toplam 1 kişi bulundu. 1 adedi gösteriliyor.
~16 ahkam var.
"ey muhabbet, kuşkusuz biz bu puştların sofrasında oturup, onların ekmeklerinin kırıntılarını yalayanları; ırak ellerde bir milyon müslüman ölürken, kızılderili kemikleri üzerinde yükseltilmiş villalarda armut gibi korunan ve gülen dallamaları bilen ve göreniz. onların bu mezopotamya üzerinde ne kadar kavim, ne kadar kabile varsa hepsini birbirine kırdırmak için yapmadığı cambazlık yoktur. onların ve sesi gür çıkan borazanlarının elbet kader anı gelecektir.
ey muhabbet, sen onlara bir şey deme. ben yakaladığımda ne diyeceğimi bilirim..."
“ey muhabbet, onlara de ki; biz fahşayı rektum yolunda arayan geri kafalı bağnazlardan değiliz. kimsenin kavmini yok etmediğimiz gibi, kimseye de mücrim yaftası yapıştırmayız.. şüphesiz biz seni, çifte standartları ifşa etmen için seçtik. müşrikler, münafıklar ve sabetaycılar için sûre (tevbe) oluşturup eşcinselleri ayrı tutmaz ve aşağılamayız.
“de ki, biz size beyin verdik. dur deme onlar kendileri anlasın. agâh bir toplum yaratmak için gereken yegane kitab ı mukaddes, 7. çakradır.
ya muhabbet, onlara de ki, istimdat eden ve dahi hakkı yenen her cinsel kimliğin filhakika yanında olduğumuz gibi, sakalını sıvazlayıp çadırı diken salyalı müslimleri de "dümdüz" ederiz!. bir erkek ki kendini kadına benzetir, bir kadın ki kendini erkeğe benzetir, haftada 5 gün parti yapılan kutsal coğrafyamızın şeref konuğudur.
“alenktriğe yeni zam yapılan şu günlerde, bizim ne gönderecek yıldırımımız ne de sanayi ceryanımız var. biz size bir tane yıldırım gönderdik. o da aziz yıldırım.
(fenevbafçe suresi, çak/6)
bin yıllardır bizim adımıza, 'kutsal' adına ölüme götürülenlere mahsus bir 'şehadet mertebesi' uyduranlar bizden değildir. ölümün kutsanmış hali olmaz. değil midir ki, haçlı seferlerine çıkarılan yoksul köylüler, onlara tarif edilen 'tanrı'lar yolunda seve seve canlarını ancak bu kutsanmayla verdi; değil mi ki, berikiler, gerçek dünyada asla erişemeyecekleri zenginliklerle, şarap akan ırmaklarla ve cillop hurilerle ödüllendirileceklerini hayal ederek küffara kılıç çaldı; değil mi ki, aynı hayal, akıncıları yeni 'fetih'lere sürükledi... insanı insana kırdıran bir mertebe bizim mertebemiz değildir.
ve elbette yağmalanan, vergiye bağlanan yeni topraklardan, bizim yeryüzündeki temsilcilerimiz olduğunu söyleyenlere o koskoca servet aktı. biriken her servetin arkasında, o servetin 'şehit'leri de birikti. ortada şarap akan ırmaklar değil, kan akan ırmaklar vardı... 'asilzade'ler, şehit olmaya hiç ihtiyaç duymadı. onlar servetlerini biriktirdi, yerlerine başkaları şehit oldu...
ey muhabbet, onlara de ki, kendi yarattığını iddia ettiği biçare insanların, yine birbirlerini öldürüp şehit olmasını isteyecek kadar acayip bir tanrı yoktur. tanrı adına ölmenizi isteyenler, küpleri doldurup taşıranlardır. siz yoksullar, birbirinizi sevin, barış içinde yaşayın..."
ne demi$iz?.
"1. oku.
ibadet edeceğine muhabbet et.
uzun, kısa fark etmez. kaybedecegimiz bir $ey yok.
ey muhabbet. listen to me beybi;
süphesiz mucize bekleyen ebu sufyan kılıklı paganus müşrikler olacaktır. onlara de ki; daha çok beklersiniz. peki dedi muhabbet ve devam etti. ey maddeye can varen diyalektik dedi; buyir dedik. isa mesih çarmıha gerilmiş, göğün 7 kat üstüne yükselmiş ve tekrar dirilmiş. musa'da kızıldenizi yarmış. yunus balığın karnında yaşamış, ishak hayvanlarla konuyormuş, yusâ kudusu fethederken güneşin batmasını engellemiş. ya muhabbet; bu anlatılanlar efsane, past perfect tense.
ya muhabbet; isa denilen elemanın öldükten sonra dirilme hikayesi aziz pavlus tarafından uydurulmuştur. o aziz pavlus ki hristiyanlara işkence eden, o aziz pavlus ki, kendini peygamber ve havari ilan ederek roma ordusuna hükmeden mendeburun tekidir. boşalan peygamberlik koltuğuna oturmak için gerekli yegane unsur, bir mucizedir. isa'nın ölüm haberi ile peygambersiz kalan hristiyan alemini yönetecek, isa mesihin buyrukları diye kendi kurallarını dikte edip papalığı oluşturacak bir mendebur lazımdı. bu pavlus yıllarca zulüm, işkence ettiği hristiyan alemini sömürmüştür. yemeyin bunları muhabbet. akıllı olun. süphesiz pavlus ve saint peter gibi senaristler hayatın her alanında karşınıza çıkacaktır.
lan muhabbet; bu pavlus mendeburu yok mu?, bizim selçuk parsadan'dan beter.parsadan demişken, dandanakan savaşi'nı da hatırlatalım ek bilgi olsun. ya muhabbet; isan'nın ölüm haberi ile kazan kaldıran, kimilerine göre dualist, kimilerine göre bogomil olan marcion bu diriliş safsatasını yememiştir. diriliş mücizesini saçma bulan ve bu anlamda misyonerlik yapan bilginler pavlus mendeburu tarafından susturulmuş, susmayanları da emrindeki roma ordusu susturmuştur.bu pavslusa da taktım galiba ey muhabbet (!) bu mendeburlar, heterodoks yapının filizlenmesini engellemişlerdir.ki bu zihniyet, mucizelerin olmadığı bir inanç oluşturmaya çalışmış. oluşacak olan inanç, ne tür bir inanç olursa olsun, hıristiyan inancı olmayacaktı. mucizeler olmadan hakimiyet olmayacagı gibi, mucizeler olmadan ölümden dirilme de olmaz. ölümden dirilme yoksa, inanç boştur.
