toplam 76 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
~73 ahkam var. « sonraki sayfa 1 2 3 4 önceki sayfa »
...dedim bekir bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü. bu seferde geçersen bi daha geri dönemezsin. iyi düşün dedim. düşündüm, düşündüm.ama olmadı, dönemedim.
sonra bak oğlum dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok. kaderin böyle. yol belli eğ başını usul usul yürü şimdi...
Kader-Tim Parks
"İtalya'da yaşayan bir İngiliz olan Parks, Kader'de belki kendinden de izler taşıyan bir hikâye anlatıyor: İngiliz gazeteci Chris Burton yıllarca İtalya muhabiri olarak çalışmıştır. Karısı da soylu bir İtalyandır... Tam da, bir şaheser olacağını düşündüğü kitabını yazmaya başlayacakken şizofreni hastası oğlunun intihar etmiş olduğu haberini alır... Ve okur, daha ilk sayfadan, romanın kahramanının zihnindeki girdaplara kapılır.
Kader bir yolculuk hikâyesi olabilir: İngiltere'den İtalya'ya, Torino'dan Roma'ya, havaalanından tren garına... Kendi kendine konuşmak da denebilir Kader için: Ne yapmak istiyordum? Ne yaptım? Ne yapmalıydım? Ne yapabilirdim?
Dolambaçlı olsa da yalın, kederli olsa da zevkle okunan, bilinç akışı tekniğiyle yazılmış çarpıcı bir metin."
oldu en sonunda oldu bim bam bom demek istiyor ve ekliyorum ki; filmin dvd'si nisan ayı'nda çıkıyor. artık istediğimiz zaman dvd player'ımıza diski koyacak ve kendimizi kan revan içinde bırakabileceğiz...
hepimize hayırlı uğurlu olsun!
Bu filmin dvd sinin ne zaman cıkcagı hakkında bir bilgisi olan var mı?
Bu filmde sebep-sonuç ilişkisi arayan dimağlar, sevdikleri herhangi bir şey için yaptıkları (gecenin köründe, allahın unuttuğu bir semte doğru, sırf on dakika göreceğim diye seni sevmeyen biri için yola çıkmak gibi) ve başka kimsenin bir mana vermediği herhangi bir davranışın sebebini açıklayabilirler mi? Mümkün değil... o zaman "yol belli eğ başını usul usul yürü şimdi.."
Ayrıyetten:
Tutkuyu reddetmek, insanlığın tüm hikayesini çöpe atmaktır - Zeki Demirkubuz, Sinema Dergisi, Kasım-2006
Filmin hayat kaydıran repliklerinden biri de Bekir, Uğur'un yolunda ömrünü çürüttüğü Zagor hakkında konuşurken cereyan eder.
Bekir: Ulan insan bile değil o be. Size ekmek getiren, hasta babana bakan adamı hiç düşünmeden öldürdü. Hem de kim için? Ciğeri beş para etmez bir sübyancı ibne için. O herif şimdi kardeşini sikiyo biliyo musun, arkadaşları da ananı...
bazen uğur
bazen bekir
bazen zagor
hayat dediğin ilişkilerde zaten bu üç rol!!
bekirrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr
kader birinci bölümdeki dağınıklık haricinde zaten masumiyetle olan gönül bağımın da etkisiyle gerek oyuncluk gerekse sinematografik anlamda çok güzel bir masumiyet öncesi filmi olmuştur..kesinlikle hayatın içinden ve hayatın yanında bazen ağır kalan bir film..zaten bu film anlatılamaz, konuşulamaz deneyimlemek lazım gibi geliyor bana..gönlümde masumiyetin yeri ayrı kaderin yeri ayrıdır, ikisi bir bütünleşirse nedenler kadar nedensizliğinde var olduğu hayat çıkar.. masumiyetteki her bir sahneyi kaderin ise son sahnesini ve masumiyete yapılan göndermeleri kendimden geçmiş bir şekilde izlerim ve hep aynı etkiyi veren bu iki filme binlerce teşekkür ederim
pavyonda ah yalan dünya çalar neşet ertaş'tan. o sırada tuvalete gider bekir, çıkışta tuvaletin kapısında oturan zavallı kadıncağıza der ki" iyi olucaz tabi! ya ne? iyi olucaz iyi!"
izbe, bok kokulu, ortak duşyerinde frenginin, mantarın cirit attığı otellerde burnu sürtse de, aldığı siktiriboktan bir hediye gömlekle teselli bulur bekir. ah yalan dünya...
sn hiçbişe yapmassın..herşey kendiliginden olur..
tesadüfler..?yaşadıkların, yaşıcak oldukların we hiçbirzaman bilemiceklerin..
hayatın mı?
