@eorika
"İnsanlık tarihinde "terör" uygulayan tek kurum devlettir. Türkiye'de de İSrail'de de Şili'de de bu böyledir. Faşist söylemlerinizi aklamak için her daim konuyu PKK'ya getirmenin bir anlamı yok. İster beğenin ister beğenmeyin PKK arkasına koca bir kitleyi sürüklemektedir. Halk desteği alan bir gerilla örgütüdür. Dolayısıyla gerilla mücadelsinin bir devrimci gelenek olduğu Filistin Kamplarında eğitim görmesi çok doğaldır. Nitekim Türkiye Devrimci hareketindeki gruplarda Filistin kamplarında eğitilmişlerdir. Her halkın kendisni ezen şoven devlete karşı ulus kurma hakkı vardır. Özgür bir Kürdistan'da buna dahildir. PKK'nın yöntemini Türkiye'de hiç bir sol grup tam destek vermemekte, dolayısıyla biz kürt hareketinin özgürlük hakkını meşru görüyoruz, bu PKK taraftarı olmak değildir. Dolayısıyla PKK'yı habire gündeme getirmenin bir anlamı yok."
Önce şunu teslim edelim, Türkiye Cumhuriyet'i içinde herhangi bir azınlığa ya da etnik kökene ait bir yönetim olamaz. Türkiye'de "Kürdistan" diye bir yer, bir otorite noktası ya da bir coğrafi temsil yoktur. Bu anayasa ve hukuğa bağlı olarak böyledir.İran'ın kuzeyi nasıl ki güney Azerbaycan, Irak'ın kuzeyi nasıl ki Türkmeneli değil ise, Türkiye'de Kürdistan diye bir yer yoktur.
Türkiye'nin 1980 anayasası cuntacı yönetimden gelmiştir. Dolayısı ile hali ortadadır. Bu ülke insanlara yerel dilini konuşma izni vermemiş bunu suç saymıştır. Bu yanlıştır, hatalıdır. Burada kimsenin anlamadığı bir durum yok. Bizim yapacağımız bunu düzeltmektir.
Dünya tarihinde tek terör uygulayan kavramın devlet olması oldukça eksiktir. En basitinden PKK terör örgütüdür, terör uygulamıştır. Hamas terör örgütüdür terör uygulamıştır. Kızıl Kimerler terör örgütüdür, terör uygulamıştır.
Daha binlerce grup sayabilirim. Hareketlerinin hangi ideoloji ya da kısıtlanmışlıktan indüklendiği önemsizdir, terör terördür.
Kürtler Türk vatandaşıdır. Bu anayasa ile bağlıdır. Kürtler elbette haklarını arayacaklardır o ayrı, seçmeli yerel dil eğitimi, serbest dolaşma hakkı, terör ile verilen mücadelede zarar gören insanların isteyeceği tazminat. Bunların hepsi anlaşılabilir. Ancak benim ülkemde benim giremeyeceğim, ya da girmek izin istemek zorunda kalacağım bir yönetim biçimini, yani etnik köken üzerinden kurulacak bir hareketi ben hatta ,sanıyorsam genelleyebilirim, Türk milletinin hiç bir ferdi kabul etmez. Kimse buna heves etmemelidir. Ya da ediyor ise savaşı göze almalıdır.
"Filistin sorunun da sürekli faşistler "bizi arkadan vurdular" deyip durur. Yahu Osmanlı gibi geri kalmış bir tiranlığın nesini savunuyorsunuz? Anadolu savaşlardan ve yoksulluktan telef olurken bırakın arapları yunanlıları, Türk halkını Osmanlı'mı düşünüyordu. "Türk" isminin küçümsendiği bir imparatorluktu Osmanlı. Bırakın milliyetçi şoven mitolojileri."
Siz hep zannediyorsunuz ki, bizim Araplar'a karşı bir nefretimiz var ve biz bunu meşru kılmak için, 1.Dünya savaşında Araplar'ın bize ettiği ihaneti bahane ediyoruz.
