toplam 51 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
jacques derrida hakkında

~ ahkam var.
1 2
önceki sayfa »
phallocentric
Nietzsche üzerine kendisiyle yüzyıl kavga edebilirim.
Neymiş "penis-merkezli" felsefeymiş nietzsche...
Her bir düşünürün akıl iklimine getirdiği başka havalardan nasiplenmeden, mevcut olan üzerine "bir moda akımında uçuşmak" bugünlerde moda :) Mesela, ne hikmetse şu aralar herkes Zizec ve Wittgenstein sularında kulaç atmayı deniyor. Derrida ile boğuşabilmek için, en az Kant, Hegel, Levinas, Heidegger, Husserl gibi adamların ne dediğini dinlemiş olmak zorunluluğu var. Misal, Varlık ve Zaman'daki "destruktion" karşımıza "déconstruction" olarak çıkıyor. Kendi fikrime gelirsek, Gödel, matematiksel olarak kurulacak her sistemin, kendisini hem evetleyen hem de değilleyen önermeleri barındıracağını ispat! etmişti. Kurulan her sistem, nihayetinde bir başkasını ileri taşımak üzere yol alacaktır. İkilikler ve diyalektiğin keskin bıçağı. Bu durum, olsa olsa Hegel'in "öz öğretisi" ni ve mantığın korkunç gücünü burnumuza sokar. "Üzerine düşünmek" ten, "düşünme üzerine düşünme" ye geçmek zor iş. Derrida, "olanak" ve "olanaksızlık" üzerine kapılar açmaya çalışan ve boş anlağın bilgeliğinde yüzmeye devam edecekler için açımlamacı çıpa görevini yerine getiren kelimelerini sunmaya devam edecek elbet. Şimdiki zamanın popüler kayıpları da O'nu iştahla takip edecekler. Zaman okuma zamanı, şimdilik bu kadar.
sol açık olarak futbol oynamış ve bir sakatlık sonucu bırakmak zorunda kalmıştır.
yani ne diyeyim, Derrida'nın en olmak istemediği şeyi de, bir nevi katalizörlüğü de ona oldurtan Türkçedeki eleştirileri oldu ki, sosyomat'ta da alıp yürümeye meyletmiş görünüyor bu hal-i pür melal... bir dönem, Derrida'yı anlıyorumculuğun sükse yapmasından sonra bir de bu Derrida'yı anlamıyorumculuk oyunu popüler oldu ve hâlâ da öyle gibi.
yahu, neyi anlamıyorsunuz? dahası, zor metinler vardır, zor adamlar vardır, sözlükle, muhabbetle okunacak kitaplar, makaleler vardır, kolay alımlananlar vardır vs... Derrida zor diye, kendin anlamıyorsun diye onu tümüyle anlamdan azade, onu okuyanları da samimiyetten uzak addetmenin neresi adilce?
bakınız, bu topraklarda metin denen şeyle girilen ilişkiyi daha çok duhul kavramıyla açıklamaya alışkın akademik camiamızın taptığı değerler dışında duran her şeyi felsefi moda ilan eden bir güruh oluştu. anlamakla anlamlamayı öylesine birbirine yapışık zannediyor ki bu güruh, örneğin derin (!) felsefe tarihi bilgisiyle, Derrida ele aldı diye verip veriştirdiği kavramların zaten tarihte mevcut olduğunun farkına bile varmamaktadır: özcülüğü, metafiziği, dili, karşıtlıklar sistemini ayrı ayrı anlamakta, ama Derrida bu kavramların birbirilerini inşa eden, dahası birbirilerine yapışan içeriklerini (zorunlu olarak) çok referanslı, çok dipnotlu biçimde anlattığı zaman kafası karışmaktadır: çünkü sosyal bilim disiplinlerinin makulleştirici, dili ehlileştirici, yazdıklarınızı angut bir akademik kurulun anlayabileceği düzeye indirgeyici basit yapılarının dışında bir akademik direniş dilinin kurulabileceğine dair bir umudu da katkısı da öngörüsü de yoktur: Derrida okumakta zorlanır (çünkü hakikaten zordur) ve zorlandığı için bu işi imkansız ilan eder; e Canetti de mi okumadın sevgili dostum, Foucault da mı okumadın... dahası, Hegel'i okudun anladın da Derrida'da mı zorlanıyorsun?
bu ayrı bir mesele de, yani Derridayıanlamıyorsamkimseanlamıyordur demenin karşı konulmaz cazibesi bir yana, Derrida'nın kendisi zaten onun metniyle böyle bir geleneksel anlam ilişkisi kurmanın beyhudeliğinden söz eder: beyhudedir, çünkü, yazının egemen odağını kırmanın kendisinden söz eden bir yazarın yazısına bir egemen anlam odağı yerleştirmesinin çelişkisinin farkındadır. buna karşın, evet, buna karşın yine de Derrida Derrida olabileceği kadar Derrida olmamaktadır: yine de anlaşılma kaygısı vardır çünkü. bir adım öteye atsaydı James Joyce olurdu ve benzer bir anti cenah yaratsaydı bile, söz ettiklerini tartışma olanağından yoksun olurdu.
Derrida yazısı bu anlamda uzun bir sohbeti andırır. açılması olası birçok parantezin açılmasına olanak verecek denli özgür ve kendiliğinden bir sohbet: bakış açılarının sayısını artık onları makulleştirmeye olanak kalmayacak denli çoğaltmak... dostlarınızı da adı konmasa da böyle bir deneyimle alırsınız içinize. zorlardır, kendileri olmaya cesaretleri vardır, anlaşılmamayı göze alırlar, anlamlarını ele geçiremezsiniz ama varlığınızı olası en görkemli biçimde, basitçe ele geçirirler: keskin bir eleştirel gözle. Derrida öldüğünde de işte giderek azalan dostumuzdu bizim. onun ünlü adına yanında ya da karşısında konum alarak bağlanmak yerine bir zorluğu göze almış, şarabımızı açmış, kitaplarımızı yığmış, sesini izlemiştik. sanıldığı kadar zor değil.
İstanbul'daki konferanslarından birinde, konuşmadan önce, ağırlandığı üniversitenin bahçesinden geçerken sohbet ettiği aklı evvel felsefe öğrencilerinden biri kendisine "sizi okumakta zorlanıyorum, ama mesela Nietzsche'yi çok rahat anlıyorum" demişti. Derrida gülümsemişti, "Sevgili oğlum, Nietzsche'yi çok rahat anlayabiliyorsan, benden bir adım öndesin" diye yanıtlamıştı. kuşkusuz "sevgili oğlu" Nietzsche'yi okumakta zorlanmamakla Nietzsche'yi anlamak arasındaki korelasyonu çok doğrudan kurmak konusunda feci bir eğitim almıştı hayatı boyunca, bı topraklarda.
Derrida filozoflar arasında, son romantiklerdendi.
ömrümü yedin Derrida..senin yüzünden ben de y.lisansı erteliyordum:)
çeviriye giriş te ömrümü yiyen insan....
Pat Robertson'dan sonra ölümüne en çok sevindiğim zat.
diller kesinlikle düşünce sistemlerini etkiler...katılıyorum...
Jacques Rene Chirac ın da dediği gibi (derrida nın ölümünün akabinden söylemiştir bunu)çağımızın en büyük entellektüelleri nden olan Derrida, radikal yorum bilimciliği(?) olarak isimlendirilebilecek Hermeneutik ile ilgili çalışmalar yapmıştır.Derrida'ya göre dil sadece kendisini aktarmaz, ayni zamanda düşünce sistemlerini oluşturur ve oluşturduğu bu sistemden etkilenir.Epistemolojiden çok yorumla ilgilenir olduğu bu ve bir çok tutumundan da anlaşılan filozofun, Sylviane Agacinski den de bir oğlu bulunuyor.Yapı sokuculuğun kurucusu kabul edilen, ki bunu anti-marksizmle, bağdaştırmayan filozof Harvard, Yale, John Hopkins, Sorbonne, Ecole Normale Superieur gibi ünlü üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır.
