1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

köy enstitüleri beni tanımlar diyenler

toplam 39 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

köy enstitüleri hakkında köy enstitüleri

~77 ahkam var. 1 2 3 4 önceki sayfa »

    ülkeyi kuratacak tek şeydi / artık çok geç...

    kelimetaciri   06 Aralık 2010 22:55   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    can yücel'in babası hasan ali yücel kurucularındandır

    sultanmakami   24 Eylül 2010 17:29   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    adnan menderes yüzünden türkiyenin geleceği karardı.. iyi, bilgili, görgülü köylü yetiştirmek amacını aşmaksa herkes amacını aşmalı bu ülkede.

    tabi cahil köylüyü yönetmek kolaydır, adnan menderes te bu yolun adımlarını atan kişiydi.

    anfauglith   10 Nisan 2009 19:25   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    bir kurum amacını aşmışsa kapatılmalıdır eskiden yaptığı iyiliklere bakılmadan. ergenekon misali...

    osem   06 Eylül 2008 03:59   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Köy Enstitülerinin kurucuları,
    Bir yenik ordunun yiğit kumandanlarıdır.
    Öğrencileri ise,
    Yine bu yenik ordunun adsız askerleridir.
    Köy Enstitülerinin kurulduğu yerlere,
    Bugün birer 'Meçhul Öğretmen Anıtı' diksek
    Ve her 17 Nisan'da bu anıtlara saygı duruşunda bulunsak,
    Acaba devlet ve toplum olarak bu öğretmenlere çektirdiğimiz acıları,
    Bir gün bile olsa unutturabilir miyiz?

    Uğur Mumcu (Cumhuriyet Gazetesi 17 Nisan 1987)

    vesper   25 Ağustos 2008 19:49   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    köy enstitüleri kapatılmamış olsaydı,
    dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olurduk kuşkusuz...
    sağcılar kına yaksın müsait yerlerine,,,

    depresifik   07 Temmuz 2008 17:31   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    köy enstitüleri feodal düzene ve toprak ağalarının anadoludaki egemenliğine son verecek olan bir eserdi.
    ismet inönü tarafından verdiği sözü tutmayarak kapatılmıştır. dönemin koşullarına göre ismet inönü'nün verdiği bu karar tartışmaya açıktır. hakkı tonguç ve hasan ali yücel(can yücel'in babası) tarafından kurulan enstitüler ezbercilikten uzak düşünmeyi amaçlayan bir eğitim sunmuştur.
    bu başlık altında yazılanları takip ettiğim kadarıyla watt tylor'a gereken cevabı zaten achoosenone dostumuz güzelce vermiş.

    Enstitülerin kuruluş amacı ile aydınlanmayı ve devrimi bağdaştırayaman watt, köy enstitülerini anlamamış veya anlamak istememiş demektir. neden kapatıldı die kendisine sorması ve araştırması lazım, eğer kapatılmasaydı kendi de bu aydınlanmadan nasibini alacaktı eminim.