ya muhabbet; biliyorum bir bok anlamadın. yaradan diyalektiğin adına oku, oku ki adam ol. muhabbet dedi ki; ya diyalektik, bu apollo, ares, artemis, athena, hades, hera, vb ne ayak? . ayaklı mayaklı konuşacak kadar laubali olmadın diye zılgıtı eksik etmedik.herkes haddini bilsin canım, ve dedik ki, ya ehli muhabbet; onlar şarapçı yunan filozoflarının gördüğü halusinasyondan kaynaklanan hikayeler. ademoğlu efsaneleri ve mucizeleri sever muhabbet dedik;
muhabbet dedi ki; ya diyalektik, bu herkül ve zeyna olayı nedir diye sordu ? bmuhabbete buyurduk ve dedik ki; herkul, milliyetçiliğin tetiklenmesi için gerekli utopik karakter. bir ulusu ulus yapan milliyetçiliktir.
(kral leonidas süresi tırt - 6)
ey ecstasy'e can veren diyalektik dedi muhabbet; kafan mı güzel diye buyurduk, aldığımız cevap (yandan yandan, sagdan soldan, çatla patla) gibi abuk bir cümle oldu; anladık ki muhabbet papikçi olmuş. ya diyalektik dedi; bu zeyna hakkında beynime nur ihsan eyle, aydınlat beni ?,
ya muhabbet onlara de ki; zeyna başşşkaaa (!) taş gibi hatun de, liri liri liri çığlığı sarapova'dan beter. hoppp ! görüşelim, ara beni.
(abazan süresi, ( çek - 31)
ya muhabbet; bu söylediklerim kulağına ve kulaklarınıza küpe olsun. ademoğluna sadece bir koyun gönderdik o da dolly .neyse ki tandıra yatırmadınız. eyy mucize bekleyenler, diyalektiğe, bilime itimat edin dedik, bak primat embriyosu dahi kopyalanır oldu. olacak bu iş, olacak dedik muhabbet ve saz arkadaşlarına.
ya muhabbet; bu işler böyle işte, zaman her şeyin ilacıdır. dün kızıldenizi yardığını iddia eden israiloğulları eşrafı, tsunaminin ne olduğunu bilir mi ? diye sorduk muhabbete. ses çıkmadı. meğer aşırı dozdan hastanelik olmuş.
ya muhabbet; onlara ayılınca de ki; peygamber kedinin sırtını sıvazlamış, sırtın yere gelmesin demiş. at bakalım kedi hayvanını metrocity'nin 24. katından(!) bakalım geliyor mu gelmiyor mu? her şeyin bir aerodinamiği var.
ille de mucize istiyorsanız;
(liverpool süresi, ( gol 8 )
wake up muhabbet. follow the green dialectic.
kusura bakma ama, arada sırada $aka yapabilirim ehli muhabbet, hazırlıklı ol (!) ey muhabbet; onlara deki, cennet analarin ayaklarinin altinda degildir. oyle olsa cifte standart olur.ya muhabbet onlara de ki, bizim kitap sadece müzekkerlere gönderilmez, müenneslere de göndeririz. cinsiyet ayrımcılıgına pek sıcak bakmıyoruz. ve muhabbet dedi ki, eyyy maddeye sekil veren diyalektik. ne var dedik muhabbete ses cıkmadı. meger hattan dü$mü$, o kadar da kaliteli modem al diye paraladık kendimizi ama anlatamadık. ve muhabbet baglandı, zoom adsl is now connected dedi. yeah baby dedik. yaaa diyalektik, regl olmak peygamber olmaya engel mi ? (!) aferin lan muhabbet, sen muhabbet olmaya ba$ladın, muhabbet dalında güzeldir diye makara da yaptık, bozuldu biraz.
ya muhabbet; onlara de ki, bizde cinsiyet ayrımcılıgı yoktur.onlara de ki; biz insanı insan oldugu gibi goruruz. kadına da, erile de e$it davranırız. bakma sen milletin 4 karı aldıgına, yersen o kadar hurmayı, 4 karı da alırsın 14 karıda (!) ondan sonra i$in yoksa ayet uydur dur. peki dedi muhabbet, peki dedik muhabbete(!) bakma oyle malak malak muhabbet dedik, var mı kafana takılan bir konu ? var dedi muhabbet, bu muhabbet de cok olmaya ba$ladı, sorgula dediysek kafamızı ütüle demedik.eyyy maddeye sekil veren diyalektik dedi tekrar, ne var demeye korktuk. ya diyalektik, ben de 4 karı alsam dedi, e dedik, sıkıldıkca bo$ ol desem, o beni bo$ayamasın ama ben istedigim zaman bo$ayabileyim dedi (!) bi siktir git muhabbet dedik, götün kalkmasın marilyn manson'a ceviririm seni desem de, kafası hâlâ kadınlardaydı.
ey muhabbet, amma cok soru sordun diye yakındık, malak sezai de uyuklamaya ba$lamı$tı. pandik attım kıpırdamadı, korktum bır an, meger prozac almıs mendebur. ya muhabbet onlara de ki; kadınların sahitligini saymayan, regl oluyor diye itibar gösterilmeyen, sahte peygamberlere pe$ke$ cekilen, zina yaptı diye kellesi vurulan, recm cezasına maruz kalan, düzülmek icin erinin zikinin keyfini bkleyen kadınların/anaların, cennet olsa idi cidden ayaklarının altında olmalıydı de (!)
ey muhabbet; simdi feminen takılıyosun, sana yazılan bayan sozluk yazarları olabilir ya da kadınlara sempatık görünuyor diye sebeklik yapanlar da olabilir. sen sen ol muhabbet, harama uckur cözme (!) ya da cöz, bana ne lan senin özel hayatından.
ey muhabbet; bu arada engizisyon mahkemelerine de iki cift lafım olacak. galileo galilei ve giordano bruno'ya bir sey diyeceksen; de, selamları var cokca (!) yakında muhabbeti de aramızda gormek istiyoruz diyorlar.