batı felsefesinin "logosentric" düşünce geleneğini çok güzel eleştiren düşünürdür.her düşünce imgesinin bir ilk ya da ikili karşıtlıklar yolu ile tanımlandığının altını çizer. (dil/söz, gösteren/gösterilen, doğru/yanlış..vb.) bu karşıtlıkların içinde, her bir terimin diğeri içinde bulunduğunu ve ancak onun sayesinde anlamlı olduğunun gösterilerek karşıtlıkların içyüzünün ortaya çıkarılması gerektiğini vurgular. zira bu iki kutup arasına insan bir merkez yerleştirebilmek için yanıp tutuşmaktadır der. anlamın olanağı üzerine barthes ile, psikanalizin dokunulmazlığı üzerine lacan ile tartışmaları göz kamaştırıcıdır. zira psikanaliz bulunduğu andan itibaren vardır ve bir türlü psikanalizin psikanalizi yapılamamaktadır. derrida yapısöküme uğratılamayan sistemlere kuşku ile bakar. hayatını anlatan filmde en sevdiği düşünürlerden biri olan hegel ile en çok neyi merak ediyorsunuz sorusuna "hegel in en çok seks hayatını merak ediyorum, bunu ona sormayı çok isterdim" diye yanıt vermiştir. daha ben bu adam için ne diyebilirim ki... aramızda çook derin düşünen arkadaşların olduğu da gözümden kaçmadı. "abartılı barok salatası" deyişi ile georgias ın düşüncesinden etkilendiği ima ediliyor olsa gerek. tevellütün kaç diye sormazlar mı adama; deconstruction ın makale olarak sunuluş tarihi 1960 zira. dünya sarsıldı sende tık yok. georgias ı okuycaktın da elini mi tuttular, makale yazdın da yayınlatmayız mı dediler?kofti lahana seni
Tüm görüşünü şu sözlerle açık açık dile getirse de her zaman eleştiriye maruz kalmış fransiz filozof..demiş ki "language and writing are two distinct systems of signs: the second exists for the sole purpose of representing the first and there is nothing outside of the text..."
futbolla arası iyi düşünürlerdendir. sakatlanıp bırakana dek sol açık olarak oynamıstı.
Bilindiği üzere, antikite felsefesini temel alan Batı düşünce sisteminde yazı, Platon’un Phaedros diyalogundan günümüze değin sesten daha ikincil tutulmuş, anlamın, özün ya da orijinin sesmerkezcillikten yola çıkılarak bulunabileceği düşünülmüştür. Ancak, sözmerkezcilliği savunan Derrida, bu yüzdendir ki Platon’nun Phaedros diyaloguna ironik bir dille öykünen “Plato’s Pharmacy,” yani “Platon’nun Eczanesi/Eczacılığı” adlı bir makale kaleme almıştır ve bu makalede yazıyı orphan yani öksüz olarak nitelemiştir. Yazı öksüzdür, çünkü yazının olduğu yerde yazar yoktur (absent) ve herkesin elinde farklı farklı yorumlanmaya müsaittir
bazı yazdıklarının üstünü çizer.
Dilbilimci yönü de filozof yönü de epeyce sağlam olan akıllı adam. Dilbilim bağlamında hem sözmerkezcil (logocentrist), hem de sesmerkezcil (phonocentrist) anlayışları karşısına almış, almakla kalmayıp her ikisini de muhtelif bakımlardan aşmıştır. Ayrıca, ürettiği différance kavramının herhangi bir dile çevrilmesi herhalde olanaksızdır. Bütün bunlara ilaveten, okudukları "metinde" kendi yerleşik alışkanlıklarını arayan geblolar Derrida'yı pek sevmezler. Doğaldır, belden aşağı vuradursunlar.
platonun eczanesi, hem dert hem deva.. dertli gönüllere giren derrida
Yazılarının çoğu anlamsız, abartılı ve neredeyse bile bile karışık olan bir dil ile düzenlenmiş, çözümlenip okunduklarında ise tekrarlayan ve çelişkili şeyler anlatan fos "felsefeci".
Bahsettiği şeyler "felsefe" veyahut bilgi kuramı ile ilgili olmaktan uzaklaşmış, abartılı ve barok laf salatalarına dönüşmüşlerdir. Bu sebeple Derrida'nın yazdıkları, cinci hocaların dualarına, muskalarına, üçüncü dünya ülkelerinde onun papağanı olan kokuşmuş akademikler ve trendy öğrencileri ise de bu cinci hocalara adak adayıp muskalarını eşşek dili ile yiyen karacahillere benzetilebilir, benzetilmelidir.
différance; différer sözcüğünün_"to defer" (sonraya bırakmak, ertelemek) ile "to differ" (farklı olmak) anlamlarıyla yapılmış bir sözcük oyunu. Derrida insanı yorar.
 |
bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz. |
|
|