Biz popülist bir söylemi, yani İslam birliğini ve bunun üzerinden vatandaşlarımızın üzerine yapılan vicdan sömürüsünü konuşuyoruz. İslam birliği 1.Dünya savaşında bozuldu ve bunu Araplar bozdu. Ha, elbette Araplar yolunu seçmiştir. Ancak din üzerinden ümmetçilik anlayışı yetersiz ve içi boş bir savdır ve işte kanıtı da size tarihin verdiği bu derstir. Ve diyoruz ki, Türkiye'nin artık dostları, düşmanları değil dindaşı değil çıkarları olmalıdır. Herkes ile konuşmalı, herkes ile iş yapmalıdır ki buna Araplar'da dahildir. Teklifi iyi olan kimse onu dinleyceğiz. Rusya, Amerika, Çin, Almanya, Hindista, İran....
Anlatabildik mi ne demek istediğimizi?
(Bu arada Allah aşkına Fuzuli'den okuduğu bir şiir ile gaza gelen herkes Osmanlı'da Türk isminin küçümsendiğini falan çıkarmasın ne olur. Kimliğini İslam üzerine kurmuş bir imparatorluktur Osmanlı ve hanedan kökeni Türk olmak üzere, asli tebaası da Türkmen,Türk,Kürt ve Araptır. Gayri müslim olarak da Ermeni,Rum ve Süryaniden oluşur)
"o 4 gün savaşı değil 6 gün savaşı (seni bilgisiz diye itham etmeye çalışmam değil, küçük bi düzeltme oalrak kabul edersen sevinirim). Arap Baas iktidarları pürpak değildi. Hangi baas iktidarı kendi halkından destek alıyordu ki? ABD ve İsrail Ortaklığa karşı SSCB'nin gücü yettiği oran da ortadoğuda "sadık" iktidarlar kurmasından başka birşey değildi. Aynı Baas İktidarları İSrail geçtiğimiz aylarda Lübnan'da çocuk katlederken kendi halkalrına rağpmöen tek bir tepki veya destek göstermemişlerdir. Ayrıca 6 gün savaşında İsrail'in askeri gücüyle Arapların askeri gücünü bir kıyasla. Gerek mühimmat, gerek teknoloji açısından ABD ve İngiltere muazzam bir para ve araç yardımında bulunmuştur. Tabii sadece bu da değil. Baas iktidarları halktan bir destek almıyordu, dolayısıylaküçücük İsrail'in 6 gün içinde Sina'yı işgal etmesi çok da zor olamazdı. Burada sanki "güçlüü"nin ezme hakkı varmış gibi bir izlenim doğuruyor bende."
Düzeltme için teşekkür ederim. Yalnış yazmışım.Doğrudur 6 gün savaşıdır.
Ancak lojistik olarak İsrail çok üstün değildir. Araplar'ın kendini hava alanlarını savunacak hava kuvveti vardı Rusya'nın yolladığı MİG ler ile ve hava sahanızı korursanız kara birlikleriniz sonuna kadar çarpışır. Sonra Araplar Migleri yerde kaybetti tabii ama neyse. Konumuz güç değil şimdi. Sizin de belirttiğiniz gibi Baas rejimleri Arap milliyetçisi bir parti idi ve Rusya ekseninde yapılanmış, halktan destek almayan bir yönetim idi ancak bakın ülkeniz işgal ediliyor. 100 milyon Arap, 2 milyon Yahudi. Nüfus ve dolayısı ile asker sayısı konusunda ezici bir üstünlük var. Ancak Araplar kıllarını kıpırdatmıyorlar. Hakeza aynı şekilde sizin de işaret ettiğiniz gibi İsrail Lübnan'ı dümdüz ederken ancak izledi Arap milleti. Sünni-Şii derken Lübnan 20 yıl geriye gitti. Şimdi din ekseninde kendi milletine dair düzgün bir politika geliştiremeyen Arap otorite noktaları ile neden ümmetçilik üzerinden ilişki kuralım?
Her yer filistin değil, hepimiz Filistinli değiliz. Güçlü olan uluslararası platformda zaten kazanır. Artık konu bizim vicdanımızda olan meşruluktan çıkmıştır. Bizatihi milletler devlet yönetimine katılır iken artık ebedi dostluklar, düşmanlıklar literatürden çıkmıştır. Dediğimiz, anlatmaya çalıştığımız tüm Türk milletine budur. Siz marksistsiniz dolayısı ile söylediklerimi tamamen sınıflar mücadelesi veya çatışımı olarak tespit edeceksiniz. Ancak sizin gibi düşünmüyoruz.
"Çok ilginç ortak yanlarımız var İsrail'de. Türkiye Devleti kürtleri asimile etmeye baskı altında tutmaya çalıştı, Kürdistan'a yıllar boyunca terör uyguladı. Tıpkı İsrail devletinin Filistin'e olduğu gibi. Burada bir terör varsa bu devlet terörüdür. Ezilen, ağalarına ya da aşiretlere zincirlenen halkların silahlanıp dağa çıkmasını beklememek safça değil mi? Kürtçe konuşulduğuı için para cezası veren, yıllar yılı koca bir halkı "kart kurt" diye itham eden, aç bırakan, dilini kültürünü yok etmeye çalışan, işkencelerden geçiren bir devlet değil mi Türkiye? Ne hikmetse bu iki güç Soğuk Savaş boyunca halkarın katili ABD ile sıkı fıkı bir bağ içine girmedi mi? Yani bu devletin tarafı belli değil mi? Hiç merak etmeyin Anadolu köylüsü, Karadeniz balıkçısı da kürtler kadar yoksullaşmakta. İşte Kürt sorunu gündemdeyken, devlet bu yoksul kitleyi kürtlere karşı şoven kafatasçılıkla örgütlüyor. Devrimci yükselişin olduğu her durumun ardından burjuva devlet, bu çeşit bir gericilikle kendini meşru kılmaya çalışır."
Kürt meselesine çok kısaca değindim yukarıda.
Dolayısı ile bu konuya girmeyeceğim ama şu devletin meşruluğu veya daha net konuşayım otorite noktasının meşruluğu konusunda bir iki şey söylemek lazım. Türkiye ABD ve İsrail ile ilişkiye girmiştir evet. Hatta soğuk savaş döneminde ki işbirliği çok büyüktür. Ancak dışarıdan bakabilen birisi şunu görecektir. Türkiye'ye bir seçenek sunulmuştur. Ya Sovyetler ya da Amerika. Bu seçim konvansiyonel olarak dayatılmamış olabilir. Ancak Türkiye'nin uluslararası platformda yalnız kalmaya gücü yetmemiştir. Soğuk savaşın getirdiği ideolojik, askeri ve ekonomik bloklaşmadan kimse kusura bakmasın Türkiye sorumlu değildir. Türkiye'nin sorumluluğu 80'ler de bu birlik uğruna kendi insanına kıymasıdır. Neyse dağılmayalım, Bu devletin tarafı şu anda batıdır. İşte bizde zaten diyoruz ki bu taraf olmak kavramı artık bitsin. Herkes ile konuşabilsin ve iş yapabilsin bu devlet ki biz de herkes ile iş yapabilelim ve konuşabilelim. Bu devlette bizim ülke de. Hataları çoktur ancak artık kabul edelim bu hatalar da milletçe bizim hatalarımız. Yöneticilerimiz beraber top oynadığımız ve büyüdüğümüz insanlar ise, konuyu
düşman devlet mazlum halk edebiyatı ile bir yerlere götürmek mümkün değildir. Türkiye bir dikta rejimi değildir herşeye rağmen dolayısı ile başarısızlık ve yetersizlikte bu milletin de payı vardır.
Tabii yine de sınıflar toplumu üzerinden devlet için yaptığınız analizin böyle çıkması doğaldır. Ancak mülkiyet bizim için meşru bir kavramdır. Ve biz millet olarak kimliğimizin ve ülkemizin arkasındayız dolayısı ile bu ülkenin devleti meşrudur. Ancak eleştireceğiz, böyle yasa olmaz diyeceğiz, bu ayrıdır. Siz Türkiye Cumhuriyeti'nin meşruluğuna inanmıyor olabilirsiniz. Biz, toplumun büyük bölümü inandıkça bu ülke ve devlet varolacaktır.
Kürtlere karşı kafatasçı bir örgütlenme devlet katında yoktur. Türkiye'nin hali hazıda iki tane Kürt kökenli bakanı vardır. Valisini, belediye başkanını saymıyorum bile. Yalnız, izole olmuş aşırı milliyetçi gruplarda kafatasçı bir yükselme vardır bu doğrudur.
Konu çok geniş tabii, kitap yazmam lazım buraya
devlet-halk-insan ilişkisinin meşruluğunu ya da gayrı-meşruluğunu anlatmak için. Ancak diyeceklerim şimdilik bu kadar.