toplam 25 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | acoustique |
| tuttum | poediac |
| tuttum | Jude Quinn |
| tuttum | 6rinder |
| tuttum | atommm |
| tuttum | streetstyler |
| tuttum | stereotype |
| tuttum | onuroz |
| tuttum | arkhee |
| tuttum | mujer |
| tuttum | Fanfan la Tulipe |
| tuttum | bluesparkle |
| tuttum | Vox |
| tuttum | palya |
| tuttum | thessus |
| tuttum | labrusca |
| tuttum | luthien tinuviel |
| tuttum | benden yazar olmaz |
| tuttum | orestes |
| tuttum | hobi |
~23 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
farkındamıdır acaba. onun arkasından konuştuğumuzun..
kemikleri dahi kalmamıştır merhumun..
ephesoslu delikanlı abımız...
herakleitos der ki:
insanlar uyanık anlarında da uyurkenki kadar etrafında olup bitenlere karşı dikkatsiz ve unutkandır.
ahmaklar duymalarına karşın sağır gibilerdir; onlar için 'ne zaman burada olsalar mevcut değiller' demiştir.
“Sürekli bir gülümseme sarsıyordu Demokritos’un göğsünü,
Ya Herakleitos, onca gözyaşını nereden buluyordu?”
öyle bir ustaki ,kapalı sözlerin ustası..yeri geliyor bize nehirin anlamını farklı açılardan anlatıyor..ya nehir benliğimizse..önemli olan, sözle Logos’u yakalayabilmek mi acaba? Bilmiyorum.
anadolu`nun en karanlik cocugu,
her nerde uyuyorsan rahat ol, hala alev sonmedi.
web kizlari yanik tutuyorlar dunyanin her yaninda.
anadolu`nun en karanlik cocugu,
her nerde uyuyorsan rahat ol, hala alev sonmedi.
web kizlari yanik tutuyorlar dunyanin her yaninda.
"savaş herşeyin babasıdır"...karşıtlıkların savaşı...diyalektik..
Şehir
uzakta.
Genç adam
ayakta.
Akıyor şehirden geçen nehir
genç adamın ayakları dibinden.
Genç adam
piposunu çıkarıyor cebinden
aranıyor kibriti.
Bakıyor akar suya
düşünüyor Heraklit'i,
düşünüyor büyük hakîm Heraklit'i genç adam...
Kim bilir belki böyle bir akşam,
böyle bir akşam,
Heraklit alnını
yeşil gözlü zeytinliklerde akan
suya eğdi
ve dedi:
«— Her şey değişip akmada,
bu hâl beni hayran bırakmada..»
Heraklit, Heraklit; ne akıştır bu!.
ne akıştır ki bu, dalgalarında
dağlıdır alnı en mukaddes putun
kızgın demir damgasıyla sukutun.
Gebedir her sukut bir yükselişe.
Ne mümkün karşı koymak
bu köpürmüş gelişe..
Heraklit, Heraklit!.
akar suya kabil mi vurmak kilit?
Nazım Hikmet Ran
"aynı nehre girdiğimizde,
girmeyiz,
biziz,
değiliz."
[fragmanlardan]
üstadın bir öğrencisi daha aşırıya gitmiş aynı ırmağa bir kez bile girilemeyeceğini söylemiş. değişim o kadar yoğun onu anlatmak istiyor çömez. yine birisi bişey söylediğinde parmağını ağzına götürüp sallarmış. e tabi karşısındakinden çıkan söz ona gelene kadar değişime uğrar. boynuz kulağı nasıl geçer alın size
kalabalığa prim vermez üstad. eşekler samanı altına tercih eder der. bize kalan fragmanlarındaki üslubu sadece bir filozof gibi değil bir şair adeta bir peygamber edasındadır. gaybtan haber veriyo gibi hissettim bir ara: "ölümde insanları ummadıkları, hayal edemedikleri şeyler bekler" demiş, gitmiş görmüş ve bize anlatıyor.
logos , kosmos, ölçüler içinde değişme vb bilgemizi anlamak için hazmedilmesi gereken kavramlar.
değişimin filozofuna bazıları melankolik yakıştırması yapmış. bir kahin gibi konuşuyor: kapalı ve bulmacacı, süssüz ve karışık.
bir fragmanla bitirelim
"umut edilmeyeni umut etmezsen, onu bulamazsın. çünkü ne bir iz vardır ne de bir yol."
