toplam 11 kişi bulundu. 11 adedi gösteriliyor.
| tuttum | Ephedra |
| tuttum | arakhna |
| tuttum | muhendisolcakadam |
| tuttum | Apeiron |
| tuttum | sheelanagig |
| tuttum | futoo |
| tuttum | egemegem |
| tuttum | lemarc |
| tuttum | vicious |
| tuttum | vkoray |
| tuttum | Spec |
~26 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
korkunun ecele faydası olmadığını madem sen bişeyi beceremeyecen bari heveslilerinin yolunu aç demek istiyo. bu işi en ii yapanlardan biri üstat ahmet altan ve tayfası(taraf)
Türkiyede hala bırakıyoruz yapıyorlar, bırakıyoruz geçiyorlar. Tamamen liberal!
Bırakınız soksunlar;ilişmeyiniz çaksınlar...Uygulamada aynen bu dediğim geçerlidir...
passer değil passeur olmalı
bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler
@slow like honey: sağolasın ama hala laissez faire sormasınlar maliye derslerinde, refah devletine uygun rasyonel kamu maliyesi, doğrudan vergilere dayalı adil vergi politikası, bütçe disiplini, dış borç ödemelerinde kredibilite sorunu, sürdürülebilir büyüme, washington consensusu filan sorsunlar, bu dünyaya gelsinler, tax otonom zone sorsunlar. laissez faire ne yahu?
boşver yazma zaten onu, oradan çıkmaz soru :)
@Aethewulf
her şeyi yazmışsınız efendim söylycek söz kalmamış oysaki yarınki maliye politikası sınavım için yazarak çalışma verimli olabilirdi
:)
o halde laissez faire laissez passer, herkes ne halt isterse ona yapsın kimse de karışmasın demek midir değil midir sorusunun cevabı da esasında "örgütlü bir toplum içerisinde yaşayan insanın özgürlüğü" konsepti içerisinde kendi cevabını bulur. özgürlük ancak ve yalnız örgütlü bir toplum içerisinde yaşamakla mümkün olabilecek bir haklara sahip olma halinin yarattığı sonuç ise bu halde "laissez faire laissez passer" sınırsız serbestiyeti değil, örgütlü toplum içerisindeki insanın objektif olarak erişebileceği en yüksek özgürlüğü ifade eder. bırakınız yapsınlar, normalde engelleyen ve engellememesi gereken insana yönelirken sözün diğer kısmı da geçecek olan insana dairdir. amacı, bireyi devlet karşısında mümkün mertebe özgürleştirerek kendi mutluluk ve refahını aramasını sağlamak bu arada mutluluğu için refahını arayan insanın da mülkiyet özgürlüğünü maksimumda koruyarak devletin üstün kamu gücüyle yaratabileceği otokrasiyi engellemektir. ancak bunun konvansiyonel bütün eleştirilerde belirtildiği gibi zayıf noktası kar maksimizasyonu çerçevesinde hareket eden homo economicus insanın hiç bir durumda varolmaması değil, varolduğu durumlarda kar maksimizasyonunu gerçekten isteyerek tröst, piyasa içerisinde kendi otokrisisini ve dominasyonunu yaratarak, piyasa aklına müdahale etmesi ve neticesinde piyasanın gene bozulması, haksız rekabet, hakim durumun kötüye kullanılması gibi durumlarla piyasanın potansiyeline erişmesini engellemesi, diğer taraftan insanların insan olmakla kazanılan haklarını böyle minimize edilmiş bir devletin sağlayamaması yani sağlık, eğitim olanaklarından yoksun milyonlarca insanın yarattığı sosyal baskıdır.
diğer taraftanda bütün insanların nitelikli bir eğitim alamadığı toplumlar social capital / beşeri sermaye bakımından geriye düştüğünden kalifiye emek ve teknolojiye uygun üretim süreçlerinden geri kalmakta, köleleşmekte, ucuz iş gücüne bağlı -aynı türkiyeden bahsediyoruz- üretim hacmiyle dünya pazarlarında düşük kapasite sergileyerek rekabet edememekte, sosyal yaşam içerisinde suç ve güvenlik paradoksu ile kamu yönetiminde bozulma / corruption ile karşılaşmakta daha önemlisi sosyal istikrarın bozulması sebebiyle "çökmektedir"
böyle bir durum sosyal bir toplumun örgütlenerek oluşturduğu devletin varlık amacına ters olduğu için devletin birincil görevi olan eğitim ve sağlık hizmetlerini vermesi gerekmekte bunun için daha adil vergilendirme politikası ve vergiler eliyle gelirin yeniden dağıtım, dahası piyasaya müdahale ederek efektif, etkin ve adil çalışmasını da sağlaması gerekmektedir. bu da bütçe gerektirdiğinden yeniden düzgün kamu yönetimi ve vergilere geri dönüyoruz ve burada da artık laissez faire liberalizmden ayrılıyoruz.
hayırlısıyla welfare state'e geldik, welcome to the world 1938..
laissez faire, laissez passer, "laissez faire liberalizm" olarak adlandırılan özgürlükçü toplumsal düşüncenin bu şekilde adlandırılmasına sebep olan mottodur.