    p3dro   07 Temmuz 2008 17:28   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    her tür görüşün sevginin ya da nefretin yaşam şansı bulduğu bir konu köy enstitüleri. ya da ben hep bu gerilimde hissederim bu konuyu.bir eğitimci adayı olarak olaya daha içerden bir gözle bakıyorum. okuduğum yazılardan daha doğrusu alıntılardan en çok ilgimi çeken engin ardıç şahsiyetinin yazısı oldu.
    köyden gelen çocuğun tekrar köyüne dönmesi işçi sınıfının oluşumunu engellemiş. onları köye mahkum etmiş sanayinin gelişimini engellemiş. enstitüler kurulduğunda ülkede okuma yazma oranı en dip noktadır. köyler sıtmayla kolerayla açlıkla savaşmaktadır. işçi sınıfı nasıl oluşturulucaksa artık bu ortamda. bu engellenmiş. bilinçsiz aç hastalıklı bir işçi sınıfı
    . enstitüler türkiyenin dört bir yanında bugünkü gibi bölgesel ayrılıklar olmaksızın her bölgeye düzenli olarak yayılmışıtr. hatta bugün milli eğitimin en büyük sorunlarından birisi olan merkeziyetçi eğitim anlayışını doğru şekilde esnetmiş bölgelerin coğraf folklorik ilkimsel özellkleri göz önünde bulundurularak programlar hazırlanmıştır. bugün dünyayı son 10 yıldır eğitim anlayışı bakımından yeniden şekillendiren oluşturmacılık yeniden kurmacılık anlayışının istediği çoğu şeyi enstitüler 1940larda başarmıştır. bunlar enstitüleri küçümsemek ideolojik suçlamalrda bulunmadan görülmesi gerekn özellklerindendir. modern eğitim anlayışının babası dewey "hayalimdeki okulları kurdunuz "demiştir bu kurumları örnek göstererek. kendi elleriyle parmakları kireçten nasırlaşarak yatacakları binaları yapmış, kendi giyeceklerini için gömlek dikmiş ki bunlar gömleği ilk kez gören köy çocukları, kendi yiyecekelri domatesi kendilerisulamış yetiştirmiştir bu özveri bu süreklilk bu dayanışma evet benim için hayal edilmez bunları hiç yaşamadım çünkü. kkırıntı sanat bilgisi derken engin ardıç bir yılda en az 12 dünya ve türk klasiği kitap okunmadan sınıf geçilmyeceğini bilmiyordur yada en az bir enstürmanı çalmadan mezun olunmadığını bir halk oyunu öğrenmeden... ben mozartın senfonisi duymamışken ortaokulda enstitülü dayım işte bu mozart demişti bir reklam müziğinden duyduğu tınıya ve biz bunları hep öğrendik okullarımızda 12 13 yaşlarında. bana bu eğitim sisteminde kimse bunları öğretmedi kimse kendi söküğümü diktirmedi sorgulatmadı hiçbirşeyi.birileri çıkıp bu kurumlara faşitti zorlamcıydı demesin bu herşeyi karalmaya çalışan uşaklardan tiksindim artık.
    heyecanlandım çünkü yarın bir dağ başında ben 1940ları aratan sahnelerle karşılacağım bunun sebebide enstitüleri kapatan zihniyettir kim yardım edecek tezek sobası yakmam gerektiğinde
    yeter evet aştım çizmeyi

    nickfalanyok   06 Temmuz 2008 02:00   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    .

    shymshek   18 Haziran 2008 01:16   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    bugün bu ilkede bizler birşeyler biliorsak bunun içindeki en büyük katkılardan biri hala köy enstitüleri ve oradan yetişen insanlardır

    havinkarya   09 Mayıs 2008 23:39   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    http://www.yenikusakizmir.com

    Konferanslar, paneller, yardımlaşma toplantıları, ve daha bir sürü etkinlik. Bunların hepsi şaraplı entel toplantılar olmaktan öte bu köy enstitüsü kurumunu yeniden diriltmek için. Sırf bu -izm'lere inat.

    Sırf insanlar eğitilsin diye. Buyurun.

    beirutbeirut   22 Nisan 2008 15:15   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    türkiyenin en önemli kurmu idi...fakat sağ zihniyet komünsit yuvası diye kapattı.

    Dogucan   03 Mart 2008 23:43   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ATATÜRK’ÜN TÜRK EĞİTİMİNE GETİRDİKLERİ
    VE KÖY ENSTİTÜLERİ

    Peki enstitüler niçin kapatıldı? İsmet Paşa’nın bu soruya verdiği cevap, günümüzde de asla akıldan çıkarılmaması gereken acı gerçeği özetler:
    “Köylünün cahil kalmasında şahsi menfaati olanlar vardır.”

    Atatürk, vatanımızdaki düşman işgaline son verdiğinin hemen ertesinde, 29 Ekim 1922’de bir öğretmenler toplantısında şu sözleriyle eğitime ne denli önem verdiğini ortaya koymuştur: “Öğretmenler, ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız ortam hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanacak ve yaşatacaksınız ve mutlaka başarıya ulaşacaksınız.”

