kendisi gelibolu'lu bir klarnet virtüözüdür..7 yaşında kemanla başlayan müzik serüveni,kardeşinin de keman çalması ve düğünlerde birbirlerinin işlerini kesmesinler amacıyla 17 yaşında klarnete geçmesiyle devam etmiştir..bundan sonrasını kendisinden dinleyelim;
H.Y:"On yedi yaşından sonra klarnete döndüm. Bir anda oluverdi. Klarnette üç ay zarfında isim yaptım Trakya bölgesinde. İstanbul’a kadar isim yaptım yani. Oda Mustafa Sayan’ın zamanına denk geldi. Mustafa Sayan bu Ferdi Tayfur’ların bestelerini, maestroluğunu yapan Mustafa Sayan. Onunla bir buçuk ay konsere çıktım. Ondan sonra dönüşümümde profesyonel klarnetçi oldum. Bir ara işte otuz beş, otuz yedi yaşına kadar düğünler şu bu derken İstanbul’a gidip geliyorum. Bir ara Mecidiyeköy’de Starus gazinosunda Kiboş’a (Kibariye) başladım çalmaya. Ondan önce, bundan bir otuz sene falan var yani, Aşiyan gazinosunda Eyüp Uyanıkoğlu’na çaldım. Üç ay Okay’la (Okay Temiz) Gülhane’de çalıştım.
Ben hikayeyi şöyle biliyorum. Okay Temiz sizin bir albümünüzü dinledikten sonra gelip düğünde çalarken bulmuş galiba.?
H.Y:Evet. Şenay plaktan basılmıştı. Benim bir kasetimi bulmuş, İsveç’te dinliyor. Sonra Çatalca’da düğünde çalarken buldu beni. Artık bu senin son düğünün falan dedi. Düğünü nihayetlendirip Okay’la çalışmaya başladık. On beş senedir de devam ediyoruz.
Albümler nasıl oldu. Okay Temiz'le çalışmaya başlamadan önceki albümleri nasıl yaptınız.?
H.Y:Valla sene olarak pek hatırlamıyorum. Bir demo hazırladım. Sonra epey bir şirket gezdim o zaman ben. Edirneli Deli Selim’in de plakları o zaman basılıyor. Bana diyorlar ki “Hasan Bey yaparız ama Selim’e de bir gömlek alıyoruz, bir ceket alıyoruz, ayıptır söylemesi bir rakı açıyoruz, beyaz peynir falan, o kadar”. Ben de dedim ki “Ya benim karnım tok. Ekmek istemiyorum sizden. Ben sanatsal yönden uğraşıyorum. Dinleyecekseniz dinleyin.” En sonunda Ayhan Bey, Şenay Plak'ın sahibi Ayhan Şenay dinledi. Dinler dinlemez hemen el attı. Ama büyük paralar değil tabi. İyi hatırlıyorum ilk plağı 40.000 liraya yaptım. Altı tane uzun çalar plak, iki tane 45’lik plağım var. 5, 6 tane kaset var. Bunların da senelerini net olarak hatırlamıyorum. Ama ben kendim işte, bu kasetleri yaptım. Kasetlerden sonra da Okay’la birleştim. Hala devam etmekteyiz.
Peki kaç tane basıldı o zaman?
H.Y:Mastika’da zannedersem Hey dergisinde bir numara olduk. Kamuran Akkor iniyor, biz bir numaraya oturuyoruz. Müthiş satış vardı yani… Ama kaç adet basıldığını hatırlamıyorum.
Peki niye takip etmiyorsunuz ?
H.Y:Hiç takip etmiyorum. Ne önemi var ? Biz kendimizi adamışız işte…
Albümlerden para kazandınız mı ?
H.Y:Hiç para kazanmadım. Düğünlerde çalarak geçindim. Ama isim oldu. O zaman medya böyle yoktu, promosyon yok, bir şey yok. Menajer yok, zaten menajer olsa böyle olur muydu?
Bir zamanlar Cumhuriyet gazetesi yazdı. Mustafa Kandıralı, Hasan Yarımdünya gibi üstadlar meydanı Ciguli’ye bıraktı. Ben beğenmiyorum Ciguli’yi. Ama tuttu işte...
Okay Temiz’le çalışmaya başladıktan sonra önce İstanbul’da mı çalıştınız ?
H Y: Tabi, önce İstanbul konserleri oldu. Yurtdışı konserleri çok oldu, bu on beş sene içerisinde. Bundan iki buçuk ay önce falan Kuzey İrlanda konserimiz vardı.
Yurt dışındaki konserlere ilgi nasıl?
H.Y:Gurbetçiler de ilgi gösteriyor elbette ama daha çok yabancılar ilgi gösteriyor. Oranın seyircisi bambaşka. Sadece finali anlıyorlar ve büyük bir alkış kopuyor. Hatırlıyorum, üç defa, dört defa sahneye geri geldik. Okay’la da, kendi grubumla da, Grup Balcanic’le de...
Dinlediğiniz müzik türleri neler, takip ettiğiniz isimler var mı?
H.Y:Ya her türlü müzüğü dinliyorum ben. Halk müzüğünü çok seviyorum. Özgün gibi ben onu değerlendiriyorum, yorumluyorum. Mesela Neşet Ertaş’ı severim. Takip ettiğim bir sürü yabancı müzisyen var da, isimlerini aklımda tutamıyorum.
Fransa’ya gidip geldiğinizi biliyorum. Orada neler yapıyorsunuz?
H.Y:Şimdi orada bir tane albüm yaptım. Daha çıkmadı, geçen yıl kaydettim. Fakat, şirketlerle anlaşamıyoruz. Bir de grup var, Grup Balcanic. 12 kişilik bir grup. Romanya, Yugoslavya, Türkiye ve Fransa’dan müzisyenler var.
Siz müzisyen bir ailesiniz. Hatta baba, oğul, torun birlikte çalıyorsunuz. Gelibolu klarnet üçlüsü olarak, Paris Şehir Tiyatrosu (Théâtre de la Ville) ve Amiens ulusal sahnesinde çaldığınızı biliyorum.
H.Y:Evet, torun çok fena bir klarnetçi. Fransa’daki konserde beraberdik. Hasan Gırnatacı, Taner Gırnatacı ve Tamer Gırnatacı. Trio olarak çıktık. Torun şimdi asker. O da Balık Ayhan’la çalışıyordu. Güllü’ye çalıyordu. Beş ayı kaldı.
Oğlunuz ve torununuz nasıl başladı müzisyenliğe?
H.Y:Torun çok küçüktü klarnet çalmaya başladığında. Yedi yaşındaydı, Kanal D’ye çıkarttım onu. Daha burada kanalın yayını yoktu. Kendi kendini yetiştirdi. Batı tarzı çalıyor klarneti o. Laço Tayfa’nın junyorü (ön grup) olarak Babylon’da konser verdiler. Onların da grubu var.
Hala düğünlerde çalıyor musunuz?
H.Y:Düğünlerde muhakkak çalıyoruz. Yarın akşam burada mahallede çalacağım.
Fransa’daki çalışmalar dışında bir proje var mı ?
H Y: Valla başka bir şey şu anda yok. İşte İvo Papazov, Hasan Yarımdünya, bir de Yunanlı bir klarnetçi geliyor. 29 Ocak 2006’da New York’da bir konserimiz var. Bunun dışında kesinleşmiş bir şey yok. 20 Ağustosta İranlı bir menajerle görüşeceğiz, yeni bir albüm yapmak istiyor. Fransa da yaşayan menajerim Kenan Öztürk’e ulaşmışlar. 20 ağustosta görüşeceğiz, olursa albümü Fransa da kaydedeceğiz.
Kültür Bakanlığı destek oluyor mu, ilgileniyor mu?
H Y: Bizden haberi yok bakanlığın. Keşke destek olsalar, bir grup çıkarsam. İstediği yere göndersin. Zaten ismim var. Fikri Sağlar kültür bakanıyken Okay Temiz ve grubunu bünyemize alıyoruz dedi. Sonra hükümet değişti. Şansızlık işte, bizim iş de yattı. Sonra Okay kendisi devlet sanatçısı oldu. Okay’ın da pasifliği var bu işte. Yani ben girmişsem grubumla gireceğim. Yani o kadar hizmetimiz oldu kültür bakanlığına; ama olmadı. Kullandırdı bizi. İspanya’dan Amerika’ya konserler verdik. Ama hep kendini düşündü Okay.
Çevrenizdeki gençlere destek oluyor musunuz?
H.Y:Elbette. Zaten yetiştiriyorlar kendilerini, öğreniyorlar. Hiç bana bile ihtiyaç yok.
Peki bu yetenek nerden geliyor?
H.Y:Babalardan dedelerden gelme bu müzisyenlik. Bebekken babalarımız, dedelerimiz düğüne gidecek; evde çalıyorlar. Biz de beşikten onları dinleyerek büyüyoruz. Kulağımız tamamen müzikle doluyor. Müzik romanların hayatı.
Yeni başlayanlar eğitim alabiliyorlar mı?
H.Y:Burada imkanları yok. Onun için alaylı oluyorlar.
Nasıl imkan sağlanabilir. Mesela nota eğitimi nasıl verilebilir?
H.Y:Kültürel bir şey yok burada. Mesela Halk Eğitim Merkezi var. Ama nota bilen hoca yok. Bizim bildiğimiz Halk Eğitim'e nota bilen bir hoca tayin edilir, ensturumanlar alınır falan. Sadece halk oyunları ekibi var. Başka da bir şey yok. kültür binası bile yok.
Belediyeden destek alabiliyor musunuz?
Belediye Başkanı Cihat Bingöl her seçimde oy istemeye gelir buraya. Onun için soruyorum?
H.Y:Hayır, hayır. Hiçbir destek yok. Ben açık, açık söylüyorum yani. Ben başkanla konuştum. “Başkan sen benim birkaç parçamı al. Albüm yapalım. Hem tanıtım olur hem imkan yaratılır!” dedim. Sonra korolar kuralım ben yetiştireyim dedim. Olmadı... Aslında belediye için de faydalı olabilir. Tanıtım için yarar sağlayacaktır böyle çalışmalar. Albümler, konserler v.s.Ama işte yetenek yok onlarda, göremiyorlar yani. Görmezlikten geliyorlar. Sadece, "...aman işte çok iyi çalıyorsun, şöylesin, böylesin..." Olacak iş değil. Bir kültür binamız olsun. Bana bir yer tahsis edilsin, koro yetiştireyim. Altı ay sonra konser veririz. Bunları talep ettim. Bana, “Encümen üyelerinin çoğu CHP’li, bana iş yaptırmıyorlar” diyor. Mazaret gösteriyor. Ya bu da sizin bir sosyal faaliyetiniz olur. İşimiz bizim bu. Bize görev vereceksin. Beni görevlendir, okullarda ders vereyim. Her sene festivalde güzellik yarışması yapıyorlar. Bir sürü masraf ediliyor. Sen o güzeli seçiyorsun da nereye gönderiyorsun. Amerika’ya mı gönderiyorsun? Türkiye’yi mi temsil edecek, Gelibolu’yu mu? Yap bir müzik yarışması, bak ne cevherler çıkar. Mesela burada biri var, Yakup Hasan diye, Bülent’in (Bülent Ersoy) yirmi yaşındaki hali çocuk. O kadar nefis bir ses. Çok güzel okuyor.
Peki bir dernek kursanız?
H.Y:Dernek var işte. Derneğin hali bu. Ben de ilgilenemiyorum. Bazen bir hafta on gün dışarıda oluyoruz.
Hasan Ağabey nasıl düzelecek bu işler?
H.Y:Valla oluruna gidiyoruz işte. Zaten altmış yaşına geldik.
Bir ay sonra Gelibolu’da Sardalya Festivali var. Festivalde çalıyor musunuz? Gelibolu ne ifade ediyor sizin için?
H.Y:Evet çalacağız. Tabi ayrılamadım bir türlü buradan. Çoluk çocuktan ayrılamadım. Yani ben İstanbul’da kalmış olsaydım daha başka yerlerde olurdum. Şurada saklı vaziyette kimsenin haberi yok. Ama yinede iyi isim yaptık sayılır.
Günlük yaşam nasıl geçiyor?
H.Y:Günlük yaşam burada geçiyor. İşte burada, kahvehanede, evde. Yarın akşam mahallede düğün çalacağım. Ondan sonra sekizinde Silivri’ye gidiyorum. Haftasına Çatalca var. Oradan geliyorum Çanakkale’ye gidiyorum. Koşturmaca işte.
Son olarak bize söyleyecekleriniz neler?
H.Y:Valla söyleyeceklerim bunlar, yakındıklarım bunlar. Yani kimsenin bizi duyduğu yok. Burada kendi yağımızla kendimiz kavruluyoruz.
not: hasan yarımdünya ile yapılmış bir röportajı da buraya koymanın uygun olacağını düşündük..:)