Dizinin orijinal ismi ile hiç bir alakası olmamasına rağmen belki de daha iyi olan bir çeviri...
(Bir de Red Kit var böyle, tamamen TRT'nin uydurduğu bir isim!)
maya ve asya kadim kültüründe görülen ölümsüzlük veren ağaç. fountain de de bu konu muhteşem işlenmiştir.
the fountaın
sam sev:
efenim bu dizi haricinde birde böyle bir konu var : ) bencede evreni betimlesi cok mantikli : )
Hayat Ağacı, insanlık tarihinin çeşitli dönemlerinde en fazla kullanılan simgesel temadır. Çeşitli toplumların mitolojilerinde sözü geçen ağaç kimi zaman yaşamı, kimi zaman da evreni betimlemek için kullanılır. Birbiriyle ilişkisizmiş gibi görünen birçok toplumun ortak paydasıdır ağaç motifi. Fransa'da meşe, Almanya'da ıhlamur, İskandinavya'da dişbudak, Lübnan'da sedir, Hindistan'da banyan, Sibirya'da kayın, Türk kültüründe ise servi ağacının özel bir yeri vardır. Çünkü ağaçlar kökleri ile yeraltında, gövdesi ile yeryüzünde ve ışığa yönelen yaprakları ile gökyüzündedir, yani evrenin üç katını birleştirir. Büyümek için güneşe ihtiyaç duyan ağaçların sürekli gökyüzüne doğru olan yükselişleri de mistik bir anlam taşır. Yaşamı en iyi simgeleyen de ağaçlardır. İlkbaharda çiçek açmaları, meyve vermeleri doğumu, sonbahardaki yaprak dökümü ise yaşamın sona erişini çağrıştırır. Aynı zamanda bu durum evrenin ve yaşamın kesintisiz devamlılığını da akla getirir.
Alintidir.
benim favorim o vakitler monica'nın fotoğrafçı sevgilisi idi:))
sam whitmore aka kelly rutherford
bir donem ki erkeklerin degisilmez aski
tersi de disiler icin kyle di
bana ilk kupemi taktiran zattir ayni zamanda...
ay ne severek izlerdim ben bu diziyi ya :)
polise aşıktım ben yaf hatunda pek bi şekerdi..
ne güzle aşıklardı olar öyle :)
Monica ve fotoğrafçı sevgilisi...Adam ve fırlama Sam...çok fenaa bi hatundu...
Dondurmacı siyah aile...
Zengin bir kocası olan fakat mutsuz olan kenar bar kadını sıska bi hatun vardı,kocaman dudaklı...kocaman,pörtlek gözlü...
(Annemgiller sağolsun türünden kenarından köşesinden izlediğim bir dizi idi,bir de Zenginler de Ağlar vardı buna ilaveten TRT3'ün belki de ilk ve tek dizisi Manuela vardı.)
öyle bi dizi vardı eskiden. ne acaipti ya
hiç hatırlayamıyorum ya çok küçüktüm yada izlemiyordum..
canım sam ya.duygulu içten.hep onun gibi olmak isterdim o zmanlar.böle sarı sarı saçlı...
herkes sam in hastasiydi felan , ancak ben hep monikaciydim. şerefsizim sam e 10 basardi. sari saçlarindan sam suçluydu.
bi de dümdüz kafali bi zenci arkadaş vardi. hep "bu adam simitçi olsa süper olur. tablayı hiç düşürmeden taşır" diyordum. heyt be.
ne david coulthard köşesi çeneli ridge (ronn moss), ne de viktırmış, cekmiş genç bünyemin ceyar ile birlikte ilk televizyon aşkı kyle marsters oldu. uzun saçı, küpesi, kutudan süt içişi ve itfaiye direğinden inişi yeterliydi. sonra genç kızlarımızda neden rokçu ve metalcilere eğilim görülüyor. sosyologlar buna cevap versin.
acı bir not: kyle neden şimdi bana hoş gelmiyor? "another heartache, another failed romance."
dizide bir vazo kırma sahnesi vardı çok etkilenmiştim, çin vazosuydu, cadı cesika sam'e komplo kurmuştu. olsun şimdi yüz yaşında ve kırış kırıştır o, oh olsun.
iste kyle masters
daha acı bir not: o nasıl saçlardır!?!?
biliyorsun ipimle kuyuya inilmez kyle, ama gene de affet.
o itfaiye borusu değil miydi?!
sem pek şekerdi.
sam le kyle tam öpüşecekken kapı çalınırdı illa ki. yatakta göremediğimiz tek dizi aşıklarıydı onlar. bunun yanında evinin içinden geçen striptiz borusuyla üst kattan aşağıya kayıp dururdu tek kulağında upuzun bi küpe olan kyle mastırs.
ne konusunu hatirliyorum ne de oyuncularini ama zenci oyuncu sayisi fazlaydi sanirim
yalan rüzgarı verilmeden evvel vardı bu dizi,sanırım zenci oyunculara az para veriliyor diye anlaşmazlık çıkmıştı dizi bitmişti şak diye severek izlerdim ama asla bi yalan rüzgaro olamaz