bir efsaneydi efsaneydi.
gönüllü kisvesi altında girip, az çalışıp çok eğlendiğim bir festival oldu. yok aslında şimdi düşününce, çok çalışıp çok eğlenmiştim. güneş altında saatler boyu gelenlere "çadırınızı ne tarafa kurmak istersiniz?" sorusunu sorarken beyin kanamasından ölmemi yetkililerden birinin son andaki müdahalesi engellemişti. çadır kurdum, kapıda bilet kestim, standda tişört sattım, ne iş olsa yaptım. ancak üçüncü günden itibaren çalışmayı bıraktım. kimse de niye çalışmıyorsun, çık dışarı demedi.
çadırımı paylaştığım (evet çadır benimdi) en iyi arkadaşım bir gece arayıp "çadırda misafir var, ben arayana kadar gelme," dedi. paşa paşa dinledim kendisini, sabahın 3 küsüründe artık gelebileceğimi söylediğinde ise "leş gibi içki kokuyorsun, git başımdan," diyerek tavır aldım kendisine. aradan iki saat ya geçti ya geçmedi, fırtına patladı. çadır su geçirmiyor olsa da, yağmurun şiddetiyle duvarlar üzerimize üzerimize gelmeye başlayınca, dışarı çıkmak zorunda kaldık. arkadaşım üst baş değiştirmek için şehre giden otobüslere bindi. döndüğünde önceki gece çadıra aldığından başka bir kızla sevgili olmuştu. kız bana yedek ayakkabısını ödünç verdi, ben durumu görmezden geldim.
zaten iplerin koptuğu, benim artık çalışmamaya karar verdiğim gün de oydu. ilk sigaralarımı orada içtim. ceviz yaprağına sarılı, kırmızı ipli hint sigaralarıydı. uçurtma uçurduk. ben birilerini kovaladım. dışarıda oturup su dolu leğenler içinde satılan biraları içiyorduk. içeri bira sızdırmayı deneyip başaramıyorduk. kaplumbağa desenli yeşil pijamalarımla ata binmişim. telepopmusic konserinde sahneye atilla taş çıkmış. bunları anlatıyorlar bana hep, hayal meyal hatırlıyorum. ha bir de, calexico sahnedeyken kaan çaydamlı'yı görüp, ayak üstü iş görüşmesi yapıp, ilk kitap çevirisi işini bağlamışlığım var.
alanın hemen karşısındaki benzinci, festival boyunca işleri fena halde açılınca, hediye olarak bir tepsi dolusu lahana dolması göndermişti yönetime. hep beraber afiyetle yemiştik. buna karşılık son gün yönetimin, "saat bilmem kaçtan sonra içeri insan almıyoruz" denerek dışarıdakileri içeri sokma girişimleri olmuştu. fairuz derin bulut sahnedeyken, insanlar toplanmış, protesto yürüyüşü yapıyordu.
kötü hijyenik koşullar, güneş ve diş tellerimin etkisiyle, döndüğümde dudaklarım yara bere içindeydi. bir hafta boyunca filan da durduğum yerde sallanmaya devam ettim ayrıca.
günün birinde torunlarımıza, bir zamanlar bu şehirde beş günlük konaklamalı müzik festivalleri olurdu diye o günleri anlatacağız bence. ya da nasıl anlatacağımızı bilemeyeceğiz.
bulunduğum en iyi, en sıcak festivaldi diyebilirim.
lamb, notwist, muse, suede, calexico...
ahah =) sürekli rehab diyen; manchild
apollo 440 ile bi alakası olan bi grup daha vardı, adlarını unuttum :s