Baudrillard bir bakış açısı ustasıdır, bana estetik üzerinden kuram kurma cesareti gösteren en yetkin kişi olarak görünür. Estetikten kastım ironi en çok.
Simulacra'nın karşılığı görüngü değildir, görüngü fenomen'in eş anlamlısıdır. Eğer numen metafizik bilgi ise fenomen de en az onun kadar metafizik sınırlarının içerisindedir. Simülasyondan kasıt o değildir yani.
11 Eylül meselesine katılmıyorum, neden tüm sistemi ile çelişmektedir, daha ayrıntılı açıklansın. Ama 11 eylül sonrasında bir gazetede yayınlanan makalesi vardı zannederim şudur
toplam 79 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | enfiye |
| tuttum | gorequeen |
| tuttum | mustafakilicer |
| tuttum | vasilsa |
| tuttum | zizek |
| tuttum | Gorg |
| tuttum | crazy diomand |
| tuttum | TheDude |
| tuttum | oozzkkm |
| tuttum | remingtonSL3 |
| tuttum | absurdino |
| tuttum | 6rinder |
| tuttum | fiytfiyuww |
| tuttum | abraxsas |
| tuttum | menileoeh |
| tuttum | streetstyler |
| tuttum | stereotype |
| tuttum | seni sectim allah |
| tuttum | plaqton |
| tuttum | necayev |
~29 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
jean baudrillard'la ilgili herhangi bir mesaiye giriştiğinizde önünüze anlaşılmayacağından korktuğunuz veya ''bunun nesi var?'' deyip harekete geçtiğiniz ama sonra debelenip durduğunuz metinler dikilir...simülasyon ve hipergerçeklik gibi kavramların yaratıcısı baudrillard yakın zamanda dünyadan göçtüğünde başta felsefe çevreleri olmak üzere dünyanın entelektüel ama tam anlamıyla eğilmez bükülmez entelektüel çevrelerinde hatrı sayılır hüzün vardı gel zaman git zaman o hüznün yerini devasa bir boşluk aldı çünkü yalnızca felsefede değil sanat,sosyoloji ve insan bilimleri söz konusu olduğunda da önemli bir isimdi o....
AYRIŞIK TOPLUM, KOŞUT TOPLUM
Ne var ki oyun henüz kurulmadı, çünkü evrenimiz dünyalaştıkça ve bizler isteyerek ya da zorla, bu bütünsel evrenle özdeşleştikçe, ikilikte bizim sistemlerimize musallat olan bütün örgütsüzlük kiplerinin yüzeyinde beliriyor; öyle ki, kendi bedenimiz karşısında bile inkar tutumu takınıyoruz. Ve kendi zihnimizin düzeni deliliğe, sarhoşluğa, yokluğa yok oluşa sürüklüyor bizi.
Bütün bunlar bastırılmış olanın geri dönmesi sorunu bile değil ( yine kuvvetler oyununun mekanikçi bir yorumu); bütütn bunlar açığa çıkan her enerjinin uzlaşmaz bir enerji açığa çıkarması sadece; her bir farkın, ona eşit bir farksızlık salgılaması- hiçbir bakımdan iktisadi ilke olmayan şeyde istisna yoktur, simgesel bir kural vardır yalnızca ve bütün sistemlerin iktisadı bu temel ikiliğin bilinmesiyle parçalanır; o zaman da, bilmemem hali yasadışılığın, ayrışmanın bütün biçimleriyle, durumun felaket getiren genel bir altüst oluşuyla kendini dayatır.
Bütünleşme ve homojenleşme sürecini yaşayan bütün toplumlar, belli kritik eşiğin ötesine geçip ( bizim toplumlarımız bu eşiği çoktan geçti) ayrışma eğilimi gösterirler. İstediğiniz kadar homojenleştirin, bütünleştirin; eninde sonunda ayrılma gerçekleşecek. Hatta dışlanma ve ayrımcılık, bütünleşme alanındaki “ilerlemeler” le doğrudan bağlantılı olacak. İki ilkenin uzlaşmazlığını asla aşamayacaksınız ve bizim modern toplumlarımızda bu ilkelerden biri olan YANSIMA , koşut bir toplumun, koşut bir piyasanın, koşut bir mali dolaşımın, koşut bir tıbbın, koşut bir ahlakın hatta koşut bir gerçekliğin ve bir hakikatin hortlağıdır.