ey muhabbet. orda mısın kerhaneci ? muhabbet söyle onlara, de ki; biz size endogami'yi yasak ettik. genetik bilimin içine sıçıp, sakat doğan çocuklar için takdir i ilahi dedirtmeyiz. söyle onlara ey muhabbet, biz sana mehirlerini verdiğin kadınları ve sol taşağınla malik olduğun savaş ganimetierini (cariyeler) ve seninle birlikte reina'ya giden amcanın, halanın, dayının ve teyzenin kızlarını helal kılmadık. pezevenk mıyız biz muhabbet ? (!)
ey muhabbet, bırak o play station ı da muhabebetin bokunu çıkarma dinle, biz sana, zor durumdaki aciz ve mü'min kadını, bakıma muhtaç kisvesi altına sığınıp al koynuna demeyiz, hele hele, özellikle ( sadece senin için helal kıldık ) diye çifte standart uygulamayız.
ey muhabbet. bu arada, muppet show'u yayından kaldırıp, serap ezgü ile biz bize'yi yayınlayan kanal yöneticilerine de bir güzellik düşünüyorum.
ya muhabbet; biz sana, teyzenin, halanın, amcanın kızlarını ve dahi bakıma muhtaç kadınları helal kılmadığımız gibi, dilediğini alır, dilediğini bırakırsın da demeyiz. biz seni, vahiylerimizi, buyruklarımızı ve de emirlerimizi ademoğluna ilet diye seçtik. bana ne senin cinsel hayatından muhabbet (!) olur da tenasül organının keyfi için, elektronik ortamda hazırlanmış bu vahiyleri, çıkarların doğrultusunda ( editlersen ) kullanırsan götünü keseriz.
sosyomat vasıtasıyla yollanması uygun görülmüş son kutsal kitap.
"1. oku.
ibadet edeceğine muhabbet et.
efendi ol, kafana göre takıl.
teşvik primi alma. hatta hiç prim alma.
terbiyesizliğe, yüzsüzlüğe, eşşekliğe prim verme. hatta hiç prim verme.
prim alana, prim verene selam verme.
modaya, trende sarma, sarana da mani olma. onlar eşşekliği yaşayarak azap çekeceklerdir.
seks için alçalma, aşkı çok yükseklerde arama.
sana tokat atana, kafayı göm ki, aklı başına gelsin.
ve kafatasçılara küfür et... itin köpeğin doldurduğu dünyada en hakiki mürşit küfürdür.
bacaklarından ancak koyunlar asılır. koyun olma ve kasaplara isyan et.
kumarın iyisini oyna, hayatınla... kötüsünün yüzüne bakma. de ki, ben insan olacağım!
kariyer eşşeklerin olsun, sen oku.
oku ve muhabbet et..."
"de ki, biz babasının dört kızdan sonra ilk oğlu olarak doğan fatih ürek’i insanlara ibret olsun diye gönderdik. dört kızının kıymetini bilmeyip oğlu olduğunda 40 koç kesen babayı, o 40 koçun boynuzlarıyla cezalandırdık."
"fatih, musa'nın oğluydu. musa fethullah'ın halaoğluydu. fethullah saçma bir insandı, de ki, fethullah'ı hiç karıştırmayalım. musa'nın karısı bir sürü çocuk doğurdu, bulaşık yıkadı, çamaşır yıkadı, hayatı öylece geçip gitti. musa okeye dördüncüydü. biz okey oynayanları, bütün gün o taşları mal mal dizip, etraflarında olup biteni fark etmesinler diye yarattık."
"eyzübilhöst!
bütün gün am-sik-göt yazan eller bizden değildir. ey muhabbet, onlara de ki, tenasül organlarıyla fazla uğraşanlar, ahirette sik kafa, göt kafa ve am kafa olarak dolaşacaktır. biz ali atıf bir'i onlara ibret olsun diye yarattık."
"ey muhabbet, sana inanmayan kadın ve erkekler, en kalabalık otobüs hatlarında fortislenecektir. onlara de ki, rabbim silikonlu memeler kadar yuvarlak ayı ve güneşi yaratandır ve muhabbet onun elçisidir. ondan sual edenler, finans kapitalin azgın dalgalarında çırpınan küçük yatırımcılar gibi azap çekecektir. piyasalara sıcak para girişini vücutlarında hissedecek, bıyıklı yabancıların spekülatif hareketleri de onlara girecektir.
ey muhabbet, de ki, finans alemi alemlerin en yavşağıdır. o alemdeki en ciddi kariyerin bile, gözümüzde bir pirinç tanesi kadar kıymeti harbiyesi yoktur. ecel gelip de üzerlerine çöktüğünde, taktıkları kravatlar onları araftaki en yakın ağaca bağlamak için kullanılacaktır. gömleklerinin üst düğmesini açarak gösterdikleri sütyenlerin her bir dantelinin ereksiyonel hesabı sorulacaktır.
ey muhabbet, de ki, biz muhabbet insanlarının rabbiyiz..."
"ol gece kim doğdu hayrulbeşer. anesi anda neler gördü neler. dedi gördüm ol habibin anesi. bir acep nur kim belki güneş pervanesi."
(mevlüt suresi)
"de ki, hepimiz keriziz. bir çıtır tuba ünsal var, biz onu sana eş yarattık. yaratık o, pis bi yaratık. tuba! hooooop! görüşelim..."
(sevgi kelebeği suresi, bap7)
"onlara de ki, ne kadar kötüleme butonuna basarlarsa bassınlar, muhabbet yoluna devam edecektir. biz onun doğduğu gece ayı ikiye böldük, güneşi beşle çarptık. onu alemlere yol göstersin, sürülere çobanlık etsin diye elçimiz eyledik.
ey muhabbet, onlara de ki, sabahtan akşama kadar magazin programı seyredenler odun ateşinde trabzon ekmeği gibi kızaracaktır. kendine faydası olmayanın, ortamlara girmesi neyi değiştirir ki?"
"insanlık tarihinin uzun doğrusu üzerinde tek bir noktacık olan hayatlarını, yalakalık yaparak geçirmeyi düstur belleyenler bizden uzak dursun. itaatin kör kuyusunda debelenenleri arafta mantar yapacağız. biz kullarımıza haksızlığa karşı arıza yapsınlar diye beyin verdik. lanetimiz beyinlerini salata niyetine limonla servis edenlerin üzerinedir."
"biz suları birbirine karıştırmadık. kokteyl yapmak bizim işimiz değildir. lakin yoksulların eline molotof kokteyli verdik ki, kendilerini savunsunlar.
ey muhabbet, onlara de, her kim ki haksızlığa başkaldırmaz, bizim sevgili kullarımızdan değildir. patronlarına, sendika ağalarına, kendilerinden üstün gördükleri her türlü zevata boyun eğen, onların kıçlarını yalayan ve yaranmak için türlü şekle girenler, ahirette aynaya baktıklarında kusacaktır.
ey muhabbet, de ki, bizim kimsenin tapınmasına ihtiyacımız yoktur. tapınmak, insanı alçaltır. müminler başlarını dik tutsun. ikide bir yere kapaklanmanın, diz çökmenin, boyun eğmenin her türlüsü bize ızdırap verir."
"ey muhabbet, aç kalmayı ibadet saymasınlar. bizim ibadet saydığımız, kuşkusuz açları beslemektir. açların beslenmesi için onları örgütle. işsizler sokağa çıksın. eylem yapsın. de ki, bizim ibadet saydığımız şey eylem yapmaktır. kuşkusuz en büyük sevap, greve çıkmaktır."
"sosyomat dağının tepesindeki örümcekli mağaraya elçi olarak malak sezai'yi gönderdik. git ve muhabbet'e resul olarak seçildiğini anlat dedik. elçi malak sezai, o sırada her nedense mağarada takılan muhabbet'i buldu, ona 'ya muhabbet, rabbim beni sana yolladı. işte alet burada' diye kutuyu bıraktı. muhabbet kutuyu açtı, kutudan ona seslendik: 'ya muhabbet, görevin, tabii kabul edersen, ayetlerimizi sosyomat'a indirmektir!' muhabbet o anda, 'ya rabbim' diye cevap verdi, 'buralarda kendi halimde mal mal dolaşıp duruyordum, bu lütfunla beni ihya ettin. ne diyeyim bilmiyorum ki. seyahat ya resulullah.' gök gürlemesi gibi cevap verdik: 'resulullah sensin, seyahat da sana girsin! evliya çelebi misin evladım sen?' muhabbet, 'pardon' dedi, meseleyi kapattık.
ey muhabbet, kendini çelebi bilenlere de ki, biz onları her daim sınarız, sana kin kusanlar kuşkusuz şeker pancarı posası gibi ruhlarıyla fezada dolaşamazlar. onlara acı."
"muhabbet 'rabbim, senin için bir devemi keseceğim' dedi. biz de ona 'oha!' diye seslendik. bizim için deve, dana ve bilumum çift tırnaklıları kesenlerden hazetmeyiz. hemen malak rüstem'in eline bir racon tutuşturduk, 'al bu raconu, muhabbet'e götür, çok kesmek istiyorsa buyursun racon kessin' dedik.
ey muhabbet, onlara de ki, hayvanları yok yere boğazlayanların ağzını burnunu kırmak istiyoruz. tabii kelle-paça en güzel çorbalarımızdandır, orası ayrı konu."
"muhabbet bize, 'baba, oğul, kutsal ruh üçlü forvet oynayabilir mi?' diye sordu. 'işte muhabbet, artık olmaya başladın sen' buyurduk. 'peki beni kötüleyenlere ne buyurulur?' diye sordu ol habibin nanesi, onlara de ki, :( butonu malak hayrullah'a açılan bir kapıdır.
biz malak hayrullah'ı nuri ile sündüz'e hizmet etsin diye vazifelendirdik, o ise gitti onları düzüştürdü. bir nevi pezevengin daniskası durumu. sen o butonu hiç sikine takma, hak bildiğin yolda ilerle. bütün ayetlerimiz zamanının ötesinde listesinde başa güreşse de sen oku, oku ve muhabbet et. müminler sana önce gizli gizli mesaj atacak, selam edecektir. zamanla kendilerini gösterecek, cümle aleme 'diyalektik birdir ve muhabbet onun resulüdür'diyeceklerdir."
"ey muhabbet, de ki, mucize istediniz, derhal gönderdik. muhabbet'in hikmetinden sual olunmaz."
"ey inananlar! biz kimseye 'kafirin karşısında gizlenin' buyurmadık. tüm entry'lerinizin kötüleneceğini bile bile, meydana çıkıp göğsünüzü gere gere 'diyalektik birdir ve muhabbet onun resulüdür' deyiniz. biz sizi takiyyeci yaratmadık. aslında biz sizi hiç yaratmadık. siz evrim geçirdiniz, öyle oldunuz. ey muhabbet, de ki... aslında dur, deme! onlar kendileri anlasın..."
"de ki, modada kopek gezdiren kivircik sacli manyak kadin, tepesinde hırsız gezdiren andaval bir halka evladır. biz modada kopek gezdiren kivircik sacli manyak kadinı nurla çevreledik.
ey muhabbet ve her zaman genç kalanlar, meryem'e elimizi sürdüysek malak hayrullah'ın önde gideni olalım. değil mi ki, 'sana vurana öbür yanağını dön' diyor, bizim isa gibi bir oğlumuz yoktur. de ki, sana vuranın burnunun ortasına yumruğu yerleştir, rabbena hep bana diyenler ders alsın, artizlik yapmasın."
"ey muhabbet, sana sözlükte popüler olma kaygısı taşıdığını söyleyenler çıkacaktır. de ki, biz muhabbet'i popülerliğin dibine vurdurduk, hatta dipten kum çıkarttırdık. kili dağının örümcekli mağarasının sana biçilmiş bir inziva muhiti olduğunu bilmeyenlere şöyle seslen: hadi len!"
"muhabbet'e dedik ki, ey muhabbet, kadınlara el kaldıran delikanlılıktan nasibini almamıştır. kadınlar sizin tarlanız değildir ki, istediğiniz gibi süresiniz. bir hata yaptıklarında onları ikaz et, hâlâ hatada ısrar ediyorsa, dön bir kendine bak, belki de hata sendedir. mesele hallolmuyorsa, çık bi dolaş. yine çözemezsen, 'hadi bana eyvallah' de. ama vurma. kadına vuran bizden değildir.
ey muhabbet, onlara de ki, dört kadın alıp eve kapamak isteyenler, kendileri gidip üç erkeğin kuması olsunlar. biz size aşkı tavsiye ederiz. ha, onun dışında, kim ne arzu ediyorsa, efendi gibi olmak kaydıyla, onu yaşasın. sizin uçkurunuzla uğraşmak bizim işimiz değildir."
"muhabbet'e dedik ki, ey muhabbet, misal ayşe adında bir kız çocuğu olsun, yaşı da altı olsun, sen bu kız çocuğuyla evlenip, dokuz yaşına kadar yıllandırıp, dokuz yaşında da gerdeğe girersen, bizim nazarımızda sapık olursun. sübyancılığı övenlerden olma.
ey muhabbet, kölenin karısına göz koyup, köleni savaşa gönderirsen, arada bizim yerimize ayet icat edip o kadını kendine almanın teorisini yaparsan, lanetimiz üzerine olur. biz ki yumurtaya can verdik, o yumurtalar, hem de haşlanmış vaziyette, bizim sabrımızı sınayanların götüne girecektir. onlara de ki, sübyancılardan ve ırz düşmanlarından olmayın. çocukları iğfal edenlerin, nazarımızda at yarağı kadar kıymeti yoktur."
"ey muhabbet, de ki, 'yeri ve göğü kim yarattı?', 'peki onu kim yarattı?' gibi saçma soru zincirleriyle uğraşmayın. düz mantıkla yol bulunmaz. biz daha evvel gönüllere ışık tutsun diye doğanın diyalektiği'ni indirdik. okuyun, feyz alın.
onlara de ki, harunmuş, yahyaymış, yoksa her ikisi birdenmiş, bu türden soytarılara hiçbir ilham vermedik. onlar kuşkusuz işleri üçkağıda bağlayıp, kandırdıkları mankenleri gizli kameraya alarak gazabımızla tanışmaya hak kazanmıştır. kokain denen illeti çekmekle meşum, askerden kaçmak için delilik gibi nadide bir mertebeyi istismardan sabıkalı bu eyyam efendileri, ahirette götlerine girecek sefaları sürmektedir. onlara de ki, o büyük gün geldiğinde, ayaklarınız kıçlarınıza vura vura nereye kaçmayı düşünüyorsunuz? sanır mısınız ki, her şeyi izleyen rabbim sizi gözden kaçıracaktır?
ey muhabbet, onlara de ki, açtığınız tazminat davaları, aldırdığınız tekzip kararları, seçtiğimiz vahiy yollarında bi sikime yaramaz. yaratılış teorisi diye uydurduğunuz yalanlar, ürküttüğünüz maymuna değmez. biz ki, ne sündüz'ün kaburga kemiğiyle, ne de nuri'nin taşaklarıyla uğraşanız. biz alemlere hükmeden değişmez değişimin çarkçıbaşıyız."
"onlar ki, bu alemde isyana cüret edenlerin arkasından sövenlerdir, biz onları ıslah etmeyi değil tımar etmeyi öğreteniz. ey muhabbet, onlara de ki, sırtınızda kaşağı parçalasak, bir yere kadar. bu aleme tek katkınız, eşekliğin baki kalacağı hoş bir anırma sedası olacaktır."
"ya muhabbet, biz bize yakıştırılan isimlere, üstümüze yapıştırılmak istenen kimliklere itibar etmeyiz. sibernetik alemin sinir uçlarında dolaşan dedikodulara pirim verme. onlara de ki, bizim hakkımızda söylenenleri kaale alanlar bizden değildir.
ey muhabbet, biz sana muhabbet insanı olmayı öğrettik; ama bizden olmayanlarla muhabbeti kesenler insanların en hayırlılarıdır."
ya muhabbet, inananlar seslerini çıkardıkça, sana düşen yük azalacaktır. biz kimsenin tepesine musallat olacak asalak peygamberler göndermeyiz. şıhlar, şeyhler bizden uzak dursun. biz tebliğlerimizi iletiriz. tebliğlerimiz ne kadar akis bulursa, senin de emekliliğin o kadar yaklaşacaktır.
ya muhabbet, de ki, ağlak, sümsük, en iyi ihtimalle aseksüel tarikat şeyhleri, hocaefendiler nazarımızda kolpacı lavuklardır. amerika'nın kucağına oturup, oradan ağlaşa ağlaşa vaazlar veren feyzullahlar, alemlerin dışkısıdır.
ey inananlar! biz sesini çıkaran, kendi ayetlerine doğru el yordamıyla ve fakat sırf vicdanına yaslanarak ilerleyenlerin rabbiyiz. bizden korktuğu için fenalıktan uzak duran, yandan yemişin önde gidenidir. biz hesabını önce vicdanına verenleri severiz. ya muhabbet, onlara de ki, ya da dur, deme, kendileri anlasın..."
"ey inananlar, biz işkenceci miyiz ki, elin adamını/kadınını alalım, ateşle dağlayalım, kafasını lağıma sokalım, azaplardan azaplara sürükleyelim? bizim gazabımız, en fazla suratına tükürmektir. kaldı ki, onlar suratlarına tükürüldüğünde 'ya rabbi şükür' diyecek tıynette lavuklardır.
ey mümin! sana 40 çıtır karı ya da odun ateşi ikilemiyle gelen palavracılara sor: senin rabbin işkenceci midir? neden kendi yarattığı kullara işkence yapar? rahatsız mıdır? sana diyecek ki, 'herkes kendi tercihini yaşar yarim'. ona de ki, 'iyi de lavuk dostum, o tercihleri belirleyen senin uydurma rabbin değil midir? o her şeye kadir olduğunu iddia etmiyor mu?'
ey mümin! bizim 40 çıtır karı vaadiyle ağzı sulanan ya da odun ateşi tehdidiyle götü üçbuçuk atan ve her gün karşımızda domalan lavuklarla işimiz yoktur. biz sana vicdan verdik. hesabını verebilirsen, vicdanına verirsin.
haaaa, bu arada, ey inananlar! rızkın onda dokuzu ticarette ve cesarette değildir. ticaret son derece dandik bir iştir..."
