1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

hallac ı mansur beni tanımlar diyenler

toplam 42 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

hallac ı mansur hakkında hallac ı mansur

~26 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »

    flowerchild   04 Kasım 2010 16:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Hunharca

    ikarus vidoya   20 Ocak 2010 16:45   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Ünlü Sufilerden olan Hallac-ı Mansur. "Enel Hak" (Ben Tanrıyım) dediği ve bu sözünden geri dönmediği için zamanın otoritelri tarafından önce kırbaçlandı, sonra derisi yüzülüp taşlanarak M.S. 922-de Bağdat-ta öldürüldü.

    Hallac-ı Mansur diğer Sufiler gibi, "İnsan - Tanrı - Evren" üçlemesini içeren varlık birliğini savunuyordu. Gençliğinde Kahire-de bulunan Mansur, burada İskenderiye Okulu filozoflarıyla tanıştı. Onların görüşlerini benimsedi. Daha sonra tüm Türkistanı dolaştı. Buradaki, Sufi tarikatlarında görüşlerini yaydı.

    Hallac-ı Mansur-a göre gerçek olan "Bir" di. Çokluk, bu "Bir"in farklı biçim ve nitelikteki yansımalarından ibaretti. Evren ve insan "Bir" in dışında değil içindeydi ve onunla özdeşti. Bu nedenden dolayı insan da tanrının bir cüzzü yani bir parçasıydı. İnsan Tanrıydı ama Tanrı İnsan değildi. Onunla sınırlı değil çünkü O, tüm varoluşun kendisiydi. Evren, ışık ve sevgi yumağı olan tanrıdan yansımıştı. Tanrıdan ayrı hiçbir parça olamazdı. Çünkü Mansur-un görüşüne göre parça bütüne aitti. Ve gerçeği kavrama gücünden yoksun olanlar, tüm varlıkların Tanrı-dan ayrı birer birim olduğunu ileri sürerler. Bunun bir yanılgı olduğunu aanlamak ancak sezgi ile mümkündür. Her birey kendi içine dönerek bu sezgi gücünü belirli bir eğitimle ortaya çıkartabilir. Bu içe dönüşün sonucu olarak, önce Tanrısal sevgi uyanır, sonra da gönülde Tanrısal nur açık seçik görülmeye başlar. Gerçek sır, Tanrısallığı insanıniçinde görmesidir. Bu görüşünü bir tek cümleyle de ifade etmiştir: "Kendini bilen Tanrı-yı bilir."

    Enel Hak demesinin altında yatan felsefe işte buna dayanıyordu. Zamanın Sunni otoriteleri derhal bu görüşlerinden vazgeçmesini ve hatalı olduğunu kabul etmesini istediler. Söylediklerinden geri dönerse kendisini affedeceklerdi. Ancak o bunu yapmadı. Bile bile ölümü kabul etti. Onun inancı uğruna ölümü seçmesi Sufiler arasında derin izler bıraktı. O Sufizm-de bir simge olarak yaşmaya devam etti...

    Onun bu görüşleri aslında kökeni çok skilere dayanan Ezoterik Sırlar-a dayanmaktaydı. Belki de onun en büyük hatası, bazı sırları o dönemlerde açıkça söylemiş olmasıydı. Kendisinden sonra gelenler, inisiyatik sırların asla hazır olmayanlara açıklanmaması egrektiğini bir kez daha ısrarla savundular. Ve zamanından önce açıklanan sırların nelere sebebiyet verdiğini anlatmak için Hallac-ı Mansur-un yaşamını örnek gösterdiler.

    Kaynak:Ergun Candan

    fantasticvolk   27 Şubat 2009 00:32   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Aşka gelip enel hak diip akabinde hakkın rahmetine kawuşmuş bir zat-ı muhterem

    Azarmghyl   22 Ocak 2009 01:19   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Hallac diğer sûfîlerin halkla paylaşmayı uygun bulmadığı sûfî öğretilerini halkın önünde ve yazılarında açıkça ifade etmekten çekinmezdi. Bu tavrı düşman kazanmasına yol açtı ve yöneticiler tarafından varlığı tehdit olarak algılandı. Yaşadığı vecd hallerinden birinde "Enel Hakk", "Ben Hakkım" anlamına gelen (أنا الحق) ifadeler sarfetti. Enel Hakk ifadesindeki Hakk'ın Allah'ın doksan dokuz isminden biri olması onun ilahlık iddiasında bulunduğu kanaatini doğurmuştu.