..
klasik sinemada başlangıç, gelişme ve final vardır. minimalistlerinse böyle bir derdi yoktur. finalden bana ne derler, biz de abicim sizin olayınız başka zaten der susarız.
kader'e gelirsek... hikayenin yapısı klasik, anlatım dili klasik ama finali yok. niye peki? çünkü olası hiçbir final filmi klişe olmaktan kurtaramıyor. daha doğrusu aklıma gelen hiçbir final beni tatmin etmedi. velhasıl filmin sahibi ben değilim ve bir final bulma sorumluluğum da yok ama zeki abimizin var. gel gör ki o da bulamamış. işin içinden çıkamayacağını fark edince de "bu böyle sürer gider" demiş, bitirmiş.
Zeki Demirkubuz yine yeniden ekmeğin kabuğu gibi sert, gerçek bir film yapmış. Masumiyetteki o çarpıcı monologun araladığı kapıdan geçiş yapıldığını biliyorduk, sonunu bile bile izledik. Yine de çarptı. Ah bir de Vildan Atasever olmasaydı.
filmin başında bir hayli yabancı gelen karakterlerin hepsine sonuna doğru evet diyorsunuz, kabulleniyorsunuz bir şekilde. o en baştaki bir bakıma irrite edici vildan atasever oyunculuğunu, pandiklenen çocuğun tepkisini dahi yadırgamıyorsunuz.ama rahatsız edici ışıklar vardı akılda kalan. zeki demirkubuz bulduğu ışıkta çekmiş gibi bir izlenim yarattı bende. öyle ki bir sahnede tüm ışıklar maviyken ve gelen ışık gözünüzü kırpmanıza neden olurken diğer sahne çat başka bir renge bürünüyordu. yine de zaten zeki demirkubuzun fevkalade bir görüntü yönetmeni olduğu söylenemez, sanırım akılda kalan şeyler sahnelerin güzelliği değil senaryoyla kaderle alakadar bir durumdu.
ben sevdim.
film Zagor etrafında dönseymiş keşke. Erkan Can' ın bikaç saniyede özetlediği hapishane hikayesi filmin en sürükleyici sahnesiydi :)
Ablasını ve aşığını vurup hapse giren, cezasını çekip çıkan ama dışarıdaki hayat yerine içerideki hayata devam etmeyi tercih eden, tercih ettiklerini elde etmenin çok uzağında kalmış Yusuf ve gittiği şehirdeki kaldığı otelde tanıştığı 'kader'siz ve 'masumiyet'le ince bağları kalmış Uğur ile Bekir... Zeki Demirkubuzun 1997 tarihli filmi masumiyet bu üçlü ve her şeyin kaynağı bir dördüncü kişinin arasındaki ilişki üzerine kurulu Türk sinemasının o zamana dek yapılmış ve hala etkileyiciliğini sürdüren, önemli filmlerinden biriydi. Demirkubuz'un son filmi "Kader" ise Masumiyet'in içinde yer alan bir monologun kaynaklık ettiği güçlü bir flashback...
İçinde yaşanılan hayatın gazetelerin üçüncü sayfalarına çıkan haberlerden takip edildiği İstanbul'un kenar mahallelerinin birinde, bir adam bir kadına aşık olur... Hava çok sıcak ve hayat çok durağandır... Uğur dükkândan içeri girer ve Bekir’in sıkıcı hayatı için artık daha geniş bir anlam ifade etmektedir sıkıcı olmak... Bekir için tutkuların üstünde bir nesnedir Uğur... Uğur içinse anlaşılmayacak kadar basittir Bekir'in sevdası... Zagor, kesilmiş bir bilektir Uğur için, kesilmiş ama öldürememiş bir bilek... Zagor'un işlediği her suçun bedelini Uğur ve Bekir o şehirden bu şehre acı ve keder içinde sürgün olmakla öder. Bu bedeli anlamlandıran tek sözse "kader"dir... Keder içinde yüzdüğün beyhude kader...
Zeki Demirkubuz, bu yıl Antalya'da Altın Portakal'ı kazanan filmi "Kader"de eski defterlerin tozlu sayfalarını karıştırırkenki öksürük gibi rahatsız edici bir film kotarmış. Rahatsız ediciliği her şey gözünün önündeyken yapabileceğin hiçbir şeyin olmaması ve "kader" deyip geçmekten başka çare bırakmamasında gizli. Acı içinde debelenen karakterlerin gözümüzün içine baka baka acı çekmeye devam etmesi, ellerinden gelen tek şeyin kaçmak, kaçmaktan yorulmak, yorulduğunda biraz dinlenip yine kaçmak olduğunu görmek, izleyicinin çaresizliğini perçinlerken, tanık oldukları yüzünden bir noktadan sonra kendilerini acıya eşlik eder halde bulmalarına da sebep oluyor. Bu noktada onlar da tutuldukları şeyin anlamlarını geride bırakıp, tutkunun peşinden Bekir ve Uğur'la sürüklenmeye başlıyorlar...
Empatinin bu denli güçlü olmasındaki en önemli faktörlerden biri de filmin mükemmele yakın performanslar yakalayan oyunculukları. Zeki Demirkubuz'un artık herkesin kabul ettiği üzere şahlandığı konulardan biri olan oyuncu yönetimi "Kader"de de pek parlak. Bizzat keşfettiği ve bir önceki filmi Bekleme Odasında da oynattığı Ufuk Bayraktar Bekir rolünde Haluk Bilgineri aratmayacak kadar başarılı. Hatta "Masumiyet"teki “Kader”e de kaynaklık eden meşhur kır sahnesindeki mizansene yakın bir tat da finale doğru kendisi tarafından yakalanmış. Antalya’daki “Umut Vadeden Erkek Oyuncu” ödülü de son derece hak edilmiş bir ödül bu sebepten. Vildan Atasever, Altın Portakal'lı 2 Genç Kız performansının kat kat üstüne çıksa da özellikle ilk yarım saatte fazlasıyla itici. Fakat Uğur karakteriyle birlikte o da olgunlaşıp daha sağlam bir performans yakalıyor. Engin Akyürek Cevat'ta, Ozan Bilen Zagor'da delici bakışları ve samimi oyunlarıyla, özellikle filmin tansiyonun tavan yaptığı sahneyi besliyorlar. Diğer tüm yardımcı oyuncularda da sırıtan birine pek rastlanmıyor. Filmlerinde kendine Tanrı'ya yakın roller seçen Demirkubuz "Kader"e de benzer bir şekilde dahil olarak kuralı bozmamış…
“Masumiyet”e açtığı kapıyla seyircisini uğurlayan yönetmen film içinde de sık sık bu filme selam çakıyor: Derya Alaboranın silahın namlusuna göğsünü yaslayıp "Sıksana ulan!" feryadının aynısını "Kader"de bu kez Zagor'da bedene gelmiş şekilde izliyoruz; "Masumiyet"te Demirkubuz'un ilk filmi C Bloku Türk filmleri seanslarının arasına sıkıştıran otel sahibi, Erkan Can suretiyle bu kez de "Masumiyet"i izliyor; o filmde bizzat Bekir karakterinin ağzından mitleşen hikâyemiz, burada yine aynı karakterin ağzından, bu kez olmasını istediği şekilde anlatılıyor. Tüm bu küçük göndermelerin yanı sıra, şeklen ne kadar ayrık olsa da duygu olarak "Masumiyet"in çok da uzağına düşmeyen bir film "Kader". Özellikle bir önceki yabancı üçlemesindeki (Yazgı, İtiraf, Bekleme Odası) “yabancılaştırma” hissi, bu kez yerini tıpkı ilk dönemindeki gibi “samimiyet”e bırakıyor. Sonuç olarak da düşmüş insanlar, ortalamanın altında hayatlar, arabesk sevdalar ve acıyla kavrulmuş, en az filmlerine isimlerini veren kavramlar kadar sade ve balyoz etkili bir filmle daha kalbimizi ayağıyla ezip geçiyor Demirkubuz. Bize de bir sonraki filminde anlatacaklarına dek yaraladığı yerlerimizi sarmaya çalışmak düşüyor…
Masumiyet'teki kendinden acilan kapilar,Masumiyet'teki Yusuf'un montu,Masumiyet'teki replikler,her sey ayni.Ama film ayri,kendimizi hazirladigimiz gibi degil;Kader,Masumiyet'in oncul-filmi degil,baska bir sey Kader,gercek bir sey.Masumiyet'i film olarak goren bir film,Zeki Demirkubuz'un "o yalandi,ben size gercegini vereyim" dedigi film.
Loser edebiyati degil burdaki,ask iste boyle bir sey,sevgini ordan sokup atamamak,usul usul yurumeyi kabul edip yurumek boyle bir sey,cunku "ben seni cok seviyorum." diyebildikten sonra,o cok-sevgi gercekse insanin yapacagi baska bir sey kalmiyor,uzerinde esofmanla oraya buraya gidebiliyor,belki yuzunu gorurum diye sokakta uyuyabiliyor.Bileklerini kesip,kafasina sikabiliyor.
Ne icin'i,ne,biliyor musun?
Yusuf,filmde diyor ki "sana asik oldum,senden baska kim var ki artik?"
Bekir,gercekte,diyor ki,"Herkesin inandigi bir sey var,bu amina koydugumun hayatinda.Benimki de,sensin"
Bekir masumiyeti dusunup kaderi hatirliyorsa,ben Kader'i dusunup bunlari hatirliyorum;film kritigi falan degil.Onun icin fallik osman ve ankesor ikilisinden muz orta bekliyorum,Hakan Sukur gibi yukselip havalandirmak icin aglari.