“ey muhabbet ehli! ortama am-sik-göt lafları sokarak şaklabanlık yapmaya kalksaydık, kuşkusuz ki $ukela gönderip iltifat edenler sıraya girecekti. halbuki biz muhabbet’i ayetlerimize elçi eyledik. biz ayetlerimizi zamanının ötesinde entry listesinde yarıştırmayı bilenlerdeniz.
ey muhabbet! onlara de ki, kafir ne kadar kötülerse ayetimiz o kadar kuvvetlidir. kafir ne kadar anırırsa, bil ki o kadar doğru yoldasın…”
"ey inananlar! biz ne dedik? oku ve muhabbet et dedik. efendi ol ve kafana göre takıl dedik. terbiyesizliğe, yüzsüzlüğe, eşşekliğe prim verme dedik. bacaklarından ancak koyunlar asılır. koyun olma ve kasaplara isyan et dedik. seks için alçalma, aşkı çok yükseklerde arama, kariyer eşşeklerin olsun, sen oku, oku ve muhabbet et dedik. hesabını bize değil vicdanına ver dedik. ey inananlar! bunların fitne olduğunu söyleyecekler, hatta ellerindeki farelerle ayetlerimizin üzerine pisleyecekler. varsın pislesinler.
ey muhabbet, onlara de ki, bizim odamızın ortasına sıçanlar dahi olsa, onların çıkardığı şeyin bok olduğu gün gibi aşikardır. halbuki bizim odamız her daim genişlemekte ve aydınlanmaktadır. biz boku bahçemizdeki organik tarım alanında kullanmasını bilenlerdeniz.”
“kuşkusuz sözümüz gören gözlere, işiten kulaklara ve düşünen beyinleredir. biz ki meramımızı his dünyasının sığ sularında ergen kız ve oğlan çocuklarına ve banka memurelerine ve yönetici asistanlarına ve bilcümle duyarlı küçük-burjuvaya anlatacak elçiler bulabilirdik. biz muhabbet’i meramımızı dümdüz anlatsın diye elçi seçtik.
kapalı kapılar, sibernetik kablolar ardında ne söylenirse söylensin, muhabbet yalnız bizim sözümüzü alemlere iletmekle mükelleftir. ey muhabbet, sana yaklaşıp dost görünenlere de ki, biz gönlümüzü boş bir sayfa gibi her gelene ikram ederiz. o sayfanın üzerine ne çizeceklerine onlar kendileri karar verecektir.”
"ya muhabbet! onlara de ki, senin çekip gitme zamanın da gelecek. ne daha evvel, ne daha sonra. biz muhabbet'in ne zaman çekip gideceğini önceden bileniz.
ey inananlar, hazır laf açılmışken inceden dokunduralım. kafirler neye taptıklarını söylerse söylesin, onlar son tahlilde paraya tapar. lakin paraya tapmak önemli değildir, parayı bulabilmek önemlidir. ortalık paraya tapıp parayı bulamayan kafirlerle doludur. ey muhabbet, onlara de ki, paraya değil vicdana tapın. vicdanı satın almak kimsenin haddine değildir."
“ey muhabbet! kuşkusuz sana basit bir görev vermedik. seni şöhret budalası gibi göstermek isteyenler olacaktır! onlara gül ve geç ve dahi de ki biz şöhret budalalarının her daim sağa sola yalananlardan olduğunu biliriz.
ey muhabbet! yaptığının ‘yeni’ bir şey olmadığını söyleyeceklerdir! biz senin yeni bir şey yapıp bu alemlerin en zeki çocuğu gibi dolaşmanı istemedik ki! elbette seni sıradanların en sıradanı içinden seçtik. zeki çocuklar ve güzel çocuklar zaten sosyomat caddelerinde salına salına dolaşmakta, namlarıyla göz kamaştırmakta ve elbette sosyal hayatlarına zemin yaratmaktadır. biz seni sosyomat dağı’ndaki mağarada kara kara düşünürken bulduk. seni seçmemizin sebebi, madımak denen bir otelde, diri diri yakılan otuzyedi insanevladı içinde, altı yoldaşının bedenlerinden çıkan dumanı o gözlerinle seyretmiş olmandır.
ey muhabbet! onlara de ki, biz enteresanlık peşinde koşarken şaklabanlık yapmak yerine, takkesini önüne koyup, o takkeyi tekrar tekrar süzenleri kendimizden belleriz...”
"ey muhabbet! sürekli devinen bir alemde, yerinde sayan beyinler, aslında kendi kendini tüketir. diyalektiği anladın mı? köylü kızlarını ele al. onları taksim meydanı’na beş parasız, savunmasız ve dahi en ufak bir desteği olmadan bıraksak, orospu olmak dışında neredeyse hiçbir şansları yoktur. oysa küçük burjuva entelektüelleri öyle midir? onları taksim meydanı’na beş parasız, savunmasız, en ufak destekten yoksun halde bıraksak, almış oldukları burjuva eğitim sayesinde, kendi başlarının çaresine bakma ihtimalleri çok daha yüksektir. işte onlar, almış oldukları burjuva eğitimle günlük sorunlarını pekala çözebildikleri içindir ki, kendilerini fevkalade akıllı zannederler. dünyanın bütün meselelerini çözebileceklerine olan inançları, dahası cüretleri buradan gelir. düz mantığı besleyen, ona cüret kazandıran temel budur. çok daha karmaşık meselelerde, yüzeysel sonuçların, dandik çıkarsamaların ve genel-geçer ‘doğru’ların hakimiyetine kan veren de budur…
insanlık tarihinin dev okyanusunda bir zerrecik, evren tarihinde ise bir noktacık kadar kısa insan ömrünü anlamlandıramamak, bu zamanı, ‘anlama’, idrak etme ve en mühimi değiştirme işleriyle iştigal yerine, mülk edinme, yalanma, tapınma ve/veya kendini olayların akışına salma işlerinde harcamak, tarihin akışına düz mantıkla yaklaşmanın daniskasıdır. ve milyarlarca insan nüfusunun pırlanta yüzük ile kitap arasında tercih yaparkenki güdüsü, irrasyonelin rasyonel olan üzerindeki tahakkümünün işaretidir. veyahut, tekstil sektörünün ilkel atası tarafından yaratılmış olan kapitalizm, insanların beyinlerine lavuk italyan modacılarının etiketlerini birer birer çakıyorsa, bunun karşısında içerik, mana, bir bütün olarak manasızlaşıyorsa, körpe ve güzel kadınlar, sırf o etiketler için içeriği bir kenara bırakıp, yine berbat bir kapitalizm piçi olan otomotiv sanayiinin son ürünlerinden birinin açılan kapısından içeri güle oynaya vermeye giriyorsa, insan soyu yerlerde sürünmekte demektir.
sor onlara! bir insanın aksırıp tıksırıncaya kadar yiyebileceği en pahalı yemeğin miktarı nedir? ya içebileceği en pahalı şampanyanın? bu dünya o kadar irrasyonel bir tarzda işlemektedir ki, hortum ailesinin el konan petrus şaraplarını tüketmeye, aile mensuplarının ömrü vefa etmeyecekken, o petrus şarapları mahzenlere hayvanlar gibi yığılmıştır. tüketmeye güdülenmiş ‘insan tabiatı’ sorunu değildir bu. başka deyişle, insan ‘öz’ünde tüketme rahatsızı olarak biçimlenmemiştir. kızılderililerin yiyebileceğinden fazla bizon öldürdüğünü duydunuz mu hiç? mesele, anlamsız tüketimi kışkırtan sistemin kendisindedir. tüm iktisadi faaliyeti alt alta yazıp, toplamını alıp, bunu da bir evvelki seneyle karşılaştırarak çıkan orana ‘büyüme’ adı veren gerizekalı bir sistemden fayda gelir mi?
ey muhabbet! onlara de ki, diyalektiği öğrenin! biz diyalektiği, doğanın hareket yasalarını anlayasınız, yolunuzu şaşırmayasınız, şarlatanların söylediklerine kanmayasınız diye gönderdik... toplumun hareket yasalarını sezip, bir zerrecik ebadındaki ömrünüzü, anlamaya ve size dayatılanı değiştirmeye, akıldışılığı ortadan kaldırmaya hasredesiniz, bilerek, öğrenerek, değiştirerek mesut olasınız diye, elinize tarihselliği kavrayacak teçhizatı da tutuşturduk. bunu kullanmak sizin elinizdedir. kullanmamak günahtır. ‘ben günah işleyeceğim’ diye ısrar edenlere cehennem vaat etmiyoruz. onlar azapların en büyüğünü mal gibi yaşayarak çekmektedir zaten.
ey muhabbet! biz sana çaylaklık azabını çektirdik, dediklerini nadasa bıraktırdık ve daha güçlü kelimelerle geri dönme imkanını verdik. endişen olmasın! herkes daha bir can kulağıyla dinleyecektir dediklerini. sen oku… oku ve muhabbet et…"
"ey muhabbet! nasılsın?! biz arada bir böyle hal hatır sorar, moral de veririz. ey muhabbet! tamam, cıvıtma! onlara de ki, tek tanrılı dinler daha piyasada yokken, insanlık binlerce yıl hıyar gibi niye putlara, şamanlara, zeus'a, apollon'a falan terk edildi? ya da bize sor, taaa 2 bin 500 sene evvel niye indirmedik diyalektiği? tarihsel materyalizmden niye bihaber tuttuk insan evlatlarını? zamanı gelmemişti de ondan.
ya muhabbet, her din kendi zamanının eseridir. toplumların yaşadığı çağ neyi gerektiriyorsa, o toplumların tepesine yerleşik sömürgen zevatın ihtiyaç duyduğu birer ideolojik araç olarak icat edilir dinler. devlet merkezileştikçe, tanrının yeryüzündeki gölgesi olduğunu iddia ederek devleti kendi gölgesi altında merkezileştirmek isteyen zevat geliştirdi tek tanrılı dinleri. yoksa xvi. lui denen lavuğun ne türden bir tanrısal özelliği olabilirdi ki? ya deli ibrahim'in halifeliğine ne demeli? anadolu'dan mezopotamya'ya, oradan sina çölüne, arap yarımadası'na zibil gibi peygamber ve bir o kadar kutsal kitap yağarken, zavallı kızılderililer niye günahkar zavallılar olarak mal mal dolaşıyordu amerika kıtasında? toplumların yaşadığı çağlar neyi gerektiriyorsa o! merkezileşen bir devlet yoksa, tek tanrılı dinlere yönelen bir toplum da yok.
ey muhabbet! onlara de ki, dini hala bir ideolojik aygıt olarak kullanıyorlar. dini imanı para olanlar, iktidarlarının zeminini dinsel dogmayla döşüyor sürekli. dine harbiden inanıp, yüzlerce sene evvelki kaidelere göre yaşamak isteyenlerin karşısına da utanmadan laiklik diye bir şey çıkarıyorlar. dine ya inanırsın, ya inanmazsın. inanırsan öyle yaşarsın. peki dini piyasa kurallarına uyarlayanlar bunu bilmez mi? bal gibi bilirler. ama onlar, itaatkar bir toplum, itaatkar bir din isterler. biz insanlara itaat etmeyi değil, itiraz etmeyi salık veririz. gerisi kendi bilecekleri iş..."
"ey muhabbet, de ki, biz gölgeliklerle dolu bir cennet vaat etmiyoruz kimseye. zaten evrensel olma iddiasındaki bir din, niye cennet tasvirinde gölgeliklerden söz eder ki? londra'daki adam gölgelikten etkilenir mi hiç? o güneş ister elbet. gölgelik peşinde koşturanlar, çölde bir vaha için elli takla atmaya hazır bir cemaat olabilir ancak...
ey muhabbet, esasen bizim cennetimiz falan da yoktur. biz size gözle görünmeyecek sinir uçlarınızı bile denetleyen bir beyin ihsan eyledik. bu beyin, kendi cennetinizi yaratmanız için de fevkalade yeterlidir. yeter ki kullanmayı becerin."
"ey muhabbet! senle de iyice laubali olmaya başladık ama, yine de onlara de ki, insanlık tarihi boyunca, saçma saçma şeyler oldu. bir coğrafyada peygamberim diye ortaya bir sürü tuhaf insan çıktı, bir coğrafyada ise yarı filozof-yarı kutsallar... misal, eski çin'i ele al. zamanında orada konfüçyüs diye bir dallama türemişti. ey muhabbet! ıyyyy, demek istiyorum! ben böyle bir lavuk görmedim. hâlâ insanların bir kısmını etkisi altında tutan, salladığı zırvalarla laf salatası yapanların diline pelesenk olan bu herifin tek numarası neydi, biliyor musun? bilmezsin tabii! dersine çalışmıyorsun ki!.. tüm düşüncesinin merkezine devlete ve otoriteye itaat oturuyordu. demem o ki, ortadoğu'da türeyen tektanrılı dinlerin yerini, çin'de bu konfüçyüs dallaması alıyordu. hepsi aynı kumaşın kırpıntılarıydı desem yeridir. her nevi merkezileşme çabası da, bunlardan birini seçip, beğenip, alıyor, kullanıyordu.
ey muhabbet! onlara de ki, tao'yu sadece 'taocu seks' dolayımıyla bilenler halt etmiş. o, çin'de konfüçyüs dallamasının 'anti-tez'i olarak değerlendirilmelidir. itaate karşı inceden geydirmeleriyle kalbimizi fethetmiştir.
ey muhabbet! sen hiç merak etme! kendini çok zeki zannedip sana ayar vermeye kalkanların ayarlarını ellerine verir, evlerine göndeririz. sen yeter ki oku! oku ve muhabbet et..."
"muhabbet'e dedik ki, onlara söyle, müstehaklarını vereceğiz! biz ortada bir 'tanrı' arayıp bulmakla, o bulduğumuz şeyin aslında olmadığını anlatmakla uğraşmayız. onlara tebliğlerimizi ilet! biz sadece kadere boyun eğmeyi öğütleyen her zihniyeti yerle bir etmekle mükellefiz.
ey muhabbet, de ki, kelebek etkisi diye bir şey yoktur. afrika'da kanat çırpan bir kelebeğin, tek günlük ömründe yarattığı hava akımı, atlantiği geçip alaska'da fırtına koparacak zannediyorsanız, sizi biraz saf yaratmışız. ve dahi, bu durumda, biraz kyoto iklim sözleşmesini, biraz ülkelerin ve sanayilerin atmosfere saldıkları karbon miktarını, biraz iklimlerin 'shift' dünyasını öğretmemiz gerekir deriz.
ey muhabbet! uykun hâlâ gelmediyse, onlara de ki... yok, deme... galiba uykun gelmiş senin..."
"ya muhabbet, biz mendeleyev'e periyodik cetvel'i gönderdik. şimdi atmış olmayalım, mendeleyev onu kendi buldu. elementlerin atom sayılarını hesap etti, çarptı, böldü, bi şeyler yaptı işte. bizim bu işlerle uğraşacak mecalimiz yok, anla artık. bu elementler, atom numaralarındaki ahenkle, cetvele 'cuk' diye oturuyor, aralarında mantıksal bir diziliş ilişkisi bulunuyordu.
lakin, ya muhabbet, gel gör ki arada üç adet boşluk vardı. ya o periyodik cetvel hikayeden tırışkaydı ve elementlerin atom numaraları arasında ahenkli bir ilişki yoktu, ya da o boşluklarda henüz keşfedilmeyen üç element mevcuttu.
ya muhabbet, onlara de ki, o üç element sonra tek tek kulaklarından çekilip çıkarıldı. bunlardan biri germanyum'du. diğerleri skandiyum ve galyum. mendeleyev, sadece bilimsel yöntemi kullanmış ortada olmayan, bilinmeyen, keşfedilmemiş üç elementi, atom numaralarına kadar ayrıntısıyla tarif etmiş, geriye sadece onları 'keşfetme' işini bırakmıştı.
haaa... mendeleyev tüm bunları yaparken, günlük yaşama ve toplumsal olana dair tam bir andavallık içinde miydi, öyleydi, orası ayrı konu. en cesur bilimsel adımları atarken bile, yüreği tuhaf ve iptidai bir din korkusuyla doluydu. çarlık istibdadına karşı koyma konusunda ölesiye cesaretsizdi. peki bu onun bilimsel yöntemini ve katkısını değersizleştiriyor muydu? bilakis! o sadece kendine azap veren bir ikilemin içinde sürükleniyordu.
ey muhabbet, onlara de ki, bilime güvenin. öngörülebileni kulaklarından çekip çıkarın. sizi kör bir itaate sürükleyecek dogmalardan kurtulun. sorgulayın. aksi halde, adem'in kaburga kemiği bir taraflarınıza batacaktır. bizden söylemesi..."
olağan bir peygamber deyişi.
benim de başıma geldi. saçma bir perşembe gecesiydi. malak sezai geldi, uykumdan uyandırdı, 'yürü, tanrı seni bekliyor' dedi. 'yahu arkadaş, saat gecenin ikisi, yapma, etme' dedim ama emir büyük yerdendi, mecbur kalktım, pijamaları çıkarıp süperpeygamber kıyafetlerimi giydim. malak sezai'yle birlikte gökyüzüne yükselmeye başladım. bir yandan da ışıklı göstergeyi kesiyorum. ali atıf bir, ali atıf iki, üç, derken, ali atıf yedide durduk. göğün yedi kat üstündeydik. yedi kat perde arkasında tanrı beni bekliyordu. 'nasılsın ya muhabbet?' dedi. 'nasıl olayım, biraz uykum var' diye cevap verdim. 'yorduk ama bu işin raconu böyle' dedi, 'az sabret, iki ay kadar sonra seni bu azaptan kurtaracağım. yanıma almayı düşünüyorum. burada bir pozisyon ayarlayacağız sana.' 'vallahi, kendi kendinizden razı olun, açıkçası kariyerimi umursuyorum. yedi kat yükselmek pek iyi geldi' diye inceden yalakalık yaptım. sonra havadan sudan, ekvador'un dünya kupasında sürpriz yapıp yapamayacağından falan konuştuk, yine malak sezai'yle yere geri iniş yaptım. soyundum, pijama falan giymeye üşendiğim için donla yatağa girdim. aslında ona don da denemez, üzerimde açık artırma sitesinden aldığım bilkentli kızın tangası vardı. kendimi çok seksi ve biraz da keriz gibi hissediyordum...
meraklısına not: bilim tarihiyle ilgilenmek çok hoş bir iştir. mesela bilim tarihi okuduğunuzda, insanlığın uzun süre antik yunan'ın evren kavrayışını benimsediğini görüyorsunuz. bu evren kavrayışına göre, yer merkezdeydi ve evren düşünebileceğiniz en geniş küreydi. o dönemde güneşin yer etrafında döndüğü varsayılıyordu; güneş dışında hareketleri tespit edilebilen ay da dahil olmak üzere altı gök cisimi mevcuttu. hal böyle olunca, dünya merkezde olmak üzere yedi katlı bir evren anlayışı gelişti. yıldızlar ise, düşünebileceğiniz o en büyük kürenin bittiği yerde, zemine çakılı ışıklar olarak değerlendiriliyordu. işte göğün yedi kat üstü denen kalıp, o evren anlayışının bir ürünüdür. çağdaş anlamda astronominin ilk gelişme evrelerine kadar, kavrayış bu şekilde kaldı. e bu durumda ne oluyor? göğün yedi kat üstü hikayesi, harbiden bir hikaye olarak kalıyor. ama biz peygamberler, bu konuda ısrarcıyız. genelde göğün yedi kat üstüne yükselir, yedi kat perde arkasından tanrı'yla konuşuruz...