hiçbir hastalığa derman olamayan maddelerdir. derman olmazlar. mesela doğal seleksiyon var ki bu virüsler dakikada bi sürü farklı varyasyon üretiyolar. ilaç geçici çözüm. sorun kalabalık olmamız zaten, yani kültür ortamı. azar azar, ufak gruplar olarak yaşasaydık bir yerde salgın olsa bile oradakiler ölünce olay biterdi şimdi öyle mi. hayır o var bi de şu var; strese neden oluyor sınırlı ortam. bizim bazı salak bilimciler der ya balığın hafızası 3 sn anlamaz akvaryumu. nah anlamaz. bi sıkıntı var illa edebi yolla dile mi getirmesi lazım bunu. bi ara bi fabrikaya gitmiştim. bir süre takıldım orada. kültür balığı üretiyolar havuzlarda. en büyük sorun stres faktörü. yamuluyor hayvanlar kambur falan oluyorlar hastalık kapıyorlar bi sürü. ilaçlıyorsun daha berbat resmen can yakıyorsun ilaçlarken de hele hayvanın bi yarası varsa bitti o. hayvanı bi yere atmışlar stres olmaz mı ya. aynı bizim gibi biz de kambur oluyoruz. yoruluyoruz hemen. hantal yığınları olduk. isteksisiz niye çünkü kültür ortamı böyle. biz de bir nevi kültür homo sapiensiyiz işte. ürüyoruz ama suni olarak çünkü aile kurumu var. sadece ürüyoz maksat bu çoğalalım. nerde çoğalıyon ya bakalım doğa seni istiyor mu? hayır, yani bi kent olmuş 10 milyon diğer her yer bomboş. bu hala orada çoğalıyor salak mıdır nedir. popo popoya yaşamaktan alınan sado-mazo haz. e o zaman çarpışırsın savaş çıkar stres olur normal yani. sonra japonlar gibi gidelim özel yerlerde oksijen takılalım bari. düşünün şimdi şuan evdesiniz. birden hayvanlaşıverdin diyelim çıktın dışarı koşmaya başladın sebepsiz. ne olur? herkes napıyor bu der durdurmaya çalışır, kavga çıkar. illa durcan öyle koşunca garip oluyor. ilaçları da eleştirince garip olur ne yapalım ortam böyle.
ritmi yakalamak her zaman esas mesele olmuştur peki kaçırdığımız neydi?
hile yapmayı unutmak , aslında gayet ölümcül olabiliyor , sıkça yapılmalı ve gelenek haline getirmeli, eskilerin yaptığı gibi.
sahtekarlığın bu kadar yaygın oldugu bir yerde şikayet edilmesi gereken son şeylerden olsa gerekti
bahsetiğim , ancak yeteri kadar nitelikli doladırıcılık değilki bizimkisi sadece tatlı su kurnazlığı.
yada belki sadece boş bir arayış ta yok olma ihtiyacı eksikliği, mantıksız olanı yapmalımı, arıyor olmaktataki gücüde kaybetmişiğimizden olabilir belki ama reklam kampanyalarının ana sloganı bitkilerdeki güvenimiz ve doktorum az once reçeteme çaymı yazdı ibrahim abdinin sponsorluğunda.
isviçreli bilimadamları sadece diş fırçası üretmiyor, ciddi ciddi ilaçlar , ihtiyacımız olan tek şey kimyasal bir kaç etkileşim arasında duruyor.
kelime buysa , evet ,tüketmek ve tüketilmek , modern çağların buyuk hillesi değil eskiden beri olan doğal ritueller , sadece artık çalıdan etekler giyerek ateşin etrafında
dönmek yerine kağıttan ataturklerimizi dans ettirmeliyiz ama dikkatlice.
yanlış yasaklar çok kolay erişilebilenler, kasıt arıyorum ve kolayca buluyorum , ama hala yüketemiyoruz yeteri kadar.
dünyanın geri kalanın avuç avuç yutuğu tonlarca ilacı, buralarda esamesi okunmuyor, tıpkı amerikanın milyar dolarlık ihallelerle sattığı savaş uçaklarındaki eksik parçalar gibi , kilit parçayı asla alamazsın , istediğin kadar vitamin satarlar sana eczaneler yada antidepresan tıbbi muhasaralarda ilaç olarak değer görmeyen ama ilaç kutularında şık vaatlerle duran
tamamen bitkisel , tamamen duygusal, sonrada vitrinlerini karartırlar hiç satmadıkları hillelerden edemedikleri
karlar için , ve sonrasında salakça bakışlar anlamazlıktan biz neden hala hacı hocadan medet umuyoruz diye
ve aynı insanlar seni uzak tutan gerçek çözümden, sanki toplum olarak buyuk bir ilaç bağımlılığı
krizinden yeni çıkmışız gibi , oysa kıyısında güneşlenemedik bile rahat rahat en sevdiğimiz doktorumuzla.
asıl mesele stok değişkenin yerini değiştrememek akım değişken olman lazım , akmam lazım , çalışman lazım
beni çalışır tutmak için kimyasal hareketler yapman lazım , kendimi kaybetmem lazımmki knetik enerjimden yararlan
ben serbest düşüş yaparken. bin tane aptal dostum olacağına bir tane akkılı düşmanım olsun.