1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

halil cibran ile ilgiliyim diyenler

toplam 112 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.


halil cibran hakkında halil cibran

~59 ahkam var. 1 2 3 önceki sayfa »

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.

    O'nun adı aşk.

    shawnshank   4 gün önce   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Bir adam size acının tesellisini verirse onu peygamber yaparsınız. Bu kadddar basit.
    Vermiştir de kendisi, helali hoş olsun, ellerinden öperim.

    innocuous ill   26 Eylül 2008 13:14   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    i çok iyidir...benim, kör gözlerimi açmıştır, mesela...

    depresifik   21 Eylül 2008 20:32   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ''HAYAT GERİYE ADIM ATMAZ,DÜNLE İLGİLENMEZ, HİÇ BİR GÜN DOĞUŞU BİZİ BİR GÜN BATIŞININ BIRAKTIĞI YERDE BULAMAZ..'' H.CİBRAN

    ikliim   21 Eylül 2008 20:29   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Peygamberlik müessesi geçerliliğini kaybetmeseydi beni dindar yapacak adam.

    innocuous ill   21 Eylül 2008 20:26   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    tanrısal bir adam desem yeridir. o kadar içten,merhametli..her şey işte

    diogenes   19 Eylül 2008 22:18   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Çoğunlukla söyle dersiniz:
    'Vereceğim, ama hak edeni bulabilirsem.'

    Ne koruluktaki meyve ağaçları böyle düşünür,
    ne de çayırdaki sürüler.

    Onlar, saklandığında çürüyecek olanı, yasayabilsin diye verirler.

    Herhalde kendisine günler ve geceler verilmesini hak eden
    bir kişi, sizden gelebilecek şeyleri de hak eder.

    Ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan,
    sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir.

    Zipir Bocuk   07 Temmuz 2008 21:07   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Kuş tüyünde uyuyanların düşlerinin,
    toprak üzerinde uyuyanlarınkinden
    daha güzel olmadığı gerçeğinde,
    yaşamın adaletine olan inancımı
    yitirmem mümkün mü?

    Zipir Bocuk   07 Temmuz 2008 20:53   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ..........
    Sonra bir avukat, 'Bize kurallardan bahset...' dedi.

    Ve o cevap verdi:

    'Siz kurallar koymayi çok seversiniz,
    Ama kurallari bozmayi daha çok seversiniz.

    Tipki okyanus kiyisinda sabirla kumdan kuleler yapan,
    sonra da kahkahalarla onlari deviren çocuklar gibi.

    Ancak siz kumdan kulelerinizi yaratirken, okyanus
    kiyiya kum tasimaya devam eder.

    Ve siz onlari yerle bir ederken, okyanus da sizinle birlikte güler.

    Gerçekten de okyanus, daima masum olanla beraber güler.

    Fakat yasami bir okyanus ve insanlarin koydugu kurallari kumdan
    kuleler olarak görmeyen kisiler için ne diyebiliriz?

    Onlar için yasam bir kaya, ve kanun bu kayayi kendi isteklerine göre
    oyup sekillendirmek için kullanacaklari bir keski gibidir.
    .........

    Kurallar adli şiirinden alıntıdır

    ermiş ve asi ruhları okumuş hayaran kalmıştım okudukça kendisini arttı bu ilgi
    bir mistiktir kendisi

    makabate guru   19 Haziran 2008 14:11   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    kitaplarından birini ve de bendeki ilkini edindim yakın zamanda..
    okumak için de uygun zaman bekliyorum şu sınavları atlatsam bir..

    pjpjaylinfan   19 Haziran 2008 14:06   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Ermiş'te beni en etkileyen kısım:

    "çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
    onlar kendi yolunu izleyen hayat’ın oğulları ve kızları.
    sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
    ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
    onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
    çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
    bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
    çünkü ruhları yarındadır,
    siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
    siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
    kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
    çünkü hayat geri dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
    siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
    okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
    ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
    okçunun önünde kıvançla eğilin
    çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
    başını dimdik tutarak kalan yayı da sever."

    anp130   19 Haziran 2008 13:48   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    "...
    İçinden şarap içtiğiniz kadeh, çömlekçinin fırınında pişirilmiş olan kadehin ta kendisi değil midir?

    Ruhunuzu sakinleştiren lâvta, bıçak darbeleriyle oyulmuş ağacın ta kendisi değildir de nedir?
    ..."

    disease   23 Nisan 2008 14:35   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Allah düşündü: ilk düşüncesi melekti. Allah konuştu: ilk konuşması insandı.

    Nymphea   11 Mart 2008 21:54   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    “Ruhumu yedi kez aşağıladım: İlki, onu yükseklere ulaşmaktan kaçındığını gördüğüm
    zamandı;
    İkincisi onu topalın önünde topallarken gördüğüm
    zamandı;
    Üçüncüsü kolayla zor arasında seçim yapması gerekip de kolayı seçtiği
    zamandı;
    Dördüncüsü bir yanlış yaptığı ve kendini başkalarının yanlışlarıyla avuttuğu
    zamandı;
    Beşincisi güçsüzlüğe sabrettiği ve sabrını güce yorduğu
    zamandı;
    Altıncısı bir yüzün çirkinliğini hor gördüğü ve onun
    aslında kendi maskelerinden biri olduğunu anlamadığı
    zamandı;
    Ve yedincisi bir övgü şarkısı söyleyip de bunun bir erdem olduğunu sandığı
    zamandı.” Halil Cibran

    Louis Pasteur   23 Şubat 2008 00:09   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    cibran, August rodin den heykel ve çizim dersleri almıştır, klasik desenleri çok güzeldir.bunun yanında hristiyanlıktan aforoz edilmiştir.bi de James hatfield in en çok sevdiii yazar derler.....
    "Delikanlılığın kırmızı şarabı devinirken damarlarımda."..

    god of wine   24 Ocak 2008 19:49   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Köklerim yerin derinliklerine inmezse , dallarım nasıl yükselir mavi gökyüzünde..

    god of wine   24 Ocak 2008 19:36   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    aşk,
    aşık ile maşuk arasında bir maskedir.
    ...
    iki sevgili
    birbirlerinden çok, aralarındakini kucaklar.
    ...
    beni aldattıklarını anlamadığımı
    zannedenlerle dalga geçmek için
    insanların beni oyuna getirip aldatmalarından
    hoşlanmam biraz tuhaf değil mi?
    ...
    sen iki kişisin:
    biri karanlıkta uyanık,
    diğeri aydınlıkta uyuyan.
    ...
    kaplumbağalar
    yollar hakkında
    tavşanlardan daha bilgilidirler.
    ...
    hiç kuşkusuz
    tuzda garip kutsal bir şey var.
    hem gözyaşlarımızda var
    hem de denizde.
    ...

    Bazı aforizmalarında kendisiyle çelişse bile Beyruttan çıkan çok önemli bir yazardı. Dün gece bir şarkıya taktım sözlerini şimdi hatırlamıyorum bile, yarım kalan şaraptan bahsediyordu. Şarkıyı dinlerken sürekli düşündüğüm şey şu aforizmasıydı;

    ""yalnızca bir kez naçar kaldım,
    sen kimsin diye soranın karşısında.""

    yuzbes   09 Aralık 2007 21:45   aferim     (5 puan)  |   Yk 

    Ermiş

    Kendi gününün şafağında, seçilmiş ve sevilen insan Al Mustafa,
    tam oniki yıl boyunca Orphales şehrinde, gemisinin geri dönüp
    kendisini doğduğu adaya götürmesini bekledi.

    Ve onikinci yılda, hasat ayı olan Ielool'un yedinci gününde,
    şehir duvarlarından uzak bir tepeye tırmandı, denize doğru baktı
    ve gemisinin sisle beraber gelişini seyretti.

    O anda kalbinin kapıları açıldı ve sevinci denize doğru uzandı.
    Ve gözlerini kapadı, ruhunun sessizliğinde dua etti.

