Bir nevi Muhammed Ali olarak milli takım
İslam dünyası yeni Muhammed Ali'sini buldu: Türkiye A Milli Futbol Takımı. Tamam, Muhammed Ali'nin anti-kolonyalist, anti-emperyalist, anti-faşist duruşu bu takımda yok…
Muhammed Ali'nin attığı sloganları atmıyor bu takım…
'Bütün Müslümanlar ve bütün dünya mazlumları için dövüşüyorum; zaferim onlara armağan olsun' gibi bir şey söylemiyor…
Ama, “aracın kendisi mesajdır” diyen McLuhan'ın kulakları çınlasın, “Allah” diyen Türkiyeli gençlerin Batılılara futbolda kök söktürmeleri (hiç değilse futbolda kök söktürmeleri), dünya Müslümanlarına bir tür rövanş duygusu yaşatıyor işte.
Dünya Müslümanları, Türkiye'nin Avrupa Kupası'ndaki maçlarını dualarla-niyazlarla izliyor ve kazandığı her zaferi coşkuyla kutluyorlar; bir zamanlar Muhammed Ali'nin boks ringlerindeki zaferlerini kutladıkları gibi.
Bunun spor sevgisiyle filan alâkası yok.
Hırvatlarla savaşta 50 bin evladını kaybeden Boşnak halkının Türkiye-Hırvatistan maçından sonra Saraybosna Tito Caddesi'ni ay-yıldızlı bayraklarla donatması şu anlama geliyor:
“Ey Hırvatlar! Müslümanlığı seçtiğimiz için bize yüzyıllardır 'Türk' deyip duruyorsunuz. 'Türk' diye diye kestiniz bizi. Bu maçtan önce de nerede sahipsiz bir Boşnak gördüyseniz 'Türk' diye üstüne çullandınız, acımasızca dövdünüz. Madem öyle, gelin böyle: Bugün gerçekten 'Türk'üz ve başınıza Türk kadar taş düşmesini kutluyoruz!”
Tito Caddesi'ndeki gösteri şu anlama da geliyor:
“Ey Tito! Gönüllerimizi Türkiye'den ve genel olarak İslam dünyasından koparmak için akla karayı seçtin; ama bugün, Osmanlı devletinden fiilen koparılışımızın 130'uncu yılında, senin adını taşıyan caddede ay-yıldızlı bayraklarla nümayiş yapıyoruz; ne haber?”
Yanlış anlaşılmasın; “emperyal” duygularım filan kabarmış değil.
Ümmet-i Muhammed'in 'metafizik dayanışması' devam ettiği ve Müslümanlar birbirini sahiplenip birbiriyle özdeşleşmekten vazgeçmediği için mutluluktan uçuyorum, o kadar.
Tito'nun fitnesi yerlerde sürünüyor, Nasır'ın ve Baasçıların vazettiği Osmanlı/Türkiye düşmanlığı da öyle.
Türkiye'nin Hırvatistan'ı yenmesiyle coşan Mısırlı kardeşlerimiz, Kahire sokaklarında sevinç gösterileri yapıyor…
Suriyeli kardeşlerimiz, Şam-ı Şerif sokaklarında sevinç gösterileri yapıyor…
Filistinli kardeşlerimiz, Gazze sokaklarında sevinç gösterileri yapıyor…
Bir Gazzeli, El-Cezire'nin internet sitesinde şöyle sesleniyor Türkiye'ye:
“Bize elektrik ve benzin kıtlığını unutturdun. Bizi sevindirdin. Başımızı öne eğdirmedin.”
Viyana'daki maçla Gazze'deki savaş arasında bir irtibat kuruyor Gazzeli kardeşimiz…
Müslümanların herhangi bir cephede Batılılara galebe çalmasını (velev ki Avrupa futbol cephesinde olsun), Batılıların boykot ve ambargosundan mustarip Gazze'nin 'rövanş'ı olarak görüyor...
Dikkat buyurun: “Başımızı öne eğdirmedin” diyor Türkiye'ye.
“Başımızı” diyor.
'Senin başın benim başımdır, benim başım senin başındır' diyor.
'Biz aynı vücudun uzuvları gibiyiz' diyor.
Ümmet şuuruyla konuşuyor.
Erbil'deki kahvehanelerde Türkiye için coşkuyla tezahürat yapan Kürtlerin 'motivasyon kaynağı' da hiç şüphesiz ümmet şuurudur.
Dünya kupalarında Cezayir'i, İran'ı hararetle destekleyen Türkler de Batılıların ve Batıcıların bütün fitnelerine rağmen korudukları ümmet şuurundan başka bir şeyle hareket etmemişlerdi.
Türklerin Arapları, Arapların Türkleri, Türklerin ve Arapların Kürtleri, Kürtlerin de Türkleri ve Arapları sevmediğini, bunlarla İranlıların da birbirini sevmediğini ileri sürenler halt ediyorlar!
Bazen farkında olmasak da biz Müslümanlar birbirimizi delicesine seviyoruz ve sevgimizi yeri-göğü inleterek haykırmak için 'gayri ihtiyari' fırsat kolluyoruz.
Din kardeşliğimiz bir gün 'kuvveden fiile' çıkıp bizi yeniden birleştirirse, emin olun, bu birliğin yanında Avrupa Birliği pek yavan kalacaktır.
Fransa milli futbol takımının Cezayir'i yenmesi hiçbir Alman'ı heyecanlandırmaz, çünkü sevinçte ve tasada birlik şuuru onlarda gelişmemiştir.
Gelişmemiştir, çünkü onları birbirine bağlayan bağ bizdeki gibi muhabbet dolu bir kardeşlik bağı değildir.
Avrupa Birliği, sadece ve sadece ortak çıkarlar üzerinde yükseliyor.
Halbuki bizim birliğimiz, hangi maddi saiklerle kurulursa kurulsun, her şeyden evvel İslam kardeşliğinin oluşturduğu muhabbet üzerinde yükselecektir.
Türkiye-Hırvatistan maçının İslam dünyasındaki yankıları bir kere daha gösterdi ki, “aşk imiş her ne var âlemde / ilim bir kıyl u kal imiş ancak”.
İslam dünyasını sevince boğan futbolcularımızı cân-ı gönülden tebrik ediyor ve hem başarılarının hem de bize yakışan duruşlarının devamını Cenâb-ı Hakk'tan niyaz ediyorum.
“Allah büyük”, “İnşaAllah”, “Allah'a şükür” diyen dilleri var olsun.
Amin velhamdu lillahi rabbi'l alemîn.
HAKAN ALBAYRAK abimiz
euro2008'de mucize maçlara imza atan türkiye'yi alkışlarken şu satırlarını tekrar tekrar okuyorum:
"ben kendi hesabıma 'her şeye rağmen şansımız var'ı bile soysuz bir pesimizm olarak görüyorum. ekranların başına 'mal bizimdir götüreceğiz!' diyerek oturmalı, heyecanımızı başından sonuna kadar diri tutmalı, dört-sıfır yenik vaziyette olsak bile ısrarla 'kazanacağız' demeliyiz. allah eğer isterse, dört-sıfır yenik vaziyette olan takımımıza maçın son üç dakikasında beş gol attırabilir. allah inancını tam kavrayamamış bazı okuyucularımız pis pis güleceklerdir, fakat espri yapmıyorum. en son dakikada peşpeşe goller atabileceğimize net bir şekilde inanmayanlar iğrenç parazitlerdir. onlar gitsinler kendilerini dördüncü kattan aşagı atsınlar. ölmeyenler bir de beşinci katı denesinler. inanmıyorsaniz niye yaşıyorsunuz?
her şeyi sahadaki futbolculara yüklemek, herşeyin sahada başlayıp sahada bittiğine inanmak gayri islamidir. [...] kimse dua etmiyor. kimse -diyelim ki- rıdvan'ı gözünün önüne getirerek ona derin bir nefes yollamıyor. kimse allah'ın böyle bir nefesi anında gole dönüştürebileceğine inanmıyor. (fizikötesi! fizikötesi! fizikötesi!)"
hakan albayrak
(hakan albayrak kitabı, syf. 12)
bir gün var ya bir gün
bu Mağrip'li ÇOCUKLAR
yakacaklar Paris'i..
canımız ciğerimiz abimiz...kelam diliyle selamlarım
"bu adamda hayatta var"
İSLAMCI CHE!
dünya kupası zamanı İran maçını beraber izleyelim diye konuşurken, gelen bir telefon üzerine "işim çıktı. hemen şimdi Şam'a gidiyorum" diyerek bizi dumura uğratan kişi.
Bu fitne bizi öldürmez, güçlendirir!
Ağzını açan, "İslam dünyasının içler acısı hali"nden bahsediyor: "İşgaller, Şii-Sünni savaşı, El Fetih-HAMAS çatışması, Türk-Kürt ve Arap-Kürt ayrışması…" Sanki dünyamız bunlardan ibaret! Sadece bugünümüz değil, geçmişimiz ve geleceğimiz de sanki bunlardan ibaret! Öyle mi gerçekten? Değil be kardeşim!
İslam dünyasını konuşurken, en büyük yenilgilerden en büyük zaferleri ve en büyük kardeş kavgalarından en büyük birlik projelerini çıkarıp hayata geçiren, bunu hep yapan, tekrar tekrar küllerinden dirilen mübarek bir dünyayı konuştuğumuzu idrak edelim. Haçlıların Kudüs'ü istila ettiği günlerdeki halimiz bugünkünden daha mı iyiydi? O zamanlar da Müslümanlar birbirini yemiyor muydu? Haçlıların Kudüs'e kadar ilerlemesi bu sayede gerçekleşmemiş miydi? Ne oldu? Nureddin Zengi olaya el koydu ve bölük pörçük İslam dünyasını birkaç yıl içinde birleştirip ayağa kaldırdı. Nasıl yaptı bunu? Her şeyden önce imanını diri tutarak ve iyimserliğini koruyarak yaptı. Müslüman halklara imkânlarını ve potansiyel güçlerini hatırlatarak yaptı. Yenilginin ve zilletin mukadder olduğuna inanmaya başlayan boynu bükük İslam milletinin özgüvenini tazeleyerek yaptı. Zengi'nin 12'nci yüzyılda fitneyi nasıl bertaraf ettiğine bakıp kendimize gelelim, umudu kuşanalım. "Biz bittik" demeyelim, "Biz daha yeni başlıyoruz, yeniden başlıyoruz" diyelim.
Şükürsüz kavimlere ekmek yok! Biraz şükür lütfen! 1918'de yeryüzünde bir karış özgür İslam toprağı kalmamıştı. Topraklarımız işgale uğradığı gibi, bilincimiz de işgale uğramıştı. İslam'dan ümidi kesmiştik adeta. Akın akın Batı paradigmasına koşmuştuk. Kurtuluşu Batı'da, Batı'nın ideolojilerinde, veya en azından Batı'nın insafında görüyorduk. Bugün ise Batı'ya metelik vermiyor Ümmet-i Muhammed'in kahir ekseriyeti. Şam, Bağdat, Tahran, Kahire, Hartum, İslamabad, İstanbul camilerinde ve kahvehanelerinde yerlerde sürünüyor Batı'nın saygınlığı. Amerika Birleşik Devletleri sayesinde ayakta duran Suudi Arabistan'ın halkı bile ABD'ye buğzediyor. Muazzam bir anti-emperyalist potansiyel oluştu İslam dünyasında; bunun için şükredilmez mi? Batı putu yıkıldı, fitnenin ipliği pazara çıktı, tevhid akidesinin ve vahdetin önü yeniden açıldı; şükredilmez mi? Zilletin dibini bulan Müslüman yürekler haysiyet ve şerefe susadı, 'Bitsin bu işgaller, bitsin bu kardeş kavgaları, İslam dünyası el ele versin' diye haykırıyor; şükredilmez mi?
Şu da şükür sebebi: 1918'de bütün İslam dünyası işgal altındayken, bugün bir sürü bağımsız veya potansiyel bağımsız devlet var İslam dünyasında; birbirine mesafeli duran, fakat birbirine mesafeli durmaya yazgılı olmayan devletler; doğru dürüst bir siyasi istinatgâha kavuştukları anda safları sıklaştırabilecek devletler… Suriye devleti, Türkiye ile bütünleşmeye mütemayil olduğunu ortaya koymadı mı? Cezayir lideri Buteflika, eski Osmanlı diyarlarının bir çatı altında toplanması gerektiğini söylemedi mi? Düne kadar iki karşıt kutup gibi görülen Arap Birliği ve Türkiye safları sıklaştırmıyor mu? İran-Türkiye doğalgaz boru hattı amansız imkânsızlığına rağmen kurulmadı mı ve her şeye rağmen işlemiyor mu? Mısır doğalgazının Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye'ye akması –ve bu sayede mezkûr ülkelerin birbirine damardan bağlanması– için harekete geçilmedi mi? İslam dünyasındaki basiretsiz devletler nihayet basiret emareleri göstermeye başlamadı mı?
1918 – 2007. Dün bir, bugün iki. Sıfır noktasından geldiğimiz bu noktayı nasıl küçümseriz? İslam dünyası küllerinden diriliyor, bunu nasıl görmeyiz? Son asra damgasını vuran emperyalist fitnelerden (bilhassa şovenist aşırılıklardan) mütevellit birtakım geçici sorunlara nasıl Ümmet-i Muhammed'in kaderi nazarıyla bakarız?
Siyonist-emperyalist işgaller, Irak ve Filistin'deki kardeş kavgaları ufkumuzu karartmasın. Tarihte ne fitneler aştık, bunları mı aşamayacağız? Göreceksiniz; bu fitneler, İslam dünyasındaki halkların ve devletlerin birlik fikrine sımsıkı sarılmaları sonucunu doğuracak inşaallah.
Hakan Albayrak
'Onu çileli günlerden biliriz'
"Hakan Albayrak'ı Bosna-Hersek'in en çileli, kederli, dehşetli günlerinden tanıyoruz. O zor zamanımızda imdadımıza koşup bize yardım paketleri taşımakla kalmadı; savaşta ağır yaralar alan Saraybosna'yı anlatan bir belgesel filmine imza attı: 'Saraybosna Sevgilim'. Bütün dünya ülkemizi ve şehrimizi katliamcılarla başbaşa bırakırken, yalnızca Hakan Albayrak gibi yürekliler, içinde boğulduğumuz kanlı karanlığı aydınlatmıştı. Onlar, kendi hayatlarını ortaya koyarak, Bosna'ya geliyor ve kaybetmek üzere olduğumuz doğruya ve umuda inancımızı güçlendiriyorlardı. Hakan Albayrak, Susan Sontag, Peter Schuman, Vanessa Redgrave, Massimo Schuster, Bono Vox gibileri, daha az meşhur olanları; bütün o Bosna'daki yıkımı umursamayan dünya politikasına rağmen Saraybosna'ya geliyorlardı. Onların fedakarlığı ve cesareti, bizi caniler karşısında yalnız bırakan bir gezegende müstesna bir kahramanlıktı. Dünyada hâlâ iyi insanların, haksızlığa karşı savaşan insanların var olduğuna dair ümidimizi haklı çıkardılar. Halkımızı ölümcül bir yalnızlığın eşiğinden kurtardılar. Umarız, bizim neden böyle bir protesto mektubu gönderme ihtiyacı duyduğumuzu anlıyorsunuzdur. Bu mektup, iyi insanların cezalandırıl-masına karşı duruşumuzun kaydıdır. Ve ideallerimizin, düşünce özgürlüğünün müdafaasıdır. Sizin ülkeniz, yüzyıllarca farklı olana saygıyı ve diğerkamlığı başkalarına öğretmektedir. Hâlâ ülkemizde sizin izleriniz var. Ayrıca da Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne girmek istediğini biliyoruz ve bu süreç böyle olaylarla sadece zarar görebilir. Adalet duygunuza güveniyor ve Hakan Albayrak'ı serbest bırakacağınıza inanıyoruz. Saygılarımızla."
( Hamdiya Kresevlyakovic, Sead Kresevljakovic ve Nihad Kresevljakovic)
Kaynak: sayhadergi
ümmetin derdiyle dertlenen, umutsuzluk çağında bitip tükenmez enerjisiyle herkese umut muştulayan delikanlı... emperyalizme karşı küfür etmekten bıkanlar için yepyeni ve sahici alternatifler sunuyor. aşağıdaki şiiri herşeyi çok güzel özetliyor aslında...
