Kim ne derse desin önemli bir düşünürdür kendileri. Müthiş bir bilgi birikimine sahip. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Latince, Yunanca bilir. Tarihçi, yazar, ressam, turist rehberi.. Biyoloji, fizyoloji, botanik bilgisi engin. Karşılaştırmalı mitolojinin Türkiye'deki kurucusu..
Tarihsel denemelerinde kendini Anadolu Uygarlığının tanıtımına adamış, Batı uygalığının temeli olduğu iddaa edilen Yunan uygarlığının kökünün Adadolu'da aranması gerektiğini engin tarih ve mitoloji bilgisiyle kanıtlamaya çalışmış ve tabi Anadolu uygarlığının da köklerinin Sümer, Mısır ve eski Minos (Girit)te olduğunu, Anadolu'nun da bu uygarlıklara çok şey kattığını, uygarlık denen şeyin hiçbir zaman tek bir ırkın tekelinde olamayacağını diyonizyak ve şairane bir dille anlatmaya çalışmıştır. Tabi Anadoluyu bu şekilde yüceltirken zaman zaman abartılara da kaçmamış değildir; ama bunun nedenini Batılı tarihçilerin Yunan uygarlığını gereğinden fazla abartıp Anadolu faktörünü es geçmelerine bir tepki olarak görebiliriz.
Halikarnas Balıkçısı'nın en büyük aşkı denizdir. Türk roman ve hikaye yazımına "deniz ve deniz insanları" temasını sokan ve bunu etraflıca işleyen ilk yazardır. Halikarnas'ın deniz tutkusu ayrı bir yazı konusu.. Yazılarında deniz insanları ve kara insanları ayrımı kolayca görülür; deniz adamları her zaman daha iyi kalpli, cömert, daha az tutucu insanlardır. Gençlik Denizleri adlı kitabındaki hikayelerinden birinde bir deniz adamı, deniz ile ilgili maceralarını anlatır bir kahvedeki kara adamlarına. Bir diğerinde, ölümü yakın olan bir denizci, öldükten sonra "sela"sının denize karşı okunmasını ister. Tarih ve mitoloji roman ve hikayelerinde de karşımıza çıkar.
Hayatının karanlıkta kalan bir noktası, babasını vurma meselesidir. Bu konu hakkında neredeyse hiç konuşmamıştır. Bir rivayet şöyledir: Babası eski Osmanlı vezirlerindendir. Sonradan kendisinin, siyasi olaylardan dolayı, öldürüleceği şeklinde bir paranoyaya saplanmış. Afyon'daki evlerine kapatmış kendini ve evin her yanına silahlar koymuş kendini korumak zorunda kalır diye. Babası, oğlu Cevat'tan da kendisini öldüreceği şüphesine kapılınca çıkan tartışmada baba vurulmuş. Balıkçı bu konuda "eğer ben onu vurmasaydım o beni vuracaktı" şeklinde bir şey söylemiş.
Balıkçı ilginç bir adam. Tarih, mitoloji ve denizden hoşlananların mutlaka okuması gereken bir şahsiyet. Onu kelimelerle anlatmak yetersiz kalır..
kültürel kimlik olarak birilerinin islam i, birilerinin türkçülük ü , birilerinin batı yı , birilerinin doğu yu önerdiği bir dönemde,
"bizim kültürel kimliğimiz nedir?" sorusuna , anadoluculuktur diyen büyük yazar, deniz adami, mitoloji üstadı, ehl-i keyif adam.
Anadolu, kendi cografyasından ve tarihinden kaynaklı olarak ne dogulu ne batili ne islamci ne türkcü ne de tamamiyle baska bir kültüre entegredir. Hepsinin bir sentezidir ve bu da büyük anadolu kültürüdür der balıkçı.
Hem zeus'u , dionysos ve apollon'u barindirir bu kültür , hem şamanlari barindirir, hem aristoyu hem mevlanayı barindirir, hem kemençeyi hem bağlamayı içerir. Bizim kültürümüz kutsal anadolu kültürüdür der.
Eh yanlış da demez hani...
Hatta anadolu milliyetciligini o kadar ileri goturur ki, kitaplarında
"Egenin batısındaki üzümlerden yapilan saraplar tatsiz olurmus, anadolu yakasındaki saraplar bal gibiolurmus" , "egenin bati yakasindaki yunanistan bolumundeki antik donem kadinlari hafif meşrepmis, ama anadolu kadını erdemiyle tanınırmıs" tarzi abartilmis yorumlari da insani gülümsetir okurken.