herakleitos 'un tanrı olması bahsi nietzsche 'siz (olmaz demiştik) düşünülemez, o halde tragedyayı yerin dibine sokan, bir daha çıkmamacasına orada boğulup kalmasına sebebiyet veren sokrates ve evripides bu dinin günahkarları olarak, insanın insan olma sürecinde -tıpkı prometheus 'un katkısı gibi; - etkin rol oynamışlardır. nietzsche'yi derin bir hüzne sevkeden durumlardan başlıcası; cehaletin bilgelik karşısındaki zaferi olmuştur. yunan'da tragedyanın ölümü, trajik bilgeliğin ortadan kalkması ve ardından, yas tutan nietzsche'nin ağıtında açıkça görülen yoğun, hudutsuz bir anlamsızlık hissi, onun delisinin tanrının ölümünü ilan edeceğini önceden bir tokat gibi yüzümüze çarpar. (tragedya 'nın doğuşu 11; şen bilim 125)
ona göre; evrpidesçi drama ve sokratesçi diyalektik, tragedyayı yoketmiştir.
evripides, tragedyanın konusunu kahramanlıklardan (bkz: hero), yaşam hakkındaki bilgeliğin sonuçlarının ele alındığı ulvi temalardan sıradan yurttaşların gündelik kişisel ilişkilerine, yaşadığı aksiliklere ve komik olaylara kaydırır; sokrates ise; tragedyayı aklın parmaklıklarının ardına hapseder ve insan yaşamı tanımını, rasyonel bir anlatıma ayak dirediği gerekçesiyle inandırıcı bulmaz.
evripides 'in dramalarında, ender rastlanan şeylerden alınan haz, sıradanlıklardan alınanlara yenik düşer. insan doğasının yozluğunun sınırsız seçenekleriyle ilgilenmek, insan doğasının mükemmeliğinden büyülenmenin yerini alır. (peter berkowitz,nietzsche*)
tragedyanın doğuşu'ndaki trajik bilgeliğin en saf antitezi olan şeytan veya euripides'in ağzından konuşan tanrı, bir "sokratik eğilim", tragedya "ile savaşan ve onu yenen" sahte bir bilgeliktir (td 12).
nietzsche'nin geleneksel olmayan bilgelik görüşü, yani silenuscu bilgelik veya kaos bilgisi, onun bilgeliğin insan mükemmeliyetinin temeli olduğu şeklindeki geleneksel düşüncesiyle birleşerek, nietzsche'yi sokrates'in geleneksel itibarını yeniden değerlendirmeye zorlar. sokratik tini, görüngüleri özenli bir analitik araştırmaya tabi tutma ve konuşmalara, edimlere, yaratılara ve doğaya, sadece onların iç tutarlılıklarına ve kesin bir şekilde belirlenmiş rasyonel kriterlere uygunluklarına bakarak saygı gösterme itkisi olarak tanimlar. nietzsche sokratik tini lanetler, çünkü sözümona bu tin dünyayı gerçekte olduğu gibi görme ve trajik bilgeliğin gö- rünür kıldıklarını kavrama konusunda devasa bir yetersizliği ifade etmektedir. bu yüzden çelişkili bir şekilde, "estetik sokratizm"i ve onun yüce kriterini ("bir şeyin güzel olması için anlaşılabilir olması gerekir") böyle bir genel bakış açısının cehaletten kaynaklandığı ve varoluşun gerçek mahiyetini gizlediği gerekçesiyle kınar (td 12).
nietzsche'nin, sokrates'i şiire ihanet eden bir tür şair olarak tasvir etmesi, dionysosca tragedyayı felsefenin üstün bir şekli olarak ele almasıyla bağdaşır. felsefe ve şiir arasındaki çekişmeyi, insan bilgeliğinin anlamının birbiriyle yarış içindeki iki yorumu arasındaki vahim savaş olarak tasvir ederken, bilgeliğin davranışları belirlemesi veya insanoğlunun özlemlerinin nesnesi olması gerektiğini hiçbir zaman sorgulamaz. nietzsche'nin kuram insanına yönelttiği en büyük eleştiri onun sahte bir bilgelik peşinden koştuğu ve insanlık durumu hakkındaki hakikati gizlediğidir.
sokrates'in, dünyanın insan zihnince tam anlamıyla kavranıla-bilecek bir kâinat düzenine (bkz: logos) (bkz: inen ve çıkan yol bir ve aynıdır) veya rasyonel bir yapıya sahip olduğuna duyduğu sözde inancını incelemek ve eleştirmek için nietzsche, yunan tragedyasının doğuşunu incelerken uyguladığı ve daha sonra soykütük'ie ahlâkı ve deccal'de dini değerlendirirken izlediği aşamaların aynısını takip eder.
