toplam 15 kişi bulundu. 15 adedi gösteriliyor.
| tuttum | demangeaison |
| tuttum | kubrickli stanley |
| tuttum | nemesis eresbos |
| tuttum | arkoz |
| tuttum | badhabbit |
| tuttum | Anarkh |
| tuttum | fesleenn |
| tuttum | Bora34 |
| tuttum | meablue |
| tuttum | emreakarsu |
| tuttum | islak karga |
| tuttum | pasifagresif |
| tuttum | menalous |
| tuttum | hayallET |
| tuttum | bizzarra |
~59 ahkam var. 1 2 3 önceki sayfa »
(1,00-500,00) gram arası mevzulardır...kuyumcular için önemlidir....
hurdacılar için değil...
öööğğğ iğrencim:/
kendi tiksintileri içinde boğulan bir adamın
gökyüzüne merdiven dayayıp aşka ulaşma çabası içinde
olsa olsa yıldızlara ulaşması kadar
derin
sancılı
ütopik
ve genetik
bir intihar süsünü hakediyor bedeni
biliyor
ipin ucunda sallanmak dahi yakışmacayak ona
ulusal bayramların ilkokul sınıflarında
rengarenk ve çirkin konfetiler gibi
Sevmediği bir yemeğin
ağzına tıkıştırılması gibi bir çocuğun
tıka basa doludur Topkapı-Beşiktaş otobüsü
Karaköy durağına dek zor dayanır ve kusar içini
Bu şehir kadındır
kindarlığı iş edinmiştir kendine
güçlünün yanında, mazlumun tepesindedir
her gün iki otobüs dolusu polisi
severek ağırlar meydanları
bir sokak çocuğunu soğuktan korumayı istemez ama
uğursuzlukları salmak varken üstüne
Gittiğinde öleceğimi sandım.
Hatta denedim bile.
Ormana yürüyüşe çıktım ve bir dere kenarında bileğimi kestim.
Sonra orada bulup götürmüşler beni.
Artık yara izi olmasın, seni iki defa kaybetmeye dayanamam.
Yaşlı ve çirkin miyim? İsteyeceğin bir şey miyim?
...Canımı acıt! Ağlat beni!
Seni seviyorum.
Bildiğinden daha çok.
Seni çocuklardan çok seviyorum.
Ellerimle ektiğim
Tarlalardan daha çok.
Sabah dualarından, huzurdan
Ya da yediğim yiyecekten...
...daha çok seviyorum.
Seni gün ışığından
Daha çok seviyorum.
Tenden ya da hazdan...
...ya da yeni bir günden.
Seni...
...Tanrı'dan çok seviyorum.
bir çocuk yuvasından hayata mavi kapılarıyla bakan
yanaklarında yerlimalı haftası bereketliliği taşıyan
dudakalrında kiraz mevsimi çağlası açmış
sesi ıhlamur
saçları süt mısırı
sevinci naftalin kokan
yanaklarında gülleri bayatlaştıracak bir allıkla
dünyaya gül pembe kokular saçan bir çocuk besliyorsun içinde
bir kayıptı şimdi zaman ve saat zamansız bi zamanı gösteriyordu. kayıptı tüm yalanlar, içimizin zamanında yitirmiştik doğrularımızı, zaman zaman yalanlarımızı.... sonra birbine karıştı herşey çizgisiz bir zaman haritası çıktı coğrafya defterinin içinden. yalansız bir güzellik zamanın içinden gelen. yitik bir kennti güzelliğin(m) zayi olmuş aşklar ikliminden. sana güzeliğin(m)in yalanını teslim ettim, sen çocukluğun(m)un en acımasız zamanında amansızca kayboldun düşlerimin arasında... şimdi verdiğim yalan güzelliği maske yapmışsın çocuksu yağmuruna. doğduğumuzdan beri maskelerle büyütmüşlerdi bizi yalanın zamanı olmazdı gerektiği zaman söylenmeliydi ve sen..... zamansız bir ah şimdi zamanlar ötesinden gelen, çocukluğunun kabuslarından kalkan sarışın bir kız çocuğunun kalbinden gelen
bir kayıptı şimdi zaman ve ve sevda iklimi hep soğuktu gecenin en gece zamanında akreple yelkovanın orgazm anında. dokunduğum herşey yitik bir sevdaya bırakıyordu kendini, uçamayan bir kuştu zaman ve ülkesi yoktu aşk acısının.... sustuğun zaman hayat duruyordu; akreple yelkovan konuşmanı bekliyordu düzenli hayatlarını devam ettirebilmek için. sen sessizliğe inat susuyordun en zamansız anlarda ve çocukluğunun tarihi geçmemişti daha bu zamansız kasım akşamında