    Atatürk, eğitime bu denli önem veriyordu, çünkü biliyordu ki yapılan devrimlerin sürekliliği ancak bu yolla mümkün olacak ve Onuncu Yıl Nutku’nda ifade ettiği “Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve kabiliyeti bundan sonraki inkişafı ile atinin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacaktır!” inancı ancak sağlıklı düşünebilme yeteneğine sahip, bilimin ışığını kılavuz edinmiş vatandaşlarla gerçek olabilecekti.

    Atatürk’ün çocukluğunda gideceği okulla ilgili annesi ve babası arasındaki ihtilafı bilirsiniz. Mahalle mektebi mi, nispeten çağdaş usullerle eğitim veren diğer okul mu? Tevhid-i tedrisat (öğretim birliği) kanunuyla bu tür ikiliklere son verildi. Eğitimin niteliği ile ilgili olarak da şöyle diyor Atatürk: “Korkuya dayanan ahlak, ahlak değildir. Böyle bir ahlaka güvenilmez. Onun için genç kuşağın kafasını yormadan, onun her şeyi almaya ve sindirmeye elverişli beyni gerçeğin izleriyle süslenmelidir.” Bu sözleriyle adeta günümüzün ezbere dayalı eğitim anlayışına karşı çıkan Atatürk okul hakkında da şunları söylüyor: “Okul, genç dimağlara insanlığa saygıyı, ulusa ve yurda sevgiyi,onuru, bağımsızlığı öğretir.... Yurdu ve milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde namuslu birer uzman olmaları gerekir. Bunu sağlayan okuldur. Eğitim programımızın temeli, bilgisizliğin yok edilmesidir. Bunu yok etmedikçe yerimizdeyiz. Yerinde duran bir şey geriye gidiyor demektir.”

    Atatürk, cumhuriyetin gerçek anlamda var olabilmesinin, yani halkın egemenliğinin sağlanabilmesinin ancak bu çerçevede verilecek bir eğitimle mümkün olabileceğine inanıyordu. O, pasif yurttaş istemiyordu.

    Ancak o yılların Türkiye’si, bu güzel hedeflerin birdenbire gerçekleştirilebilmesine imkan tanımıyordu. Bir memleket gezisinden dönüşte Atatürk’ü düşünceli ve üzgün gören Sabiha Gökçen, O’na bunun nedenini sorar; O da şöyle der: “İnsan ömrü yapılacak işlerin azameti karşısında çok cüce kalıyor. Geçtiğimiz yerlerde fabrikalar, ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, elektrikle donanmış köyler, büyük yemyeşil ormanlar, en çok da çocukların, iyi giyimli çocukların, yüzleri sararmamış dalakları şiş olmayan çocukların okuduğu okullar görmek istiyorum. İstanbul’da ne medeniyet varsa, Ankara’ya ne medeniyet getirmeye çalışıyorsak, İzmir’i nasıl mamur kılıyorsak yurdumuzun her tarafını aynı medeniyete kavuşturalım istiyorum, ve bunu çok ama çok çabuk yapmak istiyorum. Her şeyi devletten ve her şeyi milletten beklemek doğru olmaz. Devlet ve millet daima el ele çalışmalıdır yarınları göğüslemede...”

    İşte bu hasrettir Köy Enstitüleri fikrinin temeli olan. O yıllarda halkın %80’i köylerde yaşıyor ve yine bir o kadarı okuma yazma bilmiyor, ekonomi büyük ölçüde tarıma dayanıyor. Böyle bir ülkenin kalkınabilmesi ancak köy insanının yükseltilmesi, tarımda yeni tekniklerin uygulanabilmesi ile mümkün olabilir.

    Ancak büyük şehirlerde Batılı usullere göre yetiştirilen öğretmenler, köylerde istenen iyileşmeyi sağlayamazlar. Atatürk de bunun üzerine, daha sonra Köy Enstitüleri’nin fikir babası olacak olan İsmail Hakkı Tonguç’un da içinde bulunduğu bir heyeti Anadolu’ya gönderir. Onlar da dönüşlerinde gözlemlerini şöylece özetlerler:

    Büyük şehirlerde yetiştirilip köylere gönderilen öğretmenler ya dayanamayıp gidiyor ya da kalıp köyün karanlığında kayboluyor, ağanın imamın yoluna gidiyor.

