ağır aksak işleyen temposu altında ezilir.

    90'lı yıllarda sinemamızın durgun bir seyir izlemesi nedeniyle Hümeyra'nın rol aldığı filmlerin 80'lerdeki kadar iddialı yapımlar olmadığını görürüz. Yavuz Özkan'ın anatomi üçlemesinin ilk ayağı olan "Bir Kadının Anatomisi" (1995) popüler kültürün beraberinde getirdiği yüzeysel bakış açısıyla eleştirmenler tarafından pek başarılı sayılmayan filmlerden biridir. Hülya Avşar, Mehmet Aslantuğ, Uğur Polat, Taner Birsel ve Hümeyra'yı bir araya getiren oyuncu kadrosuyla ticari açıdan kendini kurtaran film ne festivallerden ne de gişeden bekleneni yerine getiremez. Fakat bu filmden bir yıl sonra -1996 yılında- Trt'nin emektar yönetmenlerinden biri olan Tomris Giritlioğlu'nun "80. Adım" filmiyle birlikte Hümeyra bir başarıya daha imza atar. Haluk Bilginer, Zuhal Olcay, Derya Alabora'nın da yer aldığı filmde hiç kuşkusuz en büyük başarıyı Korkut karakterini canlandırmadaki başarısıyla Levent Ülgen gösterir. Hümeyra'nın bir yetimhane hademesini canlandırdığı film pek çok ödül toplarken, Hümeyra'ya da 8. Antalya Altın Portakal Film Festivalinde "en iyi yardımcı kadın oyuncu" ödülünü getirir. Mizansenlerin bu kadar başarılı olmasının altında yatan sebebin yönetmenin oyuncularla birebir çalışmasından kaynaklandığı ileri sürülür ve böylece "80. Adım" Hümeyra'nın filmografisinde sağlam bir nokta olarak yer alır.

    20 senelik bir zaman dilimi içerisinde belki az sayıda filmde rol almıştır Hümeyra. Fakat hiç bir zaman altından kalkamayacağı bir rolü üstlenmemiştir, her zaman kaliteli yapımlara adını yazdırmıştır. Genellikle başka bir yıldızı -Türkan Şoray'ı, Müjde Ar'ı ya da Hülya Avşar'ı- destekleyen oyunuyla yardımcı kadın karakterleri başarıyla beyazperdeye aktarmıştır. Aldığı iki ödüllede karakter oyunculuğundaki başarısını kanıtlamıştır. Uzun zamandır hiç bir filmde rol almamış olan Hümeyra şu sıralar Şehir Tiyatroları adına Engin Alkan tarafından sahneye koyulmuş bir Ionesco uyarlaması "Kral Ölü(-şü)yor" da huysuz ama izlemesi bir o kadar eğlenceli bir kraliçe tiplemesi çizmektedir. Son derece başarılı ve farklı bir oyuncunun eşsiz performansına tanık olmak için iyi bir başlangıç noktası olabilir.
    Burak Korkmaz,Bir zamanlar.net

    YILLAR SONRA ANLADIK Kİ NASIL SEVMİŞİZ SENİ

    'Hümeyra 90'lı yılların tamamını tiyatroya hasrederek geçirdi neredeyse... Şehir Tiyatroları'nda epeyce oyunda rol aldı... 1997 yılına kadar böyle sürdü bu ve tam bu yıl, Hümeyra 'Beyhude' ile çıka geldi. Albümü herkes bağrına basmakta kusur etmedi... Eleştirmenler, yazarlar çizerler, gazeteciler hepsi birden düştü Hümeyra'nın peşine... Bu albümdeki şarkıların birinde, Mehmet Teoman'ın sözlerini yazdığı 'Canım Yanıyor'da; 'Yıllar Yıllar Sonra Anladım ki Nasıl Sevmişim Seni' diyordu Hümeyra... Hayranları da aynı şeyi söylüyordu. Özlenmiş hem de çok özlenmişti Hümeyra... Ada Müzik'ten çıkan bu albüm için, Türk Popu'nun en önemli isimleri toplanmıştı Hümeyra'nın etrafında... Vedat Sakman, Mehmet Teoman, Mustafa Süder, İlyas Mirzayev, Doruk Onatkut... SanArt ve Nihat Odabaşı da mükemmel bir kapak tasarımı yaparak son noktayı koymuştu... Ülkemizin bu 'dört dörtlük' sanatçısına yakışır insanlarla yapılmış bu mükemmel albüm, aynı zamanda Hümeyra-Ada Müzik işbirliğinin de başlangıcı oldu.Ada Müzik, şimdi de Hümeyra'nın 'En İyileri'ni getiriyor önünüze... Sıkı bir şekilde devam edecek bir dizinin çok önemli bir adımı bu... Çok sevdiğiniz, ezbere bildiğiniz, az bildiğiniz ya da bir şekilde hiç duymamış olduğunuz epeyce şarkı... Bir kısmını yeniden hemen bağrınıza basacaksınız. Bir kısmı ise yeniden keşfedilmeyi bekliyor. 45'lik ve LP'ler üzerinde epey bir zaman 'bugün'ü beklediler. Yeniden keşfedilecek, yeniden dillere dolanacaklar... 'Söz'ün bittiği yerde 'onlar' devreye girecek, 'onlar'ın aracılığı ile ileteceğiz duygularımızı ulaşmasını istediğimiz yerlere... Belki bu diski birilerine hediye edecek, ondan sonra da telefon, faks ya da bilgisayarımızın başında oturup 'bir haber' bekleyeceğiz...
    30 yıllık bir toplam artık elimizin altında. Yıllar yıllar sonra anlayacağız ki biz deliler gibi sevmişiz O'nu...
    Naim DİLMENER

    HÜMEYRA DİSKOGRAFİ...
    http://www.diskotek.arkaplan.com.tr/catalog/product_info.php?cPath=22&products_id=142

    IMDB’ DE HÜMEYRA
    http://www.imdb.com/name/nm0406157/

    Burtonesk   12 Kasım 2006 19:49   aferim     (4 puan)  |   Yk 

    türk pop muzigine ara dalış yapıp hep güzel şarkılar söyleyip sonra kabuğuna çekilen,arada bir dizilerde görünen yetenekli kadın...kendisi son olarak avrupa yakasında super bir performans sergilemekte kendisine sürekli olarak sağ ve sol bastan gelmektedir...

    Pasli Salincak   01 Kasım 2006 10:58   aferim     (1 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :Tenzi

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.