toplam 3 kişi bulundu. 3 adedi gösteriliyor.
~5 ahkam var.
Küçükken atlasdaki haritalar üzerinde dünya hakimiyeti planları yapardım. İçimde bir Napolyon vardı ama söndü galiba :)
dünyadan kendime bakmaya çalışıyorumda..bir karıncadan bile daha ufağım,ne gücü ne hakimiyeti..bizler kendimize bile hakim olamazken..
eger bir gruba hakimiyet soz konusu ise kesinlikle ates iceren bir sembol ya da atesin dogrudan kendisi olabilmektedir. hakimiyet sembollerinde genelde insanlarin guc olduguna ya da gucu tasidigina inandiklari semboller yer alir.
"söyledim kendime" etiketine ithafen.
elime kalemi, önüme de kağıdı almış bir şeyler yazabilmek için oturuyorum.
odamdaki televizyondan yükselen ses kulaklarıma ulaşıyor ama benim ne duyduğuma dair en ufak bir fikrim bile yok. masamdaki lambanın ışığı bana dönük değil, arkamdansa iki tane mumun ışığı bana eşlik ediyor. birşeyler benden kaçarken, bir başka şeylerse benimle durmaya, bana eşlik etmeye mi çalışıyor acaba?
üşümüyorum ama ellerim buz gibi. ayaklarımsa sıcacık. yarım açık olan balkon kapısından içeri giren, sadece ayaklarıma ulaşan serin ve temiz hava bana dışarısının varlığını haberdar ediyor gibi. ellerim o serinlikten dolayı buz kesmiş olabilir. ara ara burnuma gelen sigara dumanını söylesem, bir elimle bunları yazarken bir diğer elimle de sigara içiyor olduğum gözünüzün önünde canlanır değil mi? ama emin olun ki ellerim bana ait değiller şu an. bunları ben yazmıyorum, sigarayı ben içmiyorum. o buz gibiliğine rağmen kalem tutan elimin içinden damlayan ter bunun en belirgin kanıtı olsa gerek.
belirli aralıklarla odama birileri giriyor. kim, neden, ne için geliyor bilmiyorum, farkında bile değilim. sadece önüme bakıyorum, kalemin ucunu takip ediyorum gözlerimle. kafamın içinden bir saniyede binlerce düşünce geçiyor ama toparlayıp teker teker, sırayla düşünemiyorum. düşünmeden yazmaya çalışsam yetişemem, yetemem kafamın hızına. ya öylece orada kalacaklar ya da zamanla belki ağzımdan söz olarak çıkacaklar. belki de parmak uçlarımdan yazı olarak dökülecekler. acaba "şu" andakiler bunun bir başlangıcı olabilir mi?
ağzımda ilginç bir tat ve anlatılamaz bir kuruluk var. su içmek yardımcı olabilir belki ama yerimden kalkan ben olmamalıyım, en azından "şu an" için. düşünmezsem belki geçer susuzluğum, her şey kafada bitiyor ne de olsa; ihtiyaçlar da bir yere kadar çünkü. her ihtiyacın olduğunda her istediğini bulamayacak olmanın düşüncesi nasıl da yer etmiş kafamın içinde; hoşuma gitti bu. o kadar doluluğa ve o doluluğun içinde tek tek ne olduğunu fark etmememe rağmen bazı teklikleri cımbızla çekip alabiliyor olmak yüzümdeki sönmüş gülümsemeyi canlandırdı birden. unuttuğum birşey değil aslında gülümsemek ama böylesine ihtiyacım varmış. damsız girilmez yazısını görmüşçesine gülümsemenin beraberinde tam önüme sırayla düşen iki damla gözyaşı ihtiyacımı şimdi tam anlamıyla karşıladı. artık su içmeme de gerek kalmadı. susamış mıydım ki? inanın hiç hatırlamıyorum.
gözlerimi kapatıp elimi "kendi cumhuriyetini" kurması için yalnız bıraktığımda kafamdaki kalabalık yetmiyormuş gibi bir de gözlerimin önünde bir başka kalabalık beliriyor. kafamdakilerin masaya dökülmesi gibi birşey ama ne yazık ki düzenli bir sırada değiller. hele hele kafamdakilerin sırasıyla hiç değiller! işim kolaylaşıyor derken yine başa dönmüş oldum. insan beyni böyle; katiyetle önüne geçemiyorsun, düşünmesine engel olamıyorsun, zaman zaman isteklerin dışında hareket ediveriyor. ne düşündüğü bir bilinse!
arkamda bir insan misali yanan mum kıpırdayarak dikkat çekmek istiyor. mum ayaklarından bir yere bağlanmış gibi, alevi de kurtulmaya çalışırcasına çırpınıyor sanki. ama asla yılmıyor; çırpınmaya, denemeye devam ediyor. "görünüşü" bitip sadece "aslı" kalana kadar da böyle devam edecek. bunlara sadece göz ucuyla baktım çünkü önüme dönüp kalemin ucunu takip etmem gerekiyor.
ellerimin ısısı o kadar güzel bir seviyeye vardı ki artık gerçekten tamamen bana ait değiller. belki de hiçbir şey bana, sana, ona ait değildir. sadece kendi isteklerimizi, hareketlerimizi, düşüncelerimizi gerçekleştirebilmek için mevcut olan, bize verilen her şeyi kullanmak üzere buradayız. kimi zaman doğru işler için, kimi zamansa fark etmediğimiz yanlış işler için. asla ve asla pişman olmamak gerek. burada bulunulan süre içinde yapılan her doğrunun farkına varmak kadar yanlışın da "farkındalığında" bulunarak sunulan nimetleri kullanmaya devam etmek ve "aslımızın" en doygun şekilde kalmasını sağlamak amaç olmalı. herkesin süresi farklı; en kısaya da en uzuna da mümkün olduğunca çok şey sığdırmak, o süreç içinde en çok şeyi bırakmak ve vermek yeterli.
hala kafamdaki kalabalığa haykırıp onu bir hizaya getirmeyi sağlayabilmiş değilim. en baştaki amacım için buraya oturmuşken ben hala hiçbir şey yazamadım, hiçbir şey anlatamadım.
not: reel ortamda kalem ve kağıt kullanılarak yazılmış ve sanal ortama aktarılmıştır.