    Köy okulunda sadece okuma yazma öğrenen köylü, bunu kullanamadığı için, dört beş sene içinde okuma yazmayı da unutuyor.

    Ama, askerden dönüp tarlasını işleten çavuşlar, köylü çocuklarına kendiliklerinden okuma yazma öğretiyor, hem de cumhuriyetin padişahsız bir yönetim olduğunu, sıtmanın sivrisinekle bulaştığını, trenin buharla çalıştığını anlatıyorlar.

    Bu yerinde gözlemler üzerine Atatürk şöyle bir yol izler: Askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapan köy gençleri kısa bir eğitimden geçirilecek ve kendi köylerinde eğitmen olarak görevlendirilecekler, bunlara tarımdaki yeni teknikler de öğretilecektir. Bu uygulama başarıya ulaşınca, üç tane köy öğretmen okulu açılır. 1940 yılında Hasan Ali Yücel’in milli eğitim bakanlığı sırasında, daha köklü bir çalışma ile Köy Enstitüleri Kanunu çıkarılır. Buna göre hem o üç okul enstitüye dönüşecek hem de on yedi yeni Köy Enstitüsü açılacaktır. Bunların her birinin kendi çevresini ilerletmesi düşünülmüştür. Zaten açıldıkları yerler bir Türkiye haritası üzerinde işaretlenirse belli noktalarda yoğunlaşma görülmez; bu okullar yurt sathına yayılmışlardır.

    Bu okullara beş yıllık köy okulunu bitirenlerle üç yıllık köy okulunu bitirenlerden iki yıllık hazırlık sınıfını geçenler alınacaktı. Öğrenim süresi beş yıl olup karma eğitim verilecekti. Öğrencilerden başarılılar öğretmenliğe, geri kalanlar öteki köy hizmetlerine yönlendirileceklerdi. Okullar aynı zamanda birer sağlık ocağı, tarım atölyesi olacak, çeşitli zirai denemeler yapılacaktı. Hedef 1955 yılına kadar okulu, öğretmeni, sağlık memuru, ebesi ve tarım elemanı olmayan bir köyün kalmamasıydı.

    Ancak bütün bunların devletin ayırdığı ödenekle yapılması mümkün değildi. Bu yüzden eldeki parayla araç gereç alınmış ve binalar teknik ders çalışması şeklinde, öğretmen, öğrenci birlikte yapılmıştır. Okullar birer işletme niteliğinde olduğundan döner sermayeden gelen gelir, ihtiyaçları her geçen gün biraz daha karşılar olmuştur. Kısaca bu okular imece usulüyle yapılmıştır diyebiliriz. Hasan Ali Yücel bunu ne güzel anlatır:

    “Sırasında sabana koşulan, sırasında mermi taşıyan dul Iraz’ın kızları, sırasında ırgat,sırasında sancak taşıyan şehit Mehmedin oğulları... Okudular, yaptılar, kurdular, okudular, olmazı olur ettiler. Sonra köylere habersiz, parasız gittiler. Işıkları ellerinde, kitapları sırtlarında, umutları gönüllerinde...”

    Tasarımları ulusal mimarlık yarışmasıyla elde edilen köy enstitüleri, kızlı erkekli bin kişiyi barındıracak, dört mevsim açık olacak, sürekli eğitim ve üretim yapacaktı. Yatakhane, lavabo-tuvalet, öğretmen evi, yemekhane, mutfak, yönetim ve toplantı odası, kitaplık, atölyeler, müzik ve tiyatro salonları, çamaşırhane, banyo ve sağlık ocağı bütün Köy Enstitülerinde bulunan mekanlardı.