    Abbasi yöneticileri Hallac'ın sözlerinin devletin güvenliğini tehdit ettiğini düşündüklerinden uzun bir mahkemeden ve onbir yıl Bağdat'da bir hapishanede tutulduktan sonra halkın gözü önünde işkence edilip öldürüldü. Bazı kayıtlar elleri ve ayaklarının kesildiğinden söz ederler. Yine bazı kaynaklarda Hallac'ın işkence sırasında bile sükûnetini bozmadığı ve kendisine işkence yapanlar için af dilediği yazılıdır. İnfazı 26 Mart 922'de gerçekleştirilmiştir.

    DÜNYANIN TAŞLARI YAĞSA ÜSTÜME
    İLLE DOSTUN GÜLÜ ÖLDÜRÜR BENİ.
    Hallacı Mansuru öldürmeye götürürlerken,sokaklarda dolaştırıp taşlama emri verilir...

    onlyanarchy   25 Ağustos 2008 17:52   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    ''Ben Tanrı'nın görünen yüzüyüm,Tanrı ise benim görünmeyen yüzüm'' demiştir mansur amca ve panteizm ideolojisinin ilk adımlarını atmıştır ama ne yazık ki derisi yüzülerek insani olmayan bir şekilde katledilmiştir.

    findik kurdu   31 Mart 2008 01:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    @madeingod

    senin kısa bilgi anlayışını yerim :)

    ugur666   08 Şubat 2008 04:14   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yuzulen derisi bayragimiz oldu!

    Louis Pasteur   08 Şubat 2008 04:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ilk akut ateisttir.

    akut ateist   08 Şubat 2008 04:12   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Hallac-ı Mansur hakkında kısa bilgi:

    Hallac-ı Mansur
    Hallac-ı Mansur’un esas adı Ebu Abdullah Hüseyin b. Mansur el Beyzavi el Hallac’tır. Hallac-ı Mansur bu uzun ismine rağmen daha çok Mansur el-Hallac diye anılır. Alevi Bektaşi literatüründe ise Hallac-ı Mansur olarak anılır.
    Hallac-ı Mansur Hicri 244 ( Miladi 858) yılında Beyza yakınlarında bir kasaba olan Tur’da doğdu. 922 de Muktedir’in buyruğu üzerine Bağdat’ta asılarak, uzuvları kesilerek iskence ile öldürüldü. Hallac-ı Mansur’un babası Müslüman, dedesi ise Mezdek inancındaydı. [i] Hallac-ı Mansur bazende Muhammed b. Ahmet el-Farisi adını da kulanıyordu.[ii] Hallac; Hüseyin b. Mansur’un lakabıdır.
    Mansur, Hallac lakabını baba mesleği olan yorgan yatak yünlerini, pamuklarını temizliyen, tarayan anlamında olan yorgancı ve hallaç mesleğinden dolayı almıştır. Yani Hallacı Masur’un babası yorgancılık yapıyordu. Bu nedenle de
    Hüseyin b. Mansur’a Hallac-ı Mansur olarak söylendi.
    Doç. Dr. Bedri Noyan dedebaba, Hallac-ı Mansur’un Hallac lakabını almasını şöyle anlatıyor.[iii]
    Hallac-ı Mansurun esas mesleği hallaçlık değildir. Birgün hallaçlık yapan bir dostunun dükkanına gider. “Ben senin işinigörürüm, işin geri kalmaz.” diyerek onu bir yere yollar. Adam dönüşünde bakar ki bütün pamuklar atılmış.(Mansur, parmağının bir işareti ile o pamukları atmış.) Bunun üzerine kendisine Hallac takma adı verilmiş.”
    Hallac-ı Mansur’un çocukluğu Beyza’da geçti Beyza, İran
    coğrafyasında yer alır. Bu nedenle de Hallac’ın İran kültür ve inanç etkisinde olması gerekir. Hakbuki Hallac-ı Mansur’un düşünce yapısını incelendiğinde, İran inanç ve kültüründen fazlaca etkilemediği görülmektedir. Bunun aksine kendi yaşamından uzak olan Arap kültür ve inancı daha fazla ilgisini çekmiş ve kendisini fazlaca etkilemiştir. Bunu da çevresinin etkisi ile olsa gerek ki, henüz küçük yaşlarda olduğu halde Kur’ana ilgi duyuyor ve Kur’an derslerini almaya başlıyor. Hallac-ı Mansur küçük yaşlarda Kur’anı ezberlemiştir. Hallac-ı Mansur’u ilginç kılan, ve Sünni ulemâyı şaşırtan ve hayretler içinde bırakan yanı ise çok küçük yaşlarda Kur’an hakkında yorumlar getirmesidir.
    Hallac-ı Mansur 16 yaşlarında devrin büyük süfi bilgini Sehl b. Adullah et-Tüsteri’den 2 yıl kadar ders aldı. Tüsteri’nin ölümü üzerine Basra’ya gitti. Hallac-ı Mansur burada ünlü
    süfi bilgin Amr b. Osman el Mekki’den 2 yıl kadar dersler aldı. Bu sırada hocası olan Amr b. Osman el Mekki’nin karşı çıkmasına rağmen Hallac-ı Mansur ünlü süfi bilginlerinden Ebu Yakup el-Akta’nın kızı Ümmü Hüseyin’le evlendi. Bu evlilikten Süleyman, Ahmet (Hamd), ve Abdüsamed adında üç erkek, bir de bir kız çocuğu oldu.
    Hallac’ın bu evliliği süfilerin arasında ikilik yaratmıştı. Süfiler arasındaki bu kavga Hallac-ı Mansur’un Basra’yı terk etmesine sebep olmuştur. Hallac-ı Mansur tam Basra’yı terk etmek üzereyken Süfilerin önderi ve piri olarak anılan Cüneyd el-Bağdadi ile tanıştı. Var olan rahatsızlıkları, dedikoduları, bu nedenle duyduğu üzüntüyü kendisine anlattı. Cüneyd kendisine öğütlerde bulunarak sabırlı ve sükünetli olmasını istedi.Hallac-ı Mansur kendisine isnat edilen iftira ve dedikodulara daha fazla dayanmadığından Basra’dan ayrılarak Mekke’ye gitti. Mansur, Mekke’de nefsini terbiye ile ruhunun miracını gerçekleştirmek üzere
    Kabe’nin haremine kapanarak çile sürecine girdi.
    Hallac-ı Mansur’un Mekke’ye gelişini Ebu Yakup Neh-Recur-i şöyle anlatıyor:
    “ Mekke’ye ilk gelişinde Kabe’nin sahnında oturuyordu. Hallac, bu bir yıllık sürec içinde oturduğu yerden sadece abdest almak ve tavaf etmek için ayrılmıştır. Ne güneşe aldırıyordu ne de yağmura. Her yatsı vakti yanına bir çörekle bir testi su konuyordu. Bir çöreğin dörtte biriyle bir kaç yudum su alıyor geri kalanı çeviriyordu.[iv]
    Hallac-ı Mansur’un bu perhiz-çile denemeleri o günün süfilerini şaşkına çeviriyordu. Aynı zamanda kendisine kızıyor ve alehinde dedikodular yapıyorlardı.Bu dedikoduları Şeyban şöyle naklediyor:
    “Öğle sıcağıydı. Bir taşın üstüne oturmuş duran bir genç ile karşılaştık. Hava çok sıcak ve bunaltıcı olduğundan alnında akan terler taşa dökülüyordu. Arkadaşım bu manzarayı görünce bana: “Haydi gidelim” diye işaret etti. Vadiye inince de şöyle dedi: “ Ömrümüz vefa ederse şu adamın başına neler geleceğini göreceğiz. Oturmuş Allah ile ahmakça sabır yarışı yapıyor. Allah ona, tahammül edemeyeceği bir bela mutlaka verecektir.” Daha sonra bu gencin, Hallac olduğunu öğrendik. Hallac-ı Mansur Mekke’de kaldığı süre zarfında Hac veya umre için gelen müslüman gruplarla sıkı ilişkiler içinde oldu. Onlara kendi
    düşüncelerini aktarıyor ve onları çeşitli konularda aydınlatıyordu. Özellikle de bu müslüman gruplar içinde Horasan ve civarında gelen insanlara daha yakınlık