esasında basit bir aksiyoma dayanır, eğer kapalı bir pazar/sistem içerisinde sahip olunacak metanın bir sınırı varsa ve ihtiyaçlar sonsuzsa, bu halde bireyler tarafından oluşturulmuş toplumun örgütlü ifadesi olan kamu yönetimi/devletin bu sınırlı kaynaklara müdahale ederek, tepeden el değiştirmesinin birinci sonucu piyasa aktörlerine göre daha "güçlü" bir pozisyonda olacağından ve piyasa aktörlerinin tamamından topladığı vergilerle "mülk edinebilme" kapasitesi geniş olduğundan mülke bağlı otokrasisidir. yani devlet mekanizması, kendisini oluşturan bireylerden elde ettiği gelirlerle, üretime/tüketime ve mülkiyet ilişkilerine daha fazla girerek daha fazla sermaye/metaya sahip olacağı veya bu metaları yeniden distrube edeceği için kapalı bir sistemdeki sınırlı meta içerisinde n zamanda dominant duruma geçer ve bu dominant duruma geçiş bireylerin mülke bağlı özgürlüklerini yaşamasını, bireylerin mülkle garanti altına aldıkları özgürlüklerini sınırlar. özgürlüğü yok eder.
ikincil aksiyom ise, devlet otoritesinin temelde bir kamu yönetimi işi olduğu ve kamu otoritesinin de bürokrasi adı verilen örgütlü bireylerle gerçekleşmesinden kaynaklanan "piyasaya müdahale her şeyi bozar"dır. burada devlet yöneticileri omnipotent olarak değil sınırlı akıllarıyla, belirli koşullar altında ve her şeyi öngörmeden piyasaya müdahale ettikleri için, piyasa içerisindeki kaynakların dağılımında orantısızlık yaratırlar, piyasa aklını bozarlar, piyasanın arz-talep içerisinde belirlenen fiyat mekanizmaları da bozulduğu için üretim kapasitesi potansiyelin altında kalır, ayrıca en iyi üreticiler değil bu çarpıtılmış piyasa aklına göre "iyi" yöneticiler ve kurumlar piyasada varolmaya devam ederler. bu da sınırlı kaynakların israfı, yanlış yönlendirilmiş bir piyasa, bozulan piyasa sinyalleri ile iyi yönetim anlayışını bozar, piyasanın kendi "optimum" ve "equilibrium"una erişmesini engellediği için toplamda kamu adına daha büyük zarar yaratır.
üçüncül aksiyom, piyasa içerisinde herkes eğer istediği gibi davranır ve her şeyi yaparsa temelde kendi çıkarlarını düşünen bireylerin kar maksimizasyonu içerisinde piyasanın kendi doğrusunu bulacağı ve sınırlı yapının en efektif şekilde kullanılarak, kötünün ayıklanmasıyla zaman içerisinde piyasanın herkes için kaynakların en adil dağılımını yaratacağıdır.
her üç aksiyomda zorunlu olarak sosyal devlet uygulamalarına ve yüksek vergilere karşı çıkar. vergiler minimalde tutulmalı, sosyal devlet harcamaları hiç olmadığından da devlet eldeki bütçeyi akıllıca ve sadece güvenlik ihtiyacını karşılamak üzere kullanmalıdır.
bütün bu aksiyomlar great depression zamanında, parametrelin bozukluğu ve kapalı sınırlı sistemin ulus-devlet mantığıyla bağdaşsa da dünya ile bağdaşmadığı, bunun yanında piyasaya müdahale edilmezse piyasanın doğal olarak kendi içinde monopol, tröst vesaire gibi oluşumlara yol açarak optimumu bulma noktasından sapacağının anlaşılması gibi nedenlerle geçerliliğini yitirmiş, anthony giddens'a kadar ingilterenin dünyaya en büyük katkısı olan keynes ile denetleyici/düzenleyici devlet - welfare state uygulamaları ile piyasanın dengelenmesi genel kabul görmüştür.
ne zamana kadar? 1970 krizi ve arkasından bilişim teknolojisindeki devrime kadar.
klasik iktisatın bir öğretisidir. (liberal öğreti) kısacası, devletin görevinin sadece jandarmalıkla sınırlı kalmasını ve ekonomiye asla müdahil olmaması gerektiğini öğütleyen adam smith'in bir sözüdür. bu anlayış çıktığı tarihten itibaren bir çok tepkiyle karşılanmıştır. tarihçi okul ve kurumcu iktisatçılar bu öğretiye kısmi tepki gösterirken (serbest dış ticarete karşı milliyetçi koruma politikaları), marksist ideoloji ise bu öğretiye tam bir karşı duruş niteliğinde çıkmıştır.
iktisadi düşünce tarihi hocasının dilinden düşürmediği cümle...türkçesi varken nie inatla fransızcasını sölüo anlamış deilim...ben telafuzda sorun yaşıyorum...
invisible hand..
marx a göre bu el de bir capital eli.
aslında laissez faire laissez passer asla özgürlükçü değil. herzaman için bir eli bir tutanı bir bourgeoise si var.
bitmez bu çile anlamına geliyor:) daha iktisat-1, üç sene daha var bitmeeeeeeeeez!:)