toplam 3 kişi bulundu. 3 adedi gösteriliyor.
~8 ahkam var.
faruk nafiz camlibel'in de bir hakki bulut olabilecegini bu sozlerden sonra anlamis olduk.
ayarı almış aşşağı oturmuş durumdayım.
susmasını da biliriz icabında.
konuşan id gördüğüm yerde koşarak kaçacağımı belirtmiştim sanırım. Diğer konuyla ilgili olarak yorumum da şu: güzel kızlar aptaldır (aka there is no spoon). başka bir yorumum olmayacak.
çok sevdiğim, bağıra çağıra söylemekten keyif aldığım şarkı. idleri severim vesselam ;)
(bu arada minima, yetkinliğini filan aşmamış, sen şarkıyı fersah fersah aşmışsın, süpppper bir analiz olmuş. eline sağlık. güzel kızların aptal olması ile ilgili ahkamlarını da bekliyoruz, fotolarına baktım bir karşıt örnekle karşı karşıyayız sanırım, yorumların önemli abisi - ben değil idim konuşuyor, ben masumum haha)
(İntizar kelimesi bekleme, gözleme, ilenme, beddua, inkisar anlamlarına geliyormuş. Ancak benim ilgili olduğum mevzu intizar isimli şarkı. Kendisiyle ezelden beri ilgiliyim, ancak analize kalkışmak bugüne nasipmiş, sosyomat sağolsun. Esasen çok önemli bir şarkı olduğuna, analizinin benim yetkinliğimi fersah fersah aştığına inanıyorum, ama yine de denemek istiyorum.)
Şarkının freudyen anlamda bir id marşı olduğuna yüzde yüz eminim. Şarkıda konuşan id, toplumsal moderasyondan geçmemiş, kamusal alan tarafından törpülenmemiş bir noktadan bağırıyor. Hayır, arzularının, tutkularının, korkularının esiri filan değil, tam da onların içinden konuşuyor, kendiliğinden (as is manasında), olduğu gibi uluyor (salmış koyuvermiş). Bu tarz ulumalar, kamusal alanda görmek istemediğimiz, hatta görünce cezalandırmayı sosyal misyon haline getirdiğimiz seslerdir. Yani, şarkıyla ilgili eleştirilerin genelde "konuşan kişi manyak, kafayı sıyırmış" şeklinde olması bir tesadüf değil. Keza "id"in manyak olmasını engelleyecek bir sebebi ya da sıyıracak bir kafası yoktur. Sadece istemekte, arzulamakta, elde edemeyince sinirlenmekte, istediği şey elinden alınınca saldırganlaşmaktadır; yani otokontrol ve toplumsal denetim mekanizmalarının baştacı olan "saygı"dan, "karşı tarafı düşünme, mesafeyi koruma" gerekliliklerinden azadedir. Örneğin, bu şarkıdaki duruşun Tolstoy'un saygıyı hiçlemesinden (anna kareninada "sevgiden arta kalanları doldurmak için uydurulmuş bir sözcük" olarak) bir farkı yok; sadece Tolstoy edebiyatçı eğilimiyle id'i ulutmamış, rafine bir şekilde konuşturmuş. Saygının, "toplumsal" olanın devamlılığı için gerekli olan bir duruş, bir poz olduğunu kabul edersek, konuşan arzunun, muhatap aldığı "öznesi, nesnesi" için bu tür saiklere sahip olmasını bekleyemeyiz. Arzu, öznesine (nesnesine) dolaylı yoldan konuşamaz, doğrudan muhatap alır, yani ulur, debelenir. Arzunun gerçeğe dönüştürülmesi işlemi ise, toplumsal olanın alanına girer. O zaman id'in geçici olarak susturulması, ama gizil "id" emellerine ulaşabilmek için, türlü numaralara başvurulması gerekmektedir (yani id susar, ego ve superego konuşur). İd denilen mübarek şey, (bir metafor olarak ya da bir şehvet ifadesi olarak) tecavüz etme ve edilmenin keyfiyle ilgilidir, ondan ötesini görmez, bu konuda da yargılanamaz. (keza yargılar başka bir alanın, egonun ve superegonun kapsamına girer)
İşte, bu şarkının hiç de psikopat olmadığını, sadece görmeyi reddettiğimiz, varlığını inkar üzerine medeniyet inşa ettiğimiz bir nosyon üzerine kurulduğunu düşünmemim sebebi budur. Saygı arzunun sustuğu yerde konuşuyorsa, bu ikisini aynı kümenin el ele yürümesi gereken elemanları gibi görmek çok anlamsız. "Hem seviyorum, hem sayıyorum" toplumsal bir kandırmaca, sosyal düzenin devamının garanti altına alınması, tutkunun anarşisinin kontrol altında tutulması için bir gerekliliktir sadece. Yoksa "arzularımın", "isteklerimin", "tutkularımın", "sevdiğimi kelepçeleyip, ayağına prangalar takmak istememin" saygıyla ne ilgisi var? Hiç bir ilgisi yok abiler, ablalar. Seviyorum, istiyorum, arzuluyorum, dokunanı yakarım ulen demeyenimiz ya da bunları hissetmeyenimiz var mı? Hepimiz "aşıkım uleeen" diye uluyan birini isteme, ama onu görünce "ana manyak bu, gaçayım" deme ikiyüzlülüğüne düşmüyor muyuz? Çok sevmek, çok sevilmek, gemileri yakmak isteyen id, çok sevenden sıkılan, korkan, kaçan ego'lar, superegolar arasındaki savaş işte bu.. Çığıran bir id görünce, onu yargılamaya girişmek çok yanlış bu sebeplerden dolayı. Çünkü zaten yüzyıllardır çığırıyor, sadece biz onu susturmaya, sesini kısmaya çabalıyoruz.
O sebeple diyorum ki bırakınız intizardaki adam/kadın istediği gibi ulusun. Ancak o kişiyi yolda görürsem tanımam, son sürat kaçarım. Onu diyim baştan.
ah ben de etiketi okuyunca şarkı intizar'dan bahsediliyor sandım. neyse..