nietzsche eserlerinden birinde; güya yaşam üzerine kapsamlı bir genel bakışın yaratılmasını teşvik eden insani ihtiyacı araştırır. bununla birlikte, nietzsche tüm kapsamlı genel bakışlara aynı şekilde yaklaşmaz; onların psikolojik ve fiziki kökenlerini belirleyerek, ipliğini pazara çıkarır. özellikle, kendi iddiasına göre, sokrates'in rasyonel düzenin varlığına duyduğu inancın metafizik bir yanılsama olduğunu keşfetmiştir ve bu yanılsama doğal olmayan güçlü bir anlama arzusundan kaynaklanmaktadır. bununla birlikte trajik içgörü insanlık durumu hakkında görünüşte karşı çıkılması imkânsız bir anlayıştan doğar veya en azından nietzsche'nin karşı çıkmaktan kaçındığı bir anlayıştan.. sokrates'in içindeki şeytan (kendini kutsal bir sesin ardına gizleyen içgüdüleri) sadece onu tehlikeli bir seyir alan bir eyleme devam etmekten vazgeçirmek için konuşur. sokrates "kelimenin tam anlamıyla per defectum bir canavardır", çünkü onun muazzam içgüdüsel güçleri yanlış yönlendirilmiştir (td 13). bu yüzden sokrates'in acı çekmesinin nedeni, tininin doğal, sağlıklı işleyişini yerine getirememesidir: bu durum sakatlayı-cı (ve etrafına zehir saçacak kadar bulaşıcı) bir hale ulaşmıştır. (berkowitz,a.g.e.)
inancı böyle kemik kırar gibi kıran, mitosların kaçınılmaz uygarlaşma süreci; bizzat sokrates eliyle kendinden sonraki hayranları tarafından, özellikle de protagoras ve herakleitos kırması (olmasına rağmen) olduğu söylenen platon tarafından, daha da azmış bir biçimde hızlandırılacaktır.
nietzsche 'nin 'dionysosça dipsiz çukurların derinliklerine göz atma zevki' nden mahrum kalışı, işte bu iki faktörün etkinliğindendir. o halde böylesi umutsuz bir durumda, başkaları tarafından körlemesine çizilmiş krokilerle değil de, delirerek kendini keşfetmeye çıkan pos bıyıklının herakleitos kutsiliği kavramında karşıt olarak kötü olguların başı: sokrates, eşitliğini kabul etmemiz yararlı olacaktır. görüldüğü üzre, konu iyice şekillenmeye başladı, herakleitos'un tanrı olması bahsi üzerinden elçisi nietzsche'yi tanımaya, anlamaya başladık. devam edelim örneklere, resmi daha belirgin kılmaya.
rahmet olsun güzel insandı. demokrasiden pek hazzetmez küçümserdi, ki çevresindeki çoğu kişilerde fena demokrasi taraftarıydı o dönem. oda onları zaten eldeki oyuncağı kaybetmek istemeyen çocuklar gibi görürdü, takılmazdı pek. konyalıların bir lafı vardır, herakleitos dan gelme belki de, oynama çocukla ya alır kaçar, ya ağzına sıçar diye. o geldi şimdi aklıma....
birde değişim meselesi var tabi. öyle demesinden dolayı da sevilmez, bilime darbe vurur. bilim değişmeyen ve deneylenebilen şeyleri sever. bir şey değişiyorsa ve bi önceki şey olmaktan çıkıyorsa, neyin bilimini yapacaksın... metafizik işler işte...
insanlık hakikate muhtaçtır, öyle ise herakleitos'a muhtaçtır (Nietzsche).
iki ayrı "logos" vardır, biri insanın biri "doğa"nın.doğanın olan değişmez ölçülerle yanıp söner ve bu yanıp sönmeler onu evirip çevirir fakat her ne zaman insanın "logos"u düzeninden çıkar ise işte o zaman kendini en ağır cezalara mahkum eder, kendi kendinin kaderidir insan ve kendi cezası bilinenin aksine çok derin bir filozoftur kendisi.
Herakleitos'a gore, insanlar duyular ve gorunguler tarafindan aldatilmaktadir, bunun icin bilge insan mutluluga ve doyuma giden yolda us'u izlemelidir.Der ki; “insanin telos’u bilgeliktir, insan bilge olmak icin ortaya cikmistir”.
fazla bunalım olduğu için karanlık Herakleitos'da denmiştir kendisine.. oldukça güç anlaşılan ve sert bir düşünür...