    gösteriyor, onlara Kur’an yorumlarını yapıyor ve çeşitli bilgiler vererek onları aydınlatıyordu.Hallac-ı Mansur 271 (milladı 900) yılında Mekke’den tekrar Basra’ya döndü. Hallac; ruhsal alemde artık amacına ulaşmış, hayata, insana ve dine değişik perspektiflerden bakmaya başlamış ve kendisine yakışır bir biçimde konuşmaya başlamıştır. Hallac’ın bu durumunu sevgisini kazanananları çoğalttığı gibi, Sünni Ulemânın başını çektiği çevrelerin tepkilerini üzerine çekerek düşman cephesini de büyütmüştür.
    Tasavvuf konusundaki yeni düşünceleri, etkili davranışları, konuşmaları nedeniyle gittiği yerde çevresinde büyük bir
    kalabalığın toplanmasına yol açan Hallac-ı Mansur’u değişik inançta ve mezhepte kimseler savunmuştur. Miladi 908 de baş gösteren Hanbeli ayaklanmasına katılmakla
    suçlanan Hallac-ı Mansur 913 tarihinde Sus’ta bir kadın saray polislerine “ Hallac denen bir adamın evini biliyorum. O eve her gece gizliden birileri geliyor ve çok sakıncalı şeyler konuşuyorlar” deyip şikayette bulundu. Bunun üzerine Hallac’ın baş düşmanı Ebul Hasan Ali b.Ahmet er-Rasimbi tarafından tutuklandı. Sekiz yıl tutuklu kaldıktan sonra Bağdat’a götürüldü. Maliki kadısı Ebu Ömer
    Hammadi’nin fetvası ve Abasi Halifesi Muktedir’in buyruğu üzerine 22 Mart 922 tarihinde Bağdat’ta idam edildi.
    Hallac-ı Mansur; idama getirilirken önce 1000 kamçı vurularak kamçılandı sonra., darağacında asılarak gövdesi param parça edildi. Hallac’ın gövdesinden kesilerek koparılan her bir parçası, her bir uzvu “Ene’l Hak” diyordu. Bu durumu gördükleri halde halen inanmak istemeyen bu
    caniler bu zulümle de yetinmeyerek, gövdesi param parça edilmiş Hallac-ı Mansur’u halka teşhir için tüm Bağdat sokaklarında gezdirip ve halkı Hallac’ın kafasının kesilmesini seyre zorlanmıştır. Hallac’ın kafası gövdesinden koparıldığı zaman seyre zorlanan halkın gözü önünde Hallac-ı Mansur’un kesik başı “Ene’l Hakk” diye söylemiştir. Tüm bu olup bitenlere rağmen kafası kesilen Hallac-ı Mansur gövdesi yakılarak külleri suya serptirilmiş yine de nehrin suları “Ene’l Hakk “ diye bağırıp çağırmıştır. Suyun bu seslenişi Hallac’ın:“Ben idam edilip, yakılacağım.
    Benim küllerimi nehire serptirecekler. Nehir bana yapılan zülme dayanamayacak ve “Ene’l Hakk”diye bağıracaktır. Sen o zaman benin abamı alıp getirip nehire atacaksın. Ancak o zaman sesler kesilecektir diye yardımcısına vasiyette bulunur. Hallac’ın bu vasiyeti yerine getirmek üzere yardımcısı tarafından Hallacın abası suya atılmış, böylece nehirden gelen “Ene’l Hakk” nidaları son bulmuştu.Hallac-ı Mansur’u idama götüren nedenler:
    Hallac-ı Mansur’un düşünceleri “insan-tanrı- evren” konularını içeren, varlık birliğini savunan, bu nedenle de şeriat anlayışına aykırı sayılan bir niteliktir. Hallac’a göre; gerçek olan, var olan, “Bir”dir. “Çokluk” bir görüştür. “Bir”in değişik biçim ve nitelikte yansımasıdır. Bu “Bir” de Tanrı’dır. Ancak, evren ve insan bu “Bir” in dışında değil, içindedir, onunla özdeştir. Bu nedenle insanın “Ene’l Hak” demesi doğrudur, gereklidir.[v] İnsan konuşan, dolaşan, düşünen, sevinen, gülen, üzülen, öfkelenen bir Tanrı'dır. Tanrının bütün nitelikleri insanda, insanın bütün özellikleri Tanrı’da, evrende bir birlik, bütünlük içindedir. Ölüm gerçek değildir, bir değişmedir, bir görünüştür. Bundan dolayı kişinin ölümü yaşamında, yaşamı da ölümündedir. Hallac-ı Mansur bu düşüncesini, çevresinde toplanan büyük bir kalabalığa “Beni öldürün. Beni öldürün, yaşamım ölümümde, ölümüm yaşamımdadır.” sözleriyle açıklamıştır.
    Hallac, Hz.Muhammed’in ilahiliği üzerinde ısrarla duran
    ve Tavasin’de onun ebedi ve ilahiliği açıkça belirten ilk süfilerdendir. Buna rağmen Sünni İslam ulemâsının boy hedefi olmaktan da kendini kurtaramamıştır. Sünni İslam ulemâsını kızdıran ve hatta idamına ferman edilen Hallac-ı Mansur Hz. Muhammed için; “Hz. Muhammed’in varlığı yokluktan öncedir. Adı ise kelamdan önce gelir. Cevher ve arazlardan önce ve sonranın hakikatlarından önce bilinmekte idi. Ne doğulu ne de batılı bir kabileden gelir.
    Hz. Muhammed sürekli olarak sufilerin kalplerini yakan, sönmeyen bir nur’dur. Bütün peygamberler ve veliler
    “Nur’larını” (bilgilerini) ancak Peygamberlerin Nur’undan alırlar. Onun nur’u kelam’inkinden daha parlak ve daha ezelidir.” Diğer bir söylenceye göre de: “Eğer bir gün Hz. Muhammed ile görüşmem nasip olsaydı ona: “Mi’rac gecesinde niçin yalnız kendi ümmetin için mağrifet istedin? Diğer bütün kafirler için de merhamet isteseydin elbette esirgenmezdi derdim.. demiş. Bunun üzerine Rasul-ullah (Hz. Muhammed)in ruhu ortaya gelerek.ona görünmüş ve hiddetle: “ Benim Tanrı iradesinden başka bir şey istememin imkanı var mıydı ?” deyince Mansur niyaz edip
    özür dilemiş ise de kabul edilmemiş, başın fedası ile sulh olunacağı kendisine söylenmiş. Mansurun idamı da bu nedenle yerine getirilmiş.