    Hasan Ali Yücel’in “Bu bizimdir, kimseden almadık; bizden alsınlar,” diyerek milli ve özgün bir proje olduğuna işaret ettiği Köy Enstitüleri, pek çok yabancı bilim adamının da dikkatini çekmiş, doktora çalışmalarına konu olmuştur. Bunlardan biri olan Fay Kirby, enstitüleri dengeli bir toplum tipinin garantisi olarak görür. UNESCO da bu modeli gelişmekte olan ülkelere tavsiye etmiştir.

    Daha sonraları Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek için Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne bir Yüksek Köy Enstitüsü eklendi. Köy enstitülerinin en başarılı öğrencileri buraya alınıyor, üniversitelerden hocalar burada ders veriyorlardı.

    Elbette, bu büyük girişimin başlamasının hemen ardından eleştiriler de başladı. İşin ilginç yanı bazı aydınlar, daha doğrusu bazı aydın geçinenler, köylüyü küçümseyerek köylünün eğitilmeyi hak etmediğini düşünüyorlardı. Yakup Kadri, Köy Enstitüleri’nden çok önce, 1932’de yazdığı Yaban adlı romanında bu anlayışta olanlara şöyle çıkışır:

    “Bu viran ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve bir posa halinde kanını toprak üstüne akıttıktan sonra şimdi de gelip ondan tiksinme hakkını kendinde buluyorsun. Anadolu halkının bir ruhu vardı nüfuz edemedin, bir kafası vardı aydınlatamadın, bir vücudu vardı besleyemedin, üstünde yaşadığı bir toprak vardı işletemedin. O katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot bitti. Şimdi elinde orak buraya gelmişsin... Ne ektin ki ne biçeceksin?”

    Çok partili hayata geçilmesiyle bu kurumlara ideolojik kılıflar örtülmeye çalışılmış, şiddetli eleştirilerle önce Hasanoğlan Köy Enstitüsü kapatılmış, enstitülerin müfredatları özgün kimliğinden yoksun bırakılmış ve nihayet 1956 yılında enstitüler tamamen kapatılmışlardır.

    Çok kısa bir zaman aralığında etkinlik göstermiş olmalarına rağmen enstitüler, Türk kültür hayatına pek çok şey kazandırmışlar, çağdaşlaşma yolunda büyük mesafeler katedilmesini sağlamışlar, Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’nda dile getirdiği az zamanda çok ve büyük işler başarılması hasretini gerçeğe çevirmişlerdir. Günümüz edebiyatının pek çok ünlü kalemi de bu okullardan yetişmişlerdir.

    Ahmet Taner Kışlalı 18 Mayıs 1998 tarihindeki yazısında şöyle diyor: “....Bırakın Yüksek Köy Enstitülerini... Köy enstitülerinin lise düzeyindeki bölümleri bile bugünkü üniversitelerimizden çok daha iyi eğitim veriyorlardı. 18 bin köy enstitülüden birini bile çağdışı kafalı pek çok profesöre değişmem.”

    25 Kasım 1999
    Onur Fidaner

    perseus1978   24 Ocak 2008 23:47   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Öldü,Nasıl Bilirdiniz?

    *@Hergin sonradan gördüm parantezini,eyvallah,yazıyı da linklemiş oldum.

    xerre   18 Eylül 2007 14:31   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Uğur Mumcu Köy Enstitülerini Anlatıyor

    (hafif.org'da xerre'nin yazısından alıntılanmıştır.)

    Hergin   27 Ağustos 2007 14:21   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    bilgi ağaçlarını kesen zihniyete lanetler olsun

    shaquille   22 Mayıs 2007 18:34   aferim     (3 puan)  |   Yk 

    iyi niyetli bi girişimdi,teoride çok isabetli bi karardı

    WENDIGO   22 Mayıs 2007 18:28   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    eskilerin ondan bahsetmeden önce heyy gidinin diye cümleye başladıkları batık gemi..

    miia   22 Mayıs 2007 18:26   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    İçine edilmiş güzel bir fikir.

    Arkon   22 Mayıs 2007 18:24   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Can Dündar-köy enstitüleri
    kitabını tavsiye ederim!

    drexler   22 Mayıs 2007 18:20   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :DrBreuer

bu etiketi açan kişi(?) : DrBreuer

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage