efenim; almanya'nın en güzel kentlerinden biri olan hamburg'ta ingiliz egemenliği oldukça yaygındır. zaten anglosakson anglosakson kim birbirine ortodoksluğun avrupa'daki beşiklerinden birinde selam vermeye kalkıyorsa bilin ki orası hamburg'tur. buradaki yamuluyorsam düzeltin belleuve street'te zenginler oturmakta, ingiliz kulüplerine gidip very english very english davranmaktadırlar. hamburg'da çok sayıda konsolosluk olmakla beraber, önceki cümlelerde bahsettiğim gibi ingiliz tarzı ve egemenliğini bu şehirde görmek epeyi mümkündür. misal; rahmetli diana ile çirkin ve kötü adam charles oğulları williams'ı kan pıhtısı haline burada getirmişlerdir. şehrin yarısı yalnız takılmakta olup, gay nüfusun ise epeyi yoğunlaştığı haberi homofobiklere duyurulur. yamuluyorsam düzeltin amma gaylerin tarihte evlenebildiği ilk ve en eski kiliselerden biri de burada bulunmaktadır. tarih sarkacı bu esnada 1960'lara doğru savrulmaktadır. almanya'nın en büyük tiyatorası burda olmakta olup, konserdir, gösteridir, su sporları ve diğer aktiviteler olsun bu şehirde tavana vurmuştur. su şehrin içine kadar yürümekte bu yüzden bu şehir küçük venedik olarak anılmaktadır. öte yandan casinoları vardır, bu yüzden bir de küçük vegas olarak da anılmaktadır derken bir de amsterdam'daki red lite district gibi bir sex sokakları olduğu (hotel hafen) için e iyice bir tutam am'ster'dam da olmuştur bu şehir. kneipe des beatles vardır bu sokağın yakınlarında. orada da bir zamanlar beatles üyeleri takılmıştır, adı da sonra böyle kalmıştır. de bu kadar çok şeyden sonra benim aklımda en fazla gölün ortasındaki piposunu tüttüren siyah heykel adam stefan beuse kalmıştır.