    özellikle TAVASİN adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.

    madeingod   13 Aralık 2007 01:50   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Fedailerin Kalesi Alamut

    qermezin   07 Aralık 2007 23:23   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    vay bea, gaz adammış

    Kharun   06 Ekim 2007 13:24   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Aslında Hallaçlık mesleğiyle alakası yoktur. Bir gün Hallaç olan bir arkadaşının dükkanına gitmiştir. Arkadaşına bir iş yapmasını buyurmuş, o da o işi yapmak için gidince işini engellediğini düşünmüştür. Parmağının hareketiyle onun işlerini hallederken arkadaşı dükkandan içeri girmiş ve bu kerameti görmüştür. Ondan sonra lakabı hallaç olarak kalmıştır.

    Bir rivayete göre de Mansur idam edilmeye götürüldüğü sırada caminin yanından geçerken ezan okunmaya başlamış. Hallac-ı Mansur minareye dönerek :
    Yalancı!
    diyerek bağırmış. Etrafındakiler ona tevbe etmesini söylemişler fakat o şöyle söylemiş : Eğer o gerçekten yürekten Allahuekber deseydi minare ayaklarının altında erirdi.
    Sonra hemen yolun kenarında bulunan büyük bir kayanın üstüne çıkıp : Allahuekber! diye bağırmış. Kaya su olup, ayaklarının altından akıvermiş.

    Yine rivayet olunur ki (gaza geldim bütün aklıma gelenleri anlatcam)Hallac-ı Mansur dar ağacına asılmadan önce bilekleri kesilmiştir. Bileklerinden akan kanlar nereye değerse , o bitki , hayvan, toprak kelime-i tevhid getirmeye başlarmış. Bileklerinden akan kanlar hiç durmamış ve Dicle'ye kadar ulaşmış. Dicle nehride kelime-i tevhidle coşmuş. Önüne ne aldıysa götürmüş. Mansur'u yakıp küllerini Dicle'ye savurduklarında nehir sakinleşip eski haline dönmüş.

    colega   12 Nisan 2007 22:25   aferim     (4 puan)  |   Yk 

    dhafer youssef'un electric sufi albümünde al hallaj parçası bu zat içindir. pek bir güzeldir. dinlenilesidir.