Bütün denetim ve yasak rejimleri, düzensiz yasadışı ve sapmalı bir durum yaratırlar: bir karaborsa yaratırlar. 30’lu yıllarda alkolle ilgili örneği dikkate aldığımızda yasaklamanın ve onun sonuçlarının, giderek otomatik bir mekanizmaya dönüştüğünü ve bir bakıma sistemimizin ikinci doğası halini aldığını görürüz. Resmi emek piyasasının düzeninin bozulması anlamına gelen emek karaborsası( hatta şimdilerde gerçek işsizliği ikiye katlayan bir işsizlik karaborsası bile var), mali spekülasyon karaborsası, resmi kanalların dışında işleyen yoksulluk karaborsası, cinsellik karaborsası(fuhuş), bilgi karaborsası( sayısız ağ ve gizli servisler), silah karaborsası ( devlete bağlı olduğu halde gizli tutulan karaborsa), ve elbette, estetik alanda bir tür istisna ve panik haline denk düşen ve gerçek anlamda bir karaborsa olarak işleyen sanat piyasası. Last but not least: düşünce karaborsası. Liberal demokratik ortam, gerek sanal olarak bütün ideolojik ıraksamaları soğurması, gerekse de bir göz aldatmaca olarak bütün farkları serbest bırakmasıyla düşüncenin ileri düzeyde yasaklandığı bir durumun eşdeğeri olarak işliyor; yeraltına kaymaktan başka bir şey bırakmıyor düşünceye aslında düşünce için büyük bir fırsat ( çünkü yeni bir düzen kuruluncaya kadar, düşünce, insan haklarının henüz bir parçası olmuş değil, yakında bu da olur). Başkalığa gelince; bir arada yaşama tarafından öldürüldüğü için, resmi piyasada varlığını sürdürmüyor artık. O günden başlayarak başkalık karaborsası otomatik olarak ortaya çıktı ve her zaman olduğu gibi bu karaborsanın büyük bölümü de kaçakçıların elinde: başkalık karaborsası ırkçılıktan ve her tür dışlanma biçiminden başka bir şey değil. Kaçak başkalığın akla gelen bütün değişkeleri( milliyetçilik, mezhepler, vb.de dahil), bütünleşmeciliğe, birlikçiliğe, homojenleşmeye umutsuzca yönelmiş bir toplumda giderek daha şiddetli bir hal alacaklar. Her tür toplumsallaşma, olabilecek en gizli -yasal yöntemlerle, karaborsanın bütün biçimlerini geliştirmeye adaydır. Tekelci yapıların ( ve siyasal ile toplumsalın tekeline sahip olan, istisnasız bütün devletler tekelci yapılardır) yapabileceği tek şey, genelleşmiş yolsuzluğun bu gizli biçimini denetleyecek para-politik bir toplum, herhangi bir mafya oluşturmaktır. İktidarın bu maya ile mücadele etmesi ise tam bir ikiyüzlülüktür, çünkü mafya iktidarın bir ürünüdür; ve hayal edilmesi bile imkansız olan varsayıma göre onu yok etmeyi başardığında bütün sivil toplum karşı-topluma dönüşecektir ve devlette yarasız bir işlev halini alacaktır.
j. baudrillard
jean baudrillard la ilgili en ilginç anektot 1990lı yılarda japonyada deli gibi okunana kitapları 90 lı yılların 2. yarısında ilgi azalmaya ve 2000 li yıllarda ise nerdeyse bitmiş olması üzerine japonyadaki yayıncısına neden okunmuyor artık kitaplarım diye soru sorması üzerine yayıncının cevabı onlar senin anlatıklarını yaşıyor bu nedenle ilginç gelmiyor demesi olmuştur.
Simulacred et Simulation (simulakrlar ve simulasyon) ..ufku açan, farklı baktıran çalışmalarından biri..tavsiye ederim efendim .
bir kadın uykusunun geldiğini dile getiriyorsa; ya baştan çıkarmak ya da baştan çıkarılmak ister... demiştir ve deneyimleyince dediği gün gibi aşikar yüzüme inmiştir:)
-Saçmalama Hakkını Kullanmak-
1. (2 yola yeni çıkıyor gelecek)
Tıpkı Marks ekonomisinde iktisadi (ölçülebilir) durağan (daimi!) olan herşeyin değişime uğrayacağı bilincinden hareketle kurulan diyalektik düzeneğin bugün bunları konuşacak baştacı Avrupa da bile ancak ilgili fakültelere veya durumu çaktırmamak için yapılan (örneğin 2000 yılında kapsamlı bir Nietzsche etkinliği) ve yazılan kitaplar dışına çıkamaz: Nesnel olan yer kemirir bitirir yok eder onu.
J.B. iktisadi güçlerin (devlet) devletin kurumsal yapısından ve kuru bürokrasiden yakasını sıyırmasına ramak kalmışken 11 Eylül ile hortlatılır. Eskiden Kilise ile Kral varken bugün Devlet ile Teknoloji (üretim yapıları) hemen hemen aynı sömürü sisteminde ve çok daha sistematize -"kaos ve rastlantı"- ve toplum-üstü, ulus-üstü bir düzeye çıkar. J.B. bu yüzyılın belki de ilk "nesne" uzmanıdır. Varoluşçu yaklaşımın sonunun geldiğini ve buna toplumsal bir refleks ile örgütsüz tamamen "bağımsız" konformist bir direncin olduğunu görmüştür.
izmir fransız kültür merkezi'ne konferans için gelmiş 2004 yılında..ilgili arkadaşlar izmir fransız kültür merkezinin sitesinden konferans ve sergi görüntülerini izleyebilirler :) sunumun ayrıca makale halinde download edilebilir bir dökümanı da mevcut..
hey güzel yurdumun! sosyal manyakları. nasil da ilgililer,nasıl da ölümü yasa boğmuş post-modern bünyeleri..puhahaa
varlığını oturtçak düzlem bulamayan nihilist gençlik,nihilizm denizinde seyreden her gemide de kureklerden birine asılmaya çalşıyo ya,yoklukta warlık sahibi olmaya..abowww bu da mı gelcekti başımıza hanım
anlaşılmaz olan nası da ilgi çekiyo,nasıl da bi anlamlandırma yetisi kazandırıyo ""post-makatlara"
wackowski gardaşlar da iyi gormuş bu açlığı,bu uyur-gezer bezginliği..tetris de umutla beklenen dikine çubuk gibi saplanmış sevdiceğim hayvanoğlu hayvan insanlara..çatırtt,amma da güzel uymuş..yalanım warsa çapraz dan doksanıma girsin
hepiniz matiriks olmuşşsunuz anneyy..bu ne simüle bir ortam,nasıl bir algı boyutu..ha bide hem matiriks,hemi de marksist miş bunlar..harun kolçak bile buna güler ya..ki kendisin nevi şahsina münhasır
tanımsızlığın tanımı olma misyonu war şu kızarmış yağlı dünyada
neden-sonuç ilişki kurulamayan her olgunun,zaruri olarak,maddenin dışında yani metafizik ile bağıntılı olmayacaığı belkide bunun insanoğlunun maddeyi anlamlandırma gayesinin henuz emekleme aşamasında oldugunu düşünmek gerekirken..ölçeğini bilmediğimiz zamanın,evrimin bir parçasını ele almak,ordan çıkarımlar yapmak da ne kadar gerçeğe yakın,ne kadar maddenin değişimine,marksist materyalizme mantıklı bi yaklaşım.aklım almıyo..
evet baudrillard hareket halindeki hayata durmadan seri fotoğraflar çekip bunları tek tek sergileyen bi sanatçı..sıraya koymayı da unutmuş kafasının karışıklığından..bu anlık görüntüleri,yorumları analizleri de pek sevmiş insanoğluuu insan,,araya da bi kaç eksik yada anlamsız fotograf karesi sıkıştırmışki,birleştirince ortaya bi b ok çıkmasın,apışıp kalsın millet
kanımca 70 ler donemi araya parçalı porno filmler bile daha bir bütünlük sağlıyo bu yonteme nazaran..
evet onu demek istiyorum..gelin porno izleyelim..üstelik sonuna kadar da izlememize gerek yok,çakışmıyo da bu güzel amcamla..
edit akbayram:ulan nasıl da sinek gibi küçük ama sinir bozucu bi herifmişki üşenmeden bu kıçımın kenarı siteye bile uzun uzun yazdırdı zuhaaa..delleniyomuyum yoksa muntazaman
Baudrillard'ın ölümü...
Jean Baudrillard, 78 yaşında bu dünyaya veda etti. Baudrillard, çağımızı en iyi anlayan düşünürlerden biriydi. Ucuzculuğa prim vermeyen cins bir düşünürdü.
Baudrillard, Katharcıydı. Bu, onun en ilginç yanlarından biriydi ama bu özelliği pek bilinmez.
Katharcılar, Avrupa tarihinde Aryüsçü geleneğin temsilsileriydi. 17. yüzyıla kadar ancak yaşayabilmişlerdi. Katharcılar, tıpkı Aryüsçüler gibi, Hz. İsa'nın Tanrı değil, bir insan ve peygamber olduğuna inanıyorlardı. Hatta İznik Konsili'nden sonra toplanan İstanbul ve Kadıköy Konsilleri'nde ilkinde Aryüsçü gelenek akîde olarak kabul edilmiş; büyük çatışmaların, kargaşaların patlak vermesi üzerine, bugün kabul edilen Kilise Hıristiyanlığının teslis akîdesi, zorla, tepeden dayatılarak benimsetilmişti Bizans yönetimi tarafından. Bizantinizm olarak bilinen, resmî din dayatması işte o zamandan kalmadır.
Katharcıların bir başka özelliği de hayır ve şer, iyilik ve kötülük kavramları konusunda kesin görüşlere sahip olmalarıydı. Baudrillard'daki birazcık "kıyametçi" gibi gözüken fikrî duruşun en önemli kaynaklarından biri buydu.
Baudrillard'ın çağımıza ilişkin kışkırtıcı tespitlerinin kökeninde Zerdüştlük'ten ve Mani'cilikten de derin izler taşıyan ve o yüzden Avrupa tarihinde Kilise tarafından heretik / sapkın olarak nitelendirilerek kovuşturulan ve kitleler hâlinde yokedilen Katharcıların eşyanın, doğanın, insanın ve Tanrı'nın mâhiyetine ilişkin bu derinlikli metafizik idraklerinin derin bir alt-damar şeklinde her ân varlığını ve etkisini hissettiren bu hikmet kaynağının gizli olduğunu düşünüyorum.
Buadrillard, agnostik biriydi; ama onu çağımızın diğer düşünürlerinden ayıran yanı, eşyanın, araçların, teknolojinin, tabiatın hakîkatini kavrayışındaki derinlikti. Bu anlamda, Baudrillard, büyük bir "metafizikçi"ydi: Çağımızda ne kadar büyük bir metafizikçi olunabilirse o kadar tabiî ki.
Onun simülasyon teorisi, onun metafizikçiliğinin bir göstergesiydi. Baudrillard'ın düşünce dünyasına yaptığı en büyük katkının simülasyon teorisi olduğu kabul edilir genellikle. Ama onun "ayartma" (sedüksiyon) teorisi, kanımca çağımızın anlaşılmasına yaptığı katkı bakımından çok daha önemliydi. Simülasyon teorisini, "ayartma" teorisiyle birlikte düşündüğümüz zaman daha iyi anlayabiliriz.
Adorno ve Horkheimer'ın kavramsallaştırmalarıyla, aklın mutlaklaştırılması, bizi akıl-dışı bir çağın eşiğine fırlatmıştı. Ortaya çıkan şey, araçların, araçlara sahip olmanın amaç hâline gelmesi; dolayısıyla bir "akıl tutulması" sorununun yaşanmasıydı. Batı uygarlığı bilim ve teknolojide büyük sıçramalar gerçekleştirmişti; ama bu sıçrama, hayatı daha iyi anlamamızı, daha anlamlı bir hayat yaşamamızı sağlayan niteliksel bir sıçrama değildi; niceliksel bir sıçramaydı.
Teknoloji, hayatımızı çepeçevre kuşatmıştı (Heidegger); "teknolojik bir benlik" üretmiş; sonuçta araçlar, özellikle de güç üreten araçlar hayatımıza çeki düzen vermeye başlamış; bütün bunlar, insan'ı / özne'yi yoketmiş (Foucault); toplumsal'ı iptal etmişti (Baudrillad).
Batı uygarlığının seküler meydan okuması, dini hayattan uzaklaştırdı; dünyanın büyüsünü bozdu; ama sonuçta araçların mutlaklaştırılması, dünyevî olan'ın kutsanması, din-dışı kutsallıkların, teknolojik paganizmin hâkim olduğu; teknolojinin büyüselleştirildiği, hatta dinselleştirildiği ortam üretti. İşte bu ortama / dünyaya ilişkin Baudrillard'ın söyledikleri önemli.
Gerçeklerin ortadan kalkmasının, sanal / simülatif gerçeklerin, ayatıcı bir şekilde ve dille insanları hem kendilerinin, hem de dünyanın sorunlarına yabancılaştıracak, duyarsızlaştıcak bir sanal gerçeklikler imparatorluğu ürettiğini söylüyordu. Bunun insanlığı, vahşîlik çağına geri döndürecek cinayetlere, savaşlara neden olan bir dünyanın eşiğine sürüklemesine rağmen, insanların ve dünyanın hiç bir şey yapamıyor oluşlarına isyan ediyordu Baudrillard.
Ölmeden önce verdiği son röportajlardan birinde, hâkim Batılı dünya tasavvurunun insanı yok eden, dünyayı felaketlerin eşiğine sürükleyen saldırısına karşı insanın onurunu koruyacak direnişi, yalnızca İslâm'ın gösterdiğini görerek, insanlığın bu küresel felaketlerden çıkışının ancak İslâm'la mümkün olabileceğini söylemiş olması oldukça anlamlı olsa gerek.
yusuf kaplan [09.03.07 yeni şafak]
Yaşayan en büyük filozoflardan Jean Baudrillard, dün 77 yaşında öldü. Uzun süredir kanser tedavisi gören filozofun Paris'teki evinde hayata gözlerini yumduğu açıklandı. Baudrillard 'simülasyon' kuramıyla başta sosyoloji ve medya incelemeleri olmak üzere tüm düşünce dünyası üzerinde etkili olmuş, günümüz dünyasını algılamaya yönelik önemli kapılar açmıştı.
şu terorizm konusuna değineyim...
bana kalırsa baudrillard "biz iyiyiz, onlar kötü" gibi düşünen batılıları hedef alıyor bu yazıyı yazarken. immoral kelimesinde ısrar etmesinin sebebi de bu olsa gerek: teroristler batılının gözünde oyunu kuralına göre oynamıyor daha doğrusu kuralları yeniden yazıyor. fransızca sözlüğe baktığımda amoral için, ahlak kurallarına nötr, yabancı olan tanımı yer alıyor. immoral içinse ahlak kurallarını çiğneyen. Baudrillard hiçbir şekilde yapılanın ahlaktan bağımsız olduğunu söylemiyor çünkü doğu, batıya kendi hayatını yüceleştirip sembolik bir şekilde kurban ettiğinde, batıya hiçbir cevap hakkı bırakmıyor. batının yüzyıllardır ahlaksızca sömürüsüne, doğu ahlaksızca cevap veriyor.
ayrıca evet, baudrillard işin görünen kısmında ama zaten teröristler iki tane kule yıkarak süpergüç deviremeyeceğinin farkında. olay elbette ki sembol devirmek, v for vendetta'da v'nin aşağı yukarı söylediği gibi güçlü bir sembolü devirdiğinde bir şeylerin yıkılabilir olduğuna dair yandaşlarına gaz vermek. tabii ki bu da medyanın da işin içine girip olayı gerçekten daha gerçek kılmasıyla oluyor. işin "bunların hiçbiri gerçek değil" kısmı da olayın "gerçek"ten de öte yani sembolik oluşunda yatıyor.
hicbir sey bastan cikarmanin kendisinden daha buyuk olmayi bececeremeyecektir;
onu yok eden duzen bile
Çoğu kez bilimsel terimleri anlam ve kontekstleri dışında kullanılan, bu sebeple de Alan Sokal gibi fizikçiler tarafından eleştirilen trendy felsefeci.
"ilk çağda insanlara yeteneklerine göre verilirdi sonra ihtiyaçlarına göre verilmeye başlandı şimdi ise özürlerine göre veriliyor" kanun koyuculara duyrulur...
Simulakra ve simülasyon teorisi ile ortalığı karıştıran şahıs.