1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

kıvrak zeka beni tanımlar diyenler

toplam 8 kişi bulundu. 8 adedi gösteriliyor.

kıvrak zeka hakkında kıvrak zeka

~3 ahkam var.

    KISKIVRAK ZEKA (10/9)

    ....

    theimam   07 Aralık 2006 16:34   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    ZEKA ve KIVRAK ZEKA (2/9)

    Batı Avrupa’da “Kıvrak Zeka” yoksunluğunu hem kıvrak olmayan ve hem de zeki olmayan toplumlarda irdelemek gerekir. Yahu şimdi bizi karıştırmayın. Bizim çok çok özel durumlarımız var. Biz başka sentezlerle yoğuruluyoruz. Tamam, bizde kıvraklık var. Ancak zeka ile kurnazlığı sentezlemek de sadece bizde var. Bütün işi o bozuyor. Sentezlememiz gereken doneleri belirlemekte küçük bir tercih hatası yapılıyor olabilir. Şimdi konuyu dağıtmayayım, onu da bir başka bölümde ele alacağız nihayetinde...

    Kıvrak zekanın gelişebilmesi bazen beklenmedik durumların ortaya çıkışıyla doğru orantılıdır. Avrupa’da hemen hemen her olay önceden kestirilebilir ve önlemi alınabilir. Böylece acil durum çözümleri aranmayabilir. Ama bizde soldaki bir meclis üyesinin sol sinyal yakıp sağa direksiyon kırarak “viiiiijjj” diye tanımlanan lastik/asfalt "Yalamıklı öpüşmesi"nin sesini çıkarması veya medyanın solu desteklerken “Spin” atarak 180 derece konuma gelmesi ne zeka ile ve ne de kıvraklıkla ilgilidir. Tek ilgisi olsa olsa ancak “Sipali”dir. Bunun kıvrağı ve düpdüzgünü de bizim konumuz dışıdır. Geçtik...

    Özellikle, önce Avrupalılarda görülen “Kullanma Kılavuzu” okuma ve bu klavuza harfiyen uyma alışkanlığı, (daha da ileri gideyim) bağımlılığı, yaratıcılığı engellemekte, kıvrak zeka bir yana dursun, son derece statik bir zeka yapısını ortaya çıkarmaktadır. Bunun ilk örneği bizim Urfa ilinden geliyor. Vatandaş mikro dalga fırın almış. Kullanma kılavuzunda “Yumurta pişirmeyin, kabuklu olduğu için patlar” diyor. İyi, ama adam bunu okuduğu halde kabuğuyla yumurtayı fırına koyuyor ve yumurta fırınla beraber patlıyor. Ne yapsak da zararı karşılasak acaba? İşte Urfa’nın falanca köyünden çıkan “Kıvrak Zeka” aynen “Ben yumurta bile pişiremeyen fırını ne yapayım” diyerek fırını iade etmeyi başarıyor. Ama Avrupalı o fırına yumurta koymamayı kural edinebiliyor.