    Tepeden inerken bir hüzün hissetti ve kalbinde şöyle düşündü:

    'Nasıl huzur içinde ve üzülmeden gidebilirim?
    Hayır, ruhum yara almadan bu şehri terketmeliyim..

    Duvarlar arasında acı dolu geçen uzun günler,
    yalnızlık içinde uzun geceler; kim acıdan ve
    yalnızlıktan pişmanlık duymadan buradan kopabilir?

    Bu caddelere ruhumdan o kadar çok parça saçtım ki,
    özlemimin o kadar çok çocuğu bu tepelerde çıplak dolaştı ki,
    sıkıntı ve ıstırap çekmeden onlardan kendimi ayıramam..

    Bugün üstümden çıkardığım bir giysi değil,
    kendi ellerimle yırttığım derim, kabuğum..

    Geride bıraktığım bir düşünce değil,
    açlık ve susuzlukla tatlandırılmış bir gönül...

    Yine de daha fazla oyalanamam...

    Herşeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor;
    yola çıkmalıyım...

    Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken,
    donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek...

    Buradaki herşeyi memnuniyetle yanıma alırdım, ama nasıl?

    Bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz.
    Boşluğu yalnız başına aramalı...

    Ve kartal, tek başına,
    yuvasını taşımadan Güneş'e uçmalı...'

    Tepenin yamacına eriştiğinde tekrar denize döndü
    ve baş tarafında kendi yöresinden gemicileri barındıran
    gemisinin limana yanaştığını gördü.

    Ruhundan kopan sözlerle onlara seslendi:

    'Kadim annemin oğulları, med-cezir süvarileri...
    Ne kadar sık benim rüyalarıma yelken açtınız.
    Şimdi benim uyanışıma geldiniz,
    ki bu benim en derin rüyam olmalı...

    Gitmeye hazırım ve şevkimin yelkenleri rüzgarı bekliyor.

    Bu durgun havadan sadece bir nefes daha alacağım,
    sadece bir bakış daha geriye, sevgi dolu...

    Ve sonra aranızda yerimi alacağım,
    gemiciler arasında bir deniz yolcusu olarak ben...

    Ve sen, engin deniz, uyuyan anne,
    nehrin, ırmağın özgürlüğü...

    Bu nehir sadece bir kıvrım daha yapacak,
    bu arazide bir kere daha çağıldayacak...
    Ve ben sana geleceğim,
    sınırsız okyanusa sınırsız bir damla...'

    Yürürken, uzaktaki tarlalardan, bağlardan,
    erkeklerin ve kadınların
    şehir kapılarına doğru koşuştuklarını gördü.
    Birbirlerine geminin gelişinden bahsettiklerini
    ve kendi adını çağırdıklarını duydu.

    Şöyle düşündü:

    'Ayrılık günü, aynı zamanda toplanma günü mü olacak?
    Benim akşamımın aslında şafağım olduğu söylenecek mi?

    Sabanını tarlanın ortasında bırakana,
    üzüm cenderesinin çarkını durdurana
    ben ne verebilirim?

    Kalbim meyveyle yüklü bir ağaca dönüşse de
    derleyip onlara sunabilsem..

    İştiyakım bir pınar gibi aksa da kaplarını doldurabilsem...

    Bir yücenin elinin dokunmasını bekliyen bir harp mı,
    yoksa nefesinin içimden geçeceği bir flüt müyüm?

    Sessizliğin arayıcısı olan ben, sessizlik içinde
    başkalarına güvenle dağıtabileceğim
    nasıl bir hazine buldum?

    Eğer bugün hasat günüyse, hangi tarlalara
    ve hangi anımsanmayan mevsimlerde
    tohumları ekmiş olabilirim?

    Ve eğer fenerimi yükselteceğim saat gelmişse,
    içinde yanan benim alevim olmayacak...

    Kendimi bomboş ve karanlık hissederek
    fenerimi kaldıracağım...

    Ve gecenin bekçisi fenerimin içine yağı koyacak;
    onu yakacak da...'

    Bunlar kelimelere dökülenlerdi.
    Fakat kalbindeki pek çok şey, söylenmemiş olarak kaldı.
    Çünkü en derin gizemini açıklayamazdı...

    Ve şehre döndüğünde, herkes onu karşılamaya geldi.
    Adeta tek bir ses olarak ağlıyorlardı.

    Ve şehrin yaşlıları ileri çıkıp şöyle dediler:

    'Henüz gitme; bizi bırakma.

    Bizim alacakaranlığımıza öğle ışığı oldun;
    ve gençliğin, hayallerimize hayaller getirdi.

    Sen aramızda bir yabancı, bir misafir değilsin.
    Çok sevdiğimiz oğlumuzsun...

    Gözlerimiz, senin yüzününü görememenin açlığını
    ve acısını yaşamasın.'

    Ve rahiplerle rahibeler konuşmaya başladılar:

    'Denizin dalgalarının bizi ayırmasına,
    aramızda geçirdiğin yılların bir anı olmasına izin verme.

    Aramızda bir hayalet gibi yürüdün ve gölgen,
    yüzümüze düşen bir ışık oldu.

    Seni çok sevdik; ama sevgimiz
    sözlere dökülmedi ve örtülü kaldı.

    Ama şimdi sana yüksek sesle haykırılıyor;
    sevgimiz önüne seriliyor.

    Hep yaşandığı gibi, ne yazık ki sevgi kendi derinliğini,
    ayrılma anına kadar anlıyamıyor...'

    Diğerleri de ona yalvardılar; ama o hiç cevap vermedi.
    Sadece başını önüne eğdi ve ona yakın duranlar,
    göğsüne düşen göz yaşlarını gördüler.

    Sonra, kalabalıkla birlikte
    tapınağın önündeki meydana doğru yürüdüler.

    Ve mabetten Almitra adında bir kahin kadın çıktı.

    Ve o, kadına sonsuz bir şefkatle baktı;
    çünkü daha şehirdeki ilk gününde onu bulan
    ve inanan bu kadın olmuştu.

    Ve kadın onu selamlıyarak konuşmaya başladı:

    'Tanrının sevgili kulu,
    son noktayı keşfedebilmek için
    uzun zamandır uzakları gözlüyor, gemini bekliyorsun.

    Ve şimdi gemin burada, sen de gitmelisin.

    Anılarındaki ülke ve büyük dileklerinin mekanı için
    duyduğun hasret çok derin.
    Ve ne sevgimiz seni bağlıyabilir,
    ne de sana olan ihtiyacımız seni tutabilir.

    Ancak bizden ayrılmadan önce bizimle konuşmanı
    ve bize gerçeği anlatmanı istiyoruz.

    Ve biz onu çocuklarımıza,
    onlar da kendi çocuklarına aktaracaklar
    ve o hiç bir zaman yok olmayacak...

    Yalnızlığında bizim günlerimizi gözlemledin ve
    uyanıklığında, bizim uykumuzun hıçkırıklarını
    ve kahkahalarını dinledin.

    Şimdi bizi bize aç ve doğumla ölüm arasında
    yer alanlardan sana aşikar olanları bize de anlat.'

    Ve o cevap verdi:

    'Orphales halkı,
    tam şu anda ruhlarınızda devinmede olandan öte,
    size neden bahsedebilirim? '

    squeal   08 Aralık 2007 21:17   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    "sevgi kendi derinliğini bilemez ayrılık vakti gelip çatana kadar." derinliğinin yanına değerini yi de ekleyebiliriz sanırım.

    lost in confusion   08 Aralık 2007 00:53   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    dostum, göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
    benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
    ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
    ‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
    denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. bırak denizimle başbaşa kalayım.
    senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım.
    sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’ çünkü cehennemimi görmeni istemem. alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi.bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
    sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. gene de gülüşümü göresin istemem. bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
    dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. oysa ben deliyim. ama gizliyorum deliliğimi. bırak deliliğimle başbaşa kalayım.
    dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele.

    poison54   07 Aralık 2007 15:20   aferim     (2 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :thebutterfly

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.