Cehennem'den
Ben kim miyim? Yirmibirinci yüzyılın günah keçisiyim ben… İnsanlar nedenini anlayamadığım bir şekilde benim karın deşmeme takılmış durumdalar. Ben sadece duyarlı bir vatandaşım. Sizlerin ahlak anlayışınız sizi fahişelerin varlığını yadsımaya itiyor. Ben ise onların seçtiği yola tümüyle saygı duymakla birlikte onların ahlak anlayışının benimkiyle yarattığı çelişkiyi görmezden gelmeyip boğazlarını kesiyorum. Ve bunu son anlarında onlara yapay bir incelik göstermeden yapıyorum. Siz de takdir edersiniz ki ne kadar günahkar olursa olsun her vatandaş dürüst bir ölümü hakeder ...
Sizin pis işlerinizi hallediyorum ve sizin bunun için vicdan azabı duymanız bile gerekmiyor. Çünkü bunları yapıp yapmamam gerektiğini size sormadım ben. Siz içten içe toplumdan bir parazitin daha eksilişine sevinip, bu temizlikte hiç parmağınız olmayışının da rahatlığını yaşıyorsunuz. Tam olarak ihtiyaç duyulduğu kadar yerine getirdiniz siz topluma karşı sorumluluklarınızı. Siz iğrenme ve aşağılama dolu sözlerinizle işaret ettiniz. Ben günahı işledim. Düşünen ile birşeyler yapan aynı bünyede buluşmadığı için masumsunuz siz. Boğazını kestiğim an atardamarından fışkıran kan sizin yüzünüze sıçramadığı için masumsunuz. Görmeliydiniz o kirlenmiş vücuttan temiz kanın kaçışını dostlarım. Kötüyle iyinin birbirinden böyle yoğun bir istekle sıyrılışını ancak o anda bu kadar açık seçik görebilirsiniz . Bu da benim ödülüm olsa gerek…
Siz içinizdeki karanlığı görmezden gelerek ne kadar zayıf ve önemsiz olduğunuzu gösterdiniz. Bu dünyanın sizin gibilerle dolu oluşuna ve bu yalanı birlikte yaşayışınıza içten içe şükrediyorsunuz. Varlığı korkularınızın ortaklığına dayanan toplumunuzun sıcak kollarında güvende olduğunuzu sanıyorsunuz. Oysa güvenliğiniz de toplumun görmezden geldiği yalanlarınızdan biri sadece… Şükretmeniz gereken sizin için gelmeyişim! Sizin kanınızın akışının bana zevk vermeyişine şükretmelisiniz. Sizi hayatta tutan yaşamlarınızın önemsizliğidir sevgili dostlarım.
Bu gece fazla mesai yapacağım sizler için. En kısa zamanda görüşmek üzere...
Sevgiyle,
Üfle....
Ben girdaplara kapılan o gemideki yolcuyum. kustum her dalganın tokadına suçtum!... pusuyu kurdu dostun, fırtına kopsun, donan dudaklara bir dem rom dolsun, beni buldun. azrail yap görevin fiil olsun. tek kurşun bitirebilse gari bu hayatı bari bin kurşun atın da gönlüm doysun ahali. Ben iskelet diyarında etten bekçi, çekice sapladım kasedimi, çöpe bugün attım kalbimi alınabilitesine göre değişir kırılanın aynı hangimizinki marijuana marşı?
Üfle güneşi sönsün!...kalbim karakışın ayazına dönsün
azrailim öpsün!... tek dönümsün ömrüm.
Buhran dolu bitirim esen o karayel rüzgarına kolumu salladım, hareketi çaktım, karakedi gördüm yaktım mumu ve de baktım. tahlile giden her bakışıma reçete yazsa da, doktorumun kompleksleri nedeni derim çatarım gözleri, sobeledim herkesi, şimdi görelim kimin en kalın ensesi, Alp hayatın en kalın ansiklopedisi, geçmeden yedisi taşlanır musallahın incisi, zencisi makbul görülesi her hayatı beyaza boyarım, meleze çalarım yüzleri, aldım yaşamı yanıma kutu kolacasına üç dikişte dibe vurdum, depozitosunu tanrıma ödüyorum...
Uykusu vardı.. yarım saat önce bindiği otobüsle daha gidecek çok yolu vardı…dışarıyı izlerken camdan süzülen küçücük yağmur damlacığına takıldı gözü..yasam neden bu kadar saydam ve hafif olmuyor diye düşündü...aldığı nefesin önemi sadece ailesi içindi…daha fazlasını istemek belki de haksızlıktı çünkü hak edecek birşeyi yoktu…sadece savrulan dünyaların enkazlarından gelen yardım çığlıklarıydı gözlerine sinen….bu kadar kalabalık bir düzende bu kadar büyük bir yalnızlık fazla geliyordu ruhuna…yaptığı şeyler yasadığı şeyler birer kuyu oluyordu cesetlerin beklediği….
Sonra ‘O’nu düşündü….sadece düşüncelerin acıttığı ruhundan derin bir nefes çıktı yağmur kokan…neden bu kadar zordu anlamakta güçlük çekiyordu…Oyununu önemseyen ve heyecanını iliklerine kadar hisseden.,başrol oyuncusunun umurunda olmayan önemsiz bir figüran gibi hissediyordu kendini. …Eriyen yalnızlık daha çok yapışıyordu ellerine…ve hayat git gide daha çok çiziyordu bu sansürü gözlerine….’O’ na bu kadar yakınken neden bu kadar uzak olmak zorundaydı ki??aslında gidip baksa gözlerine ‘’anla artık duy buz kesmiş çığlıklarımı’’ dercesine anlar mıydı ki onun başka mevsimlere kanat çırpan meleği???anlar mıydı ki çevrilen bir yüzün,önemsemez tavırların binlerce zincir olup uykularına vurulduğunu??Çamurdan gemiler yapsa indirebilir miydi kanlı sulara erimek pahasına,??
Artık uyumalıydı….her nefesinde iltihap gibi akmalıydı yalnızlığı sonsuzluğa ….kirletmeliydi tüm dünyasını …pislikle sıvamalıydı ulaşılmaz hayallerini… unutulan bir mısra olmalıydı hayatının masallarında..ve kir kaplamış bir ruh artık ışığını yavaş yavaş kaybederken camdan süzülen o küçük yağmur damlası gibi berrak bir görünümle sindirmeliydi acı ve öfkesini hayata….
Yol daha uzundu….yağmur yağıyordu..küçük bir yağmur damlası camdan süzülüp bir hayatın trajedisini okşuyordu….