    Avrupa ülkelerinde bu tür “Beklenmeyen durum” karşılaşmalarına önlem olarak “Dangerism” diye bir sanat akımı çözüm olarak ortaya atılmış ve geliştirilmiş.
    Şimdi tekrar dönelim “Kuralcılık”ın yarattığı kıvrak olmayan zekaya... Banka müşterisi işlem yaptırmak için banka şubesine girer;
    - Efendim, ben para transferi yapacaktım.
    - Tranfer kağıdınız yok mu?
    - Hayır yok, evde kaldı.
    - O zaman yapamayız.
    - Sizde o kağıtlardan yok mu?
    - Var ama size verdiklerimizde adınız ve hesap numaranız yazıyor.
    - Şey, üstüne elimizle yazsak.
    - Olmaz!
    - Peki...
    Müşteri bankadan çıkıyor ve 10 dakika sonra geri dönüyor.
    - Sizde boş transfer kağıdı var mı?
    - Var.
    - Üzerine bilgisayardan adımı ve hesap numaramı yazdırabilir misiniz?
    - Evet efendim ne demek, hemen... (Yazıp verir)
    - Teşekkür ederim
    - Ne demek efendim, biz teşekkür ederiz.
    Daha sonra hesap sahibi taransferle ilgili formu doldurup gişe görevlisine uzatır;
    - Şu transferi yapar mısınız?
    - Tabi... (İşlem biter)
    - Teşekkür ederim
    - Rica ederim görevimiz
    İşte kıvrak zeka eksikliğinden muzdarip Avrupalı banka gişe görevlisi burada transferi nasıl yapacağını düşünememiş, kuralların kurbanı olmuş bir banka personelidir. Ama işlemi ona yaptıran ise, sıkı durun, ahanda sapına kadar bir “Türk” tür. Bizde ise bunun örnekleri daima devlet dairelerinde görülür. Çok uzağa gitmeyin... Yakın tarihimizde masasında iki ters bir düz haroşe örgü kazak, kaşkol ören bayan memurlarımızı unutmamız olanaksız. Şöyle gözlerini iki şişin ucundan kaldırıp size bir bakardı, tamam, daha o dakka işinizin olmayacağını anlardınız. Siz istediğiniz kadar kem küm falan filan sesleri çıkarın alacağınız yanıt “Siz bana işimi mi öğreteceksiniz?” olurdu ki ben hiç bir zaman iki ters bir düz haroşenin nasıl olduğunu öğrenemedim ki öğretebileyim. Neyse, bizim anlatım hep böyle bir tarafı inik oto lastiği gibi o tarafa çekip duruyor. Doğrultup devam edelim.
    Karı koca bir türk çift, doğan çocuklarını Hollanda nüfusuna kaydetmek istiyorlar;
    - İsmi ne olacak çocuğun?
    - Deniz...
    - Bir saniye (Bir kağıda bakar) Bu isim bizim listemizde yok çocuğunuza bu ismi koyamazsınız
    - Ne listesi o?
    - Türk isimleri listesi
    - Siz o listede tüm Türk isimlerinin olduğunu mu düşünüyorsunuz?
    - Hayır
    - Peki sizce “Deniz” ismi Türkiye’de var mıdır?
    - Bilmiyorum
    - Peki neye dayanarak çocuğumuzun isminin uygun olmadığını düşündünüz?
    - Kurallar!
    - Peki, sizin Hollanda isimleri diye bir listeniz var mı?
    - Hayır
    - Peki o zaman bu isim Hollanda ismi
    - Ha... Tamam öyleyse kaydını yapıyorum.

    Sakın bu anlattıklarımı uyduruk öyküler ya da uydurulmuş senaryolar olarak algılamayın. Daha durun, neler neler anlatacağım sizlere...(Devam edecek)

    Talat Turgay

    Talat Turgay   14 Eylül 2006 14:12   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ZEKA ve KIVRAK ZEKA (1/9)

    Bizde çok yaygın olan bir inanış vardır. Kurnazlık daima zeka ile karıştırılır. Oysa ikisi çok farklıdır. Bu bakımdan da her ikisinin gelişim yönleri de farklıdır. Kurnazlık “Üç Kağıtcılık” ile yarenlik ederken kıvrak zeka “Pratik Çözüm” ile kol kola gezerek flört eder. “Kurnazlık”ın gen’lerle, dna’larla falan alakası yoktur. Tamamen görsel ve sonradan edinilen bir yetenektir. Biz şimdi ekolümüze uygun olmayan “Kurnazlık”ı bir kenara bırakıp “Zeka” ile ilgilenelim.

    Zeka”nın bir de “Kıvrak” versiyonu vardır. Yani zeki olmak başka bir şey, kıvrak zekaya sahip olmak başka bir şeydir. Bu konu, Avrupa ülkelerinde yetişme tarzından dolayı çok şaşırtıcı örnekler yaratmıştır. Zeka, Avrupa’da bulunamayan bir nimet değil. Milyonlarca Avrupalıda mevcut. Ancak ne hikmetse “Kıvrak Zeka” için pek o kadar yüksek rakam veremiyoruz. Hatta “Zeka” bile Avrupa’nın batısına doğru gittikçe azalıyor, güneyine doğru indikçe artıyor ve güney Avrupada en doruğa ulaşıyor. Ama yine de Türkiye’deki “Kıvrak Zeka” ile yarışması olanaksız. Daha da iddialı konuşursak yan kulvarda bile koşamaz, ancak tribünden seyredebilir.

    Sözünü ettiğimiz kıtada zeki insanlar biraz mekanik düşünüyor gibi geliyor bana... Bizi şaşırtmakta güçlük bile çekiyorlar ve yaratıcılıkları da o derece sınırlı oluyor. Neden Avrupalılar zeka gerektiren işlerde başarılı oluyor da kıvrak zeka gerektiren basit işlerde çuvallıyorlar? Elbette bütün bunların bir açıklaması var ama önce şu “Kıvrak Zeka” dediğimiz her neysenin nasıl bir şey olduğuna bakalım.

    Anlatması çok zor. Örneklerle yola çıkalım. Diyelim ki; arabanıza doluşmuş, ailecek ve hatta sülalecek kent çevresinde tura çıktınız. Aslında sülaleyi woswos'a sığdırmak da bize mahsus bir "Kıvrak Zeka" dır. Neden olmasın? Elin adamı 4 fili woswos'a sığdırıyor, "Nasıl sığdırdın?" diye sorunca "İkisini öne, diğer ikisini arkaya oturttum" diyor da biz "Büyükleri öne, çocukları arkaya oturttum" mu diyemeyeceğiz? Neyse, konuyu dağıtmayalım, trafiğin 3-5/gün olduğu bir yola girdikten az sonra lastiğiniz patladı. Sülaleyi arabadan indirdiniz, bagajı açtınız, stepne ve krikoyu aldınız, aracınızı kriko ile kaldırdınız ve 4 adet bijonu söktünüz, patlak lastiği çıkardınız. Ama bir aksilik oldu, stepneyi alırken lastik bijonlara çarptı ve 4 bijon da hemen yanınızdaki yağmur suyu rögarına düştü. İşte kıvrak bir zekaya sahipseniz sorunu hemen çözersiniz. Ama değilseniz, bijonları atık su deşarj kanalının ucunda yakalamak düşüncesine bile girmeye başlar ve bunun da olanaksızlığını farkedersiniz. O zaman olduğunuz yere çöker, bir sağınıza bir solunuza bakmaya başlarsınız. Böylece tam da tımarhanenin önünde olduğunuzu ve bir pencerenin demir parmaklıkları arasından birinin sizi izlediğini farkeder, onunla göz göze gelirsiniz. Yatan hastalardan birisidir ve halinize dayanamaz seslenir.
    - Ulan salak! Ne oturuyorsun orda öyle?
    - Bijonlar rögara düştü stepneyi takamıyorum.
    - Aptal! Sök öbür lastiklerden birer tane hepsi 3 bijonlu olsun, seni lastikciye kadar idare eder.

    İşte kıvrak zeka!
    Hemen oturduğunuz yerden kalkar, işi tamamlayıp bagajı kapatırken keyfinizden bir de size bu aklı veren adama sataşırsınız.
    - Hemşerim! Sen bu kadar akıllısın da neden kapattılar seni o tımarhaneye?
    - Ulan salak! Biz burada delilikten yatıyoruz, salaklıktan değil.

    Bu da sizi dumur etmeye yeter.
    Avrupalı zekasının kıvraklığını daha okul çağına gelmeden köreltiyor. Bildiğimiz gibi birey haklarına, bireylerin özgürlüklerine önem veren, başkasının ne yaptığına hiç karışmayan Avrupalı, genelde bu stratejiyi kendi çocuklarına da uyguluyor. Trende giderken annesiyle oturan bir Avrupalı çocuğun annesi tarafından birey olmaya zorlanması da çok acaip bir olgu değildir. Anne kendi kitabını okurken çocuğun eline de bir resimli kitap verir. Onunla mümkün olduğunca ilgilenmeyerek kendi başının çaresine bakmasını sağlamaya çalışır. Ama çocuk trenin camından bakarken veya elindeki kitabı okur gibi yaparken aklına gelen binlerce şeyi annesine aktarmaktan vazgeçmeyecektir.
    - Anne, ineklerin memeleri var değil mi?
    - Evet
    - Anne, ineklerde bizim gibi süt içiyor değil mi?
    - Evet
    - Onlar da bizim gibi inek sütü mü içiyor?
    - Evet
    - Biz onların sütünü neden içiyoruz. Onların sütü bitmez mi?
    - Hayır
    - İnekler bizim sütümüzü içseler yaşayabilirler mi?
    - Evet
    - Anne, bu kitaptaki leylek gagasında bir bebek taşıyor. Ben de böyle mi geldim?
    - Hayır
    ... (Böyle devam eder gider)

    Konuşmaya kulak misafiri olduk. Anne çocuğun zeki ve kıvrak sorularını “Evet” ve “Hayır” ile bertaraf etmiş. İnekler ve leylekler konusunda cocuğu biraz daha uyarayım, eğlenceli bir şekilde öğretici olayım düşüncesini aklından bile geçirmiyor. Ama bu onun da suçu değil ki... O da öyle yetişmiş. İşte yılların Avrupalılar üzerine yüklediği yük. Sadece bireyci ve kuralcı olmayı öğreniyorlar. Kuralların ve toplumun işlemediği durumları yöneticilerine bırakmayı tercih etmişler. Oysa uyarılmayan bir çocuğun zekası kıvrak olmaz, beklenmedik durumlarda ne yapacağını bilemez, çuvallar. Sadece verileni öğrenir, söyleneni yapar, kurallara uymayan işlerle uğraşmaz. Batı Avrupalının “Kıvrak Zeka” eksikliğinin önemli bir bölümü işte bu anne/baba davranışı ile açıklanabilir. (Devam edecek)

    Talat Turgay   14 Eylül 2006 12:27   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :Talat Turgay

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage