” Hep sayılara inandım, içinde bir mantık olan denklemle hesaplanan… Ancak hayatım boyunca onlarla uğraştıktan sonra mantık nedir diye soruyorum. Buna kim karar veriyor ? Araştırmalarım sırasında fizik, metafizik ve hayal alemlerine gidip geri döndüm ve kariyerimin en büyük buluşu gerçekleşti. Mantıklı nedenler yalnızca, ama yalnızca gerçek sevginin gizemli denkleminde bulunabilir. Bu gece burada olmamı sana borçluyum. Var olmamın nedeni sensin. Sen benim mantığımsın. Teşekkür ederim… “”
al bide burdan yak
von neumann'ın toplamı sıfır olan oyunlar teoremini (oyun teorisi) geliştirip modern hayata, ekonomi, sosyoloji ve bilime kazandırmış zat-ı muhterem.
bu teori bir oyunda biri hangi oranda kazanıyorsa diğeri o oranda kaybediyordan ibarettir. buna futbol güzel örnektir. bir takım 1-0 kazanıyorsa, diğeri 1-0 kaybediyordur. puan cetvelinde atılan goller ile yenilen gollerin toplamının sıfır olması gibi. ancak modern hayatta bu durum ortaya çıkmaz. nash bunu modern hayata uygulanır şekilde açıklamıştır. "akıl oyunları"nda bardaki sahnede bu anlatılır.
ikinci önemli keşfi prisoner's dilemma denen mahkum ikilemidir. bunda aynı suçtan ötürü iki kişi tutuklanır ve ayrı ayrı odalarda sorgulanır. her tutukluya
üç seçenek verilir:
1. itiraf etmek,
2. ötekini suçlamak,
3. sessiz kalmak.
tutuklu açısından en iyi seçenek itiraf etmektir. eğer öteki tutuklu da itiraf ederse, en azından çok ağır bir ceza almaktan kurtulacaktır, yok öteki sessiz kalırsa yegâne tanık olarak cezadan da kurtulabilecektir. yani, itiraf 'baskın strateji'dir. ama işe bakın ki, eğer birlikte olsalar, ya da işbirliği yapabilseler, her iki tutuklu da kendi iyilikleri için sessiz kalacaktı.
yani, işbirliksiz oyundaki baskın strateji ile işbirlikli oyundaki baskın strateji birbirinden epey farklıydı. 'tutuklunun açmazı' oyunu, nash'in denge kavramıyla çelişiyordu. çünkü nash, her oyuncunun kendi en iyi stratejisini izleyeceğini, çünkü öteki oyuncuların da öyle yapacağını varsayar. nash dengesi bu baskın strateji üzerinedir.
nash dengesiii
gerçek hayatını okuduğumda üzülmüstüm az ama nobel almış az rahatladım onca olaydan sonra..algı yapısı nash gibi olan birini tanıdım uzun zaman sonra anladım gerçeği,zor be kardeşim yaşayan içinde çeken içinde o insanı.sabır diyelim o zaman
__aa!!az önce bir uzaylı gördüm galiba!evet evet!!
__hadi nash geçme makara kedidir o kedi..
__hepinize göstercem ben şu kodlarıda çözeyim
__ne kodu nash?
__alan kodu &(
o adam gibi olmak için şizofeni olmaya razıyım
hayattaki tek idolüm... günün birinde tanışmayı düşlediğim varlık. seni seviyorum john f. nash !!!
94te nobel ödülü almış bir şizofren dahi
üstün insan ve iyiki filmi yapıldı bu adamın
ec206 dersimin en önemli kahramanı(ikincisi de burcay erus) teorilerini anlamaya calısmayı ve game teoriyi seviyorum. adamın zekasına da hayranım.
teoremler ya da izafiyetler aşkin gizemli denklemlerinde saklıdır...
akıl kapasitemi üç kuruşluk fiziksel gücümle birleştirip kendimi zorladığım günlerin gecelerinde rüyalarıma giren adamcağız. tabi a beautiful mind'daki gibi genç ve şizofreninin doruklarında gezdiği haliyle. saçmasapan rüyalarımda bazen kendimi bu adamın evinde görüyorum, o bi köşede çalışıyor ben bi köşede, güya birbirimizin halinden anlıyoruz. sonra adamın bir de daha çok küçük bi kızı var ne alakaysa ve bu küçük kız o kadar akıllı ki artık beyni kurtlanmış ve ben önümdeki saykocan diferansiyel denklemlerden sıkıldıkça kalkıp kızın kulaklarında çıkan kurtları temizliyorum..
(mavi ekran)
neyse, john nash' dönersek.. bu adam ilk duyduğumda sadece şuursuz bi hayranlık uyandırırdı bende, vay be ulan adama bak, nash equilibrium, ekonomiyi geç artık evrimciler, fizyologlar bile bununla açıklayabiliyolar biçok şeyi, ne dehalar gelmiş de geçiyo derdim. zamanla görüyorum ki, evet zeka ve akılküpü olma hali diye birşey var, bunu yalanlayamayız ama yine de en önemli faktör dönüp dolaşıp haddinden fazla çalışmaya geliyor. beyni çok çalıştırma hali bir süre sonra geriye döndürülemez bir bağımlılık yapıyor ve aynı john nash gibi, insan bir süre sonra onun riemann manifoldunu çözüyorum derken bile aslında takıntılı ve psikopat bi şekilde bitakım matematiksel şifreleri düşünmesi gibi, aslen bişeylerle uğraşsa bile zihninin takık olduğu birkaç odak noktasını didikliyor. yani bilmiyorum işte, bu çok çalışma ve zihne abanma hali gerçekten bir fizyolojik bağımlılığa dönüşüyor sanırım. adam çok eşcinselmiş, çok iğrençmiş filan bunları bi yana bırakırsak; bu tür geri döndürülemez zihinsel dönüşümlerin farkında oldukça insan, sadece hayranlık filan değil de, ah canıım yazııık şeklinde şeyler hissediyor hem bu adama hem de onun gibi daha nicelerine karşı. yine de efendim, herşeye rağmen, sonucunu hesaplamaksızın çalışabilmek ve öğrenebilmek güzel birşey, sanırım erdemli birşey.. abanınız abanabildiğiniz kadar kapasitenize. git be deli, gelmişim şuraya şu üç günlük dünyaya, ne zorlıycam kendimi hasta mısın sen git işine derseniz de ona da sonuna kadar saygı duyuyoruz tabii müessese olarak. fakat şu da unutulmamalı ki, belki ucunda bi yerde bigün hasta olmak bile olsa, insanın kendi mantık uçurumlarını keşfedebilecek kadar kendini zorlayabilmesi de, herhalde herkese nasip olmayan ve olmayacak tarifsiz bişey olmalı.
ajda pekkan diye bi bayan tanıyorum yıllardır aynı hiç yaşlanmıyor sanrımı dolayısıyla dahi miyim?