nasıl da çocuktu kaçkar yüreğin, dido diyen dilin suskun mu kaldı....
ahh!kalbim...
neden seni her dinleyişimde ağlıyorum sanki..?
Mekanın Cennet olsun güzel insan
İşte gidiyorum;
Birşey demeden
Arkamı dönmeden
Şikayet etmeden
Hiçbirşey almadan
Birşey vermeden
Yol ayrılmış, görmeden GİDİYORUM!
Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır herbir adımda
Ayak izim kalmadan GİDİYORUM!
Gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
Gönülkuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden GİDİYORUM!!!
anılar düştü peşime
mükemelin ötesinde
uzun saçlı anarşist kökenli bir rock çıyı tüm halk nasıl bu kadar sever sorusunun yanıtını bizlere gösteren şair ceketli çocuk.
iyi bilirdik
Rahmetliyi canlı dinlemek nasip olmuştu..o zamanlar meşhur değildi bi kafede çalıyodu.ben bile gidebildiğime göre baya ucuz bikafeymiş
"Şair ceketli çocuk"
ıyı bır devrımcıydıı ....:((
bu adam bir tane insanın her dinlediğinde içini titreticek güçte şarkıları var..
yol kenarlarındaki su birikintilerini görünce gözçukurlarımızda eşdeğer bir gölet yaratıyorsun. günaşırı kanıyor kalbimizin sana ayrılmış bölümü..
her sevgili bir değil
benim kaderimi başkasına yazdın
beni sevdiğini biliyordum ama
sen beni başkasıyla değiştin
beni sevdiğini biliyordum ama
didou do na ani na
titreyerek sabah günü
senin çiftliğinde dolanıyorum
başıboş şuursuzca
bu yaptığın mümkün değil
başıboş şuursuzca
didou do na ani na
gecem gündüzüm bir oldu
yolunu gözler oldum
sen benim için öldün
başkalarının sevdiği geldi
sen benim için öldün
didou do na ani na
ah sevgili sen iyi günlerimde
yüreğimi nasıl dağıttın
gece herkese gece de
ben günlerce uykusuzum
gece herkese gece de
didou do na ani na
değeri öldükten sonra anlaşılan eşi bulunmaz ses...
mezarına gitmek iyi gelmiyor arkadaşlar
çok ağladım çok...
çok özledim seni kazım..
daha çok şarkılar söylemeliydin sen kazım baba
Aşk, özgürlük düşü yetmez;
özgürlüğün kendisi, hala yetmez;
Hayatın kendisi, ve en sonunda giderken oradan, hayattan her şeye bedel, küçük, mütevazi, o en anlamlı tebessüm sizin olsun… Elbette mümkün değil ama, her şey gönlünüzce olsun
karadeniz sessiz
1972 Artvin-Hopa’nın Yeşilköyü’nde doğan Kazım Koyuncu küçüklüğünü çok sevdiği babaannesinin öykülerini dinleyerek geçirdi.İlk enstrümanı babası Cavit Koyuncu tarafından alınan mandolini oldu.Asıl enstrümanına geçişi ise Almanya’da oturan amcasının getirdiği gitarla gerçekleşti.Lise yıllarında Fransız şairler Rimbaud ve Baudlierre’den etkilenmesi ileride şair olamasa da «Şair Ceketli Çocuk» olarak anılmasını sağladı.1989 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimini kazanarak İstanbul’a gitti,ama bir senenin sonunda «Mezun olsam nasılsa kaymakam yapmazlar.» diyerek okulu bıraktı ve Çağdaş Sanat Atölyesi’nde çalışmaya başladı.Bu dönemde «Faşizmin Korku ve Sefaleti» adlı oyunun müziklerini yaptı.Daha sonra Ali Elver ile politik bir müzik yaptıkları Grup Dinmeyen’i kurup 1996’da Sisler Bulvarı adlı albümlerin çıkardılar.Bir yandan bu çalışmaları sürdürürken Kazım Koyuncu bir yandan da memleketlisi Memedali