    basasagi   11 Nisan 2007 19:20   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    öldükten sonra külleri fırat nehirine atılmıştır.iktidar karşıtı aynı zamanda tarihin en bilge filozoflarındandır.gençken zerdüştilerden etkilendiği söylenir.aslında bir nevi yaptıgı şey doğa tanrıcı bir inanışın köklerini islamın tasaruf yorumlarıyla birleştirmesi olmuştur.doğru söylemenin bedeli bu topraklarda agır ödenir hele de işiniz bilim felsefe ve sanatsa

    koyu siyah   05 Nisan 2007 20:06   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    arapların içinde ortaya çıkmış beyaz ırktan bir filozof

    VIKINGER   27 Mart 2007 12:02   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    kendisine verilen sırrı ifşa ettiği için rab tarafından cezalandırılan büyük şahsiyet.
    kendiside aynı kanıda oldugunu defalarca söylemiştir...hatta öldürün beni diyerek halkı buna teşvik etmiştir.aynı yıllarda yasayan büyük evliya cüneyd böyle olması gerekiyor diyerek infaza tepki göstermemiştir

    karamatem   27 Mart 2007 11:56   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    "Onun buyruğundan kaçarsan, hangi yolu tutacaksın kılavuzsuz, ey hasta insan?
    Filozofların düşünceleri onun yüce aklının önünde ancak gevşek bir kum tepesidir."

    "Yaratılmış olanların kavrayışı, gerçeklikle ilgili değildir; gerçeklik de yaratılmış olanlarla ilişkili değildir. Düşünceler, kişiye özgüdür; yaratılmışların bu öznellikleri gerçeklerle ilişkili değildir. Gerçeğin algılanması bu denli güçtür, ama Gerçekliğin gerçekliğinin algılanması bundan kat kat güçtür. Üstelik Tanrı, gerçekliğin ötesindedir ve gerçeklik, Tanrıyı kapsamaz."

    "Alevin ışığı, gerçekliğin bilgisidir; sıcaklığı, gerçekliğin gerçekliğidir; onunla birleşme (tek oluş) ise, gerçekliğin Doğru'sudur."

    "Siz bilmeyenler, bir tutmayın "Benim" ile Tanrısal "Ben"i (ne şimdi, ne gelecekte, ne de geçmişte). "Benim", tam bir tanrısal bilgi olsaydı bile, benm bulunduğum ruhsal aşama olsaydı bile, yetkinlik olmazdı. Ben, "O'ndanım ama O değilim."

    "Reddedin yaratılmış varlığınızı, O olursunuz, O da siz; gerçeklik olarak."

    "Yalnızca tek bir harf var orayı ifade edebilen, o da "Mim"dir ve "kendini açığa vurandır.
    Mim, "sonuncu" demektir. O, aynı zamanda, ilk'in kirişidir."

    "Bir şey, ancak karşıtının yardımıyla kavranabilir, tıp ki ince ak ipek kumaşların, siyah kıllarla birlikte dokunabilmesi gibi. Bundan dolayı Melek, iyi işleri gösterir ve der ki "Bunları yaparsanız ödüllendirilirsiniz. Ama önceden kötünün ne olduğunu bilmeyenler, iyinin ne olduğunu bilmezler."

    El-Hallac
    Tavasin

    gaiaspirit   28 Ocak 2007 10:33   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    kendini Allah aşkı ile yok etmiş ondan gayrısını yok saymış ve ben yokum ALLAH var demiştir aslında.nasıl bir kor içine atılan madde zerrelerine ayrılırsa hallac ta öyle görmüştür kendini

    ceyhuun24   24 Ekim 2006 03:51   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Hallac "ben hakkım" der ve bu sözü yüzünden bedeninden olur, asılır. Neden böyle bir kelam etmişti? bazılarına göre, Hallac bu sözü sekr (sarhoşluk, kendinden geçme) halinde söylemişti sahv (sekrin zıddı) haline gelince de bu sözün yanlış olduğunu kabul etmişti. Başka bir görüşe göre de, Hallac bu sözü fenâ (kulun fiilini görmemesi hali) halinde söylediğinden bu sözü söyleyen aslında o değil, Hak'tı.

    Hallac e'nel-Hak söyledi
    Haktır sözü Hak söyledi
    Nâdân mukayyed anladı
    Amma ki, mutlak söyledi

    Nesimî

    momovakit   14 Ekim 2006 13:46   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :beatle bb

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage