1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

john fante beni tanımlar diyenler

toplam 141 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

john fante hakkında john fante

~57 ahkam var. 1 2 3 önceki sayfa »

    her sabah bu duyguyla kalkıyordum yataktan... şimdi kendime bir iş bulmam lazım, lanet olsun. kahvaltı ediyor, kolumun altına bir kitap yerleştirip ceplerime kalem doldurduktan sonra kapıdan çıkıyordum. ...merdivenden indiğim gibi kendimi dışarı atıyordum. ...bazen sıcak oluyordu hava, bazen soğuk, bazen sisli, bazen açık. ...koltuğumun altında kitapla iş aramaya çıktığım için önemi yoktu havanın.
    eyvallah fante

    pearljam   18 Aralık 2010 23:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    mülayim bukowski

    sazan yerebakan   18 Aralık 2010 20:56   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    hiçbirşey hakkında bu kadar iyi yazılabildiğini aslında cümleleri bitmeyen ediplere bildirmek gerek... ben seninle bir gün, bla bla bla... okuyun, adam hiçbirşey hakkında, sade ve basit cümleler kuruyor, insan kafasını kaldıramıyor romanlarından...

    kusteri   25 Kasım 2009 21:30   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    "Bir daha da dönmedi hiç Los Angeles'a, annesi de onu bir daha görmedi. Bir mucize gerçekleşmemişse Mojave çölünde ölmüş olması gerekir. Panço'nun da. İkinci romanım için bir taslak hazırlamam gerekmiyor, hazır. Başıma geldi. Kız gitti, ona âşıktım ve benden nefret ediyordu, benim öyküm bu kadar".

    kremtluin   04 Mart 2009 21:29   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    avi pardonun da hakkını vermek lazım

    cicero   31 Ocak 2009 18:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bukowskiden çok önce bilinen fakat popüler kültür gençlerinin bukowski ile tanıdığı bir yazar. üzümün kardeşliği kitabı 10 numaradır. toza sor da güzel kitap fakat bukowski yeterince aynı şeyleri yazdı :)

    zarp   06 Ocak 2009 22:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bukowski'nin "tanrı" ilân ettiği, toza sor romanıyla beni benden almış yazardır.

    forchristmasonedolar   02 Ocak 2009 22:31   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    dago: (amerikan argosunda:italyan) evet sanırım pejoratif bir anlamı var,tam da bandini'yi işaret eden bir laf

    wiccenight   02 Ocak 2009 22:28   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    arturo arturo bandini..

    bunalti   07 Ekim 2008 22:23   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    spock   20 Temmuz 2008 14:30   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    şu an bilgisayar masamın üzerinde duran kitabın yazarı :)
    bana birazdan hikayesini anlatacak fante...
    ( bahara kadar bekle, bandini... )

    tent   20 Temmuz 2008 14:29   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    En sevdiğim yazarlardan Fante,en sevdiğim karakterlerden biri Arturo Bandini..Bu sitede nickini almak için çok uğraştım ama birileri benden önce davranmış!!

    The Joker   20 Temmuz 2008 14:27   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Los Angeles Yolu… (John Fante)

    Parantez Yayınları – çeviren: avi pardo
    Birinci Baskı Eylül 2004

    Dokuzuncu bölümden alıntı sayfa 67

    Düdük sesiyle uyandım. Saat on ikiydi, öğle paydosu. İşçiler çıkmaya başladı binalardan. Meksikalı, Filipinli ve Japon işçiler. Japonlar önlerinden başka bir yere bakamayacak kadar meşguldüler. Telaşlı bir biçimde geçtiler yanımdan. Ama Meksikalılarla Filipinler kum tepeciğinin üzerinde yattığımı fark edip güldüler yine; orada işte, büyük yazar, bir ayyaş gibi yığılmış. Aralarında büyük bir şahsiyet bulunduğu haberi bütün fabrikaya yayılmıştı tabii ki, ölümsüz yazar Arturo Bandini aralarındaydı ve işte orada yatmış gelecek kuşakları için bir kitap tasarlıyordu kuşkusuz. Kendine konu olarak balıkçılığı seçmiş ve saatte yirmi beş sent karşılığında çalışmayı kabul etmişti, çünkü büyük yazar gerçek bir demokrattı. O kadar büyüktü ki, güneşin altında karnının üstüne yatmış kusuyordu, midesi hakkında kitap yazacağı konunun kokusunu kaldıramamıştı. Kaliforniya balık konserve fabrikaları üzerine bir kitap! Ne yazar ama! Kaliforniya kusmuğu üzerine bir kitap! Ne yazar, ne yazar! Kahkaha.
    Yarım saat geçti. Düdük öttü yine. Öğle yemeğini yedikleri tezgâhlardan kalkıp içeri girmeye başladılar. Yuvarlanıp yanımdan geçişlerini seyrettim, bulanık, safralı bir düş. Parlak güneş dayanılır gibi değildi. Yüzümü koluma gömdüm. Hâlâ tadını çıkarıyorlardı, ama eskisi kadar değil, çünkü büyük yazar sıkmaya başlamıştı onları. Başımı kaldırdığımda mahmur gözlerle içeriye doğru ilerlediklerini gördüm. Elma yiyorlardı, dondurma yiyorlardı, hışırtılı ambalajlarından çıkardıkları çikolataları yiyorlardı. Bulantı döndü yine. Midem guruldadı, tekmeledi, isyan etti. Hey yazar! Hey yazar! Hey yazar! Etrafımda toplandıklarını duydum, kahkahayı ve gevezelikleri. Hey yazar! Kırık yankılanmalar halinde geliyordu sesleri. Ayaklarından yükselen toz bulutları tembel tembel yuvarlanıyorlardı. Sonra kulağımın dibinde biri bağırdı. Hey yazar! Kollar beni tutup havada kaldırdıktan sonra çevirdi. Birden anladım niyetlerini. Bir eşek şakasına maruz kalmak üzereydim. Pantolonumdan içeri balık sokacaklardı. Balığı görmeme gerek yoktu, biliyordum. Sırtüstü yattım öylece. Öğle güneşi yüzümü yakıyordu. Gömleğimi yırtıp açtılar. Elbette! Tam düşündüğüm gibi. Pantolonumdan içeri sokacaklardı balığı. Balığı görmemiştim bile. Gözlerimi açmadım. Göğsümde soğuk ve yapışkan bir şey hissettim, sonra pantolonumun belinden içeri soktular; bir balık! Aptallar. Hemen tahmin etmiştim niyetlerini. Biliyordum öyle bir şey yapacaklarını. Umursamak gelmedi içimden. Bir balık eksik bir balık fazla, önemi yoktu benim için…

    toksin   15 Mayıs 2008 16:08   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Los Angeles Yolu… (John Fante)

    Parantez Yayınları – çeviren: avi pardo
    Birinci Baskı Eylül 2004

    Sekizinci bölümden alıntı sayfa 57

    Ertesi sabah erkenden kalkıp doğru kütüphaneye gittim – Saat tam dokuzda ordaydım. Aragon’lu Catherine: Şahane bir kadın, İngiltere Kraliçesi, VIII. Henry’nin sevgilisi – bu kadarını biliyordum zaten. Bayan Hopkins ikisinin arasındaki samimiyete dair bir şeyler mutlaka okumuştu o kitapta. Aralarındaki aşka dair bölümler- heyecan duymuş muydu acaba o bölümleri okurken? Sırtı ürpermiş miydi? Soluğu derinleşmiş, göğsü kabarmış, parmaklarında gizemli bir kaşıntı hissetmiş miydi? Evet, kim bilir, içinde tuhaf bir kıpırdanma bile hissetmişti belki, dişiliğinin uyanışı. Evet, elbette kuşkusuz. Ve harikulade. Olağanüstü güzellikte, üzerinde kafa patlatmaya değecek bir şey. Ve aldım kitabı, ellerimin arasındaydı. İnanılır gibi değildi! Dün onun sıcak parmakları kavramıştı kitabı, bugün benimkiler kavrıyordu. Harikulade. Kaderin bir cilvesi. Mucizeler silsilesi. Evlendiğimizde anlatacaktım bu olanları Bayan Hopkins’e Çırılçıplak yatakta uzanıyor olacaktık ve onu dudaklarından hafifçe öptükten sonra yavaşça gülüp aşkımın aslında onu bir kitap okurken gördüğüm gün başladığını fısıldayacaktım. Tekrar gülecektim, ona kışkırtıcı ve ebedi aşkıma dair gerçeği anlatırken beyaz dişlerim parıldayacak, siyah romantik gözlerim ışıldayacaktı. O zaman koynuma girip göğüslerini göğüslerime bastıracak, ben onu bir esrime dalgasından diğerine taşırken yaşlar süzülecekti gözlerinden. Ne gün!
    Kitabı gözlerime yaklaştırıp alt kısmından bir santimetre yukarında parmak izlerini aradım. Parmak izinden geçilmiyordu sayfa. Başkalarının olsalar da ona aittiler aslında. Parka yürürken öptüm parmak izlerini, o kadar çok öptüm ki silindiler; sayfada mavi mürekkebin ıslak lekesi, ağzımda tatlı bir mürekkep tadı…

    toksin   15 Mayıs 2008 16:07   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Los Angeles Yolu… (John Fante)

    Parantez Yayınları – çeviren: avi pardo
    Birinci Baskı Eylül 2004

    Yedinci bölümden alıntı sayfa 51

    Sisli günler. Geceler geceydi, sadece gece. Günlerin ise birbirinden farkı yoktu, altın rengindeki güneş ortalığı kavuruyor, sonra da batıyordu. Kımıldamıyordu günler. Taş kadar ağırdılar. Zaman geçmek bilmiyordu. İki ay böyle sürüne sürüne geçti.
    Park her gün. Yüzlerce kitap okudum o parkta. Nietzsche, Schopenhauer, Kant, Spengler, Strachey… Ah, o Spengler! Ne kitap! Ne ağırlık! Los Angeles Telefon Rehberi gibi. Günlerce okudum o kitabı, tek kelime bile anlamadan ve umursamadan, sırf sözcüklerin sayfada art arda gizemli bir biçimde yuvarlanışını izlemek için. Ve Schopenhauer! Ne yazar. Haftalarca okudum onu, orasından burasından bir şeyler hatırlayarak. Neler yazmış kadınlar hakkında! Ve doğruydu. Ben de aynı duyguları taşıyordum. Tanrım ne yazar!
    Bir keresinde parkta kitabımı okuyordum. Çimlere uzanmıştım. Siyah karıncalar geziniyordu çim tanelerinin arasında. Bazıları kitabın sayfalarına tırmanıp ban bakıyor, diğerleri umursamadan geçip gidiyorlardı. Bacaklarımdan yukarı tırmanıyor, kılların arasında yollarını kaybediyorlardı. Pantolonumun paçalarını kaldırıp başparmağımla ezdim onları. Kaçmak için ellerinden geleni yapıyor, deli gibi kılların arasında dönüyor, bazen beni şaşırtmak ister gibi birden duruyorlardı; ama başparmağımın kötülüğünden kaçış yoktu onlar için. Aptal karıncalar! Aklı Spengler ve Schopenhauer gibi dâhilerle beslenmiş birini kandırmaya çalışmak! Sonları gelmişti -Karınca Medeniyetinin Çöküşü. Bir yandan okuyor, bir yandan da karınca öldürüyordum…

    toksin   15 Mayıs 2008 16:06   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Los Angeles Yolu… (John Fante)

    Parantez Yayınları – çeviren: avi pardo
    Birinci Baskı Eylül 2004

    Altıncı bölümden alıntı sayfa 43

    Sabah oldu, kalkma zamanı, kalk Arturo, kalk ve kendine iş bul. Git ve hiçbir zaman bulamayacağın şeyi ara. Hırsızın tekisin, yengeç katilisin, dolapların içinde kadınlarla sevişiyorsun. Sen asla iş bulamazsın! Her sabah bu duyguyla kalkıyordum yataktan. Şimdi kendime bir iş bulmam lazım, lanet olsun. Kahvaltı ediyor, kolumun altına bir kitap yerleştirip ceplerime kalem doldurduktan sonra kapıdan çıkıyordum. Merdivenden indiğim gibi kendimi dışarı atıyordum. Bazen sıcak oluyordu hava, bazen soğuk, bazen sisli, bazen açık. Koltuğumun altında iş aramaya çıktığım için önemi yoktu havanın. Ne işi Arturo? Ha, ha! Sana iş, öyle mi? Kim olduğunu bir düşünsene, oğlum! Yengeç katili. Hırsız. Elbise dolaplarında çıplak kadın fotoğraflarına bak, sonra da iş bulmayı umut et! NE kadar gülünç! Ama gidiyor işte, salak, koltuğunun altında kocaman bir kitapla üstelik. Hangi cehenneme gittiğini sanıyorsun, Arturo? Neden o sokağa sapıyorsun da bu sokağa sapmıyorsun. Neden batıya gidiyorsun - neden doğuya değil? Cevap ver bana hırsız! Kim iş verir senin gibi bir domuza – kim? Ama kasabanın öteki ucunda bir park var, Arturo. Nietzsche oku Schopenhauer. O muhteşem adamlarla geçir zamanını. İş mi? Peh! Oraya git ve okaliptüs ağaçlarının altında kitabını oku iş ararken…

    toksin   15 Mayıs 2008 16:06   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Los Angeles Yolu… (John Fante)

