Bir çocuk gördüm uzaklarda
Biraz çocuk biraz adam biraz hiçti
Ellerinde yaşlı zaman demetleri
Daha önce denenmemiş yeni bir yol seçti...
Bir çocuk gördüm uzaklarda
Gözleri kederli hatta korkulu
Her şeye rağmen biraz gülümsedi çocuk
Sıcak sade ama biraz kuşkulu...
Hiç olmadığım yerde
Ayak izimdir sokak lambasındaki suç
Ve kör sinekler gece vardiyasından
Saat üç sularında döner
Şubat jartiyeri yırtık ejderha
İsyan damağıma yapışık
Feryadıma düşer
Tuzun mermeri dilimde
Açılır turuncu kaydıraklar
Ve turuncu şiirlerim ve turuncu gömleğim
Taşlarda büyüyen ardıçta
Buğday mevsimidir iki göz
Rüzgar sırnaşık bir yağmurla dökülür
Kırılgan bir hulahop sokakta
Okyanus ortasında, çatlar şinanay
Feryat
Üleştirilmiş bir zehir kase içimde
Belediye banklarında
Tebeşir yırtığı küçük bir köfteci manzarasıdır
Aralık .
İçimden gecen şezlongda ayaz yanığı kader
Feryat
Şubatta dikilmiş dudak hareketidir
Gözlerin buğday mevsimi
Hiç olmadığım yerde
Kibrit çöpü kadar cılız bir duruşmayla
Yaslanır ömrüme darağacı
İskemlede yerçekimsiz bir aşk
As beni yar
Saat üç sularında göğe doğru
Ayak izimdir sokak lambasındaki suç...
Acılar vardı..
yüreğime sığdıramadığım
sözlerle anlatamadığım
yazarken ağladığım acılar..
hep ertelenmiş hayallerim
bitmek bilmeyen kederlerim
sessiz çığlık gibi şiirlerim
ve bir de acılar vardı...
belki senin acındı bu
belki gülmemiş çocukların
belki özlenen günlerin acısıydı...
hasrette acı beklemek te
geceleyin bir yıldız ağlar gökyüzünde
yitirdiğim cenneti ver bana
yıldızım ağlamasın gökyüzünde...
Günahımı aL...
Beni bana bırakma
her acımda daha bir yakınım sanki sana
hüzün yakışıyor belki bana
yangına düşmüşüm
aşkına vurulmuşum
bak bana...
Acılar hep var olsun
Yeter ki sen beni bana bırakma
Yeter ki sen BENİ SENSİZ BIRAKMA
öyküüüü nerelerdesin..panonu konuşmalara kapamışın..postaneye de bakmyorsun..belki buraya bakarsın diye yazdım :))
hani ay herkese gülümserken,
mevsimler kimseyi dinlemezken...
hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
eskidendi, çok eskiden
Her insan kendine rüzgar
Ruhlar kayıp ülke..
Usulca gel yeniden ..
Aci tutar ellerinden usulca
Kimse tutmuyorsa...kimse bilmiyorsa...
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Bir şehrin uzak semtleri gibi gözlerin
üzgün, kara, ayaklanmaya hazır
soğuk sular döküp fırladım sokaklara
sorular sordum
nice kara sıfatları üzerime alaraktan
ipte boynum
ağzım şehvet yalaklarında
çapraştım
and içip ayna kırdım
Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım
Sen müziğim benim; müziğini her çalışında,
Canım parmaklarınla o kutsal tuşlara dokunurken;
Kulaklarımı hünerine hayran bıraktığında o tatlı uyumlu sesleri çıkarırken tellerinden,
Nasıl kıskanırım hoplayıp duran çapkın tuşları her biri öpücükler kondurdukça narin parmaklarına,
Zavallı dudaklarımında tükenmiş artık sabırları...
Tuşların cüretine bakıp kızarmış, bekleşirler yanında..
Nasıl istemezdi dudaklarım onların yerine geçmeyi parmakların her birinin üstünde zarif adımlarla sekerken...
O dans eden tahtacıklarla bir an için yer değişmeyi...
Ölü tahtaları sen canlı dudaklardan daha mutlu ederken...
Ama madem; bu kadar zevk veriyor bu iş keratalara,
Dudaklarını bana ver öpmeye parmaklarını onlara....
William Shakespeare
istanbul kaldırımlarını tâk’larken umutlar..
ruh nasıl da can çekişir bir haldedir;
zannediyorum ki her akşam aynı akşam
ve her aynı akşamın kör karanlığa karışan saatlerinde;
ben ölüyorum....
sen hiç doğmuyorsun...
Sen Uyuyorsun....
böyle bir akşamdadır hep nedense
çilekeş bir yolculuğun müzmin sevdalısı.
nâr içinde yâr derken bîzâr,
istanbul ağlıyor, sen hiç bilmiyorsun!..
oysa ki ben aşk derken; yüzüme
dönüp bakmayan bir yüz senin.
düşlerim kaç hecedir adını yazarken,
bir kez olsun okumayan, istanbul gibisin...
Sen Uyuyorsun.....
yollar üzerine söylenirken bütün türküler, aşkın birkaç adını sayıklıyor...
var diye başlarken cümleler bir şafak vakti nasıl da yok’lara karışıyor...
sefil aynalı bir dolaba sıkıştırılmış birkaç eşyadır o an en az benim kadar yorgun.
zaman iyi niyetlerimi kurban ederken vakitli vakitsiz;
ben gecenin kör karanlığına kalemimi saplıyorum,
sen uyuyorsun...