Nil'de Bir Sandal
asya’ya vurgunum doktor, elimde değil
afrika’ya da içim gidiyor
buram buram buhara kokuyor düşlerim
ve çöl
ve madagaskar
vesaire
anlıyorum doktor, avrupa bizim kaderimiz
külahım heyecanla dinliyor seni
nil’de bir sandal olmak geçiyor içimden
ve çöl
ve madagaskar
vesaire
Hakan Albayrak
Hakan Albayrak
1994’de Bosna’da kızılca kıyamet koparken, bütün dünyanın seyirci olduğu bir zamanda insani yardım amacıyla bulunan, Sarajevo ateş altındayken Aliya’nın sesine kulak veren, Malcolm'un kardeşi. Şimdiki zamanların Ebuzer’i diye hiç çekinmeden nitelendirebileceğimiz ve her şeyden önce esaslı bir şair olarak bildiğimiz bir adamdır Hakan Albayrak. Etkileyici bir dış politika uzmanıdır. Yazardır. Münevverdir. Delikanlıdır. Gazetecidir. Yönetmendir. Arkadaştır. Dosttur. Ağabeydir. Kardeştir..
1968 yılında Almanya’da doğan Hakan Albayrak, ortaokul yıllarından beri “yazmak” fiilini hayatına düstur edinmiştir. 1980’lerin sonlarına doğru Zaman Gazetesi’nde arka sayfayı hazırlayan Albayrak, Werner Hugo müstear ismiyle mizahi yazılar yazarak kendisinden epey söz ettirdi. Zaman Gazetesi’nden ayrıldıktan sonra altı ay kadar Konya’da Merhaba gazetesinde muhabir (Kâni Çınar ise gayri-resmi genel yayın yönetmeni idi diyor.) olarak çalıştı. 1989 yılında Nihat Genç’le 4 sayı süren efsanevi Çete dergisini çıkardı. Yeni Şafak gazetesinde bir dönem köşe yazarlığı yaptı. Gerçek Hayat dergisini Gökhan Özcan’la birlikte kurdu, daha sonra derginin yazar kadrosunda bulundu, geçtiğimiz günlerde yönetiminde değişikliğe giden Gerçek Hayat dergisinde başyazarlığa getirildi. Uzun zamandır Milli Gazete’de yazıyordu. Şimdi Yeni Şafak’taki köşesinde, yine gümbür gümbür "ümmetin dertlerini ve çözüm yollarını" anlatıyor... Hilal TV'de "Yeni Bir Dünya" programını yaptı.
Liseyi bitiremedi ama 20 Mayıs 2004 yılında girdiği Medrese-i Yusufiyye’de tahsilini tamamladı! Dış politika konusunda yazdıkları, düşündükleri, yapmak istedikleri hepimizi heyecanlandırıyor. Afrika’yı, Güney Amerika’yı, Balkanlar’ı karış karış gezerek Müslümanların sorunlarına eğiliyor, dertlerini dert ediniyor. Kalbi Müslüman coğrafyalarda atıyor. Arjantin’i, Balkanlar’ı, Kuzey Afrika’yı ondan dinlemek insanı duygulandırıyor… O kadar ismi nasıl aklında tutuyor hala aklımız almıyor! Muhabbet ehli, sevecen, enerjik, samimi, candan, dostane…
İHH İnsani Yardım Vakfı mütevelli heyeti üyesi, Evli ve iki çocuk babası…
Kitapları:
Delikanlı
İnsan Köpeği Isırınca (Werner Hugo müstearıyla)
Hakan Albayrak Kitabı
Halifesiz Günler
Ebuzer
Kemalizm Terakkiye Manidir
Bismillah Hotel
Türkiye-Suriye Birliği
Batı’nın Soykırımcı Tabiatı
Meleklerle Omuz Omuza
Zaferimiz Mübarek Olsun
Belgeselleri:
Saraybosna Sevgilim
Şam-İstanbul Belgeseli
Son kitabı Zaferimiz Mübarek Olsun da “GAYRET BİZDEN, TEVFİK ALLAH’tan” bilgeliğini kuşanarak, ileri! diyerek şimdi Nasr suresinin okumanın tam zamanı diyor…
nam-ı diğer "albay-rock"
bir ögrenci evinde okunmayan gazeteyi beklenir hale getiren, kö§esinin mutlaka makas darbeleriyle cercevelendigi adamdir kendisi.
bir alintinin altina dü§tügü "ebuzer" yazisiyla kosuldu kitapciya ve bakildi üstünde hakan albayrak yazar.
megerse werner hugo olurmu§ , cevrecilik yapip muhyiddin olurmu§.konyada "merhaba" gazetesi cikarilirmi§,cete kurarmis . biz uyurken IHH varmi§, bosnaya gidilirmi§ , "karde§"lik yasanirmi§
"insan köpegi isirinca " imis ilk kitabi.bulunmadigi ve nasil temin edilecegi soruldugunda cok ta önemli yazilar degildi kabilinden cevap alinmi§tir.varsin olsundu, elimizde "hakan albayrak kitabi","kemalizm terakkiye manidir","ebuzer" ve gercek hayata düsülmüs notlar mevcut imi§.
ardindan batinin soykirimci tabiati, turkiye suriye birligi, bismillah hotel üclemesi ile meleklerle omuz omuza geldi.ve zaferimiz mübarek olsun dedi.
kimilerine göre sloganiktir , heyecanlidir ama illa doludur.
heyecan güzel §eydir yitirildiginde cok §ey kaybetmistir insan.
enerjisinin hic tükenmesini istemeyecegimiz adamlardandir , otururken , bo§dururken göremedik daha.illa karde§lik illa karde§lik der, cirpinir da cirpinir.
orta dogudan , afrikadan , amerikadan , avrupadan sözeder , pink floyd olur humeyniye seslenir , sam der istanbul der , saraybosna sevgilim der ,ben ortadoguya meftunum bunun rasyonel bir aciklamasi yok der, hizbullah der nasrallah der , intifada der ,filistin der , moritanya der , arjantin der , etiketleri coktur da ahkamlari i§kembeden degildir.
yeni safak gazetesine geci§i yine mi , istikrarsizlik mi sorularini dillendirmi§tir.
ismail kilicarslan ile bekir hazarin ayni ekranda olmasi , tarik tufan ile aykut isiklarin ayni gazeteden okunmasi birilerinin canini nasil yakiyor ise hakan albayrak in "islami magazin" tanimini kompleksli camiamiza hediye eden yeni safak gazetesine dönü§ü de öyle yakiyor , ahh yankilari ortalikta.
ebu zerímiz , yitik vicdanimiz , illa ümit kaynagimiz .
ben dü§tügümde hakan albayrak okuyorum , acaip destek bir cirpida ayaga kaldiriyor...
bir güzel insandır, samimi ve dolu dolu.
belki hiçbir yerinde kesişmeyecek olsa da düşüncelerimizden sarkan sözlerimiz, mümkün değil, böylesi bir inanca ve güzel olana, güzel kalana gözlerimizi kapamak.
üstünü dolduracağı boş bir kağıdı gözüm kapalı imzalarım; işte bu sözlerdedir samimiyet diyerek, belki o sözlerin ucu bana da batsa, hiç sorun etmem.
vayy bee sosyomat aleminin bütün güzel insanlarının biraraya tolanmasından belli ne kadar güzel bir adam olduğu.allahuekber diyen adam
yakında yeni şafak 'da yazmaya başlayacak... hayırlı olsun...
İnşaallah güvendiğimiz dağlara kar yağmaz yine
bi gün karşılıklı oturup feyiz alacağım bu güzel adamdan..kısmet inşallah
Yaşasın Konfederasyon Yaşasın kamçılar ve köleler
çünkü siyahları sevsem de
LINCOLN'in bir yalancı olduğunu biliyorum
dengeler adına vuruldu kim vurulduysa
çiftçiler, Marlyn Monreo, Bağdat
dengeler adına bırakıldım kendimle başbaşa
burada, şehremini'de
ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak
kimim ben
nereden gelip nereye gidiyorum
bunun ne önemi var
Mossad besliyor kafka'yı
ZEN'i Amerika finanse ediyor
çünkü hepimizi uyuşturup
ortadoğu'yu ateşe vermek istiyorlar
ikilem,
üçlem ve dörtlemler
alternatif çöplüğüne döndü
üçüncü dünyanın beyinleri
"Hiç Akletmez misiniz?"
"Hayır etmeyiz..."
felsefenin soysuz çarkına teslim ederiz ayetleri
öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi
eylemide aldı içine
ve ateşler içinde, Bağdat'ın orta yerinde
çırılçıplak kaldık işte
dengeler adına silahsız
dengeler adına şahsiyetsiz
miskin,geveze, entellektüel
dengeler adına vurmadı bizi
kim vuramadıysa
dengeler adına şair yaptılar bizi