    Parantez Yayınları – çeviren: avi pardo
    Birinci Baskı Eylül 2004

    Dördüncü bölümden alıntı sayfa 33

    Akşama kadar yengeç vurdum, omuzum ve gözlerim ağrıyıncaya kadar. Diktatör Bandini’ydim, yengeç dünyasının demirden adamı. Anavatanın iyiliği için bir temizlik. Beni yere düşürmeye çalışmışlardı o lanet şeyler, devrim kışkırtıcılığına kalkışacak cesareti bulmuşlardı kendilerinde, şimdi intikamımı alıyordum. Düşündükçe öfkem artıyordu. Süper insan Bandini’nin gücünü sınamaya cesaret etmek! Akıllarını kaçırmış olmalıydılar. İyi, asla unutamayacakları bir ders alacaklardı. Bu devrime son teşebbüsleri olacaktı. Dişlerimi gıcırdatıyordum düşündükçe –iğrenç yengeçlerden oluşmuş bir ulus. Ne cesaret! Tanrım burnumdan soluyordum düşündükçe. Omuzum ağrıyıncaya, tetik parmağım su toplayıncaya kadar ateş ettim. Beş yüzün üzerinde yengeç öldürmüş, iki katı kadar da yaralamıştım. Ölüler ve yaralılar saflardan döküldükçe öfkelenip üzerime gelmeye çalıştılar. Kuşatma başlamıştı. Akın akın geliyorlardı. Denizden ve kayaların arkasından takviye kuvvetler geldi, taşların üzerinden çıkıp onları ulaşamayacakları bir kayanın tepesinde bekleyen ölüme doğru yürüyorlardı. Yaralıları su birikintisinde toplayıp askeri bir mahkeme kurdum ve onları kurşuna dizmeye karar verdim. Onları teker teker su birikintisinden çıkarıp silahın namlusuna tuttuktan sonra tetiği çekiyordum. Bir tane vardı aralarında, parlak renkte ve hayat dolu, bir kadını çağrıştırdı bana: döneklerin arasında bir prensesti kuşkusuz, ağır yaralı cesur bir dişi. Bacaklarından biri kopmuştu, kollarından biri acınası bir biçimde sarkıyordu…

    toksin   15 Mayıs 2008 16:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Los Angeles Yolu… (John Fante)