küçük adımlarla büyük yollardan geçen bir akşam ustunde
sol ayağımla giriyorum sabaha
sabah paçalarıma sıçramış
ve yüzüm de kucuk son bahar çatlakları
oksit tadında soluduğum havaya
sol yanımı feda ediyorum
şifa niyetine molalar veriyorum
yeşeriyorum
gece ile gündüz arasındaki sırattan geçiyorum
asurun kehanetine duşsel avuntularımı gömüyorum
adımlarımın değdigi her yere bir avuntumu koyuyorum
peşim sıra geliyor takıntılarım
aklımın davetsiz misafitlerince takip ediliyorum
etrafı islenmiş demliklerde sabahı demliyorum
genzimde çörekli bir afyon tadıyla
sabahı çaysız bardaklarda içiyorum
düz yollarda ucurum fikirlere uğruyorum
yol kenarına oturuyorum zamanın
ve otururken ögreniyorum
yolculuklar bile yetmiyor artık yalnızlığımı tartmaya
kafamdaki bütün fikirlerin yön tabelalarını cevirmiş biri
ben sanki saatin tersi yönünde,
yelkovan hızımla
yerimde sayıyorum adımlarımı
bu mola sancılarıyla dolu sefer
bilmem ki kime gider
vücudum da kafein yalnızlıklar yaşadığım bir gecede
çapa'nın aciline kaldırıyor beni heyecanlarım.
kırmızı pijamalarımla,
sabahın dördünde şaşkın sokaklardan geciyorum.
arkamdan apartmanlar gülüyor halime,
-kimene!
bir kadının avuçlarında,
evden kaçmış iki kupa bardağına rastlıyorum..
fikri firar eylemiş pembe adımlarıyla,
bana doğru yaklaşmakta..
iki kahve alana sekiz peçete hediye edilen bir sohbetin dönüşünde
yani apartmanların uyuduğu o saatte,
geri dönüyorum inime
son güleni benim olduğum o gecede
yazılar susuyorum
gölgesinde anlamlarının dinlendigi bir dizi cümlem
soru işaretleri içeren kabuslar görüyor
ben su bardagında onlara ünlemler içiriyorum
cogunun susuzluktan nutlu tutuluyor
parmakalrım ter içinde
parmaklarım evlat acısı
parmakalrım harf mezarı
"yine o tehlikeli yolun başındayım "
"aşka geliyorum"
hani yine şu malum suçtan yargılanıyorum
hobileri fobiye dönüştüren
hani kattiyen savaş naralarını gizleyen
ama asla kabuk tutmaması istenen
biryanı entellektüel
öteyani kasrtol filozofisi içeren
her satırda felsefeden bir paragraf la başlayan
zarfı nı sosyal bilgilerde
dolaylı tümlevicini evekonumisinden
yuklemini biyolojiden alan o narin paragraf başını önündeyim yine
aşka geliyorum
yine agzında taze elma tadı olan adem gibiyim
bir havvanın yorulmuş aglarına takılmısım
hiçbirini eski hikayelerimden almadıgım bir türkü tutturmuşum
butun renklerini papaganlardan amış bir neşeyle
sanki ilkkez girecegim o yolda
halbuki insanın maymunlaştıgı o evrime bire bir örnek bir durumda
aşka geliyorum
buyuk adımlı harfler atmak istiyorum artık
ve epey anlatım bozukluguyla geçmiş geçmişime bir virgül bile tahammul edemiyorum
okurken ben bile kendimi begenmiyorum ve gidip özneye gizleniyorum
hayatımın gelmişini geçmişinden ayırmak için bugunumü "nokta" belirliyorum
ve aklımda beni paragraf başı yapmaya zorlayan hayallerimle
ben hep aynı satır başında bekletilen mürekkepli kalem gibi emiliyorum
var olmak için düşünuyorum,
düşündükçe üşeniyorum
"üşeniyorum öyleyse yarın" diyorum
bir bakmışım nokta adam olmusum(.)
aşk bir sığınma talebiydi bilirsin oyüzden acizliklerimi
"faili mechul bir intiharda mechule kaçanım,
gündüzün gölgesi bir gecede
kendim denen o mechule hep yakalandım."
görünmez bir kazayım kendi seyrimde.
-gece: zarf -ölüm: fiil -ışık: fail
bütün intiharların gizli öznesiyim
verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim
en aciz sığıntılarda
eşkalim duvarlardayken aşık oluyorum hep.
bedenine dokunsam görünmez oluyorum adeta.
en aciz zamanalrımda ihtiyaç duyuyorum sana,
bütün acizliğimi biliyorsun acizliğimin gizli öznesisin aşk.
tüm garip duygular bir tür dibe vurma
ruhunda iç kanalarıyla çığlıklar atmasan da
bir martı cıglığıyla ilahiler okuyan hint kızının
geleneksel renklerine bürünüyor
terminolojimdeki kelimeler cogu ünlem eksikliği yüzünden vefat ettiler
yaşlanmış cümlelerimdeki paslanmış ünlemlerle
tatanoz oluyor bakire cümleler
dişlerimde elma kokusu,
genzimde adını menekşelerden almış bir morluk.
eskitilmiş duygularımın pas kokan sıkıntılarından arta kalmış bir benligim.
pas tutmuş bir kagıtta aralık kalmış neyim varsa
yazamak istiyorum tarcın göklerin altındaki temiz beyaz carşafa
ben gecerken korkusundan galata köprüsü altına kaçırıyor
köprü altı cocuklarının ustune sidikli yagmur sağnaklıyor
çılgın bir portakal çekiciliğiyle gördüğüm cihangir, ben gecerken küf tutuyor
boşuna gezmiyorum arka sokaklarını bu şehrin
erojen noktalarını beyoğlunda saklayan bu şehir de;
tam oralarını gezerken
tam boşalmak falan üzereyken yani
temyiz edilmiş bu şehrin
o kalabalık ile yalnızlığımın arasındaki zarı görüp,
geri çekiyorum kendimi
istanbulun domaalıp duran sokaklarında tıklım tıklım bir yalnızım
yine lamba direkleri
yine telefon direkleri..
yine tek kişilik bir dinlenme tesisinde üç sandalyeli bir çay masası
yine şu istikametten bu istikamete gitmekte olan hep farklı seyahatin aynı yolcusu!
yarım saatlik iki çay üç sigara 'otobüsteki yerinizi almanız önemle rica olunur'
ve 'yaşam sevinci dolu günler temennisi'
gündüz yapraklarıyla gördügün agacın bir gece çırılçıplak titreyen bedeni
o ağacı 4 mevsimini de görmek
değişen onca şey varken:
-yaprak,
-mevsim,
-seni dinleyen tesisin personelleri,
-çayın kalitesi,
-şekerin markası,
-yaşın,
-üzerindeki kıyafetlerin,-
-sefer sayın,
-ve daha epeyy
aklına ilk gelen yapraksız ağacın
ve sanki tüm amacın önceki dinlenme tesisindeki masana gelen çayı soraki tesisin pisuvarına işemek.
umut dinlenme tesisleri -afyon
*m
s*k
g*t
y*r*ak
bunlar hafif meşrep konulara örnektir...
ağır meşrep konuları sakın görmeyin....
fuzuli bir gecede
plastik yıldızlar asıyorum gök yüzüne
gülünce kapanan evcil acılarım
ve üvey kırışıklıklarıma aldanmadan
yüzüme palyaconun en gülünç maskesini çiziyorum.
on palyaco gücünde kahkaha atıyorum
okadar gülüyorum ki
ayın denize sarktığı acımtırak haz gibi
gamzemde yosun tutuyor kahkahalarım
ayın mahur'u hariç hepsi ıpıslak
Bir balıkçı teknesi geçiyor özlemlerimin içinden elinin içinden elim. Dokunamadığım her anın intikamı bu bakamadığım fotoğraf. Sen koktu yine bütün şehir, balıkçı deyince babam geldi aklıma, onun kalbinde bir ‘’Hayyam’’ aklında hep ben. Denizlere açılırken onun yorgun yüreği hep bir eski özlemi içinin iç cebinde, kaybettiği ne varsa külleriyle savurdu denizin sonsuzluğunun göbeğine. Sen şimdi denizimin bir ucunda diğer ucunda o. Özlemlerimin özel oluşu ortak özelliklerinin susuzluğundan. Hep bir deniz ayırdı beni ve ben hep denize bakarak düşündüm ben olanı, araya mavilikler koyduk hep yollar koyduk, dinlenme tesislerindeki kırıklıklarımızı koyduk. Her yolculukta bir yanımı bıraktım hep seni gibi, her koltukta gizli bir parçam var.
EFLATUN RÜYALAR GÜNLÜĞÜ -6-
sadece bir kısmı
hükümsüzdür;)