Kült filmin sözlükteki karşılığı bu filmdir işte. Filmde çeşitli detaylar vardır. Bunlardan bir tanesi battaniyeye sarılmış sohbet ederlerken 1 saniyeliğine de olsa Harold'un Maude'un koluna bakmasıdır.
Bazı filmlerde bazı nesneler özdeşleşmiştir. Banjo deyince akla bu film gelir. Harold, Maude'un hediyesini aldıktaktan sonra Banjo'da denemeler yapar. Annesi ona bir sürpriz yapar. Bu bir arabadır. Ancak burada bir detay vardır. O da Harold'un hediyeyi görmeden önce elinde Banjo ile gezmesidir.
Filme müzikleriyle etki eden Cat Stevens'ı da unutmayalım.
"Görüyorsun ya Harold, bana göre dünyadaki acıların çoğu, böyle olan ama kendilerine öylelermiş gibi davranılmasına izin veren insanlardan kaynaklanıyor...”
Maude'un bu efsanevi sözüne Kahvaltı Kulübünde geçen bir sözle karşılık vermek istiyoruz. "Hepimiz oldukça garipiz. Bazılarımız sadece daha iyi saklıyor. Hepsi bu! "
“ İnsanlar bazı şeylere bağlanmaları gerektiği için üzülüyorlarsa, ben de onlara bugün varız, yarın yokuz diyorum...”
Genç Harold...hayatla yıldızı bir türlü barışamamış, hep ölmeyi düşünen ve türlü intihar numaralarıyla bu amaca ulaşmaya çalışan, kaybedenler kulübünün en genç üyelerinden birisi o...Harold ölüme öyle takmıştır ki, bunun için her yolu dener..İşte bu yüzden gerçekten isteyerek katıldığı tek sosyal etkinlik cenaze törenleri, kullandığı otomobil de bir cenaze arabasıdır...
Ve seksenine merdiven dayamış Maude...Hayatı dolu dolu yaşamış, iyi-kötü herşeyi görmüş, yaşamdan yontabildiği tüm kırıntılarla türlü çeşit koleksiyonlar yapan ve bu koleksiyonlarıyla içini Alice’in harikalar diyarına çevirdiği vagon-evinde yaşayan,en küçük şeyde bile bir mutluluk payı bulabilen ve hala ilk günkü gibi yaşam sevincini kaybetmemiş küçük tatlı Maude....
“Kuşlar...Onları çok seviyorum. Onlar daha sık görebildiğim tek yabani hayvan türü. Kuş kadar özgürüm... Bir ara hayvan mağazalarına girip kanaryaları serbest bırakırdım. Ancak bu fikir için henüz erken olduğuna karar verdim. Hayvanat bahçeleri dolu, cezaevleri dolup taşıyor. Vay canına! dünya nasıl da hala kafesleri seviyor...”
Harold ve Maude’ un yolları bir gün Harold’ un sevdiği tek sosyal etkinlik olan bir cenaze töreninde, bir mezarlıkta kesişir. Hiç olmayacak sanılan şey olur ve önce muzip ve masum bir arkadaşlık olarak başlayan dört günlük kısacık bir şey, Harold’ un ve keza Maude’ un da hayatının aşkına dönüşüverir...Çok güzel bir rüyadır bu, bitmesi ikisini de korkutan çok ama çok güzel bir rüya....
“Hergün yeni bir şey dene. Bize öğrenelim diye hayat verildi, sonsuza dek sürmez...”
Harold And Maude çevrilmeden önce yıllarca tiyatro oyunu olarak seyircisiyle buluşmuş...Bizdeyse, Kenter Tiyatrosu tarafından Yıldız Kenter ve Mehmet Birkiye kastıyla izleyici karşısına çıkmış...
“Bazı şeylerin büyümesini seyretmeyi severim. Büyürler...çiçek açarlar...solar ve ölürler...ve başka birşeye dönüşürler.
Hayır! Ben herşeyden önce ayçiçeğine dönüşmek isterim. Çünkü onlar büyük ve basittirler.Hepsi birbirine benziyor. Ama aynı değiller. Gel bak, kimi daha kısa, kimi daha dolgun. Kimi sola doğru, kimi de sağa doğru büyüyor.Bazılarının taç yaprakları dökülmüş...gözlemlenebilir farklılıklar.
Görüyorsun ya Harold, bana göre dünyadaki acıların çoğu, böyle olan ama kendilerine öylelermiş gibi davranılmasına izin veren insanlardan kaynaklanıyor...”
Bizde geniş kitlelere ulaşmamış olsa da, tüm dünyadaki kendinden sonra gelen kuşakları, imkansız sanılan bir aşkın bu halinin de olabileceğini kanıtlayarak etkileyebilmiş, istenirse mutluluğu hemen herşeyde bulabilmek, hayata hesap vermek, ona uymak ya da bir türlü uyamamak, yaşamak ve ölmek gibi derin konular üzerine bazen farketmeden, bazen de boğazı düğümleyerek çok şey söyleyen, bir kez izledikten sonra mutlaka bi kez daha izleme isteği doğuran bize ve yaşamımıza dair o naif, özel ve yolgösteren, umut veren filmlerden biri Harold And Maude...
Yönetmen Hal Ashby filmografisinin bu derin ve incelikli yapıtını, araya serpiştirdiğim alıntıların asıl sahibi olan Colin Higgins’ in özenli senaryosunda Ruth Gordon tatlı Maude ve Bud Cort da genç Harold rolünde sırtlayıp götürüyorlar...
Harold And Maude’ a ruhunu veren etkenlerden biri de yetmişli yıllardan kopup gelen o tadına doyulmaz Cat Stevens şarkıları...
Hal Ashby ise yine yapacağını yapıyor...Filmiyle aşkın bu özel durumuna ve hayata dair derin laflar ederken, arada yine inceden inceye giydiriyor. Eleştiri oklarını ilgili yerlere o kendine has zarif tarzıyla yöneltiyor ve çok da iyi ediyor...
Yaşam, ölüm ve aşk üzerine anlatılmış her öyküyü dinlemek gerek, çünkü tüm öyküler biz insanlar için...Üçüyle de derdimiz hiçbir zaman bitmeyecek olsa da, Harold And Maude gibi eşine az rastlanır sinema deneyimleri sayesinde bu üçü de canımızı daha az yakabilir belki...
“Dreyfus birkez Devil’s Island’dan en muhteşem kuşları gördüğünü yazmıştı. Yıllar sonra Britanya’da onların yalnızca martı olduklarını farketti.
Benim için onlar hep muhteşem kuşlar olarak kalacak...”