    Parantez Yayınları – çeviren: avi pardo
    Birinci Baskı Eylül 2004

    Dördüncü bölümden alıntı sayfa 26

    “Bu sabah işe gitmiyorum,” dedim.
    “Neden?”
    “İşimi kaybettim.”
    Ölümcül bir sessizlik. Sonra yatakta doğruldu ikisi de. İşim her şey demekti onlar için. Frank Dayı da vardı gerçi, ama benim gelirim ondan önce gelirdi. Usturuplu bir şey uydurmak zorundaydım çünkü ikisi de birinci sınıf yalancı olduğumu biliyorlardı. Annemi kandırabilirdim belki ama Mona’yı asla, anlattığım hiçbir şeye inanmazdı doğru olsa bile. “Bay Romero’nun yeğeni İtalya’dan geldi, Bay Romero işimi ona verdi.”
    “Bunu yutmamızı bekliyorsun bizden herhalde,” dedi Mona. “Benim beklentilerim geri zekâlıları ilgilendirmez,” dedim. Annem kalkıp yatağıma geldi. Hikâye pek inandırıcı değildi gerçi, ama bana onu kandırma fırsatını tanıyacak gibi görünüyordu. Mona olmasaydı işten bile değildi. Annem Mona’ya susmasını söyleyerek beni dinledi. Mona araya girip her şeyin içine ediyordu. Ona bağırıp sesini kesmesini söyledim. “Doğruyu mu söylüyorsun?” diye sordu annem. Elimi kalbimin üzerine yerleştirip gözlerimi yumdum. “Yüce Tanrı’nın ve bu kutsal mahkemenin önünde yalan söylemediğime ya da gerçeği tahrif etmediğime yemin ederim. Söylüyorsam Tanrı beni şu dakika çarpsın. Saati getir.” Radyonun üstünden saati aldı. Mucizelere inanırdı. Her türlü mucizeye. Gözlerimi kapattım, yüreğim gümbür gümbür atıyordu. Nefesimi tuttum. Saniyeler geçti. Bir dakika dolduktan sonra ciğerlerimdeki havayı saldım. Annem gülümseyip beni alnımdan öptü. Bu sefer de Romero’ya yüklenmeye başladı. “Bunu yapmaya hakkı yok,” dedi. “Buna izin vermeyeceğim. Gidip onunla konuşacağım, utanmaz herif.” Fırladım yataktan. Çıplaktım ama umurumda değildi. “Aman Allahım” diye bağırdım. “Hiç mi gurur yok sende, kendine hiç mi saygı duymuyorsun? Bana ettiği bütün o Levanten küfürlerinden sonra nasıl gidersin onun ayağına? Aile şerefimizi iki paralık etmek mi niyetin?” Yatak odasında giyiniyordu. Mona gülüp saçıyla oynadı. İçeri girip annemin çoraplarını ayağında çıkardım ve beni engellemesine fırsat tanımadan birbirilerine düğümledim. Mona başını sallayıp kıkırdadı. Yumruğumu burnuna dayayıp ağzını açmaması için son kez uyardım onu. Annem ne yapacağını bilmez bir haldeydi. Ellerimi omuzlarına yerleştirip gözlerinin içine baktım. “Ben şerefi için yaşayan bir adamım,” dedim. “Bu senin algı sisteminde aşina bir tını yaratıyor mu? Şeref! Şerefimi alırsan hayatımı da almış sayılırsın. Kısaca sana bir ültimatom veriyorum. Romero’ya gidersen kendimi öldürürüm.”
    Bu ödünü patlatmaya yetmişti, ama Mona yatakta katıla katıla gülüyordu. Başka bir şey söylemedim, yatağa döndüm ve çok geçmeden uyudum…

    toksin   15 Mayıs 2008 16:03   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Los Angeles Yolu… (John Fante)

    Parantez Yayınları – çeviren: avi pardo
    Birinci Baskı Eylül 2004

    Birinci bölümden alıntı sayfa 7

    … Sonra bakkal çırağı olarak işe başladım. Patronum karpuz göbekli, Tony Romera adında bir İtalyan’dı ve bir şeyle meşgul olmadığında peynir sandığının başında durup parmaklarıyla küçük peynir parçaları koparırdı. Liman halkı ithal mal istediklerinde ona gelirlerdi. Bir sabah dükkâna girdi ve beni elimde kâğıt kalemle buldu. Envanter çıkarıyordum. “Envanter mi?” dedi. “O da ne?” Anlattım hoşuna gitmedi. Etrafına bakındı. “İşe koyul” dedi. “Her sabah ilk iş olarak yerleri süpüreceğini sanıyordum.” “Envanter çıkarmamı istemiyor musun?” “Hayır. İşe koyul. Envanter menvanter çıkarmanı istemiyorum, yerleri süpür.” Her gün saat üç sularında dükkân dolup taşıyordu. Bir kişinin tek başına altından kalabileceği bir iş değildi. Tony Romero elinden geleni yapıyor ama yetişemiyordu; boynu ter içinde kalıyor, müşteriler bir süre bekledikten sonra zamanları olmadığı için gidiyorlardı. Bir gün Tony beni bulamadı. Dükkânın arkasına gelip tuvaletin kapısını yumrukladı. İçeride Nietzsche okuyor, şehvet üzerine uzun bir bölümü ezberlemeye çalışıyordum. Kapının yumruklandığını duydum ama oralı olmadım. Tony Romera kapının üzerine bir yumurta sandığı koyup üzerine çıktı. Koca çenesi kapının üzerine uzandı ve beni gördü. “Managgia Jesu Christi!” diye bağırdı. “Hemen çık oradan!”
    Hemen çıkacağımı söyledim ona. Kükreyerek uzaklaştı. Ama bu yüzden kovmadı beni. Bir akşam kasanın başında o gün yaptığı satışları topluyordu. Geç olmuştu, dokuza geliyordu saat. Kapanmadan önce kütüphaneye yetişmek istiyordum. Bir küfür homurdanıp beni çağırdı. Yanına gittim. “Kasada on dolar açık var.” “Tuhaf” dedim. “On dolar yok.” “Hesaplarını üç kez dikkatlice kontrol ettim. On dolar eksikti gerçekten. Testere talaşını tekmeleyerek yerlere baktık. Sonra kasaya baktık bir kez daha, sonunda çekmeceyi çıkarıp içine baktık. Bir şey bulamadık. Belki yanlışlıkla birine vermiş olabileceğini söyledim. Öyle bir şey yapmadığından emindi. Parmaklarını gömleğinin ceplerine daldırıp duruyordu. Sosisten farkı yoktu parmaklarının. Ceplerini okşadı. “Bir sigara ver bana.”
    Arka cebimden sigara paketini çektim, on dolarlık banknot düştü yere. Sigara paketinin içine zulalamıştım, ama çıkmıştı içinden bir şekilde. Aramıza düştü. Tony elindeki kurşun kalemi sıkıp parçaladı. Yüzü morardı, yanakları şişip indi. Boynunu geriye atıp yüzüme tükürdü. “Seni iğrenç sıçan! Defol!” “Pekâlâ” dedim. “Sen bilirsin.”
    Tezgâhın altından Nietzsche kitabımı alıp kapıya doğru yürüdüm. Nietzsche! O ne biliyordu ki Nietzsche hakkında? On doları buruşturup bana fırlattı. “Üç günlük mesai ücretin, hırsız piç!” Omuz silktim. Böyle bir yerde Nietzsche!