Barış Beşli ile dünyanın ilk ve tek Lazca rock grubu Zuğaşi Berepe’yi(Denizin Çocukları)kurdu.Kendi memleketlerinde tam anlamıyla anlaşılamayan bu üniversiteli,küpeli,uzun saçlı adamlar kendilerinin asıl kitlelerini kendileri gibi üniveriteli olan gençler arasında edindiler.Lazca gibi yaşam mücadelesi veren bir dili çıkış noktaları yapan grup edindikleri kutsal amaçla hem yok olan bir kültürü yaşatmayı hem de dünyada her şeye rağmen müzik yapmayı,şarkılar söylemeyi amaçlamıştı. Şüphesiz ki ileriki dönemde Kazım Koyuncu’nun müziksel gelişiminde, tulum,kemençe,elektro-akustik gitarı ve davulu bir araya getirdikleri 1995 çıkışlı Va Mişkunan(Bilmiyoruz)albümünün büyük etkisi oldu.1998de Zuğaşi Berepe «Brüksel Live» adı altında sadece 130 adet basılan konser albümü ile yine aynı yıl modern rock soundu ve başarılı Lazca sözleriyle dikkat çeken yeni albüm «İgzas»(Yürüyorlar) da piyasaya çıkarıldı.Bu kadar başarılı iki albümden sonra Kazım Koyuncu üzerinde biriken grup sorumluluğunun diğer grup elemanları tarafından taşınmamasının hoşnutsuzluğunu gruptan ayrılarak gösterdi.2000 yılına gelince ortak bir albüm çalışması olan Salkım Söğüt 2 projesinde yer aldı.Özellikle bu projede yorumladığı «Didou Nana» parçası sanatçının kariyerinin en başarılı eseri oldu.Yeni albümlerinde daha önceden yer verdiği Doğu Karadeniz yöresinde kullanılan Lazca,Hemşince ve Türkçe dillerinin yanında Gürcüce ve Megrelce gibi dillere de 2003 çıkışlı ilk albümü Viya(Laz Sörfü)da yer verdi.Başka önemli bir sanatçı Kemal Sahir Gürel ile birlikte Sultan Makamı dizisinin müziklerini yapan Kazım Koyuncu’nun dizi müziği ve popülerlik açısından en büyük patlamayı yaratan çalışması ise Gülbeyaz dizisi müzikleri oldu.Tekdüzeliğe sıkıştırılmaya zorlanan Karadeniz müziğine kattığı yorum ile başta Karadeniz olmak üzere tüm Türkiye’de popülaritesi bir anda arttı.Müzik çalışmaları yanında Karadeniz Sahil Otoyolu, Türkiye’nin dört bir yanındaki termik santral,altın aranması gibi doğa ve halk düşmanı projelere karşı düzenlenen kampanyalara verdiği destekle de dikkat çekti.Bilinçli olarak «Hayde» adlı ikinci solo albümünün çıkmasını popülerliğinin törpülenmesi amacıyla bir süre bekletti.15 şarkıdan oluşan bu albüme dizi ekibinde Şevval Sam ile yaptığı düetler de farklı bir renk kattı.Sanatçının,tam Hey Gidi Karadeniz konser etkinliklerinde Fuat Saka,Volkan Konak ve Bayar Şahin ile tam gaz devam ederken «en büyük fobim dediği» ve Çernobil ve kanserli çay vakaları sebebiyle karşıt kampanyalarında yer aldığı kansere yakalanması tüm sevenlerini sarstı.Kazım Koyuncu’nun hastalığında da sürdürdüğü Hey Gidi Karadeniz konserlerinin bir ayağına katılıp «Ha kanser ha konser» demesinden birkaç ay sonra 25 Haziran 2005 günü aramızdan ayrılması tüm Türkiye’yi yasa boğdu.Ölümünden sonra sanatçının albümlerinde yer almayan şarkıları Yedikule Zindanları performansından bazı seçmeler ile birleştirilerek ölümünden yaklaşık bir sene sonra «Dünyada Bir Yerdeyim» adı altında bir albüm olarak çıkarıldı.
zamansız ayrıldı aramızdan şair ceketli çocuk; mekanı cennet olsun...