toplam 28 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | alameeda |
| tuttum | onurvural |
| tuttum | Hippie Blues Lady |
| tuttum | salome 0 |
| tuttum | madnil |
| tuttum | duru4 |
| tuttum | zaliha betul |
| tuttum | enfiye |
| tuttum | FlyWithme |
| tuttum | hemdert |
| tuttum | cerevs |
| tuttum | kavkamilena |
| tuttum | DyingSlowly |
| tuttum | devkediolusu |
| tuttum | ojee |
| tuttum | inceayar |
| tuttum | omayra2611 |
| tuttum | beatiik |
| tuttum | fuko |
| tuttum | akut ateist |
~20 ahkam var.
zaman kırılır hızından; saat: hoşçakal.
sus... biliyorum... uçurum vakti...
iki meyvesi koparılmış ağaç sallanır boşlukta;
gözlerim: düş ayazı.
ölüm... sonrası bellek sektiren
lanet...
filmin: öykünen gece; sar sarmala kendini ışık şırıltısına.
yaşam... görüntü geçer... fotoğraf kanamaları...
Kırıl benliğimin benli gözenekleri
içinde, sürgünlerin gizli sessizliği.
Alnıma dayarım güz görümlük ömrümü, seherin cılız eliyle. Uzakta-
ki vahşi güle hüzün kokarım. Ve ölüm ardıma leke düşer,
gözlerimden çekilen sıcaklık korkuluk yüzümde
soğur soğur, iki kaş arasında yenilir kendine uzun yol...
1. D E V R İ K Y Ü R E K S A V U N M A S I
Çiy doladım kasnağına gecenin. Işıksızlığın hep
yoksul yalnızlıklara çıkması doğurur o rüzgârı.
Giz dizilmiş çardaklar incir kokulu, çiçek hattı
gözlerine doğru. Kokunda korku. Kafka; mürekkebini
içtiğim mevsimsiz aşk. Ölümün önünde yayılan;
çıbanı yüzümün. Devrik yürek savunması ömrüm.
Yaşlı bir adam vurgun yemiş. Kuşlar. Düşler.
Kapılma saatleri, basamaklarında ateş yatan zaman
merdiveninin dik soluğuna. Ve çekip giden bir ben,
aynı denize, irkilen iskeleden.
2. I S S I Z L I K S Ü R Ü S Ü
Sıcak bir buğu düşürdüler ceplerinden, kışın gelişini
gözlerime yıkan gölgeler, ölüme giderken. Sonuna vardım
ufuk renginin, gündüz rüyalarımda gördüğüm. Gün sayıyor
kör eşgalim. Sönüyor gülüşüm, gülün bağrında ikindi vakti.
Zaman çağlıyor, ömrümü biçmeden. Çölde ıssızlık sürüsü
gecelerim. Pencerelerden akan yollarda usulca büyüyor
hüzün. İsyan dumanları. Bir kıyı, boğulduğum. Suçluyum.
Talan edilmiş sokaklara yeleler taktım, yenilgilerimi
asmak için. Korku salmış düş dudaklarına. Üzgünüm.
3. B U Y R U K
Gecenin deniz kanatlarında, bir kuşun sesine dalmış
düş topluyorum, gözlerime öpücük. Kendine açan bir ışığı
emiyor kalbim. Kara tren, sisler durağında akıntısı
kavuşmanın. Ten, sahili gurbetin. Dalga dalga köpürüyorum
aşka. Buyruk: Tez boynu vurula!
4. H A R İ T A
Haritası parçalandı ellerimde gecenin, bir yitiriş değil
bu, sınırları tutamadım yerinde, gözlerime doldu sular,
şimdi zaman oynak bir gölge. Nasıl başlasak geri dönmemek
için? Hüzünkıran ardında saklanan kalbimle, artık, okyanuslara
açılmak geçmeli içimden. Biliyorum. Ama kavuşmalar ayrılıktır
bazen.
Kaan İnce
sevgiye kurduğum her figüran bu oyunda son kadehlerini bir avuç aşka kaldırıyor şerefe…
biliyorum ağlamamam gerek...
hüznün damlalarıdır sevgime yağan
dolduğunda çatırdayan kalbim uçurum yarıklarıyla
dilim dilim kesilmekte gözbebeklerim
sarkarak toza bulanan
işte o zaman
ışığına dolanıp düşlerinin göğsüne yatardım
karışık sesinle kanat çırpardı sesim
elllerine erir karışırdım ıslaklığına
eğirmek isterdim kestane saçlarını iğle saçlarıma
zorlu anlarımda çıkıp gelirdin hep yanıma
eziyetle yürüdüğün yeter
dökünüyorum yorgunluğunu bedenime
sarnıçlarda yağmurlar dinlenirken senin için
anne, gül et beni kederine
"usulca giderim güneş gibi batı kapısından bu kentin...''
böyle güzeli de olur mu ölümün diyeceğim var...
"hüznün damlalarıdır sevgime yağan
dolduğunda çatırdayan kalbim uçurum yarıklarıyla
dilim dilim kesilmekte gözbebeklerim
sarkarak toza bulanan
işte o zaman
ışığına dolanıp düşlerinin göğsüne yatardım
karışık sesinle kanat çırpardı sesim
elllerine erir karışırdım ıslaklığına
eğirmek isterdim kestane saçlarını iğle saçlarıma
zorlu anlarımda çıkıp gelirdin hep yanıma
eziyetle yürüdüğün yeter
dökünüyorum yorgunluğunu bedenime
sarnıçlarda yağmurlar dinlenirken senin için
anne, gül et beni kederine"
siz hiç bi ölüye aşık oldunuz mu..hiç görmediğiniz..yalnız okuyabildiğiniz...
EDEBİYATIN CANLI BOMBASI ÖLÜMÜN OĞLU KAAN İNCE
"...usulca giderim güneş gibi batı kapısından bu kentin, zaman kıskacı altı köşeli
2 şubat 1970 ‘de beyazın ve hüznün en yakıştığı şehir olan Ankara’da çok kısa bir süre misafir olarak kalacağı hiçbir zaman ait olmadığı, olamadığı dünyaya gözlerini açtı. Ankara İltekin ilkokulunda hayata karşı pasif bir eylem olarak sessizliği tercih ederken, Ankara cebeci ortaokulunda çalışkan bir öğrenci olarak hafızalara kazınıyordu. Hayatı yeni tanıyıp içselleştirmeye başladığında ise kendini Yenimahalle Endüstri Meslek Lisesi elektronik bölümünde buluyordu . Bünyesinden her zaman ilginç insanlar çıkaran meslek liselerinin yeni misafiriydi Kaan İnce. Altı yıl sonra kısa devre yapacak bir hayatın beklide son elektriksel rötuşlarıydı bunlar.
1986 yılının başlarında bir hayat manifestosu olarak insanlığa bırakacağı şiirlerinin temeli, gözlerinde ve yüreğinde oluşmaya başlamıştı. herkes gibi olmadığının farkındalığı yavaş yavaş kalemine yansımaya başlamıştı Kaan’ın. Lise bittikten sonraki bir yıllık hazırlık kursundan sonra 1990 güzünde Ankara üniversitesi dil tarih coğrafya fakültesi sosyoloji bölümüne adımını atmıştır. Artık şiirle boğuşması artmıştır. Kaan’ın kaleminin kağıtla sevişmesi artık meyve vermeye başlamıştır. Ocak 1991 de milliyet sanat genç şairler köşesinde ilk şiirleri yayınlanmaya başladığında artık şiir onun hayatında vazgeçilmez bir tutku olmuştur.1992 yılının başlarında Sakarya caddesindeki Balkan kıraathanesindeki haftalık buluşmalar neticesinde ölümünden sonra kurulacak olan İzlek yayınlarının çekirdek kadrosu oluşmaya başlamıştır. Artık şiirleri dönemin önemli edebiyat dergilerinde yayınlanıyordur.( Çağdaş Türk Dili, Yazılı Günler, Damar, Promete, Karşı)
1992 yılının nisan ayında VARLIK dergisinin Yaşar Nabi Nayır şiir yarışmasında ‘mektup’ adlı şiiriyle ‘yılın dikkat çeken şairi’ ödülünü alarak başarısını tescillemiştir. Yarışmadaki bu başarısından sonra ağustos ayında ‘Gizdüşüm’ adlı şiir dosyasını yayınevine vermek üzere Ankara’dan İstanbul’a gelen Kaan İnce 11 ağustos günü sabah saat 5:00 sularında Kadıköy’de kaldığı ozan eczanesinin üstündeki Ümit otelinin balkonundan bedenini yerin çekimine bırakarak hayatına üç nokta koydu.(Hayatına son verdiği ‘ÜMİT oteli’ ismiyle de bir ömür finaline ne kadar da yakışmamıştı oysa] Ölümü sevenlerini yasa boğdu. Edebiyat dünyası için büyük bir kayıp olarak nitelendirildi. Ölümünden sonra yayınlanan gizdüşüm adlı şiir kitabı çok beğenildi. Arkadaşları 1993 yılında anısına Kaan İnce kültür ve sanat vakfını kurdular. 1997 yılında izlek yayınları tarafından ‘Ka n’ adlı şiir kitabı çıktı. Usulca giderim güneş gibi batı kapısından bu şehrin… Diyerek yazın dünyasına daha çok şey kazandıracakken daha doğmamış bir güneş gibi ölüm şehrinin en batı kapısından gitti… Zaman kıskacı altı köşeli… Yeni kuşak tarafından pek tanınmayan ama edebiyat ustalarının dizelerini her zaman takdir ettiği bir şairdir Kaan İnce. Keşke erken gitmeseydi keşke hayatın neresinden dönülse kardır diye düşünmeseydi. Kaan İnce bedenini boşluğa bırakıp gittiğinde henüz 22’sindeydi. Neden intiharı seçtiği belki bir sır olarak kalacak. Yüzyıllardan beri yazın dünyasında sık karşılaştığımız bu durumu açıklamaya sanırım kelimeler yetmeyecek. Nilgün Marmara gibi Kaan İnce gibi değerler belki de hiç ait olmadıkları dünyalardan gitmek zorunda kaldılar. Öyle ya şair olan farklı olandır ve en çok şairlere ağır gelir bu dünya.
Ölümün sessiz düşü Kaan ince’nin şiir kitapları hiç bir yerde bulunmuyor maalesef, şiirin o büyülü gücüne ihtiyacımız olan bugünlerde keşke bir yayınevi çıkıp Kaan’ın kitaplarını yeniden bassa…
Ölüm açmazda bekleyen kuş seslerine sağanak: Bakire
umutlar. Görünmez viranlığım. Çiğ damlacıkları...
Soluğunda sevişen fesleğenlerin, üç kulaç kurşuni sudan
gözlerini saran kokusu; sendeleyen hoş bir yaşam,
inanç yüklü gülüşlerde. Gecenin sararmış mühründe billurlaşan
sessizliğe dolunay doğarım.
Düş artık yakamdan
güneş kırıklarına dadanan sevda.
Kaan İNCE
İmgelerde yaşanacak aşk bırakmadım
Tüm güzellikler donup kalıverdi karşımda
Hüzün kaçıyor penceremden koşarak
Ölüm kayboldu geceye karışıp
Bir kolunda gözyaşı diğerinde acıyla
farkındalığın dışında gelişen farklılığın içinde kaybolan, kaybolduğu farklılığın içinde huzuru bulduğu aşikar olan ölümün oğlu...
favorim 'mektup' ......
derin, depresiv ,yazdıklarıyle insanı içeri çeken, erkenden buraları terketmis bir sair..
Bir arkadasim sayesinde varligindan haber aldigim, beni korkutan yazar.
"...yaşam
bir bir geziyorum ölümleri, gecenin bakışları arasında. sabah
göğe yelken açıyorum, gündüzler tanımıyor beni nasılsa. ayna-
larda yürüyorum bazen, martılarla düşüyorum denize; dudak-
larımı siliyor acılar. soluk alışımı duyamıyorum. sokak lambaları
gibi geç yanıyorum. gölgeler yürümüyor artık. kıvrılan yollarda
şarap lekeleri, sabahın ilk izi. ezanla dönüyor evine yüzü
külrengi gececikler. kaç kuytuda paslanıyor yalnızlık? üşüyorum.
gideceğim.
ve ben güzün ağlayacağım
sulara çekileceğim dönerken balıkçılar
yakamoz göreceğim dümensiz simsiyah gözleri
öleceğim
ve ben… "*
İlk lisedeyken duydum adını. Edebiyat öğretmenim intihar ettiğini söyledi. Neden insan intihar eder? Hele ki onun gibi geleceği umutla dolu olan , başarılı bir şair? Bunun bir cevabı var mı?