    “Gidiyorum” dedim. “Heyecanlanma.”
    “Defol!”
    Elli adım uzaktaydı benden.
    “Bak” dedim, “gidiyor olmaktan son derece memnunum. O gülünç ve hantal riyakârlığından bıktım. Bir haftadır bu korkunç işten ayrılmaya can atıyordum. Cehenneme kadar yolun var, sahtekâr Dago!”…

    toksin   15 Mayıs 2008 16:01   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Sapla samanı birbirine karıştırmayalım,bu kakaoyla çikolata aynı şeydir demek olur aksi taktirde.Her ne kadar nam-ı değer fuctowski,yani bukowski Fante'den ilham aldığını gizlememişsede ve onu idolü gibi görmüşsede,Fante'den farklı bir boşvermişlik vardır eserlerinde,ayrıca ikiside biri italyan biri alman kökenli olmaları bakımından aslında hayatlarının nerdeyse tamamını geçirdikleri bir yere yabancılaşma,bir nevi köklerini ,kim olduklarını sorgulama,benlik arayışındadırlar.Ama maalesef bulamamışlardır her ikiside,bulmak içinse hep içki şişesinin otobanınında tabiri caizse zincirleme kazaların başrollerini üstlenmişlerdir.Kişilik bakımından çok yakındırlar,ikiside neyse odur.İplemezler hayatı,insanların ne diyeceğini.Tabi ki de herkesin damak zevki ayrıdır ama bence ikisininde insanda bıraktığı tatlar apayrı.Bu dobra olan herkesi aynı kefeye koyalım gibi oluyor.İkisininde biçok eserini okudum evet ortada bir etkileşim var ama fotokopi deiğil ki.Ayrıca Fantenin alkole olan düşkünlüğünün Bukowski'ninkinin yanında bence pek lafı edilemez.Onun için bu su ekmek gibi bişeydir.Ve alkolün onun için anlamını aslında neden içtiğini şu sözlerle açıklamıştır zatı muhterem..

    ''Günlük hayatın sıkıntısından biraz silkeler insanı,heşeyin aynı olmasından.
    Kişiyi bedenin ve aklın dışına çıkarıp duvara yapıştırır.
    Sanırım içmek,
    Ertesi sabah tekrar hayata dönülebilen
    ve hergün tekrarlanabilen bir intihar biçimidir.''
    Charles Bukowski
    İki babayiğitinde yeri çok özeldir.Bukowski yi sevmeyebilirsiniz ama itiraf edin yahu,siz fante severler bukowski nin yerinde olsaydınız,fante yi bu kadar sevipte yinede ondan daha farklı eserler ortaya koyabilir miydiniz?

    Groovist    12 Ocak 2008 02:33   aferim     (1 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :stalker

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage