toplam 14 kişi bulundu. 14 adedi gösteriliyor.
| tuttum | deepoint |
| tuttum | ceilo |
| tuttum | Vasvela |
| tuttum | myblueberrynights |
| tuttum | brc brc |
| tuttum | JohnnieWalker |
| tuttum | uzakuzak |
| tuttum | mtmt |
| tuttum | jeilo |
| tuttum | egioist |
| tuttum | hayallET |
| tuttum | purpy |
| tuttum | afu |
| tuttum | jO Billy Rain |
~15 ahkam var.
yemek düzeninizi bozmayın ve çiğnemeden yemek yemeyin... geğirerek veya osurarak (elverişli bir toplumumuz olmadığından umumi yerlerde çıkartmak) makul yöntemlerdir... bunlar sizi bu seslerden kurtarabilecek tiplerdir yok eğer bunları yapamdınız o zaman sesler;
pianoda=helikobakterplori
bas gitarda=giardia
trampet ve diğer vurmalı çalgıların hepsinde=öğlena
şeklinde gelmeye devam eder... şakayı bırakırsak... eğer gürültü devamlı ve rahatsızlık veriyorsa doktora gidin la...
IŞIĞI ARAYANLARIN KARANLIK YANI
Debbie Ford
Akaşa Yayınları
Siz gerçekten iç huzuru istiyor musunuz? Eğer istiyorsanız, sizindir. Teslim olun. Kavgayı bırakın. Savunmayı bırakın. Öyleymiş gibi davranmayı bırakın. Yadsımayı bırakın. Kendinize yalan söylemeyi bırakın. Savunmalarınızı, duvarlarınızı, sizi kuşatan kafesi kabul ve itiraf edin. Mükemmel olmaya uğraşmayın, çünkü bizi bu duvarları inşa etmeye götüren şey bu mükemmellik arzusudur. (s. 214)
Gölge:
Gelişen ego idealimize –idealleştirilmiş ve aile ile toplum tarafından güçlendirilmiş benlik duygumuza- uymayan şey gölge haline gelir. Robert Bly gölgeyi, “ardımızdan sürüklediğimiz uzun çanta” olarak isimlendirir. “Yirmi yaşına dek, hayatımızı bu çantaya hangi yanlarımızı koyacağımıza karar vererek geçiririz ve yaşamımızın geriye kalan kısmını da onları tekrar dışarıya çıkarmaya çalışarak geçiririz.” (s. 15) Biz büyürken ailemiz ve arkadaşlarımız tarafından kabul edilemez olan her veçhemizi bu çantaya koyarız. (s. 32)
Gölge bizim saklamaya ya da yadsımaya çalışmış olduğumuz tüm yanlarımızı içerir. Karanlık yan; bilincimizin derinliklerine tıkıştırılmış, kendimizden ve diğerlerinden gizlenmiştir. Bu gizli yerden aldığımız mesaj açıktır: bende yanlış bir şey var. Ben uygun değilim. Ben sevilebilir değilim. Ben hak etmiyorum. Ben değerli değilim. (s. 21)
Nefret ettiğimiz, direndiğimiz, ya da sahiplenmediğimiz her veçhemiz kendi başına bir yaşama sahip olur ve değerlilik hissimizi yavaş yavaş zayıflatıp yok eder. Karanlık yanımızla yüz yüze geldiğimizde ilk içgüdümüz başımızı çevirip ona bakmayı reddetmek, ikincisi de onunla bizi rahat bırakması için pazarlık etmektir. Hoşlanmadığımız bu yanlarımızı hapsettiğimizde, bilmeden en değerli hazinelerimizi de mühürlemiş oluruz. Bu yanlarımızın var olmalarına izin vermemeyi seçerek, onları yüzeyin altında tutmak için muazzam miktarda psişik enerji harcamaya zorlanırız. (s.31) Bir an durup, kendinizden ve dünyadan bir şey gizlemenin ne kadar çok enerji gerektirdiğini düşünün. (s.84) Bir şey olmamaya çalıştığımızda içsel kaynaklarımızı tüketiriz. (s.113) Onları gizlemek için harcadığınız tüm o enerjiyi kendi gelişiminize ve en yüksek hedefinize erişme yolunda harcayabileceksiniz. Bizler sadece sırlarımız ölçüsünde hastayızdır. Bu sırlar bizim hakiki benliğimiz olmamızı olanaksız kılarlar. (s.84)
Biz maskemizin içsel benliğimizi gizlediğine inanırız, ama kendimizle ilgili tanımayı reddettiğimiz her şey başını kaldırıp kendisini en beklemediğimiz anda tanıtır. (s.33)
Birçoğumuz karanlıktan olduğu gibi ışıktan da korkarız. Birçoğumuz kendi içimize bakmaya korkarız ve korku bize o kadar kalın duvarlar ördürür ki artık gerçekte kim olduğumuz hatırlayamayız. (s.25)
Gunther Bernand: “Biz kim olduğumuzu unutmayı seçer ve sonra unutmuş olduğumuzu unuturuz.” (s.53)
Gölgenizi bastırırsanız, ışığınız da parlamaz:
Siz ışığınızı ortaya çıkarmak için karanlığa girmek zorundasınız. Biz herhangi bir hissi ya da dürtüyü bastırdığımızda, onun zıt kutbunu da bastırıyor oluruz. Eğer çirkinliğimizi yadsırsak, güzelliğimizi de azaltırız. Eğer korkumuzu yadsırsak, cesaretimizi de azaltırız. Eğer açgözlülüğümüzü yadsırsak, cömertliğimizi de azaltırız. (s.26)
Bill Spinoza “Olamadığınız şey sizin olmanıza izin vermeyecektir.” Eğer özgürleşmek istiyorsanız, önce olabilmeniz gerekir. Bu kendimizi yargılamaya son vermemiz gerektiği anlamına gelir. Dünya içsel benliğimizin bir aynasıdır. Biz kendimizi kabul edebildiğimizde ve bağışlayabildiğimizde otomatik olarak başkalarını da kabul eder ve bağışlarız. (s.26)
Jan Smith: “Sahiplenmediğin şey, senin sahibin olur.” (s.28)
Direndiğin şey varlığını ısrarla sürdürür. (s.29)
Eğer tüm potansiyelinizi tezahür ettirmek istiyorsanız, yadsıdığınız, gizlediğiniz ya da başkalarına projekte ettiğiniz yanlarınıza yeniden sahip çıkmak zorundasınız. (s.96)
Acılarım dünyanın ışığını gizler. (s.117)
Sözde hatalarınız aslında sizin hazinelerinizdir:
Tüm sözde hatalarınız kendinizle ilgili hoşlanmadığınız her şey sizin en değerli niteliklerinizdir. Onlar sadece aşırı büyütülmüştür. Müziğin sesi biraz fazla açılmıştır o kadar. Sadece bu sesi biraz kısın. Çok geçmeden siz –ve başka herkes- zayıflıklarınızı kuvvetleriniz olarak, olumsuz yanlarınızı olumlu yanlarınız olarak göreceksiniz. Onlar size karşı değil, sizin için çalışmaya hazır harikulade aletler haline gelecek. Yapmanız gereken tek şey bu kişilik özelliklerini o anda uygun olan ölçülerde kullanmayı öğrenmektir. Bu harikulade niteliklerinize ne kadar ihtiyaç olduğunu değerlendirin ve o ölçüden daha fazlasını sunmayın. (s.18)
Yapmam gereken tek şey bu davranışları farklı biçimde kullanmak. Onları bastırmak değil. Onları sahiplenmemek değil. Sadece onları farklı bir biçimde kullanmak. (s.18)
Mesele; hoşlanmadığımız yanlarımızdan kurtulmak değil, bu veçhelerin olumlu yanını bulup onu yaşamımızla bütünleştirmek. (s.29)
Her veçhemizin bir armağanı vardır. Her duygumuz ve her özelliğimiz aydınlanmaya, birliğe giden yolu görmemize yardımcı olur. Gölgemiz eksikliğimizi, nerede tam olmadığımızı işaret etmek için vardır. (s.39)
Jung: “İnsan ışık figürlerini imgeleyerek değil, karanlığı bilinçlendirerek aydınlanabilir.”
birilerine ananızın amına koyayım diye bağırıyor...öyle böyle değil...
nefretle doldum
küçük cücelerden oluşuyorum.her cüce her konuda yorum yapıyor.ama hep bir ağızdan değil .iyi örgütlenememiş olmalılar.sanırım bu yüzden içimden sesler korosunu dinlemekten haz alamıyorum. oysaki beraberce konuşsalar aynı anda aynı şeyleri isteseler aynı şeyleri konuşsalar bende rahat edeceğim onlarda...
ya neden biz burdayız neden hayatın tam ortasındayım neden hayatın tam ortasındaymışım gibi hissediyorum herkes mi öyle hisseder ama neden biz bunları hissediyoruz neden neden neden neden.....
her biri "ben" her biri başka, her "ben"i boğmak istiyor içimdeki "ben" o da boğulsa rahatlayacağım. susmak istiyorum bu da bir "ben"se "ben" siz olmak çok güzel olurdu. herhalde bilmiyorum.
Tanıdık değildirler, her zaman sinirlidirler. Bir çok ayrı ses vardır, rastgele bağırırlar, küfürler savururlar ama birbirlerinden bağımsızlardır. Kime ve niye bağırdıkları bilinmez. Ama nefretlerini, kızgınlıklarını hissettirirler derinlemesine ve öyle fenadır ki dayak yemiş gibi hissedersin.